Kael’in eli sıcak, bakışları ise sanki zamanı durduracak kadar derindi. Stella, hayatı boyunca okuduğu yüzlerce aşk romanının hiçbirinde böyle bir hissin tarif edilmediğini fark etti. Ancak bu büyüleyici an, bahçenin etrafındaki ağaçların aniden uğuldamasıyla bölündü. Güneşin son ışıkları sanki zorla çekiliyormuş gibi hava hızla karardı.
Kael’in yüzündeki o sakin ifade anında yok oldu; yerini keskin bir tetikçiliğe bıraktı. Stella’nın elini daha sıkı kavrayarak onu arkasına aldı.
"Kael? Ne oluyor?" diye fısıldadı Stella, kalbi göğsünü döverken.
"Burada olmaması gerekiyordu," dedi Kael, sesi adeta buz kesmişti. "Hikaye henüz o sayfaya gelmemişti."
Güllerin arasından, geceden daha karanlık, siluet halinde bir gölge süzüldü. Belirli bir yüzü yoktu ama kırmızı iki nokta gibi parlayan gözleri doğrudan Kael’e kilitlenmişti. Gölge, insanı ürperten boğuk bir sesle güldü.
"Kael... Onu kendne aşık ederek bu dünyada tutabileceğini mi sandın? Ona gerçeği söylemeyecek misin, yoksa sayfaların arkasına saklanmaya devam mı edeceksin?"
"Kapa çeneni!" diye gürledi Kael. Eliyle havada bir yay çizdi ve sanki görünmez bir mürekkep duvardan kalkan oluşturur gibi aralarında parlak bir hat çekildi.
Gölge geri çekilirken Stella’ya doğru fısıldadı: "Ona dikkat et, yabancı. Bu dünyada Kael bir kahraman değil. O sadece seni buraya hapseden yazarın ta kendisi."
Gölge karanlığın içinde kaybolduğunda, bahçeye yeniden sessizlik çöktü. Stella, duyduklarının şokuyla Kael’in elini bıraktı ve birkaç adım geriye gitti. "Yazar mı? Kael... o ne demek istedi?"
Kael arkasını döndü. Gözlerinde ilk kez çaresizlik ve derin bir suçluluk vardı.
3. Bölüm: Mürekkep ve Yalanlar
Kael, Stella’nın gözlerindeki korkuyu ve hayal kırıklığını görünce başını öne eğdi. "Sana her şeyi anlatacaktım," dedi, sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. "Ama seni kaybetmekten korktum."
"Sen..." Stella’nın sesi titriyordu. "Sen bu kitabın yazarı mısın? Beni buraya sen mi çektin?"
"Hayır, tam olarak öyle değil," diyerek Stella’ya doğru bir adım attı Kael ama Stella’nın mesafesini koruduğunu görünce durdu. "Yüzyıllar önce, bu dünyayı ben yazdım. Doğru. Mutsuz ve yalnız bir adamdım, kendime sığınacak kusursuz bir aşk hikayesi yaratmak istedim. Ama yazdığım kelimeler o kadar güçlüydü ki, beni kendi yarattığım dünyanın içine hapsetti. Ben bu kitabın içinde sıkışıp kaldım, Stella."
Stella şaşkınlıkla etrafına baktı. "Peki benim bu kurguyla ne ilgim var?"
"Kitap bittiğinde, bir sonraki sayfaya geçebilmek için dış dünyadan bir okuyucuya ihtiyacım vardı. Gerçek bir ruha. Sen kütüphanede o kitabı açtığında, romanın son eksik parçası tamamlandı. Sen bu hikayenin 'ana karakteri' oldun." Kael’in gözlerinden bir damla yaş süzüldü. "İlk başta amacım sadece özgür kalmaktı. Ama seni tanıdıkça, seninle geçirdiğim her gün... Hikayeyi değiştirdim. Seni evine göndermek yerine, burada kalman için romanı yeniden yazmaya başladım. O gördüğün gölge ise... Kitabın orijinal, trajik sonu. Hikaye kendi sonuna ulaşmak istiyor ve beni yok etmeye çalışıyor."
Stella duyduklarını sindirmeye çalışıyordu. Okuduğu en güzel aşk romanının içinde, en büyük yalanın kurbanı mı olmuştu? Kael’e hissettiği duygular gerçek miydi, yoksa sadece Kael’in yazdığı kelimelerin bir büyüsü müydü?
Tam o sırada, Stella’nın ayaklarının altındaki toprak hafifçe sarsıldı ve havada havada asılı duran siyah harfler belirmeye başladı. Roman, kendi finalini zorla yazdırmaya başlıyordu.