On, on bir, on iki...
Altmış dokuz, yetmiş, yetmiş bir...
Yüz üç, yüz dört, yüz beş...
Saniyeler dakikaya dönüşüyordu fakat William bir türlü sudan çıkmamıştı. İçinde korku kendini gösterse de söylediklerini kendine hatırlatarak korkusunu biraz da olsa bastırıyordu. Battığı yerden gözlerini ayırmıyor ve bir hareketlilik bekliyordu.
Yüz on dokuz, yüz yirmi, yüz yirmi bir...
Sakin olup onu beklemeliydi. Bunu vurgulayarak söylemişti fakat artık panik olmaya başlamıştı. Suda hala hareketlilik olmazken derin nefesler alarak kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Bedeni soğuk suya uyum sağlamış ve teni suyla aynı soğukluğa gelmişti. Açık saçları suyla birlikte hareket ederken her yerini sarmışlardı. İlk normal yaşantısına döndüğünde kesmeyi aklına not ederken bakışlarını bir an olsun çekmiyordu. Biraz ötesinde su normal akışından farklı dalgalanırken bakışları umutla oraya kaydı. William kendini gösterirken derin bir nefes almıştı. Bakışları birbirini bulurken bu sefer aldığı nefesi rahatlıkla verdi.
Yavaşça yanına yürürken William elini kaldırarak durmasını söyledi.
"Duvar çok kalın ve oyuk birazcık küçük. Ben geçebildiğime göre sende geçersin fakat gözlerini açmaman gerektiğini unutma. Benim bacağıma tutunacaksın ve bu sayede birbirimizden ayrılmayacağız. Aynı anda geçeceğiz fakat beni orada bırakman gerekiyor. Oyuk içinde yüzülemeyecek kadar küçük o yüzden bedenimizi iterek geçeceğiz. Korkmana gerek yok görüldüğü gibi çok zor değil." Tereddütle bir adım atarken derin bir nefes alıp gözlerini sıkıca kapattı. Diğer adımında kendini tamamen suyun içinde bulurken William'ın temasıyla neredeyse gözlerini açıyordu.
William elini bacağına getirerek tutunmasına yardım ederken onun yüzdüğü kısma doğru yüzmeye başladılar. Gittikçe derine gitmeleri onu korkutsa da yavaşça kendini telkin etti. Ayakları bazen duvara çarpıyor ve canını acıtıyordu. William dururken o da istemsizce durmuştu. Bileğinden yakalayarak onu kendine çekerken elini tutarak oyuğun olduğu kısma getirdi.
İlk onun girmesini beklerken nefesinin tükendiğini hissetmesiyle küçük oyuğa girdi. Düşündüğünden daha geniş olan oyuğun kenarlarına tutunarak kendini ileriye doğru attı. Birkaç defa daha aynı şeyi tekrarlayarak oyuktan çıktığında aldığı nefesin son demlerini yaşıyordu. Durmadan yüzeye yüzerken William'ın arkasından gelip gelmediğini anlamamıştı.
Yüzü serin havayla buluştuğunda derin bir nefes aldı. Gözlerini hala açmaya korkuyordu. Yanında hissettiği hareketlilikle William'ında çıktığını anladığında yavaşça gözlerini açtı.
Gözleri merakla etrafı tararken sıra dışı bir şey görmeyi bekliyordu. Hayal kırıklığı bütün bünyesini sararken içinden kendine gür bir kahkaha attı.
Başarmışlardı!
Saçlarından akan suların gözlerine girmemesi için gözlerini kapatarak başını salladı. Bunu yaparken ıslanmış bir köpek gibi hissetse de umursamadı. Ölüm Gölü'nü aşmıştı.
Diğer taraftakinden daha büyük olan göl daha derindi.
"Başardın." William'a bakarak gülümsedi.
"Başardık." Hiçbir tepki vermeden çenesiyle ileriyi göstererek yüzmeye başladı. Gözlerini kapatarak William'ın peşinden giderken ayaklarının zemine değmesiyle dik duruşa geçerek gözlerini açtı. Çoktan gölden çıkan William onu bekliyordu. Soğuk hava ıslanmış bedenini daha da üşütürken soğuktan dişleri birbirine çarpmaya başlamıştı. Adrenalinin bedenini terk etmesiyle onun sağladığı sıcaklıkta gitmişti.
Gölden çıkarak onu bekleyen William'ın yanına gitti. Soğuk havaya rağmen onun üşüme ibaresi göstermemesi hem şaşırtmış hem de sinirlendirmişti Maria'yı.
"Üşümüyor musun sen?" Kelimeleri söylerken bile birbirine çarpan dişleri durumunu ortaya seriyordu. Yüzüne içten olmayan bir gülümseme koyarak yürümeye başladı. Arkasından alık alık bakarken attığı her adımda tabanındaki yara kendini belli ediyordu.
