İçeriğe geç

Ruh Katilleri ve Maktuller

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Ruh Katilleri ve Maktuller

Bölüm 3

2. Bölüm: Sahtelik

"Kötülüğümüz içimizde bizim, içimizse kurtulamıyor kendi kendisinden."

Montaigne

İkinci Bölüm;

Özünde; herhangi biriyle kurulan her türlü iletişim, psikoloji için oynanan bir kumardan başka bir şey değildi. Biriyle tanışırken risklerin en büyüğü alınır ve mesele yokmuş gibi davranılırdı, en azından Öniz'in hatırladığı eski dünyada bu böyleydi. Tanıştığınız kişi hayatınızı mahvedebilir, duygularınızı acımasızca kullanabilir, psikolojinize ağır zararlar verebilirdi. Öniz herkesin yolunun, bir şekilde onlarla kesiştiğine inanıyordu. Herkesin ruh katillerinin maktulleri olduğu kadar, ruh katilleri de olduğunu düşünüyordu. Çünkü çoğu kişi öldürüldüğü yerden başkalarını da öldürür ve oynanan bu kumarı kaybetmelerini sağlardı.

Birileri illaki kaybetmek zorundaydı.

Sırf kaybedilme ihtimali var diye, bu psikoloji kumarı hiç oynanmamalı mıydı? Bu, sonu kötü biten bir hikayenin kalan tüm sayfalarını hiçe saymak gibiydi, sonuçta hikayenin kalanı size keyifli anlar yaşatmış olabilirdi. Sırf sonu yüzünden koskoca bir hikayenin gözden çıkarılması ne kadar doğruydu?

Öniz kitabını bir köşeye bırakıp yeniden düşüncelerin sonsuz boşluğuna kendini bırakmıştı. Kütüphanede onunla konuşmaya çalışan kızı düşünüyordu yine. Şimdiden her şey fazlaca yanlış ve mantıksız gelmeye başlamıştı. Kız yalnızca ona bir kitap önermeye çalışmıştı, bunda cezai işlem uygulanacak herhangi bir şey göremiyordu. Üstelik Öniz bundan herhangi bir rahatsızlık duymamıştı. Şu an kitaptan okuduğu elli sayfadan da gördüğü üzere önerdiği kitapta zararlı bir şey de yoktu, aksine sevmişti Öniz. Bir anda insanların psikolojileriyle iç içe olmak zorunda kalmıştı, dolayısıyla kitap ona bir nevi ilaç gibi gelmişti. Üstelik akıcı ve ilgili çekiciydi.

Artık kıza haksızlık edildiğine emindi ve içten içe vicdan azabı duymaya başlamıştı. Onun yüzünden değildi belki ama yine de onlara karşı koyabilir, bir rahatsızlık duymadığını belirtebilirdi. Nereden bilebilirdi ki? Her şey bir anda gerçekleşmiş, kendini her şeyin tersine döndüğü bir dünyada bulmuştu. Henüz şaşkınlığını yeni yeni yaşarken o garip anda bu kadar bilinçli olması beklenemezdi. Hem bu kızı kurtarmış olsa bile kim bilir onun gibi kaç kişi daha vardı? Özünde bu sistemin bir sorunuydu, sahi böyle saçma bir sistemin içine nasıl düşmüştü?

Öniz hâlâ her şeyi zihninde kurgulama ihtimalinin olduğunu biliyor fakat üzerinde düşünmeye korktuğu için onu rafa kaldırmayı tercih ediyordu.

Parmak uçlarıyla şakaklarını ovalarken zihninin yorulduğunu derinden hissetti. Normalden de fazla düşünmüştü çünkü normal olmayan bir durumun içindeydi. Kafayı yemesi işten bile değildi. Hem bir anda değişen yargı sisteminin kaynağını, hem de bu yargı anlayışının saçmalığını düşünüyordu.

Ailesinin geldiğini kapıdan gelen anahtarın deliğe girme sesinden anladı ve bu, zihnini biraz olsun toparlaması için bir fırsat oldu. Annesi de babası da aynı hastanede doktorluk yapıyorlardı, bundan dolayı bazen çıkış saatleri rast gelebiliyordu. Bir takım anlaşılmaz uğultu sesleri aralarında konuştuklarını gösteriyordu. Öniz dinlemek için herhangi bir çabada bulunmadığı gibi onları karşılamak için de harekete geçmedi. Genelde onlar kapıdan başlarını uzatır, selam verip sırf sormak için halini hatrını sorarlardı. Öniz'in cevapları "İyi." veya "Aynı."dan öteye geçmez, zaten ailesi de ötesini aramazdı. Eğer okuldaki herhangi bir sınavın sonucu geldiyse iş değişirdi. Çalışması gerektiğiyle ilgili uzunca bir nutuğun ardından aşağılayıcı bir takım cümleler, onları dinlemeye bile çalışmadığıyla ilgili sitemler duyar ve ondan bir halt olmayacağı vurgusundan sonra konuşma sonlanırdı. Ailesiyle ilişkisinin özeti buydu. Ruhsal olarak fazlası vardı, hatta epeyce fazlası... Bunların üzerinde düşünmek, deli olma ihtimalini düşünmekten bile daha korkutucu gelirdi ona. Farkında olmasa da kaçardı bundan. Kabullenir, alışır ve aynı şeyler yaşanmaya devam ederdi. Öniz alıştığından olsagerek bugün yaşadığı garip olayların gölgesi içinde ailesinin tepkisinde herhangi bir değişiklik olacağını düşünmemişti.

