O"dedim bende daha anlatamadan sesimden anlamıştı o arkasına geçmemi işaret etti tek kurtuluş yolum oydu dediğini yaptım bir zavallı gibi tek yaptığım onu takip etmekti birlikte küflenmiş mayhoş koridorlardan geçtik bir arabaya binmemi söyledi bu hastaneden sonunda kurtulacaktım
- nereye gitmek istiyorsunuz hanımefendi?
- s-siz diyebildim sadece konuşamadım bu kadar şeyden sonra konuşmak bir mucize idi
- konuşmak istemiyor musunuz hanımefendi?
Yine tek kelime etmedim
- eviniz var mı hanımefendi?
-...
- cevap vermek istemiyor musunuz hanımefendi?
-...
- ben de sustum o zaman hanımefendi
Uzun bir yolculuğa başladık ikimiz ağaçların olduğu bir yola girdik ilk baharın güzel kokuları arabamıza geliyordu gözlerimi kapadım 1-2 haftadır aradığım o huzur buydu nefes aldığımı hissetmiştim sanki bu zamana kadar hiç almamış gibi...
Uyandığımda bir oda da idim 2 kişilik dev bir yatakta yatıyordum hızla ayağa kalktım burası mükemmeldi beyazımsı bir duvar vardı kenarda oldukça hoş duran bir çalışma masası yatağın sağ tarafında tozlu bir sandık sol tarafta ise büyük bir dolap duruyordu bütün eşyalar antika ve oyma ile işlenmişti kapıyı açtım burası nasıl bir yerdi anlayamadım sonra onu gördüm onu size hiç anlatmış mıydım ?
Açık Kumral saçları ve fazla belirgin yüz hatları vardı çocuk gibi yumuşacık görünüyordu insanın içini ısıtan griye kayan gözleri vardı o harika birine benziyordu... benim kalktığımı görünce gülümsedi
- günaydınlar hanımefendi
Beni bir masaya davet etti onun daveti ile aşağı indim
"Neden oradaydın ?"diye sordu omuzlarmı bilmiyorum anlamında kaldırdım bilmiyordum yine bana gülümsedi
"Bizimle yemek yemek ister misiniz ?"
"Bizimle derken? " ne demek istediğini anlamamıştım
"Hiiç"dedi anlamamış gibi yaparak ona baktım içinden gülüyordu "gel hadi yemek yenecek " masa da tam bir antikaydı masanın başında yaşlı bıyıklı bir adam oturuyordu
"Babam " dedi gülümseyen çocuk - gülümsemek ona gerçekten yakışıyordu -
-Tanıştığımıza memnun oldum kızım
- b-bende dedim elimi uzatarak bu seferde adam bıyığı'nın altından güldü
Burada bir olaylar dönüyordu ama ben anlayamıyordum içeri bitkin bir deri bir kemik kalmış diyebileceğim bir kadın girdi kadın kızıl saçlı griye kayan gözlere sahipti yüzünde bir yorgunluk , stres, üzüntü hissediliyordu yan pencereden vuran ışık kadının kızıl saçlarını parlatıyordu beni görünce o hüzünlü gözleri parladı " Melek" dedi bana sarılırken bu Melek çok önemli olmalıydı yani en azından ben öyle düşünüyordum kadın bu sefer gülen çocuğa dönerek "Atlas Melek gelmiş "dedi onun adı Atlas mıydı ? Atlas beni kolumdan tutup bir sandalyeye oturttu yemeğe başladık büyük bir masa da akşam yemeğine aile birden mutluluk tomurcukları saçan bir saraya döndü yaşlı değilim diyordu taştan yapılmış ev hâlâ yaşanıyor ve mutlu olunuyordu bu ailenin bir büyüsü vardı herkes neşeliydi herkes gülüyordu Anne hariç... o sadece bana bakıyordu sanki içimde saklanan bütün anıları içine çekiyormuş gibi göz kırpmadan sadece nefes alarak kendini rahatlatıyordu benim göremediğim bir şey vardı onda hepsi neden bu kadar mutluydu? anlamak istediğim şey buydu
- kızım gel bahçeme çıkarayım seni bunca yıllık emeklerimi beğenecek misin bakalım
Kadın her zaman taktığını düşündüğüm eskimiş üçgen şeklinde ki bandana'yı kafasına taktı bir tane de bana verdi pembe renkli bir bandana... bahçeye çıktık etraf gül , sümbül ,ortanca, kasımpatı, menekşe,nergis ile süslenmiş bir bahçeydi aynı zamanda ağaçlar da vardı çeşit çeşit arkaya doğru ilerledik arkada goncasın dan kopmuş çiçekler görülüyordu floks
ve ametist çiçeği çoğunlukta bulunuyordu kadın beni buket halinde asılı duran bir buket çiçeğin yanına götürdü
- bu çiçeğin hikayesini bilir misiniz hanımefendi?
- hayır bilemem ama anlatırsanız bilmiş olacağım
- o zaman köşede ki taşların oraya gidelim hem ayakta yoruluruz
dediği de yaptık ağaçların ve asmaların upuzun olduğu ve saksı çiçekleri ile süslenmiş bir masanın çevresinde oturuyorduk
- Ortaçağ’da geçen Efsaneye göre, bir şövalye ve sevgilisi Tuna Nehri kıyısında yürüyüşe çıkarlar. Tam bu sırada nehrin üzerinde akıp gitmekte olan mavi bir çiçek görürler. Şövalyenin sevgilisi bu çiçeği çok beğenir bunun ardından sevgilisi için şövalye nehirden almak ister. Ancak almaya çalışırken nehre düşer. Akıntıya kapılan şövalye çiçeği sevgilisine doğru atar ve ardından “Unutma Beni” diye bağırır. O günden sonra unutmabeni çiçeği olarak anılır
- çiçeğin adı unutma beni değil mi ?
Kadın başını salladı ne hoş bir hikayeydi çiçeklerin ne kadar güzel hikayeleri vardı kadın duraksadığı yerden tekrar başladı;
- bu çiçek her zaman evimin baş tacıdır sevgili Meleğim'i unuttup yeni bir hayata başlamak yüreğime oturur ve bu çiçekler onun ruhu haline gelir ve sanki bize "unutmayın beni"diyormuş gibi düşünürüm o bukette onun anısına tutulur
Sormak istediğim tek bir soru vardı
Bu Melek kimdi ve melek bu ailenin neresinde gizli ve tozlu bir şekilde saklanıyordu?
Herkesin aklında idi ve onu Unutma beni ile süslemişlerdi...
______________________________________
3