Efsun
Gözlerim sanki yüzyıl kapalı kalmış gibi zorlukla açıldı. Gözlerimi açtığımda şiddetli ışıklar yerine beyaz bir tavan olması ringin içinde olmadığımın en büyük kanıtıymış gibi ilk gördüğüm şeydi. Başıma fazlasıyla şiddetli bir ağrı girdi. Bir dakika o burnumdaki sargı mı!? Bana ne olmuştu böyle. Son hatırladığım şey üzerimdeki Merve ve burnuma giren o şiddetli ağrıydı. Ringte gözü dönmüş bir şekilde bana saldırmıştı. Büyük ihtimalle de yarın bir özür videosu yayınlayarak benden özür dileyecekti. Yalan bir video daha. Ve bende o özür videosunu kabul edecektim. İntikam için.
Gözlerimi tavandan ayırıp sağımdaki seruma baktım. Kolumdaki serum poşetinin üstündeki hastane isminden anlayabileceğim gibi bir devlet hastanesinde olmalıydım.
Odada açık bırakılmış televizyonu fark ettim. Televizyonda benim haberim vardı, ve birde Merve'nin bana yumruk attığı görüntüler... Ve o sırada televizyondaki görüntüde bir adam belirdi. Bir anda haberin başlığı değişti başlıkta "Gizemli kahraman ringde!" yazıyordu. O kahraman Merve'yi üzerimden fırlatmış, Merve kuduz köpek gibi pes etmeyip adama saldırmaya başlamıştı. Adamın da yüzüne fazlasıyla zarar verdikten sonra adam onu bir kenara atıp yerde yatan benim yanıma gelmiş, beni kucaklayıp götürmüştü. Görüntü burada bitti. Beni bir hastaneye getirmiş, tedavi ettirmişti, gerçekten çok ince biri olmalıydı ama beni buraya getirmek için kimden izin almıştı!? İlk önce burnundan getirecek sonra da belki ona teşekkür ederdim bilemiyorum.
Onun burada olabileceğini düşünerek etrafa bakmak istedim. Sonra koltuğun kenarında bir ayak gördüm. Yavaş yavaş yukarı doğru başımı kaldırmıştım ki "Aaaaa! Mumya!" diye bağırdım. Karşımda gerçek bir mumya mı vardı yoksa bana mı öyle geliyordu? Koltukta yatan mumya kılıklı şey birden ayaklandı bir şey arar gibi etrafa bakarak "Hani nerede? Arkama geç, korurum ben seni!" diye bağırdı. Güldüm. Bu adam ya ahmaktı ya da uyku mahruruydu.
"Birincisi yataktan kalkamıyorum nasıl arkana geçeyim. İkincisi profesyonel bir boksöre seni korurum dediğinin farkında mısın?"
Beni taklit ederek "Birincisi uyku mahruruyum. İkincisi bu kadar ciddiye almak zorunda mıydın?"dedi.
"Beni mi taklit ettin?"
"Yoooo... Ben seni niye taklit edeyim ki."
Bu mükemmel diyaloğu bitirmek için "Beni oradan alıp hastaneye getirdiğin için teşekkür ederim. Sana hesap sorardım ama beni kaçırmak için çok acemisin."dedim.
"Hiçte bile amacım seni kaçırmak olsa başarıyla kaçırırdım. Ayrıca yardım etmek bir insanlık göreviydi. Benim için çokta zor bir şey değildi. Bence orada bulunan kimsenin benim gibi bu vahşete izin vermemesi gerekirdi."
"Orada bulunan herkes zaten bu vahşeti izlemek için geldi. Yani korumalarım dahil kimse beni kurtarmak için herhangi bir çaba göstermezdi."
Duymadığımı düşünerek "Evet yine haklı çıktım. O şerefsizler hiçbir işe yaramıyor." diye mırıldandı. Kıkırdadım. Bana döndü. "Korumalarıma karşı neden bu kadar nefret dolusun öğrenebilir miyim acaba?"dedim.
"Oha!Ben onu sesli mi söyledim?"
