İçeriğe geç

RİTÜEL

Bölüm 5 · 12 dk okuma

RİTÜEL

Bölüm 5

4. BÖLÜM - KAMBER

Gümüş rengi topuklularımı aşağı sarkıttım. Arabadan inen son kişi ben olmuştum. Henüz arabadayken de, inip beyaz elbisemi düzeltirken de etrafı gözlemlemiştim. Çünkü bir suikastçı olarak gözlemin en önemli şey olduğunu bilirdim. "Çok güzelsin." Son anda duyduğum cümle yüzünden afallayarak Elçin'e baktım. "Teşekkür ederim." Kıkırdadı. "İltifat olsun diye söylemiyorum. Gerçekten çok güzelsin. Batır Komutan'ın böyle biri ile evleneceğini tahmin etmezdim." Mahcup bir şekilde başımı eğerek gülümsedim. Utanmıştım. Her güzel şeye alışkın olmadığım gibi sahici iltifatlara da alışkın değildim. Bu sözleri genelde avlarım beni tavlamak için söylerdi. "O ne demek Akyol?" diyen Batır'ın sesi biraz huysuz çıkmıştı. Anlaşılan birileri egosunun zedelenmesinden hoşlanmıyordu. "Şey, komutanım..." diye söze başlayan Elçin neredeyse kekeleyecekti. Benim koluma girdi. "Yani tabi ki siz de çok yakışıklısınız ama bilirsiniz ki siz bu konularda iyi de-" "Tamam Elçin." dedi Batır. Sözünü kestikten sonra belimden tutarak beni Elçinden kurtardı. Giriş kapısına doğru ilerlemeye başladığımızda arkamızda kalan Elçin'e bakmaya çalışmıştım fakat yine Batır'ın müdahalesi ile karşı karşıya kalmıştım. Sinirimi belli etmek istercesine, ona yakın olan kolum ile ittirmeye çalıştım. "Ne yapıyorsun ya?" Dikkatini hiç bozmadı. Belimden tutarak öylece yürümeye devam etti. Böyle kaba olması ayrı, aceleci olması ayrı kötüydü. Elimden gelse kendimi yere atar, yine de o masaya oturmazdım. İçeriye girdiğimizde hala "Manyak mıdır nedir?" diye kendi kendime söyleniyordum. Nikah salonlarından birinin önünde durduğumuzda, zorla da olsa belimi ondan kurtarmıştım. Dün geceden kalma çantamı kendime çekip dik dik ona baktım. "Sıradaki nikah sizinmiş." Bu esnada Ceyhun, acele ile yanımıza gelmişti. Ama fazla dikkatimi çekmemişti. Çünkü şu an her şey için sinirlenebilirdim. Mesela içerideki çifte, Batır'ın üzerindeki ona çok yakışan siyah takıma çoktan sinir olmuştum bile. "Yine yüzüne gözüne bulaştırmadın inşallah Çaylak." "Yok be komutanım." Ceyhun gülerek işi dalgaya vuruyordu ama utandığı belliydi. Hemen yanında duran Büyük Komutan, omzundan tutarak onu şaka manasında sallayınca gözlerini kaçırmıştı. Ve bu sırada ben de bir plan yapıp ortadan sıvışmanın yollarını arıyordum. Zamanım kısıtlıydı. Daha inandırıcı olması adına, acil bir şey olması gerekti. Mesela, sağlık gibi. Bir çözüm yolu bulduğumda, elimi göğsüme dayayarak nefeslerimi sıklaştırmıştım. Bu hareket, oyunumun inandırıcılığını arttıracaktı. Bakışlarımı herkesin üzerinde gezdirdikten sonra öğürüyormuş gibi yaptım. Haliyle herkesin dikkati üzerime toplanmıştı. Kimsenin reddedemeyeceği bir bahane ile, koşarcasına lavaboların olduğu yere doğru gittim. "Azra!" Arkamdan Elçin'in geldiğini duyduğum an, gerçekten koşmaya başlamıştım. Çünkü yalnız olmak zorundaydım. Sağa doğru sapmadan önce, onun tam olarak ne kadar uzağımda olduğunu görmeye çalıştım. Neyse ki şans yanımdaydı da izimi kaybettirebileceğim kadar mesafemiz vardı. Lavaboların