Ela market poşetlerini elinde tutarak Beyoğlu’nun yokuşlu sokaklarında yürürken çöp kovasının yanına geldi. Orada orta yaşlı, sakallı bir adam duruyordu. Elinde küçük bir poşet, etrafa bakınıyordu. Ela’yı görünce yaklaştı, sesi yumuşak ama pişmanlık doluydu. “Bakar mısınız genç kızım? Dün gece burada yavru bir kedi vardı. Yaralı mıydı acaba?” Ela başını salladı. “Evet… Yaralıydı. Biz onu veterinere götürdük. Şimdi evde, iyi durumda.” Adam derin bir iç çekti, gözleri doldu. “Hay aksi… O benim kedimin yavrusuydu. İsmi Pamuk . Oğlum doğunca evde kedi çok sorun oldu, alerji falan… Annesi de kaçmıştı, kayboldu. Mecburen dışarı bıraktım. Kendimi ona borçlu hissediyorum. Lütfen tüm ihtiyaçlarını ben karşılayayım. Mama, kum, oyuncak, ne lazımsa… Benim bir petshopum var, akşam getiririm.” Ela bir an düşündü. Sonra gülümsedi. “Çok teşekkür ederim. Kabul ediyorum.” Adam rahatlamış gibi başını salladı. “Akşam 7 gibi uğrarım. Adresinizi alayım mı?” Ela adresi verdi. Adam not aldı, teşekkür edip aracına bindi ve uzaklaştı. Ela hemen telefonunu çıkardı, Rüzgar’ı aradı. “Alo, Rüzgar?” “Efendim Ela?” “Kedinin bir sahibi varmış! Dün gece sokakta bıraktığı yavruymuş. İsmi Pamuk’muş oğlunun kedisiymiş. Oğlan doğunca evde sorun olmuş, annesi de kaçmış kaybolmuş. Adam kendini borçlu hissediyor, ‘Lütfen tüm ihtiyaçlarını ben karşılayayım’ dedi. Akşam petshop’tan mama, kum, her şeyi getirecek!” Telefonun öbür ucundan kısa bir sessizlik oldu. Sonra memnun, hafif yumuşak bir ses: “Güzel Ela. Bay Bergsome için iyi haber. Akşam görüşürüz.” “Görüşürüz!” Ela telefonu kapattı, hafifçe zıplayarak eve doğru yürüdü. O sırada Rüzgar, Beyoğlu’na yakın bir çay bahçesinde oturuyordu. Karşısında her konuda yanında olan yardımcısı Aloxa vardı. Aloxa, Arnavut kökenli, uzun boylu, sakin bakışlı bir adamdı. Rüzgar’ın babasının en güvendiği kişilerden biriydi, ama Rüzgar’a karşı daha çok bir abi gibiydi. Rüzgar telefonu kapattıktan sonra Aloxa’ya döndü. Sesini alçaltarak Arnavutça konuştu: “Aloxa, paguani e bën për të gjitha nevojat e Bay Bergsome. Falënderimet e mia ia përcjell. Vajza të mos dyshojë asgjë.” (Türkçe çeviri: Aloxa, Bay Bergsome’un tüm ihtiyaçları için ödemeyi yap. Teşekkürümü de ilet. Kız hiçbir şeyden şüphelenmesin.) Aloxa başını salladı, hafifçe gülümsedi. “Mirë, zotëri. Do ta rregulloj menjëherë. Asnjë dyshim.” (Türkçe çeviri: Tamam efendim. Hemen hallederim. Hiç şüphe yok.) Rüzgar çay fincanını masaya bıraktı. Gözleri uzaklara daldı. “Bu Ela için değil. Bay Bergsome için. O minik şey… inlemeleriyle uykumu bozuyordu ama artık… o inlemeler birine ait. Ve o biri onu bırakmayacak.” Aloxa bir şey demedi, sadece başını salladı. Rüzgar ayağa kalktı, ceketinin yakasını düzeltti. İçinden geçirdi: Bay Bergsome’un hikayesi bitmeyecek. O inlemeler artık sokaklarda değil, evde olacak. Ve ben… buna izin veriyorum. Eve dönerken Beyoğlu’nun kalabalığı arasında yürürken, ilk kez kendi kendine mırıldandı: “Belki de bazı inlemeler… rahatsız etmek yerine, hatırlatır.” Ve belki de, Bay Bergsome’un adı artık sadece bir isim değildi. Artık bir istisnaydı. Rüzgar’ın ilk istisnası
Bölüm 5
Gizli el
