Moda Sahili’ndeki o cıvıl cıvıl kalabalık, Stella için bir anda sessiz bir film şeridine dönüştü. Denizin kokusu, simitçilerin sesi, batan güneşin sıcaklığı… Her şey anlamını yitirmişti. Gözleri, kalabalığın içinde kaybolan o şapkalı adamın bıraktığı boşluğa kilitlenmişti.
"Nasıl yani?" diye sordu Stella, sesi rüzgarda neredeyse kaybolacaktı. "Silinen bir karakter nasıl gerçek dünyaya sızabilir?"
Kael, elindeki gümüş dolma kalemi öyle sıkı tutuyordu ki parmak eklemleri beyazlamıştı. Gözlerini adamın kaybolduğu yönden ayırmadan cevap verdi: "Ben o kitabı yazarken, sadece bir dünya yaratmadım Stella; o dünyaya bir ruh üfledim. Mürekkebim kendi hayatımdan besleniyordu. Bir karakteri silmek, onu tamamen yok etmek demek değildi. Ben sadece onun satırlarının üzerine çizgi çektim. Kitap yok olup sayfalar boşaldığında, o yarım kalan ruhlar da serbest kalmış olmalı."
Kael hızla Stella’ya döndü, gözlerinde daha önce hiç görmediği bir panik vardı. "O adamın adı Nolan. Hikayenin ilk taslaklarında benim en yakın dostum, sonrasındaysa en büyük düşmanım olacaktı. Ama hikayeyi karmaşıklaştırdığı için onu üçüncü bölümde tamamen silmiştim. O yüzden yüzü, anıları, her şeyi yarım yamalaktı."
"Peki bizden ne istiyor?" Stella ayağa kalktı, üzerindeki şaşkınlığı atıp mantıklı düşünmeye çalışıyordu. "Kitap bitti, sen buradasın. Onun bir hikayesi bile yok!"
"İşte sorun da bu," dedi Kael, sesi titreyerek. "Onun bir hikayesi yok. Bir karakter için hikayesiz kalmak, sürekli acı veren bir boşlukta asılı kalmaktır. O buraya bir hayat yaşamaya gelmedi Stella. O buraya, kendi yarım kalan hikayesini tamamlatmaya, yani beni ve seni kendi karanlığına çekmeye geldi."
Tam o sırada, Stella’nın çantasındaki telefonu titredi. Stella irkilerek telefonunu çıkardı. Ekranda bilinmeyen bir numaradan gelen tek bir mesaj vardı. Mesajı açtığında, ikisinin de kanı dondu.
Ekranda, tıpkı kitaptaki gibi siyah, eski basım yazı karakteriyle yazılmış bir cümle duruyordu:
"Yazar, yarattığı dünyayı terk edebilir. Ama mürekkep lekesi, beyaz gömlekten asla tamamen çıkmaz. Akşam kütüphane kapandığında, yarım kalan hesabımızı kapatacağız."
Stella telefona bakarken, parmak uçlarında hafif bir sızı hissetti. Dehşetle ellerine baktı. Sahildeki o parlak güneşin altında bile, sağ elinin işaret parmağı çok hafif, neredeyse fark edilmeyecek kadar şeffaflaşmaya başlamıştı.
Gölge gitmişti belki ama hikayenin yarım kalan laneti, gerçek dünyayı zehirlemeye başlamıştı. Her şeyin başladığı yere, o kütüphaneye geri dönmekten başka çareleri kalmamıştı.