kapısının önünden geçtiğimde, karşıma çıkan ilk koridora sapmıştım. Mesleğim gereği sadece topuklularla koşmaya değil, her koşula uyum sağlayabilirim. Fakat bu sefer izimi kaybettirmem gereken, özel güçlere sahip bir askerdi. En mantıklı olanın az ilerimdeki yangın merdivenlerine gitmek olduğunu anladığımda elimi çabuk tutmuştum. Hızla yangın merdivenlerinden aşağıya indikten sonra otoparka ulaşmıştım. Buraya kadar gelmem bile büyük bir adımdı. Bu yüzden yüzüm gülmeye başlamıştı. Tek yapmam gereken, kurumun bahçesinden kaçıp izimi kaybettirmekti. Fakat tam da çıkıp gitmem gereken yerde o tanıdık, iri cüsseyi görmüştüm. Ceyhun'u. "Her yerde karşıma çıkmak zorunda mısın be adam?" diye kendi kendime fısıldayarak bağırındım. Neyse ki, henüz beni kimse görmemişti. Hala şanslı taraftaydım. Diğer çıkış, ters taraftaydı. Bu yüzden geriye doğru yönelmiştim. Ama daha bir adım dahi atamadan, hemen arkamda duran bir şeye çarptım. "İşte buradasın." Çarptığım kişi belimden, tek bir koluyla beni kendine sabitlemişti. Böylece asla kaçamazdım. Bir kafes içinde, şok olmuş bir vaziyette Batır'ın alaycı yüzüne bakıyordum. İlk başta, onun bir halüsinasyon olduğunu düşünmüştüm. Ama gerçekti. Kahvelerimdeki elaları, bedenime değen elleri... Tamamıyla, hepsi gerçekti. "Batır..." "Evet." diyerek alayla yukarıdan beni izledi. "Dakikalar sonra kocan olacak adam." Dişlerimi sıkıca birbirine bastırdım. "Allahın cezası." Yüzünü ekşitirmiş gibi yaptı. "Kocaya öyle denmez." "Ne diyim? Allahın lütfu mu diyim, Allahın belası?" diyerek bedenimi tekiyle bile kıskacına alabildiği kolundan kurtarmaya çalıştım. Meydan okurcasına gözlerine bakıyordum. Fakat, onun meydan okumak ile alakası yoktu. Son derece rahattı. Sanki dakikalar sonra, ona hakaret eden kadınla evlenmeyecekmiş gibi. "Lütfu tercih ederim." Kolunu belimden çekti diye sevinmeye vakit bile kalmadan, bir elimden sıkıca kavrayarak arkasından sürüklemeye başlamıştı. "Bırak beni! Senin ile evlenmek istemiyorum!" Kendimi geri çekip, elinden kurtulmaya çalışıyordum ama düşmemek için yürümeye devam etmek dışında bir şey yapamıyordum. Çevremizdeki herkese rezil olmuştuk. Bize doğru bakan birkaç göz görmüştüm fakat aile işine karışılmaz deyip bizden uzak duracaklarını çok iyi biliyordum. İçeriye doğru bize eşlik eden Ceyhun'u görünce, hiç şansım olmadığını bilsem de son bir kez daha şansımı denedim. "Ya Ceyhun, ne olur bari sen bir şey yap." Binanın giriş kapısına gelmiştik ki, son söylediğim şeyden sonra Batır aniden durmuştu. Bu yüzden haliyle, hepimiz durmak zorunda kalmıştık. Hatta ben, neredeyse ona çarpıyordum. Son anda koluna tutunmuştum. Tam bir şey daha diyecektim ki sinirden kararan gözlerini gördüğümde susmak zorunda kaldım. "Diğer seçeneği mi istiyorsun? Bu kadar mı canına susadın?" diye kısık tonda bağırdı. Cevap vermediğimi görünce aynı şekilde konuşmaya devam etti. "Kaçmayı da, yalvarmayı da kes..." Aralık kalmış dudaklarım birbirine kavuştuğunda titrek bir nefes aldım. Biliyordum, kaçmak anlamsızdı ama elimden geleni yapmak en doğal hakkımdı. En iyi ihtimalle hapse