Kahkaha attım ama yüzümdeki yaralar acıdı. Yüzümü buruşturup geriye yaslandım. Hâlâ adını öğrenemediğim yabancı "Noldu?"diye sordu. Kör galiba. Yine de cevap olarak ellerimle yüzümdeki yaraları işaret ettim. Anladığını belirtmek için hafifçe kafasını aşağı yukarı salladı.
"Ben gidip bir hemşire bulayım da bir şey yapıp yapmamamız gerekiyor mu onu öğreneyim." diyerek kapıya yönelmişti ki çıkmadan ona seslendim. "Bakar mısın?" Bana döndü. "İsmini öğrenebilir miyim? Yoksa sana bir hayvan ya da bir eşya ismi koyacağım öyle sesleneceğim." dedim isyan eder gibi.
"Adım Kaya."
"Tanıştığıma memnun oldum. Bende Efsun... diyeceğim ama adımı bile bilmesen o maça neden gelesin ki."
Beni yanıltarak "Aslında maçın yapılacağı yere gelip posterleri ve yazıları görmeden önce bilmiyordum."dedi. Konuyu değiştirerek "Kaya acaba ben baygınken Merve herhangi bir şey söylüyor muydu? Herhangi bir şey duydun mu?" diye sordum.
"Hayır, sadece seni yumruklarken ağlıyordu. Garipsedim ama üzerinde pek durmadım."
Tam da tahmin ettiğim gibi Merve kendini tutamamış ve ağlamıştı. Küçüklüğünden beri hep böyleydi. En ufak şey de ağlardı. Ama bu sefer ağlamakta haklıydı, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin sonuçta bu onun bir acısıydı. Büyük ihtimalle de beni görünce acısına tuz basmış gibi bir etki yaratmıştı onda.
Kaya çok beklemeden hemşire bulmak için odadan ayrıldı. Çıkarken kapı kilidini açmıştı. Bir dakika ya kapı niye kilitliydi? Ay tövbe aklımdan neler neler geçiyor. O gittikten birkaç dakika sonra bir adam odaya girdi. Adam bana şaşkınlıkla baktı.
"Aaaa! Uyandınız mı?" diye heyecanla konuştu.
"Yok hâlâ uyuyorum."
Adamın heyecanı kursağında kaldı. Şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu. Daha fazla dayanamayıp bir kahkaha attım. Adam yanıma gelip yanımdaki koltuğa oturdu. "Merhaba, ben Arda. Seni buraya getirenlerden biriyim."
"Memnun oldum. Bende Efsun."
Bu sefer ünlü biri gibi beni zaten tanıdığını düşünmeyip kendimi tanıttım. "Kendini tanıtmana gerek yok. Seni elbette tanıyorum sonuçta kim ülkesinin en iyi boksörünü tanımaz ki?" diyerek hayranlıkla konuştu.
"Arkadaşın."
"Kaya mı?" diye onaylamamı istercesine konuştu.
"Evet o."
"O boksla pek ilgili değildir. Eğer bir saygısızlık yaptıysa lütfen onun kusuruna bakmayın." diyerek sanki komşumun çocuğu biblomu kırdığında annesinin özür dilemesine benzer şekilde konuştu. "Hiç problem değil. Ve lütfen benimle sizli bizli konuşma. Sizli bizli konuşmaları hiç sevmiyorum." dedim.
"Peki Efsuncuğum!"
"Yuh! O kadarda değil. Yavaş gel."
Gülüştük. Bunu sevdim ben ya tam kafa dengi, istiyorum bundan bir tane evime. Biz gülerken içeri Kaya girdi. "Neye gülüşüyorsunuz bakalım kuzucuklar?" diye yenu tanıştığım birine göre fazla samimiyetle konuştu. Yüzümü buruşturup kusuyor gibi yaptım. Kuzu mu? Hemde yanında "-cuk" eki olandan yok ben almayayım.
