İçeriğe geç

Ruh Kapanı

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Ruh Kapanı

Bölüm 3

19 KASIM 2020

Eskiden olsa saatin gıcırtılı sesi beni deli ederdi. O her zaman başımıza bela ettiği tik-tak sesinden bahsetmiyorum. Hani şu altına oturduğumuzda ya da yanında bulunduğumuzda sanki binlerce arının içindeymiş hissi veren sesi var ya ondan bahsediyorum. Dileğimi dilediğim günden bu yana saatin sesini sadece sokağın başındaki saat kulesi sayesinde duyuyorum. Artık saate ihtiyaç duymuyoruz. Bugün yeni bir gün, eski bir tarih. Zamanın geçmesinden endişe duymayarak esen rüzgârın perdemi uçuruşunu izliyorum. Zamanın içinde değil de hayatın içinde kaybolmuş gibiyim. Zamanın akması artık bir şey ifade etmiyor. Dün Can'ı evine bıraktıktan sonra adımlarım beni tekrar uçuruma götürdü. Bunu nasıl yaptılar bilmiyorum ama kendimi bir anda karanlıkta, tek başıma uçurumda buldum. Sanırım bu dünyada kendimi ait hissettiğim tek yer uçurum. Denizin dalgalarını hırçınca kayaya çarpışını, gökyüzünün her gün, her saat farklı renkler taşımasını seviyorum. Dün uçurumdan ayrılmadan önce bunun son gelişim olduğunu düşünmüştüm. Ama değildi, bugün tüm olanlara rağmen sabah kalkar kalkmaz uçuruma koşmuştum. Her gün gördüğüm gökyüzü bugün daha karanlıktı sanki. Yanından geçtiğim şemsiyeli kadının yüzü asıktı, denizin bile dalgaları daha hırçındı. Batak dayanmaya çalıştığım acıyı hissetmiş olabilir miydi? Uçuruma vardığım ilk an dayanamadım, ayaklarım beni taşımadı ve yere, dizlerimin üzerine çöktüm. Gökyüzüne bakarken artık tamamen yalnız olduğumu biliyorum. Ne kadar süre gökyüzünü izlediğimi tahmin edemiyorum ama bir süre sonra çalıların arkasından birkaç kahkaha işittim. Ben daha ayağa kalkmaya fırsat bulamazken bir grup erkek uçurumun benim olduğum tarafına geçti. Üstelik üstlerinde pantolondan başka hiçbir şey yoktu. Göz göze geldiğim ilk kişiye baktım. Burası sadece benim bildiğime inandığım bir yerdi, onlar burada ne yapıyorlardı? Koyu kestane saçları olan bir çocuk bana bakarak yanındaki arkadaşlarını dürttü. Birden hepsi durup bana baktılar. "Burada yalnız olacağımızı düşünmüştük." Omuz silkerek cevap verdim. "Olabilir ama ben varım." Aralarından birkaç tanesi yanlarında getirdikleri üstlerini giyerken konuşan çocuk ensesini kaşıyarak gözlerini denize çevirdi. "Yamaç dalışı yapmak için gelmiştik. Sende bize katılmak ister misin?" Cevap vermeden önce hepsinin yüzünü teker teker inceledim. Üç tanesi benden cevap beklerken geriye kalan ikisi çoktan koşarak denize atlamışlardı. Nasıl olsa bugün saat on ikiyi gösterdiğinde onlarda beni unutacaklardı. Bu yüzden "Neden olmasın?" dedim. Benimle konuşan koyu kestane gülümseyerek iki adımda yanıma geldi. "Ozan ben, tanıştığımıza çok sevindim." Ona geçiştirici şekilde başımı salladım. Ardından üzerimdeki bluzu tek seferde çıkardım. Üstümde sadece sporcu sutyenim ve eşofmanım varken onlara dönmeden sordum. "Önden atlamak ister misiniz, yoksa ilk ben mi atlayayım?" Arkamdan birinin "Önden buyur" diye mırıldandığını duydum. Duyar duymaz ise koştum. Koşabildiğim kadar, son enerjime kadar, koştum. Gözlerim sadece denizi mercek altına almışken ben rüzgarla yarışa girdim. Ve en sonunda ayaklarımın altındaki kaya sonlandı. Ben hızını kestiremediğim bir düşüşle aşağı doğru düştüm ve saniyeler içinde denizle buluştum. Eğer Can'a âşık olmasaydım; aşkı denize duyduğum duygu olarak tanımlardım. Denize olan sevgim neden bu kadar fazla bilmiyorum, tek bildiğim benim için içime çektiğim nefesten farksız olması. Her ne kadar biraz daha denizle iç içe kalmak istesem de ciğerlerim çoktan yanmaya başlamıştı. Bu yüzden yüzerek bana en yakın olan kayalığa çıktım. Gözlerim gökyüzüne dalmışken rüzgâr çoktan ıslak bedenime saldırmaya