Kütüphanenin ağır, ahşap kapısı arkalarından kapandığında, İstanbul’un tanıdık ve gürültülü caddesi onları karşıladı. Korna sesleri, simitçilerin bağırışları, martı çığlıkları… Her şey o kadar gürültülü ve o kadar canlıydı ki, Stella bir an için afalladı. Romanın o steril, sessiz ve planlanmış dünyasından sonra bu kaos ona neredeyse yabancı gelmişti.
Ancak elini tutan elin sıcaklığı, ona nerede olduğunu hemen hatırlattı.
Kael, başını gökyüzüne kaldırıp şehri inceledi. Gözlerinde, ilk kez lunaparka gitmiş bir çocuğun merakı ve hayranlığı vardı. "Burası çok... öngörülemez," dedi hafifçe gülümseyerek. "Hiçbir şey bir sonraki satırda ne olacağını söylemiyor."
"Gerçek dünya böyledir," dedi Stella, neşeyle Kael’e bakarak. "Burada kaderi önceden yazan bir yazar yok. Her saniye yeni bir karar, yeni bir yol."
Caddede yürümeye başladılar. Stella, Kael’in bu dünyaya ne kadar uyum sağlayabileceğini merak ediyordu. Sonuçta o, yüzyıllarını bir kitabın sayfaları arasında, kendi yarattığı bir yalnızlıkta geçirmişti.
"Peki şimdi ne yapacaksın?" diye sordu Stella. "Burada kalacak bir yerin, bir geçmişin yok."
Kael durdu, cebinden kütüphane görevlisine gösterdiği o eski kimlik kartını çıkardı. Kartın üzerinde kendi ismi yazıyordu ama diğer bilgiler sanki zamanla silinmiş, belirsizleşmişti. "Kitap tamamen bittiğinde ve ben o kapıdan geçtiğimde, bu dünya bana küçük bir yer açtı," dedi. "Bir geçmişim yok belki ama bir geleceğim olabilir. En azından artık kendi hikayemi yaşayabilirim."
Bakışları tekrar Stella’ya döndü. "Ve eğer izin verirsen, bu hikayeye seninle başlamak istiyorum. Bu kez büyüyle ya da kelimelerin zorlamasıyla değil. Gerçekten."
Stella, kalbinin o kitapçıktaki ilk günkü gibi hızla çarptığını hissetti. Ama bu kez korku yoktu, sadece saf bir mutluluk vardı.
"Hâlâ çok iyi aşk romanı yazar mısın?" diye sordu Stella muzip bir tavırla.
Kael güldü, gözleri parıldıyordu. "Sanırım artık yazmayı değil, yaşamayı tercih ederim."
Güneş, İstanbul semalarında batarken, iki eski masal kahramanı gibi değil, bu dünyanın iki sıradan insanı olarak kalabalığın içinde gözden kayboldular. Roman bitmişti ama hayat, yazılmayı bekleyen bembeyaz sayfalarıyla yeni başlıyordu.