"Birincisi ben olsam olsam soyadım gibi aslan olurum kuzu ne be. İkincisi de bu mükemmel salak arkadaşın bana yavşıyor." dedim sonunu Arda'ya gıcık gıcık bakarak. Kaya tam gülüyordu ki ikinci maddeyi duyunca korku filminden çıkan bir mumya gibi Arda'ya döndü. Arda, Kaya'nın bakışlarını görünce korkudan resmen yerinde zıplayıp açıklama yapmaya başladı.
"K-kanka şey ya ben öyle bir şey yapmadım ki." dedikten sonra bana döndü. "Sen niye bana iftira atıyorsun ki şimdi. Bak mümin kardeşim benim karı kızla işim olmaz elim kadın eline değmemiştir." diyip odadan kaçarcasına çıktı. Arkasından bakıp kahkaha atmaya başladım. Kesilikle en kısa zamanda evime bundan bir tane almam lazım. "Ben bundan eve istiyorum. Bir üst sürümü var mı?" Tebrikler Efsun! Adam artık sana canavarmışsın gibi bakacak. Kaya tahminlerimin aksine güldü.
"Bazen bende düşünmüyor değilim aslında."
Güldüm. Bu adamları çok sevdim ben en kısa zamanda bir şekilde numaralarını bulacağım. Düşünürken aklıma bir fikir geldi.
"Kaya..." Merakla bana baktı. "Ben düşündüm de bir sonraki maçıma ikinize en iyi yerden iki koltuk ayırttırmak istiyorum. Enerjiniz hoşuma gitti. Rededemezsiniz eğer reddederseniz sizi koltuğa zincirle bağlarım bak ona göre."
"Tamam Arda ile konuşurum."
Aslında bu kadar çabuk kabul edeceğini düşünmüyordum yine de kabul ettirmenin rahatlığıyla arkama yaslandım. Hehe, bu iş böyle yapılır bebeğim.
"Hemşire ile konuştun mu?" Kafasını olumlu anlamada aşağı yukarı salladı. "Ne yapıp ne yapmamamız gerekiyormuş?"
"Sargıyı bir, iki hafta çıkarma ama sonra isteğe bağlı çıkartabilirmişsin. Ve taburcu işlemlerini hallettim."
"Tamam. Beni buraya siz getirdiniz, o zaman siz götüreceksiniz değil mi? Sonuçta arabam yok ama bir taksiye de binebilirim."
Kaya cevap vermek için ağzını aralamıştı ki kapı çaldı. İkimiz de ses çıkarmadan kapıya baktığımız için kapı aralandı. Arda kafasını uzattı ikimizi de pürdikkat kendisine bakarken gördüğü için irkilmiş olmalı ki "Ş-şey beni affettiyseniz ben de odaya gelebilir miyim?" dedi. Kıkırdadım. "Gel gel, ben affettim. Merak etme Kaya sana bir şey yapamaz çünkü yanında mükemmel bir varlık, mükemmel bir boksör var." dedim, harfleri uzatarak.
"Kıza bak ya bana iftira atan o, korurum diyen de o."
"Sen benim şu an sinir bozucu olduğumu mu düşünüyorsun? Sen daha sinir bozucu halimi görmedin." dedikten sonra filmlerdeki kötüler gibi güldüm. Arda yanıma geldi. Kaya görmesin diye arkasını dönüp bana dil çıkardı. Bu çok çocukçaydı ama bunu kullanabilirim. Aldığım oyunculuk kursları ve oynadığım oyunlar sayesinde hemen gözlerimi ağlayacak gibi gözyaşıyla nemlendirdim ve kolumu tutup Kaya'ya döndüm. Ödüllü oyunculuk sergileyerek:
"K-kaya bu yanıma gelip kolumu tırnaklarıyla çok kötü çizdi. Çok acıyor." dedim.
Kaya Arda'ya döndü, kaşlarını çatıp açıkla da görelim şeklinde bakmaya başladı. Arda hemen savunmaya geçti.
"Kanka sen buna inanıyor musun cidden? Kız daha birkaç saat önce yumruklandı ve ağlamadı. Sen bu kızın birkaç çizikle ağlayabileceğini düşünüyor musun? İnsan olan inanmaz lan."
