Yatağımda kıvrılmış yatarken gözyaşlarım yastığa akıyordu. Babamın öfkeli davranışları ve annemin çaresiz feryatları evin her köşesini sarsıyordu. Artık dayanamıyordum. Bu kâbustan, bu cehennemden kurtulmak istiyordum. Artık hiçbirini kaldırabilecek güçte değildim. Yaşadıklarım bana fazla geliyordu ve içimde taşıyordu. Her saniye daha da boğuluyormuş gibi hissediyordum. Aldığım nefes bana acı veriyordu.
Başımı yattığım yerden kaldırıp artık her şeyin son bulması için ilk adımı attım. Artık bu evden kaçacaktım. Ayağıma yırtık botlarımı takıp hevesle camdan atladım bir yandan sonuna kadar açık olan pencereye bakıyordum bir yandan da koşuyordum. Artık ev tamamen gözden kaybolunca sevinç çığlıkları atmaya başladım.
Peki, ben bunu neden daha önceden yapıp kaçmamıştım? Adımlarım yavaşladı ve bir banka oturdum. Bakışlarım etrafımdaki evlere kaydı hepsini teker teker incelerken bir evin penceresinde bir kadın fark ettim. Bana bakıyordu, aslında çok tanıdık bir yüzü vardı. Bana bakmayı hiç bırakmadan eline bir telefon aldı ve telefonda birisiyle konuşmaya başladı.
Gözlerimi kısıp daha dikkatli baktığımda o kadını tanımıştım. Banktan acele ile sıçrayarak kalktım ve koşmaya başladım. Beni kimsenin göremeyeceği bir yere gelene kadar koştum. En sonunda durup soluklandım. Demin gördüğüm kadın annemin arkadaşıydı ve kesinlikle annemle konuşuyordu. Sessiz bir şekilde başım önde beklerken bir ses duydum. Babamın sesi…
“Seni ne kadar aradığımızdan haberin var mı?”
Yaşadığım şokun etkisinden çıkamamıştım. Konuşmuyordum sadece başımı iki yana sallayarak ağlıyordum. Özgürlüğüm elimden bir kere daha alınmıştı. Başımı yıldızlara çevirerek saymaya başladım. Ben özgürlüğü olamayacak kadar suçlu bir çocuktum.
Her şeyim hazırdı Aras da zaten az sonra burada olurdu. Köyde kalacağımız yeri bulmuştuk. Eski bir ev var o evin sahibinden izinli bir şekilde kalacaktık. Eşyalarıma son bir kez baktıktan sonra aşağı doğru koşarak inmeye başladım. Aras gelmiş ve beni bekliyordu. Bekletmeden yanına oturdum ve ona döndüm. “Hadi gidelim.”
***
Aras kasabadaki jandarmalar ile konuşurken bende evlere doğru yürüyordum. Kasabada nerdeyse herkes bize perde arkasından bakıyordu ve bu biraz rahatsız ediciydi. Kalacağımız eve doğru yaklaşıp kapıyı araladım. Burnuma ve ağzıma gelen tozlarla birlikte öksürmeye başladım. Çantamı yere atıp ışıkları açacaktım fakat ampul patlaktı. “Çalışan bir alet var mı?” diyerek mırıldandım. Evde daha fazla bekleyemezdim. Bana doğru gelen Aras’a dönerek
“Sen evin ampulünü değiştir ben geliyorum.” Kafasını sallayarak arabaya doğru yürümeye başladı. Arabada ampul mü taşıyordu? Kaşlarımı havaya kaldırıp önüme döndüm. Geldiğimden beri bizi pencereden izleyen kadına dik dik baktım ve evlerine doğru koşup kapılarını çaldım.
Kapı açılmıştı ama kadının sadece gözlerini görebiliyordum. Kapıyı biraz daha aralamak için öne atıldığımda kapı üzerime kapandı. Gözlerimi devirerek iç çektim. Arkamı döndüğümde kapı açıldı aynı kadın bana bakıyordu. Kaşlarımı çatarak bakmaya başladım. Açacaksan niye kapattın? Aramızdaki sessizliği bozarak konuşmaya başladım.
“Size birkaç soru sorabilir miyim?”
“Gidin kasabamızdan.” Ha?
“Ne?”
“Bizim kasabamız yıllarca çok sessiz bir kasaba olarak kaldı ama siz bunu bozuyorsunuz!” Artık bağırarak mı cevap verecekti?
“Bakın biz burada bir olayı çözmeye geldik ve sizin huzurunuzun bozulması şuan umurumda değil.”
Kafasını iki yana sallayarak kapıyı yüzüme kapattı.