girecektim. Ki hapis, benim için ölümden daha kötü bir seçenekti. Bu yüzden beni kimse anlayamazdı. "Şimdi, gidip nikah işini hallediyoruz. Eve dönünce de ritüeli tamamlayacağız." Sessizce yutkundum. Kabullenmekten başka çarem kalmamıştı. Ondan kaçamıyordum. Bundan sonra tek yapabileceğim şey, ölmemem için aldığım sözüne güvenmekti. Artık o da kabullendiğimi anlamıştı. Bu yüzden elimi bırakıp, bizden önce davranarak içeri girdi. "Hadi." dedi Ceyhun kafasıyla içeriyi işaret ederek. Başımı isteksiz biçimde, olumlu anlamda salladıktan sonra hep beraber önce binadan içeriye, sonra da bizi bekleyen boş nikah salonuna girmiştik. Nikah memuru, yerine oturmuş bizi bekliyordu. Geldiğimizi görünce önündeki defteri açıp yerlerimize geçmemizi bekledi. "Sonunda. Memur beyi zor ikna ettim." diyerek seyirci koltuklarında tek başına oturan Elçin'in yüzüne bile bakamıyordum. Hepimiz yerlerimize geçtiğimizde nikah memuru "Herkes hazırsa başlıyorum."diyerek bizden işaret beklemişti. Memur beyin sorusuna karşılık herkes onaylayıcı baş hareketiyle cevap vermişti. Ama Batır beklenti içinde kurduğu göz teması sayesinde, kendi görüşümü sesli olarak ifade etmemi beklemişti. "Hazırız." diye ancak düşük bir ses tonuyla cevap verebilmiştim. Sonrasında nikah memuru, bana ve Batır'a doğru nikahı başlatmıştı. "Tarafımızca yaptığımız araştırmada evlenmenizde bir sakınca görülmemiştir. Bana verilen yetki ile sizi evlendirmek için görevlendirildim." Kucağımdaki çantayı sımsıkı tutuyordum. Titrek bir nefes aldıktan sonra nikah memurunu dinlemeye devam ettim. "Gelin hanım. Adınız, soy adınız?" Mikrafona yaklaşmaya çalıştım. Çünkü yüksek bir ses tonu kullanacak ne gücüm, ne de güdüm vardı. "Azra Soysalan." "Anne ve baba adınız?" "Filiz Soysalan, Ali Soysalan." "Damat bey adınız, soy adınız?" Sıra Batır'a gelince bakışlarımı masaya indirdim. "Batır Özçelik." "Anne ve baba adınız?" "Suzan Özçelik, Atilla Özçelik." Memur, birkaç saniyelik duraksamanın ardından "Ve şimdi herkesin huzurunda soruyorum." demişti. Tam bu sırada gözlerim, zaten beni izlemekte olan Batır'a kaydı. "Azra hanım; kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan, sayın Batır Özçelik'i eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?" Son bir kez daha düşündüm. Ama bu çok kısa sürdü. Çünkü çaresizdim. Düşünmek gibi bir lüksüm yoktu. "Evet." Batır'ın gergin hali, cevabımı duyana kadardı. Yüz kasları gevşemişti. Çünkü onu tanıyordum. Onun anılarına evlilik haricinde eriştiğim öğrenilirse hepsinin başı yanardı. "Peki siz Batır bey; kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan, sayın Azra Soysalan'ı eşiniz olarak kabul ediyormusunuz?" Hiç düşünmeden karizmatik ses tonuyla "Evet." diyerek mikrafona konuştu. "Çiftler birbirlerini eş olarak kabul ettiler. Siz de şahitlik ediyormusunuz?" diyerek yanımızda oturan Ceyhun'a ve Büyük Komutan'a sordu. İkisi de sırayla "Evet." dediler. "Ben de bana verilen yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum. Küçük bir alkış tufanı koptu. Çünkü seyirci olarak sadece Elçin vardı. Çok geçmeden tufana Ceyhun da katılmıştı