Kapısı tıklatıldı ve ardından usulca açıldı. Kafasını uzatan annesi yüzüne hafif ama etkileyici bir gülümseme takınarak "Nasılsın oğlum?" dedi. Ardından içeriye girdi ve peşi sıra da babası geldi. İkisi de yanına yanaşarak Öniz'in yüzüne sevgi dolu bir gülümsemeyle baktılar. "İyi görünüyorsun oğlum." diyen babası sırtına elini koyup onu omzuna çekti. Öniz çekingen bir şekilde kaskatı kesildi ve şaşkınlıkla onlara baktı.

"Bir şey mi oldu?" dedi annesi kendi tavırları yerine onun tavrındaki garipliği yakalayarak. Daha önce yüzünde herhangi bir yara izi olsa bile fark etmeyen ailesi bu durumu fark etmişti. Gerçekten bugün gariplik sınırını iyiden iyiye aşmaya başlamıştı.

"Bize anlatabilirsin babacığım."

"Hayır." dedi Öniz toparlanarak. "Bir şey olmadı."

Oysa çok fazla şey olmuştu. Mesela bir anda herkes insanların psikolojileriyle ilgili fazla hassas davranmaya başlamıştı, insanlarla tanışmaya çalışmanın cezası vardı, artık dünya buz gibi bir yere dönüşmüştü ve ailesi onu azarlamak dışında birkaç dakikadan daha uzun süre konuşmaya yeltenmişti.

Öniz her zaman yaptığı gibi tüm bu soru işaretlerini zihnine hapsedip dışarıya yalanlar söyleyerek hiçbir şeyi belli etmedi. Ailesi oldukça ısrarcı davranmış, defalarca kere başına herhangi bir şey gelip gelmediğini sormuş, onlara anlatabileceğini söylemişlerdi. Öniz'e ailesinin ilgisinden bunalacağını söyleseler asla inanmazdı ama olan tam da buydu. Bir anda tüm insanların başına saksı düşmüş gibiydi. Hem de ne saksı, diye içinden geçirdi ve kafasından dumanlar çıkmasına ramak kaldığını düşündü.

Akşam yemeğinde her şey hâlâ güllük gülistanlıktı ve Öniz buna hiç alışık değildi. Sanki her an anne babası birkaç saatliğine ona küçük bir oyun oynadıklarını söyleyip tekrar eski hallerine döneceklerdi. Bunun olma ihtimalinin sürekli bu halde olmaları ihtimalinden daha yüksek olduğunu düşünüyordu. Sürekli gülümsemekten nasıl çeneleri uyuşmuyordu? Gerçi o yüz kaslarının fazlaca gergin kalmaktan uyuşmadığına da tanık olmuştu. Keza ona alıştığı için böylesi daha garip geliyordu. İkide bir anne babasına şüpheli bakışlar fırlatıyor, yakalamalarından korkup hemen geri çekiyordu. Yeni bir sorguya girmeye hiç hazır değildi.

Ne oldu oğlum? İyi misin oğlum? Bir şeyin var mı oğlum? Bize anlatabilirsin oğlum...

Sen de hiçbir şeyden memnun kalmıyorsun Öniz.

Sahiden de öyle miydi? Öniz yemek yerken bunu düşündü. Ailesiyle olan iletişimsizliğinden yakınırken şimdi fazlaca ilgili davranışlarından şikayetçiydi. Sanki eksik bir şeyler vardı.

Böyle hissetmesinin elbet bir sebebi vardı fakat bu sebep, her durumda şikayet edecek bir şey bulma eğilimine sahip olması değildi.

Yemekte ailesinin dikkatini çekmemek için mutluluğunu korumaya çalıştı. Eskiden bunun için çaba göstermezdi, dikkat çekmemesi olağan akışa uygundu. Her şey fazla ani değişmemiş miydi? Kızın başına gelenler onu üzse de ailesiyle ilgili olanların bir nebze olsun hoşuna gittiğini inkâr edemezdi. İçindeki o küçük çocuk avucuna hapsettiği kelebekleri ruhuna salıyor ve mutluluk saçıyordu. O memnundu çünkü bunu o istemişti. Her gece içten içe sadece hakaret ederken kendisini umursamamalarını dileyen o masum çocuktu. Genç olmaya yaklaşan Öniz ise kuşkucu davranıyor, bu durumdan çekiniyordu.

