Veteriner kapısından çıktıklarında saat 23:00’ü geçmişti. Yavru kedi, arka bacağındaki yara temizlenmiş, antibiyotik krem sürülmüş, küçük bir sargıyla sarılmıştı. Ela kucağında tutuyordu onu, minik patileri Ela’nın koluna değiyordu. Rüzgar elleri cebinde, bir adım geriden yürüyordu. Sessizlik ağırdı. Veterinerin önünde durdular. Ela kediye baktı, sonra Rüzgar’a döndü. “İyi olacakmış. Sadece dinlenmeye ihtiyacı var.” Rüzgar kediye bir bakış attı. Sonra, hiç beklenmedik bir şekilde mırıldandı: “Bay Bergsome.” Ela şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Ne?” Rüzgar omuz silkti, gözlerini kaçırdı. “İsmi Bay Bergsome olsun.” Ela’nın dudakları kıvrıldı, hafif bir gülümseme. “Bay Bergsome… Nereden çıktı bu isim?” Rüzgar cevap vermedi. Sadece kediye baktı. O isim, çocukluğundan geliyordu. Malikanedeki yaşlı bahçıvan, Bay Bergsome. Sırt ağrısından şikayet eder, geceleri bahçe kulübesinde sessizce inlerdi. Kimse duymazdı – kimse duymamalıydı. Ama Roen duyardı. Her gece. O inlemeler, uykusunu bölerdi. Tıpkı şimdi bu kedinin inlemesi gibi. Ama bunu Ela’ya söylemedi. Söyleyemezdi. Ela kediyi kucağında sallarken sordu: “Eve almayacak mısın? Ona isim verdin ama…” Rüzgar’ın bakışları sertleşti. “Sadece isim verdim. O benim ya da senin istediğin bir ev arkadaşı değil. Sokak kedisi. Sokakta kalır.” Ela kediye baktı. Bay Bergsome, Ela’nın bacağına sürtünüyordu, minik mırıltılar çıkarıyordu. “İyi o zaman,” dedi Ela sakin ama kararlı bir sesle. “Sen evine çık, Rüzgar. Ben Bay Bergsome ile sokakta kalırım.” Rüzgar bir an durdu. Sonra umursamazca omuz silkti, dönüp binaya yürüdü. Kapıyı açtı, içeri girdi, merdivenleri çıktı. Kapıyı sertçe kapattı. Odasında yatağa uzandı. Başını yastığa koydu. Normalde gözlerini kapar kapamaz uykuya dalardı – o derin, rahatsız edilmez uyku. Ama bu gece… bir şey vardı. Bir ağırlık. Bir ses. Ya da ses yokluğu. On dakika geçti. Rüzgar kalktı, pencereye gitti. Camdan aşağı baktı. Ela hâlâ oradaydı. Karşı kaldırımda, çöp kovasının yanındaki banka oturmuş, kediyi kucağına almış, sırtını okşuyordu. Hava buz gibiydi. Ela’nın omuzları titriyor, nefesi buhar oluyordu. Bay Bergsome kucağında kıvrılmış, sessizce mırlıyordu. Rüzgar gözlerini devirdi. “Sen şaka gibi bir kızsın Ela,” diye fısıldadı kendi kendine. Merdivenlerden indi. Kapıyı açtı. Soğuk hava yüzüne çarptı. “Yukarı çık. Donacaksın.” Ela karşı kaldırımdan başını kaldırdı. Gözleri parlıyordu. “Bay Bergsome da gelecek mi?” Rüzgar dişlerini sıktı. “Hayır. O sokak kedisi. Onun evi sokak.” Ela kediyi daha sıkı sardı. “O zaman ben de gelmiyorum.” Rüzgar derin bir ah çekti. Elleri cebinde yumruk oldu. “O kedi uykumu bölerse… Senin odandan çıkarsa… Kapı dışarı ederim. Anlaşıldı mı?” Ela’nın yüzünde zafer dolu bir gülümseme belirdi. “Sese garanti veremem ama odamdan çıkmayacak. Söz.” Rüzgar bir an daha durdu. Sonra başını salladı, çaresizce. “İyi bari.” Ela kalktı, kediyi kucağında tutarak binaya yürüdü. Rüzgar kapıyı tuttu. Ela içeri girerken gülümsüyordu – geniş, gerçek bir gülümseme. Rüzgar ise sinirliydi. Çaresizdi. Ve bir yandan… tuhaf bir rahatlama hissediyordu. Kapıyı kapattılar. Ela odasına geçti, kediyi yatağın kenarına koydu. Bay Bergsome hemen yastığa kıvrıldı, mırlamaya başladı. Rüzgar kendi odasına gitti. Kapıyı kapattı. Yatağa uzandı. Bu sefer uykusu gelmedi. Ama bu seferki uykusuzluk… farklıydı. Pencereden gelen soğuk rüzgâr yerine, koridordan gelen hafif mırıltı sesi vardı. Ve ilk kez… o ses onu rahatsız etmiyordu. Sadece… merak ettiriyordu.
Bölüm 4
Bay bergsome
Bölüm sonu
2 yorum
Baya iyii 😌👌🏻
Lütfen devamı çabuk gelebilir miiii
1Yanıt