ama başka kimse alkışlamadığından tuhaf bir ana dönüşmüştü. Hepimiz imza atmamız gereken yerlere imza atarken, son anda Ceyhun'un Elçin'e doğru fotoğraf çekmesi için işaret ettiğini görmüştüm. Böyle bir şey benim için son derece gereksiz ve saçma bir şeydi. Bir de bu çıktı başımıza, diye içimden çoktan söylenmeye başlamıştım. "Buyurun, evlilik cüzdanınız." diyerek bana uzattı. Sonra da Batır'a hitaben "Gelini öpebilirsiniz." diye devam etti. Ayağa kalkarken elimde evlilik cüzdanı vardı. Bu esnada, fotoğraf çekiyor mu diye Elçin'e bakmakla meşguldüm. Fakat o an Batır, hiç beklemediğim bir anda belimden kavrayarak kendisine yaklaştırmıştı. Refleks olarak bir elimi göğsüne koymuştum. "Böyle şeylere-" Devamında, böyle şeylere hiç gerek olmadığını söyleyecektim ki lafı ağzıma tıkamıştı. Yanağıma bir öpücük kondurmuş ve uzunca bir süre öyle kalmıştı. Hislerim çok garipti. İstemediğimi daha önce belirtmiş olsam da, hiç beklemediğim şekilde öpücüğü hoşuma gitmişti. Belki de, bu kadar masum bir öpücüğe daha önce hiç sahip olmadığım için bana öyle geliyordu. Yüzünü yüzümden uzaklaştırdıktan sonra çenemi nazikçe tutmuştu. Şaşkın gözlerime inat kendinden emin gözleriyle kahvelerimi izliyordu. "Gerek var." . Nikah bittikten hemen sonra salonu boşaltmıştık. Hala inanamıyordum ama ciddi ciddi evlenmiştik. Bir asker ve bir katil az önce evlenmişti. Şimdi ise arabaya binmiş, eve doğru yol alıyorduk. Halletmemiz gereken son bir iş kalmıştı: Anılarımı Batır ile paylaşmak. Batır'ın verdiği söze güvenmeye çalışsam da haliyle gergin olmadan duramıyordum. Gözlerim pencereden dışarıdaydı ama odağım boştu. "Fotoğraflar bayağı iyi çıkmış." diyordu Elçin. Bir sorsa, acaba umrumda mıydı? "Geçen ayki maaşı buna yatırdın. Bir zahmet iyi çeksin." dedi Ceyhun. Ardından gülümsediğini belli eder şekilde "Bana o parayı versen direkt telefona dönüşürüm." diye devam etti. "Değdi ama." "Hıhı... Değdi." "Ne? Sen hala takoz kullanıyorsun diye beni mi kıskanıyorsun?" "Ne kıskanacağım be? Ben Nigar'ım ile mutluyum. Sen de belki bu gidişle fotoğrafçılık işine girersin." "Ceyhun!" diye sert ses tonuyla uyardı onu. "Ben senin üstünüm." "Mesai dışındayız." "Bizim mesai dışımız mı var Allah aşkına?" "Az önce nikahtan çıktık ya hani." "Ee? Ne fark-" En sonunda, en başından yapmak istediğim şeyi Batır yapmış ve "Yeter!" diye bağırmıştı. Artık onlara bakmaya karar verdiğimde Batır'ın dikiz aynasından benimle birlikte arka koltukta oturan ikiliye baktığını görmüştüm. "Ama Komutanım, ilk o başlattı. Nigarıma laf etmeyecekti." diyerek olayı uzatmaya devam etti Ceyhun. Tam da şimdi Çaylaklığını konuşturmuştu. Batır konuştukça sesini daha çok yükselterek "Elinizdekileri camdan aşağıya attırmayın bana!" deyince arabada sesler kesilmişti. İlk defa ona hak veriyordum. Zaten derdim başımdan aşkınken bir de böyle boş muhabbetlere tahammülüm yoktu. Yolun geri kalanı Batır sağ olsun, sessiz geçmişti. Ben de o sırada kafamı dinlemek için gökyüzünü izlemeye karar vermiştim. Her şey normal gidiyordu. Ta ki Batır hızını bir anda iyice arttırına kadar. Bu sefer bilinçli bir