Yemekten sonra yeniden odasına çekilirken annesinin arkasından seslendiği duydu: "Film izlemeyi düşünüyoruz, babanla bana katılabilirsin canım." Öniz böyle bir teklifi beklemediğinden ne cevap vereceğini bilemedi. Sonunda "Olabilir." diyerek odasına çekildi ve şaşırtıcı olaylarla dolu dış dünyadan kendini tamamen izole etti.

Öniz sahiden de kafayı yiyorsun, tüm bunların başka bir açıklaması olamaz.

Yatağına uzanıp öylece tavanı izledi ve zihnindeki karmaşaya yeniden dahil oldu. Ailesiyle yaşadıkları bardağı taşıran asıl damla niteliğindeydi. Öniz kütüphanede yaşadıklarını kolayca unutabilirdi. Kendini hayal kurduğuna inandırır, zamanla da zihni bir rüya veya düşünce olarak kodlardı yaşananları. Gün geçtikçe üzerindeki etkisi azalır ve kendi kendini kandırırdı. Akabinde zihni yalanlara inanır ve onları gerçeğe dönüştürürdü.

Kim bilir böyle kaç gerçek vardı? Yalanlarla sarılıp paketlenmiş ve zihnimizin bize gerçek diye yutturduğu...

Ailesinin tavrındaki ani değişim ise çok daha farklı ve sıradışıydı. En başta içerden bir değişimdi ve bugün hayal kuruyor olsa yarın bir gün gerçeği görecekti. Hem kabullenemediği bir şey üzerinde böylesine detaylı hayaller kurması hiç mantıklı değildi. Ailesiyle yaşadıklarının onun gözünde daha büyük etkiye sahip olması bu yüzdendi.

Su içmek üzere mutfağa doğru hareketlenirken zihninin sesini biraz olsun susturmak istedi. Pek başarılı olamasa da bunun hafif de olsa bir etkisi olmuştu. Suyu içtikten sonra odasına dönmek üzereyken kendi odasından çıkan annesiyle karşılaştı. O an yeniden o yüz ifadesini gördü ve bununla beraber her şeyi zihninde kurgulama ihtimali de hemen kendini gösterdi.

İşte yine o suratsız ve gergin ifade... Az önce yaşananların tek bir anı bile gerçek değildi Öniz. Bunu isterdin, tam da bu sebeple böylesine gerçekçi yaşadın. Ama işte yeniden her şey yine eskiye döndü.

Ardından annesi onu gördü ve yüz ifadesi hızla değişti, saniyeler içinde mutluluk dolu ifadesini takındı. Bu stabil ifade artık etkileyiciliğini yitirmiş sayılırdı. Üstelik sahteleşmeye başladığını hissediyor, kalıplaşmış bir maskeye benzetiyordu bu duygu ifade etmeyen yüzü.

"Bize katılacak mısın?" dedi annesi filmi ima ederek.

"Başka zaman." dedi Öniz aynı sahte gülümsemeyle. "Biraz ödevim var."

"Nasıl istersen anneciğim. Yardıma ihtiyacın olursa bize seslen."

Konuşmaları bitince diğer odaya doğru ilerledi ve o anda Öniz tekrar aynı ifadeyi yakaladı. Aynı kupkuru, cansız, her gün görmeye alışık olduğu ifade onunla konuşmayı kestikten hemen sonra yeniden yüzüne yerleşmişti. Gerçek buydu. Gerçek ne kadar gizlense de elbet nefes almak isteyecek ve böyle yakalanması güç anlarda ortaya çıkacaktı. Ailesi aynı ailesiydi, değişen sadece maskelerdi.

Öniz buna değişen yargı anlayışının sebep olduğunu pekala biliyordu. Ailesini böylesine ilgili yapan polisler tarafından suç üstü yakalanma korkusuydu.

Bu muydu yani? İnsanların psikolojilerini, zihinlerini böyle mi korumayı planlamışlardı? Herkesin yüzüne zorla maskeler takarak, korkutarak, gerçek yüzlerini gizlemeye zorlayarak elde ettikleri şey sağlıklı iletişim miydi? Veya insanların birbirlerinden böylesine uzak durmaları, iletişimi sağlayacak en ufak etkiden böylesine korkar olmaları mı iyiydi? Yargı, kaybetme ihtimali için kumardan vazgeçirmişti herkesi. Sonunda soğuk, kupkuru, içine kapanık canlılara dönüşmüşlerdi. Mecburen bağlantıları olan insanlara karşı ilişkileri de baştan aşağıya sahtelik kokuyordu.

Öniz'in içindeki çocuğun sevincine rağmen kuşkulu olmasının sebebi tam olarak buydu çünkü artık yeni bir kelimeyle tanışıyordu. Daha doğrusu bu kelimenin gerçek anlamını yeni kavrıyordu.

Sahtelik... İnsan psikolojisini koruyan yargı sisteminin doğurduğu en bariz sonuç buydu ve Öniz bu tanışıklığı yoğun bir hayal kırıklığıyla karşıladı.

🗣️

Bölüm sonu

5 yorum