İçeriğe geç

Ruh

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Ruh

Bölüm 1

BÖLÜM 1: Ruhun Kalıntıları

İnsanlar öldüğünde arkalarında sadece soğuk bir beden bıraktıklarını sanırlardı. Yanılıyorlardı. Bir mum söndüğünde odada nasıl dumanı kalıyorsa, bir insan öldüğünde de ruhu, bedende son bir anı bırakırdı. Ve o anı, sadece Arel Karan görebilirdi.

İstanbul’un durmak bilmeyen kasım yağmuru, Boğaz’ın simsiyah sularına karışıyordu. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Arel, uzun siyah paltosunun yakasını kaldırıp polis şeritlerinin altından geçti. Yüzü solgundu, gözlerinin altındaki koyu halkalar günlerdir uyumadığının kanıtıydı. Bu yetenek ona bir lütuf değil, her gün ruhunu kemiren bir lanet gibi geliyordu. Ne zaman bir ölüye dokunsa, kendi yaşam enerjisinden bir parçayı feda ediyordu.

Olay yeri olan lüks daireye girdiğinde, onu cinayet masasının en kıdemli ve en inatçı ismi karşıladı: Başkomiser Barlas.

Barlas, kır saçları, sert hatları ve sadece gözle görülen kanıtlara inanan yapısıyla bilinen bir adamdı. Arel gibi "gizemli bir danışmana" güvenmekten nefret ediyordu ama çaresizdi. Elindeki kahve bardağıyla Arel’e yaklaştı.

"Yine hiçbir şey yok, Arel," diye mırıldandı Barlas, sesi yorgun ve öfkeli çıkıyordu. "Vücutta darbe izi yok, zehir yok, boğulma belirtisi yok. Adli tıp sadece 'kalp durması' deyip işin içinden çıkıyor. Bu iki ay içindeki dördüncü kurban. Medya şimdiden katile bir isim taktı bile: Araf."

Arel, odanın ortasındaki koltukta oturan genç kadına doğru yürüdü. Kadın sanki uyuyordu. Ancak yüzüne yaklaştığında dehşet verici detay ortaya çıktı: Kadının göz bebekleri tamamen solmuş, sanki içindeki tüm renk ve yaşam çekilip alınmıştı. Katil, kadının sadece canını değil, ruhunu da çalmıştı. Bir koleksiyon parçası gibi.

Arel derin bir nefes aldı. Sağ elindeki siyah deri eldiveni yavaşça çıkardı. Eli titriyordu. Cebinden eski, antika köstekli saatini çıkardı ve masanın üzerine koydu. Bu saat, vizyonda kalabileceği maksimum süreyi (90 saniye) ölçmesi için tek güvencesiydi.

"Kronometreyi tut, Barlas," dedi Arel. "Ve ne olursa olsun, ben uyanana kadar bana dokunma."

Arel gözlerini kapattı, parmak uçlarını kadının soğuk ve cansız boynuna yerleştirdi. O an dünya üzerindeki tüm sesler bıçak gibi kesildi. Zaman geriye doğru akmaya başladı ve Arel kendini tam olarak 84 saniye öncesinde, yani cinayetin işlendiği o dehşet anında buldu.

Kurban, henüz hayattayken koltuğunda oturmuş içeceğini yudumluyordu. Ta ki odadaki sıcaklık aniden sıfırın altına düşene kadar. Şöminedeki ateş bir anda söndü, yerini tekinsiz bir karanlık aldı. Tam o sırada, odanın köşesindeki gölgeler dalgalanmaya başladı. Gölgelerin içinden, insan silüetinde ama tamamen dumandan ve karanlıktan oluşmuş bir figür ayrıldı.

"Araf"...

Katil, odada hiç ses çıkarmadan havada süzülerek kadına doğru ilerledi. Kadın çığlık atmak istedi ama boğazından tek bir ses bile çıkmadı. Katil, duman kaplı elini kadının göğsüne doğru uzattı. Aralarında birkaç santim kala durdu.

O an, kadının göğsünden bembeyaz, parıldayan ve uçuşan bir ışık kütlesi yükselmeye başladı. Bu, kadının ruhuydu. Ruh, acı içinde çırpınarak katilin eline doğru çekildi. Işık katilin avucunda küçülüp yok olurken, kadının göz bebekleri de hızla soldu, bembeyaz bir boşluğa dönüştü.

Arel, bu dehşet verici ritüeli izlerken nefes alamadığını hissetti. Tam zihnini vizyondan koparıp uyanmak üzereydi ki, beklenmedik bir şey oldu.

Kurbanın ruhunu tamamen yutan karanlık figür, gitmek üzereyken aniden durdu. Yavaşça arkasını döndü. Yüzünün olması gereken yerdeki o simsiyah boşluktan, iki kor gibi parlayan göz belirdi. Katil, doğrudan Arel’in vizyondaki gözlerinin içine bakıyordu!

Figürün dumanlı dudakları hareket etti. Sesi, Arel’in kafatasının içinde yankılanan binlerce fısıltı gibiydi:

"Seni görüyorum, Arel Karan... Ruhun çok parlak. Onu koleksiyonuma eklemek için sabırsızlanıyorum."

Arel dehşetle geriledi. Kulaklarından kan süzüldüğünü hissederken, masanın üzerindeki köstekli saatin alarmı acı acı çalmaya başladı. 90 saniye dolmuştu.

"Arel! Uyan!"

Başkomiser Barlas’ın sert sesiyle birlikte Arel gözlerini hızla açtı. Kendini yeniden o soğuk olay yerinde bulmuştu. Nefes nefeseydi. Burnundan sızan sıcak kanı elinin tersiyle sildi.

Barlas, şüphe dolu gözlerle ona bakıyordu. "Ne gördün? Bir ipucu var mı?"

Arel, hala kafasının içinde dönen o fısıltıyı bastırmaya çalışarak ayağa kalktı. Sesindeki titremeyi gizleyemiyordu.

"O sıradan bir katil değil, Barlas..." dedi Arel, odanın köşesindeki gölgelere bakarak. "Ve en kötüsü ne biliyor musun? Bu sefer yalnız değiliz. O da bizi izliyor. Benim adımı biliyor."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.