Masada oturmuş, Arın Bey'in gelmesini bekliyordum. Şu anda olduğum kafede Arın Durmuş'a aitti. Arın Bey bugün buraya özel olarak geleceği için tüm kafe boşaltılmıştı. Duyduğum adım sesleriyle başımı sol tarafa çevirdim. Evet, Arın Durmuş gelmişti. Altmışlı yaşlarına yeni girmişti. Uzun sakalı vardı, bıyığı o kadar uzun değildi. Yüz hatlarıyla oldukça sert bir mizacı vardı. Koyu gözleri buz gibi bakıyordu. Üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Saygımdan ötürü ayağa kalktığımda umursamadan sandalyeye oturdu. Bende ardından oturdum. Birkaç saniye bana baktı. "Sen o kızsın..." dedi ve başını omuzuna yatırdı. "...riyakârsın sen." Adımı daha beni ilk gördüğü anda koymuştu. Riyakâr...
"Hayır, ben Başak'ım." "Hiçbir halt beceremeyen Başak mı?" Yutkundum. Derin bir nefes aldı. "Başak Kaya," dedi ve kollarını göğsüne bağladı. "Bizi nasıl bir durumun içine soktuğunu biliyor musun?" Sessiz kaldım. Ardından daha da öfkeyle, "Senin bu beceriksizliğinin bana ne yaptığını biliyor musun?!" Elini masaya vurdu. "Bilmiyorsun değil mi?" dedi. "Markette kaç milyonluk bir zarar var, söyleyeyim mi? Bunu nasıl ödeyeceksin?" "Soygunu ben yapmadım," dedim sakince. Aslında hiç sakin de değildim. "Orada ben değilde başka biri de olsaydı her şekilde soygun yapılırdı çünkü orada sadece bir kişi vardı. Onca gelen adam her kim olursa olsun çalışanı polis araması için engellerdi." "Böyle kendini mi aklıyorsun?" dedi öfkeyle. "Hayır," dedim. "Burada suçlu kişinin ben olmadığımı söylüyorum, hepsi bu. Orada koskoca marketi tek bir kişiye emanet edecek kadar akıllı(!) kişi kim bana siz söyleyin." Can Bey... "Neyse ne!" Benimde haklı olduğumu anlıyordu ama egosuna yediremiyordu. İçeriye bir garson girdi, elinde bir bilgisayar vardı. Yanımıza geldi ve bilgisayarı tam önüme açık bir şekilde koydu. "Peki o zaman. Acaba kardeşin için sınırların nereye kadar?" Şafak ile bunun ne alakası var? Şafak'ın ismini duyar duymaz kaşlarım çatıldı. Sakinliğim yok oldu. Bilgisayardaki videoyu izlemeye başladığımda hıçkırık tuttum ve ağzımı sıkıca kapattım. Aman Allah'ım. Şafak, biricik kardeşim... Onu bir depoya götürmüşlerdi. Onu bir yatağa bağlamışlardı. Ayrıca yanındaki koltukta bir adam oturuyordu. Elinde bir bıçak vardı. "Şafak," diye fısıldadım. "Şafak... Şafak!" Buna inanamıyordum! Öfkeyle yerimden doğruldum. "Ne yaptınız lan siz?" dedim sinirle. Arın Durmuş'ta benimle ayağa kalktı. Arın Durmuş'un üzerine yürüdüm ve suratına sert bir tokat attım. Yakasını tuttum. "Sizin insanlığınız yok mu!? Lan o küçücük kız, lan! Neden onu kaçırdınız?" "Yeter," dedi Durmuş'ta öfkeyle."Öldürün şu kızı!" Ne? Bakışlarım ekrana gittiğinde adamın ayağa kalktığını gördüm. Bıçağı Şafak'ın boğazına doğrultmuştu. "Hayır, hayır. Durun, lütfen durun! Yalvarırım ona dokunmayın!" Arın Durmuş istediğine erişmenin mutluluğuyla gülümsedi. "Durun." Adam durdu. Arın Durmuş tam karşımda durdu. "Şafak'a zarar vermeyeceğim ama bir şartım var." "Ne şartı?" "Karım, Nalan Durmuş'un kızı olacaksın." Ha? "N-nasıl yani?" dedim çatallaşmış sesimle. Bu adam ne istediğinin farkında mıydı? Arın Durmuş yerine otururken, "Burada anlaşılmayan bir şey görmüyorum," dedi. "Nalan'ın kızı olduğunu iddia edeceksin. Hatta bunu bir şekilde kanıtlayacaksın." "Nasıl kanıtlayacağım?" "O kısım sende." Bacağını diğer bacağının üstüne attı. "Sonrasını yaşayarak göreceğiz. Bunun için üç gün süren var, üç gün içinde bir plan yap ve seni Nalan'ın, hatta tüm dünyanın öğrenmesini sağla." "Nalan Hanım'ın sahte yasak aşktan doğmuş kızı mı olmamı istiyorsunuz?" Başını salladı. "Peki ama neden?" "Bunu bilmene gerek yok. Şimdi, kabul ediyor musun, etmiyor musun? Teklifimi kabul edersen kardeşine nakiller için gerekli organları bulabilirim. Kardeşin sağlığına geri kavuşur, bende isteğime. Ne diyorsun?" Ekrandan hala uyuyan Şafak'a baktım. Masum meleğim, uyuyordu. Canı çok yanıyordu, ancak inci gibi gözlerini kapatarak dinlenebiliyordu. Şafak benim tek varlığım, kardeşimdi. Onun için ölürdüm bile, "Evet," dedim ve Arın Durmuş'a baktım. "Kabul ediyorum." Arın Durmuş zafere ulaşmasıyla gülümsedi. "Güzel," dedi. İçeriye az önce giren garson girdi. Bu sefer elinde bir belge ve tükenmez kalem vardı. Masaya koyup yanımızdan ayrıldı. "Sana ayrılan yeri imzala," dedi. Bu bir gizlilik sözleşmesiydi. Okudum ve imzalamam gereken yeri imzaladım. Bilmiyordum ama şu an hayatım kökünden değişmişti. ...