başlamıştı. Bu yüzden biraz orada oturup tekrar uçuruma çıktım. Niyetim kimseyle muhatap olmadan kıyafetimi alıp gitmekti. Ben tam yere eğilip kıyafetimi alacağım sırada titreyen bedenime bir havlu bırakıldı. Umursamadan uçurumdan ayrılmak için adımladım. "Bize adını söylemeyecek misin?" Adımlarım anında durdu. Aynı zamanda zamanında durduğunu hissettim. Derin bir nefes almaya çalıştım ama olmadı, beceremedim. Güç bela birkaç adımla arkamı döndüm. İşte o an kalbim tekrar atmaya başladı. Gözlerim bu evrende gördüğüm en güzel yeşillere kilitlendi. "Sena, adım Sena." O an nasıl konuştuğuma inanın şaşırıyorum. Çünkü onun gözleri bana bakarken kalbimin çaldığı müzikten başka hiçbir şey duyamıyorum. O beni öldürmeye yemin etmiş bir katil gibi hiç beklemediğim anda kocaman bir kahkaha atıyor. Eş zamanlı kalbim olabilirmiş gibi müziğini daha da arttırıyor. "Çok memnun oldum." Orada durmuş ona bakarken konuşmaya çalışamazdım. Çünkü bunu yapamayacağımı biliyordum. Bu yüzden sadece onu izledim. Sadece birkaç saat görmeme rağmen nasıl bu kadar özlerdim? Kıvırcık saçlarını, yeşil gözlerini, kıp kırmızı dudaklarını izlerken nasıl olurda kalbim hala atmaya devam edebilirdi? Ona bakmaya o kadar doyamıyorum ki, üşüdüğümü bile son anda fark ediyorum. Sanırım o üşüdüğümü benden önce fark etmiş. Hiç beklemediğim bir anda aramızdaki mesafeleri aşıyor ve üzerinden çıkardığı yeşil ceketini ben daha ne olduğunu anlamadan üzerime giydiriyor, hem de kendi elleriyle! Titreyen sesime inat zorlukla konuşuyorum. "Sen adını söylemeyecek misin?" Dudakları hafif bir şekilde kıvrılıyor. "Can." Arkadaşları nerede, ne yapıyor hiç bilmiyorum, umurumda da değil. O an sanki uçurumda sadece ikimiz varız. Hala omzumda durmaya devam eden eli kalbimi yavaşlatsa da konuşuyorum. "Benim gitmem gerekiyor." Son kez âşık olduğum ve dünyaları içinde barındırdığına inandığım gözlerine bakarken gitmem gerektiğini biliyorum. "Yarın seni tekrar görebilecek miyim?" Yüzüme çarpan nefesine karşı yutkunuyorum. "Eğer beni hatırlarsan görebilirsin." Dudaklarında kocaman bir gülümseme oluştu, ıslak saçlarımı geriye attıktan bir süre sonra konuştu. "O zaman görüşeceğimize emin olabilirsin." Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Çünkü onun beni tekrar tekrar unutacağına en çok ben şahit olmuştum. "Umarım, umarım görüşürüz Can." Dolan gözlerime şaşkınlıkla baktı. Ardından hiç beklemediğim bir şey yaparak bana sarıldı. Bu sefer daha çok ağladım. Hıçkırıklarım benden habersiz çoğaldıkça çoğaldı. Onun eli saçlarımı okşarken ben bunun kaçıncı son sarılmamız olduğunu düşünüyordum. Bu seferde son kez onun kokusunu ciğerlerime doldurdum. Ardından o daha ne olduğunu anlamadan koşar adımlarla uçurumdan ayrıldım. Bugün onunla karşılaşmayı beklemiyordum. Dün ona veda ettikten sonra bir daha görüşeceğimizi düşünmemiştim. Ama yine buradaydı. Onunla her gün tanışıp her gün ayrılmak dilediğim dileğin bir bedeli olabilir miydi? Oysa ben dileğimin bedelini onu bırakarak çoktan ödediğimi düşünürdüm. Eğer bir dilek hakkım daha olsaydı; tanıştığım insanların ertesi gün olduğunda beni unutmamasını isterdim. Ama ben bile bunun bencilce olduğunu düşünüyorum. Eve geldiğimde vücudum soğuktan resmen buz tutmuştu. Üzerimde hala eşofman ve ceket dışında bir şey yoktu. Sıcak bir duş vücudumu ısıttı ama her şeye rağmen soğuyan kalbime çare bulamadım. Yatağa yatıp gözlerimi kapatırken yarın gün doğduğunda Can'ın beni tekrar unutacağının bilincindeydim.

_ / _ / _

Bugün gün doğduğunda tekrar uçurumun kenarına gittim. Gün batana kadar sessizlik bana eşlik etti. Tüm gün orada olamama rağmen uçuruma tek bir kişi gelmedi. Can tekrardan beni unuttu ve ben eve yine tek başıma döndüm.

_ / _ / _

Bölüm sonu

2 yorum