- bölüm
Doğum günü partimin üzerinden tam üç hafta geçmişti ama odamın içindeki o hayali kan kokusunu hâlâ temizleyememiştim.
Hayatımın geri kalanı, dışarıdan bakıldığında son derece sıradan akıp gidiyordu. Okula gidiyor, sıralarda oturuyor, öğretmenlerin anlattığı dersleri dinler gibi yapıyordum. Fakat zihnimin içi, o yağmurlu çıkmaz sokağın haritasını ezberlemekle meşguldü. Arkadaşlarım kantinde kahkahalar atıp hafta sonu planları yaparken, ben gizlice telefonumdan şehrin haritasını açıyor, o vizyondaki eski tuğlalı binaları ve dar sokakları bulmaya çalışıyordum.
"Kafasını parmaklıklara sıkıştırmış, çok komik..."
Selin’e söylediğim o aptalca yalan, her gece rüyamda bumerang gibi dönüp yüzüme çarpıyordu. Keşke öyle olsaydı. Keşke ruh eşim sadece sakar bir çocuk olsaydı; bir katil değil.
"Lavin, yine uzaklara daldın."
Sınıf arkadaşım Taylan’ın sesiyle irkilerek önümdeki boş deftere döndüm. Dersin bitiş zili çoktan çalmıştı ve sınıfta neredeyse kimse kalmamıştı.
"Hiç," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. Defterin köşesine farkında olmadan çizdiğim o gümüş renkli, ucu sivri bıçak karalamasının üzerini hızla karaladım. "Sadece... biraz yorgunum."
"Doğum gününden beri bir garipsin," dedi Taylan, çantasını omzuna takarken. Gözlerinde samimi bir merak vardı. "Ruh eşini gördükten sonra insanların içine bir neşe gelir, heyecanlanırlar. Sen ise sanki bir hayalet görmüş gibisin."
Bir hayalet değil, diye geçirdim içimden. Bir azrail.
"İlk başlarda böyle hissetmek normalmiş, internette okudum. Alışmaya çalışıyorum," diyerek geçiştirdim onu.
Taylan gidince sınıfta yapayalnız kaldım. Çantamı toplayıp koridora çıktığımda, pencerelerden süzülen gri ışık dikkatimi çekti. Gökyüzü ağır, kurşun renkli bulutlarla kaplanmıştı. Şehir, sanki benim zihnimdeki o sahneyi canlandırmak ister gibi yağmura hazırlanıyordu. İçimi tarif edilemez bir huzursuzluk kapladı. O sokağı bulmalıydım. Eğer o cinayet henüz işlenmediyse, belki de bunu engelleyebilirdim. Ya da çoktan işlendiyse... ruh eşimin bir canavar olduğunu kendi gözlerimle görmeliydim.
Okul binasından çıkıp şehrin eski, tarihi mahallelerine giden otobüse bindim. Yağmur, otobüsün camlarına ilk damlalarını vurmaya başladığında kalbimin ritmi hızlandı. Camdan süzülen su damlaları, o gece zihnimde gördüğüm kaldırım taşlarının üzerindeki kan sızıntılarını hatırlatıyordu.
Eski tren garının yakınlarında indim. Burası, vizyondaki o yüksek, nemli tuğla duvarlara sahip binaların olduğu tek bölgeydi. Adımlarımı hızlandırdım. Sokaklar tenhalaşmıştı; insanlar aniden bastıran yağmurdan kaçmak için dükkanların tenteleri altına sığınıyordu. Bense tam tersine, o soğuk suyun beni tamamen ıslatmasına izin vererek ara sokaklara daldım.
Dar bir sola dönüş... Ardından sağa...
Ve birden durdum.
Nefesim boğazımda tıkandı. Karşımda duran sokak, zihnimdeki o çıkmaz sokağın ta kendisiydi. Sol taraftaki yüksek, dökülen sıvalı bina... Karşıdaki çıkmaz duvar... Ve tam ortada, henüz yanmayan ama orada öylece dikilen o eski sokak lambası.
Her şey birebir aynıydı. Tek bir eksik dışında: Yerde yatan bir beden ve onun üzerinde dikilen siyah kapüşonlu silüet yoktu.
"Demek henüz olmadı..." diye fısıldadım kendi kendime. Göğsümden büyük bir rahatlama dalgasının yayılacağını sanmıştım ama yanılmıştım. İçimdeki korku iki katına çıktı. Bu, cinayetin gelecekte işleneceği anlamına geliyordu. Ve ben, katilin kim olduğunu bilmeden onu nasıl durduracaktım?
"Burada ne arıyorsun?"
Arkamdan gelen soğuk, derinden gelen erkek sesiyle olduğum yerde donakaldım.
Bu ses... Zihnimde yankılanan o fısıltıya o kadar çok benziyordu ki, arkama dönmeye cesaret edemedim. Yağmur damlaları saçlarımdan süzülüp yüzüme akarken, arkamdaki kişinin bana doğru adım attığını, ıslak zeminde çıkardığı ayak seslerinden hissettim.
"Bu sokak tekin değildir," dedi ses, bir adım daha yaklaşarak. "Hele ki senin gibi biri için, Lavin."
Adımı söylemişti.
Dehşetle arkama döndüm. Karşımda, siyah bir yağmurluğun kapüşonunu başına geçirmiş, elleri ceplerinde bir genç duruyordu. Yüzünün yarısı gölgedeydi ama kapüşonunun altından bana dikilen o gözleri anında tanıdım.
O soğuk, zeki ve dipsiz iki karanlık kuyu.
Doğum günümde zihnime sızan katil, tam karşımda kanlı canlı dikiliyordu.