William'ın nereye gittiğini veya gittiği yerin doğru yer mi olduğunu bilmiyordu fakat onu takip etti. Gölün çevresinde ağaç bulunmasa da ilerisinde orman vardı. William ormana girerken yetişebilmek için koşmaya başladı. Hareketlenmesi ısınmasına yardım ederken yara daha da fazla sızlamaya başlamıştı. Sırtını ağacın gövdesine yaslayarak ayağını kaldırıp yaraya baktı, tekrar kanamaya başlamıştı. Su kuruyan kanı temizlerken taze kan hediye etmişti.
Ayağını yere indirerek William'a bakındı fakat yoktu. Korku bir anda kendini belli ederken kalbi hızlanmıştı. Etrafında hızla dönerek onu aradı fakat yoktu.
"William!" Titreyen sesi ormanda yankılanırken arkasında hissettiği hareketlilikle yavaşça kafasını çevirdi.
"Korkma." William elindeki çubukla oynayarak yanına geldi. Odunu elinden bırakarak ayağını kaldırdı. Düşmemek içinde yanındaki ağaca tutunurken William yaranın kenarındaki çöpleri temizledi.
"Otur ve ayağını yere basma." Başıyla onaylayarak yaslandığı ağacın dibine çökerken William yine yanından ayrılmıştı. Ormanda neden dolaştığını bilmiyordu fakat bir şey aradığını anlamıştı. Kafasını çevirerek görüş açısında olan göle baktı. Duvarın diğer tarafında olan his orada yoktu. Tabi neden olsundu ki büyücüler diğer tarafa geçmek istemezlerdi.
Dalın kırılma sesiyle bakışlarını çekerken karşısında gördüğü oğlanla bedeni kaskatı kesilmişti. Kesinlikle bu kadar çabuk bulunabileceklerini düşünmemişti. Oğlanın yüzünde oluşan gülümseme düşüncelerine ters düşerken ne yapacağını bilmiyordu. Yavaşça yanına yaklaşırken oturduğuna pişman olmuştu. Üşüyen bedenine bir de korku eklenirken üşümeyi unutarak vücudu korkudan yanmaya başladı.
Uzun boyu ve yapılı vücuduyla ona bir adım atarken William'ın hangi cehennemde olduğunu merak ediyordu. Kemikli yüz hatlarına siyah saçları eklenirken yüzündeki sıcak gülümsemeye rağmen korkutucu bir aurası vardı. Bir adım daha atarken geri kaçmasından korktuğunu anlayarak olduğu yerde durdu.
"Richard gönderdi beni, korkma." Etrafına bakınarak William'ın neden hala ortaya çıkmadığını merak ederken karşısındaki oğlana güvenmiyordu. Ona inanmadığını anlayarak elini gür siyah saçlarından geçirdi.
"Gerçekten Richard tarafından gönderildim. Düşmanın değilim." Korkudan aldığı kesik nefesler William'ın konuşmasıyla düzene girdi.
"Seni arıyorum koskoca ormanda. Neden denilen yerde beklemedin?" William'ın onu tanımasıyla rahatlarken ortadan kaybolmasını anlamıştı.
"Gelenlerin siz olmasından emin olmam lazımdı." William yanına gelirken çatılmış kaşlarla karşısındaki oğlana baktığını gördü. Birkaç saniye daha bakışmaları devam ederken William ona dönerek elini uzattı. Tek ayağının üstünde kalktığı an onu kucağına aldı. Oğlanın yüzündeki gülümseme yerini korurken önlerine geçerek yolu göstermeye başladı.
"Ben Aidan bu arada." Kafasını çevirerek el salladığında korkutucu imajının giderek azaldığını hissetti. Hala ona güvenemiyor olsa da Richard yolladığına göre güvenilirdi, sonuçta o da bir büyücüydü ve büyücülere koşulsuzca güvenmiyordu.
Küçük ormandan çıkarken aslında çıkmadıklarını anlamıştı. Ormanın ortasında büyük bir kulübe vardı ve etrafını saran ağaçlar. Kulübenin dışındaki sandalyede yaşlı bir adam oturmuş elindeki bardaktan bir şey içiyordu. Adının Aidan olduğunu öğrendikleri oğlan koşarak adamın yanına gittiğinde duyamasa da bir şeyler söylediğini anlamıştı.
"Kim o?" William ona bakmadan kafasını salladı.
"Bilmiyorum."
"Aidan'ı tanıyor musun?"
"Hayır." Eve yaklaşırken soracağı soruları yutmuştu ama yalnız kaldıkları an soracaktı. Yaşlı adam gözleriyle onları takip ederken bacaklarına örttüğü battaniyeyi düzeltti. William onu boş koltuğa koyarken kendisi yanında ayakta duruyordu.
