İçeriğe geç

ruh eşimin cinayeti

Bölüm 1 · 4 dk okuma

ruh eşimin cinayeti

Bölüm 1

gece yarısı Sırrı

1. Bölüm

Dünyanın en berbat doğum günü partisi, benim on sekizinci yaş günümdü.

Odamın içi; okuldan birkaç arkadaşım, sönmeye yüz tutmuş renkli parti ışıkları, masanın üzerinde duran çilekli pasta ve fonda çalan ama kimsenin dinlemediği kısık sesli bir şarkıyla doluydu. Dışarıdan bakan biri için sıradan, hatta keyifli bir gençlik kutlaması gibi görünebilirdi. Ancak odadaki herkesin gözü, duvardaki eski saatin üzerinde turlayan yelkovandaydı.

Zaman daralıyordu. Ve bu odadaki herkes, benim birazdan yaşayacağım o anı sabırsızlıkla bekliyordu.

Bu dünyada on sekiz yaşına bastığın o kutsal saniyede, ruhunun diğer yarısına ait en karanlık, en utanç verici ya da saklamak istediği en büyük sır zihninde bir sinema perdesi gibi aniden belirirdi. İnsanlar buna "Büyük İtiraf" derdi. Ruh eşlerinin birbirini bulmasını, kusurlarıyla kabul etmesini sağlayan o kozmik bağın ilk adımıydı bu.

Sınıftaki popüler kızlardan Selin, ruh eşinin çocukken süpermarketten gizlice çikolata çaldığını görmüştü; şimdi bunu her ortamda gülerek anlatıyordu. Başka bir arkadaşım ise eşinin lisede kopya çekerken yakalandığı o rezil ve komik anı izlemişti zihninde. Genelde masum, çocuksu, insanı hafifçe utandıran ama günün sonunda aradaki buzları eriten tatlı sırlar olurdu bunlar.

Ben de benzer bir şey bekliyordum. Belki karanlıktan korktuğu bir an, belki küçükken sakarlık yapıp kırdığı değerli bir vazonun sırrı... Ruhumu teslim edeceğim o yabancının insani bir zayıflığını görmeye hazırdım.

Saat gece yarısına son bir dakika kala odadaki gürültü kesildi. Herkes etrafımda yarım bir çember oluşturdu.

"Son otuz saniye, Lavin!" diye fısıldadı biri heyecanla.

Derin bir nefes aldım ve gözlerimi kapattım. Kalbim, göğüs kafesimi yırtmak istercesine hızla çarpmaya başladı. Saniyeler geriye doğru akıyordu.

"On..." dedi arkamdaki kalabalık, neşeyle koro halinde. "Dokuz... Sekiz..."

Göz kapaklarımın arkasındaki karanlıkta hafif bir karıncalanma hissettim.

"Üç... İki... Bir..."

Ve saat tam gece yarısını vurdu.

Zihnimin içindeki o sakin karanlık, bir anda ortadan ikiye yarıldı. Ancak beklediğim o sıcak, samimi bağ yerine, ruhumu doğrudan ele geçiren kemik dondurucu bir soğukluk hissettim.

Zihnime dolan ilk şey bir görüntü değil, keskin duyular oldu. Burnumun direğini sızlatan yoğun bir pas ve ıslak toprak kokusu... Hayır, bu toprak değildi. Bu, metalik ve ağır bir kan kokusuydu. Kulaklarımda ise bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmurun, beton zemine çarparken çıkardığı o monoton, boğucu ses uğulduyordu.

Gözlerimin önüne gelen vizyon netleştiğinde nefesim boğazımda tıkandı, ciğerlerimdeki bütün hava çekildi.

Karanlık, çıkmaz bir sokaktaydım. Duvarları nemli ve küf kokan yüksek binaların arasında, tek bir sokak lambası titreyerek can çekişiyordu. Soluk sarı ışığın hemen altında, yerde hareketsiz yatan bir beden vardı. Göğsünden sızan koyu renkli, yoğun sıvı, yağmur sularına karışarak kaldırım taşlarının arasındaki çatlaklardan süzülüyordu.