şekilde dışarıyı izleyip nerede olduğumuza bakmıştım. "Eve gitmiyor muyuz?" diye ortaya bir soru attım. Neredeyse on saniye boyunca kimseden cevap gelmedi. Ta ki Batır, ani bir virajdan geçene kadar. "Arkamızdakileri atlattıktan sonra neden olmasın?" Ön koltuğa tutunup merakla arkama baktığımda arkamızda siyah, ticari bir araç ile karşılaşmıştım. Gözlerim tanıdık plakayı bulduğunda ise vücudumu bir panik dalgası ele geçirmişti. Beni bulmuşlardı ve geri alana kadar vazgeçmeyeceklerdi. Bunu en iyi ben bilirdim. Derken ön koltuktan bir adam sarkmış ve silahıyla bize doğru nişan almıştı. Kendimi korumak istediğimden bedenimi hemen koltuktan aşağı kaydırdım. Batır'a seslenmem ile silahın patlama sesi eş zamanlı olarak duyuldu. "Silahları var!" Söylediğim şeyden sonra, Batır arabayı aniden diğer şeride kırmıştı. Tam o sırada, az önce bize doğru tutulan silahın çok yakınımızda hissettiğimizde sebebini hepimiz anlamıştık. Her kurşunda korkudan irkiliyordum. Suikastçı olsam bile silahlara fazla alışkın biri değildim. Çünkü silah bendim. Hayatımda gördüğüm silahların hepsi, onlar tarafından bana doğrultulan silahlardı. Ama hiçbiri patlamamıştı. "Kim bunlar?" diye panikleyen sesi ile sordu Ceyhun. "Ben nereden bileyim? Kaputa pankart asmışlar da ben mi görebiliyorum oğlum?" Batır tahammülsüz bir şekilde bağırmıştı. Haklıydı da. Hepimiz gergindik. Şu an sadece o adamlardan kurtulmak istiyorduk. "Plan ne?" dedi Büyük Komutan. "Önce izimizi kaybettirmemiz gerek. Sivil olduğumuz için saldıramayız. Çaylak, çoktan haber uçurdun değil mi?" "Uçurdum komutanım." "İyi." Bir silah patlaması sesiyle daha irkildim. Bu sefer kurşun araca isabet etmişti. En sonunda korkudan ellerim ile yüzümü kapattım. Derin ama titrek nefesler alıyordum. Batır'ın arada kendi kendine küfürler savurduğunu duyuyordum ama bir anda direksiyona vurarak "Allah kahretsin!" diye haykırınca daha çok paniklemiş ve ağlamaya başlamıştım. Yakalanacaktım. Yine o odaya kapatılıp yıllarca işkence görecektim. O sırada Elçin beni fark etmişti. Başımı kolları arasına alırken "Korkma. Biz askeriz, seni koruruz." diye teselli vermeye çalışıyordu. Burnumu kibarca çekmeye çalıştım. Gözyaşlarım hala durmamıştı. Teker teker firar edip yanaklarımdan süzülüyorlardı. "Askeriz diye kızın başına gelmeyen kalmadı." "Senin yüzünden olabilir mi acaba Çaylak?" diye iğneleyici şekilde konuşarak yüzünü ona çevirdi Elçin. Uzaktan gelen bir kurşun araca isabet etmeden yanımızdan geçtiği sıra, Batır gür sesiyle arkaya doğru bağırdı. "Kız korkmasın diye susuyorum!" Birkaç saniye süren sessizlikten sonra aynı anda bağırdılar. "Özür dileriz komutanım." "Sen de korkma Azra. Atlatıyoruz, az kaldı." "Atlatamayız." dedim kendi kendime. "Ne?" diyerek seslendi Elçin. Bence sesimi herkes duymuştu ama korktuğum için ciddiye almamışlardı. Elimin tersiyle yüzümü kuruladım, sonra burnumu çektim. Muhattabım Batırdı. "Eğer onlardan kurtulmak istiyorsan en yakın Emniyet Müdürlüğüne sür." "Mantıklı." dedi kendi kendine. Dediğimi dinlemek için ani bir fren yaptı. Bir anda karşı şeride geçip ters istikamete doğru