"Hoş geldiniz çocuklar." Adamın yıllanmış sesi rahatsız etmek yerine çok eski bir şarabı yudumlar gibiydi. Eski ama yıllandıkça güzelleşmiş. Kırışık yüzü güldüğünde daha da kırıştığında kendini telkin ediyordu. Richard karşısındakilere güvenmeseydi onları yanlarına yollamazdı. Adamın gülüşüne karşılık verirken olduğu yerde rahatsızca kıpırdandı.
"Buraya sapasağlam ulaşmanıza sevindim. Aidan, Richard'a haber yolla ulaştıklarını ve iyi olduklarını söyle." Oğlan kafasıyla onaylayarak açık kapıdan içeri girdi.
"Oğlum otur." William dediğini yaparak yanına oturduğunda yaşlı adamın kırışıklarla dolu yüzüne takılmıştı bakışları.
"Richard benim çok eski bir dostumdur." Gözlerinin önüne Richard'ın silueti gelirken nasıl eski dost olduklarını anlamamıştı.
"Burada güvendesiniz merak etmeyin." Bakışları William'a kayarken yaşlı adama yavaşça kafasını salladığını gördü. Aidan evden çıkarken yüzünde yine o gülümsemesi vardı.
"Yolladım haberi."
"Yakında burada olur o zaman. Maria sen büyü gücüne kavuştun mu?" Kafasını olumsuzca salladı.
"Tamam, o zaman bugün dinlenin gördüğüm kadarıyla zor bir yolculuk olmuş. Yarından itibaren güçlerini açığa kavuştururuz." Bastonuna uzanarak ayağa kalktı. Kucağındaki battaniye yere düşerken Aidan eğilip almıştı.
"Teşekkürler." Söylediklerini duyduğundan emin değildi. Aidan yaşlı adamın kalktığı yere otururdu.
"Adı Kevin konuşmayı çok sevmez. Bu arada tanıştığımıza memnun oldum." Karşılık olarak gülümsedi. Rüzgâr her yerini sararken zaten ıslak olan bedenine iyi gelmemişti. Ürpertiyle titrerken Aidan fark etmiş olacak ki ayağa kalktı.
"Ev büyük fakat oda sayısı çok az. William benimle aynı odada kalacaksın." William'da ayağa kalkarken başıyla onaylamıştı. Tekrar William'ın kollarında kendini bulurken William'a yük olduğunu hissederek rahatsız hissetti.
Evin içine girdiklerinde dar bir hol onları karşılarken camsız ve karamsar havası yer altı tünelindeymiş gibi hissetmesine yol açmıştı.
"Maria sondaki odada kalacak. Merak etmeyin odalarımız yan yana. Bir sorun olduğu sürece çabuk erişilebilir." Aidan odanın kapısını açarken küçük oda hole göre daha iyiydi. William onu yatağa bırakıp çıkarken etrafı incelemekle meşguldü.
Küçük odada bir yatak ve sadece bir tane şifonyer vardı. Tahta duvarların arasında odaya göre fazlasıyla büyük olan cam dışarıdaki manzarayı gözler önüne seriyordu. Islak kıyafetleri üzerinde kururken ne yapacağını bilmez halde elleriyle yüzünü kapattı. Odanın kapısı tıklatılınca refleksle açılan kapıya bakmıştı. Aidan elinde birkaç parça kıyafetle odaya girerken minnetle gülümsedi.
"Elimizde hiç kadın kıyafeti yok maalesef, ben de sana olabilecek kıyafetlerimden ayarlamaya çalıştım." Kıyafetleri yatağın kenarına koyarken elinde tuttuğu ufak boz rengi örgü çantayı gösterdi.
"Ayağın için bir de alnın yani yaraların için." Gülümseyerek ona uzattığı çantayı aldı.
"Teşekkür ederim." Yüzündeki gülümsemeyle kafasını sallarken odadan çıktı.
Çantanın içindekileri yatağın üstüne döküp tek ayağının üstüne basarak ayağa kaktı. Aidan'ın getirdiği kıyafetleri hızlıca giyerek ayağına pansuman yaptı. Bakışları kapıya kayarken odadan çıkıp çıkmama konusunda kararsızdı. Bakışlarını kapıdan çekip yatağa uzandı. Perdeleri yerde olduğu için koşulsuz bir görme açısı barındıran camdan dışarıyı izlemeye başladı.
William'ın sesini duyduğunda yattığı yerde doğrularak ormana giren William ve Aidan'ı gördü. Nereye gittiklerini merak etse de yatağa geri yatarak gözlerini kapattı.
Yarından itibaren büyü gücünü kullanmayı öğrenecekti. Bunu nasıl yapacağını bilmiyordu veya kullanabileceğinden emin değildi. Yavaşça karanlığa gömülürken saatin erken olduğunu umursamadı. İyi bir uykuyu hak ettiğini düşünüyordu.