Ve o bedenin hemen üzerinde dikilen bir silüet...

Üzerinde tamamen siyah kıyafetler vardı. Yüzünün yarısı, başına geçirdiği kapüşonun bıraktığı derin gölgenin altında gizlenmişti. Sağ elinde, üzerine vuran soluk ışıkla parıldayan uzun, gümüş renkli bir av bıçağı tutuyordu. Bıçağın keskin ucundan süzülen kırmızı damlalar, yerdeki kan gölüne ritmik bir şekilde düşüyordu. Katil, sanki ağır bir yük taşımış gibi derin ve düzensiz nefesler alıyordu. Göğsü hızla inip kalkıyordu.

Tam o sırada, zihnimdeki bu dehşet verici vizyonun içindeki katil, orada olduğumu hissetmiş gibi başını yavaşça yukarı kaldırdı.

Karanlığın içinden iki çift göz, doğrudan benim ruhumun en derin köşesine dikildi.

Soğuk, zeki, hiçbir pişmanlık barındırmayan ve bir o kadar da acı çeken, dipsiz iki karanlık kuyu gibiydi o gözler. Beni gördüğünü, zihnine sızdığımı bildiğini hissettim. O an, aramızdaki o kopmaz ruh bağı ilk kez gerildi ve ikimizin arasında zehirli bir sarmaşık gibi dolandı.

O ölümcül bakışların zihnime kazınmasıyla birlikte acıyla sarsıldım.

"Lavin! Lavin, iyi misin?"

Gözlerimi dehşet içinde açtım.

Odamın sıcak havası, çilekli pastanın kokusu ve arkadaşlarımın neşeli yüzleri bir anda geri döndü. Karşımdaki pastanın üzerindeki mumların sıcak ışığı yüzüme vuruyordu ama ben tepeden tırnağa titriyordum. Alnımdan aşağı soğuk terler süzülüyordu. Ellerim o kadar çok sarsılıyordu ki, onları gizlemek için hemen arkama sakladım.

"Eee?" dedi Selin, sabırsızca öne atılarak. "Ne gördün? Anlatsana! Komik bir şey miydi? Çocukken altını mı ıslatmış yoksa?"

Odada hafif bir kahkaha koptu. Herkes bana bakıyor, benden eğlenceli ya da romantik bir ilk ipucu bekliyordu.

Boğazım kupkuruydu. Konuşmak istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Karşımdaki gardırobun aynasında kendi yansımamı gördüm; yüzüm kireç gibi bembeyazdı, göz bebeklerim korkudan irileşmişti.

Herkes bu dünyada ruh eşinin en insani, en savunmasız sırrıyla uyanıp hayata daha umutla bakardı.

Ben ise az önce, ruhumun diğer yarısının soğukkanlılıkla işlediği bir cinayeti izlemiştim. Onun en büyük, en karanlık sırrı buydu.

Derin bir nefes aldım, titreyen sesimi gizlemek için zoraki bir tebessüm yerleştirdim yüzüme ve yalan söyledim:

"Çok... çok komik bir şeydi. Küçükken bir keresinde kafasını parmaklıkların arasına sıkıştırmış, itfaiye gelmiş. Utancından kimseye söyleyemiyormuş."

Odadakiler neşeyle gülüşüp pastayı kesmeye başlarken, ben arkamda sakladığım ellerimi sıktım. Tırnaklarım avuç içlerime batıyordu.

Zihnimdeki o sahne gitmiyordu. Yağmurun sesi, kanın kokusu ve en önemlisi... o gözler. O karanlık, ölümcül bakışlar tam karşımdaydı sanki.

Benim ruh eşim bir katildi. Ve en kötüsü, o da artık benim onu gördüğümü biliyordu.

Bölüm sonu

4 yorum