yol aldı. "Zaten gittiğim her yoldan çıkıp duruyorlar." "Oha!" diyen Ceyhun belli ki kendini tutamıştı. "Nasıl bir çetesiniz oğlum siz?" diyerek de şaşkınlığını belirtmeye devam etti. Arabada şaşırmayan tek biri varsa, o da bendim. Onlar çok güçlüydü. Her planı kusursuz yaparlar ve başarılı olurlardı. Eminim şehir dışına çıktığımız an, bize zorla kaza bile yaptırırlardı. Ama arabada benim gibi onları çok iyi tanıyan biri olduğu için şanslıydık. Dakikalar sonra Emniyet Müdürlüğüne ulaştığımızda yine ani bir frenle durmuştuk. Boş bir noktaya dalıp gittiğimden, etrafı izlememiştim ama daha emniyet sokağına gelmeden ortadan kaybolduklarına kalıbımı basabilirdim. "Qəhbənin balaları!" (Orospu çocukları!) diyerek kapıyı sertçe açan Ceyhun, belli ki arabadan inen ilk kişi olmuştu. Daha sonra diğerleri de tek tek aşağı inmişti. Bana kalsa, saatler boyunca hiçbir şey yapmadan böyle durmaya devam edebilirdim. Ama sağlığım için kuş gibi titreyen vücudumu zorla da olsa dışarı çıkartmıştım. Zaten diğerleri çoktan Emniyet Müdürlüğüne doğru yol almıştı. En azından nefes alacak bir alanım olurdu. "Azra!" Hızlı adımlar ile yanıma gelen Batır, hemen kolları arasına almıştı beni. Öyle sıkıca sarılmıştı ki, varlığını gerçekten hissetmiştim. Hele ki, saçlarımı okşayan elinden sonra dağılmıştım. Ben şefkati daha önce hiç tatmamıştım, bir daha tatmayacaktım da. "İyi misin?" Boğazım kendimi kasmaktan düğümlenmişti. Ama daha fazla dayanamadım. Seyiren çenem ile birlikte, gözyaşlarımın yanaklarıma dökülmesine izin verdim. "Değilim, Allah kahretsin!" "İyi olacaksın. Her şey geçti." "Geçmedi..." dedim çaresizce fısıldayarak. Sonra çaresizliğime karşı öfkelendim. Öfkelendiğim için hıncımı ondan çıkarmak istedim. Bedenimi ondan uzaklaştırmaya çalışıp göğsüne doğru peşpeşe yumruklar geçirdim. "Geçmeyecek de. Kimse bana yardım edemez. Bitti, her şey bitti!" "Şş!" Beni kendine çekmeye çalışıyordu ama bir kez olsun pes etmediğimden ne o, ne de ben istediğimize ulaşabiliyorduk. Kalıplı cüssesi karşında minicik kalan bedenimi umursamadan çırpınmaya devam ediyordum. "Bırak beni! Zaten eninde sonunda birinin elinde kim vurduya gideceğim. Ama... ama sen olmaz. Kanım senin eline bulaşmasın." Artık ondan bir şey saklamayı sürdüremezdim. Zaten öğrenecekti. Beni kendine çekmeyi bırakıp sadece durmam için çabalamaya başladı. Ama ela gözleri, sorgularcasına ıslak kahvelerimi izliyordu. "İyice saçmalamaya başladın." "Saçmalamıyorum!" diye yüksek tonda bağırıp göğsüne bir yumruk daha geçirdim. Batır bu sefer sert davrandı. Beni vücuduna öyle bir yapıştırmıştı ki hareket edicek küçük bir alan bile bırakmamıştı. Bir süre bizim yerimize sadece ve sadece gözlerimiz konuştu. "Anlat." dedi yalnızca. "Zaten her şeyi öğrenmeyecek misin?" "Öğreneceğim ama anlat. Bu hale gelmene sebep olan şeyi şimdi öğrenmek istiyorum." "Çok mu istiyorsun?" diye sinirli bir şekilde sordum. Hemen cevapladı. Adeta meydan okuyordu. "Çok istiyorum." "İyi..." dedikten sonra biraz duraksadım. "O adamlar sizin değil, benim peşimdeydi."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.