Neyse ki, bu olay beni pes ettirecek değildi. Olayın çözümü için bu kasabada kalmam gerekiyordu. Bu nedenle, başka bir çözüm bulmam gerekiyordu.
***
“Pes ediyorum artık yeter!”
Çaldığım her kapı yüzüme kapanıyordu bu olayı bilen biri bile konuşmuyordu. Küçücük çocuktan bile azar yemiştim.
15 dakika önce
“Selam senin adın ne bakalım?”
“Beni yalnız bırak ve nerden geldiysen oraya geri dön!”
“Sadece 1 soru soracaktım ama…” parmağıyla kasaba çıkışını gösterip beni itti.
“Sen nasıl bir çocuksun öyle!”
Ellerimi belime bağlayıp ne yapacağımı düşünmeye başlarken girişten gelen Aren’i gördüm. NE GERÇEKTEN Mİ? Aren’in yanına hızlı bir şekilde yürümeye başladım sonunda yanına vardığımda kaşlarımı çatarak bakmaya başladım. Beni görünce gülmeye başladı
“Benim çözmeye çalıştığım her davada olmak zorunda mısın?”
“Bir şey bulabildin mi?”
“Hayır, kasaba halkı sağ olsun çok yardım ettiler.” Yanımdan geçerek ilerlemeye başladı.
“Birde ben bakıyım zaten ilk ben çözeceğim.” Kaşlarımı çatıp sesli bir şekilde nefes verdim. Arkamı dönüp yürüdüğü yere kadar koşup ona yetiştim.
“Nerede kalacaksın?” Bir yandan konuşup bir yandan hızına yetişmeye çalışıyordum. Soruma cevap vermeyince onun gittiği yönün tersine gitmeye başladım. Ormanlık alana doğru ilerliyordum. Güzel… Ağaçlara dikkatlice bakarak ilerlemeye başladım. Bazı ağaçların üstünde kanlar vardı ama oldukça eski duruyorlardı. Aklıma Aras’ın dedikleri geldiğinde olduğum yere çakıldım.
“İlk ve ikinci olarak ortadan kaybolan kişiler en son gölün orada görülmüş iki seçenek var ya birisi onları oraya getiriyor ya da gerçekten göle düştükleri için kayıplar”
O göl oraya gitmeliyim. Arkamı dönüp gitmeye hazırlanıyordum ki nerden geldiğimi unuttum. Ben kayboldum mu şimdi? Elimle alnıma vurup yürümeye başladım. Arkamdan gelen sesle gülümsedim onu daha erkenden yakalayacaktım sanırım. Arkamı döndüğümde gelenin Aren olduğunu görünce afalladım.
“Senin ne işin var burada?”
“Benimle konuşurken ormana girip çıkmayınca endişelenmem normal değil mi Umay?”
“Ama ben çıkışı bilmiyorum ki.”
“Tahmin etmek zor değil ben biliyorum yolu gel.” Tam peşinden gidecektim ki benim soruma cevap vermediği geldi.
“Soruma hala cevap vermedin?” kaşlarını çatıp sormamı bekler gibi durduğunda bekletmeden sordum “Nerede kalacaksın?” bana bu muydu der gibi bakıyordu.
“Bir yer ayarladım bende senin gibi.” Kafamı ikna olmuş bir şekilde salladım.
“Hadi gidelim.” Önden giderken benimde arkasından geldiğime emin olmak için arada arkasına bakıyordu. Ormandan çıktığımızda hava kararmıştı şimdi gitsem bile kanıtları yok edebilirdim. Yarın bakmam lazımdı. Kendi kalacağım yere doğru yürürken bir yandan da onun nerde kaldığını öğrenmek için arada arkamı dönüyordum. Sonunda geldiğimde kapıyı tıklayıp duvara doğru yaslandım.
Kapının açılması ile kendimi içeri attım. Ampulü yapmıştı ve etrafı toparlamıştı. Kafamı şaşkınlıkla sallayıp Aras’a baktım. Aras ise koltuğa oturup telefonunu bakmakla meşguldü.
“Hoş buldum Aras sorduğun için çok teşekkür ederim.” Kafasını ciddi ciddi salladığında güldüm ve yanına oturdum telefonunu koyup bana döndü:
“Bir şey bulabildin mi?”
“Bu kasabada mı? Zor…” “Birde Aren de gelmiş inana biliyor musun?”
“Evet, inana biliyorum ikiniz sürekli zıtlaşıyorsunuz.”
“Ama bu davayı ben aldım!”
“Sende sırf onun sinir olması için bir davasını almıştın hatta ondan önce çözmüştün.” Doğru.
“Benim uyumam lazım iyi geceler.”