Çocuğa bak, resmen götünü yırtarak açıkladı. Kaya yumuşadı. Ben de oyunculuğum iki saniyede boşa gittiği için başımı eğdim. Yaptığım zaten çok mantıksızdı ama belki oyunculuğum sayesinde kanarlar diye şansımı denemiştim.
Başımı kaldırıp onlara bakınca merakla bana baktıklarını gördüm.
"Ne var?"
Kaya "Sadece nasıl hemen kendini ağlayacak duruma getirdiğini ve sesini titrettiğini merak etmiştim."dedi. Aslında çok gizli bir bilgi değildi ama ben yine de gizli tutmayı seviyordum. Bunu kaldırttığım haberleri bilen herkes biliyor sonuçta. Mantıksız tarafımı dinleyerek söylemeyi seçtim.
"Ben oyunculuk dersi alıyorum ve bazı tiyatro oyunlarında oynuyorum. Ama bunları internette paylaşmayın lütfen bunun gizli kalmasını istediğimden dolayı şu ana kadar bir sürü haberi kaldırttım. Başka paylaşımlarla uğraşmak istemiyorum."
"Ben paylaşmam, bence Arda da paylaşmaz." Arda başını salladı. "Söz veriyoruz ikimiz de paylaşmayacağız."
"O zaman bende sırdaşım olduğunuz için tiyatro oyunlarımdan birine size en iyi yerden iki koltuk ayırttıracağım. Reddedemezsiniz. Reddederseniz..."
"...sizi koltuğa zincirle bağlarım bak ona göre." diye Kaya beni tamamladı.
Kıkırdadım. Arda ikimize şaşkınca bakıp "Siz bu konuşmayı daha önce yaptınız mı? Neyin üzerine yapmıştınız?" dedi. Yazık, yavrum dedikodu kaçırmış gibi kaldı ortada.
"Bir boks maçıma size en iyi yerden iki koltuk ayarlayacağım, demiştim. Artık hem boks maçıma hem de tiyatro oyunuma koltuk ayarlayacağım." diyerek kaçırdığı dedikoduyu açıkladım. Anladığını belli edercesine kafasını salladı.
"Eee, artık hastaneden çıkalım mı?"
Kaya'nın sesiyle ona doğru döndüm. Kafamı aşağı yukarı sallayarak onu onayladım. Doğruldum, yan dönüp ayaklarımın aşağı sarkmasını sağladım. Kalçamı yataktan kaldırıp ayaklarımı yere değdirdiğim anda ayağımın uyuşukluğunu, boynumun ve belimin ağrısını hissetmemle düşecek gibi oldum. Kaya gelip belimden tuttu.
"Teşekkür ederim. Ayağım uyuşmuş. Ayrıca belim ve boynum da ağrıyor. Ama sıkıntı değil, bundan daha kötüsünü yaşadığım zamanlar olmuştu."
Kaya ve Arda bana baktılar. Ve sadece baktılar. Sonunda Arda kafasında tartıp kendi başımın çaresine bakabileceğim kanısına varmış olmalı ki arkasını dönüp kapıdan çıktı. Kaya bana bakmaya devam etti. En sonunda ağzını aralayıp konuşmaya başladı.
"Eğer çok kötü durumdaysan seni taşıyabilirim. Bu kasları boşuna yapmadım." diyip abartılı şekilde kaslarını gösterdi. Kıkırdadım.
"Bence gerek yok sadece basit uyuşukluklar ve ağrılar birazdan geçer."
"En azından destek olayım, bunu da reddedemezsin." diyerek net bir şekilde konuştu. Diklenmeyi düşündüm ama artık bu hastane odasında kalmak istemiyordum. Hastaneye son gelişim çokta iyi geçmemişti. Kaya'ya olur dercesine başımı salladım.
O bana destek olurken odadan çıktık. Arda ortalıkta görünmüyordu. Dönüp çıktığım odaya baktım. Sonrada oda numarasına. 62... Gerçekten koca hastanede bula bula bu numarayı mı buldum.
Dolan gözlerimle, Kaya'yı işkillendirmemek ve özel hayatım hakkında bir açıklama daha yapmamak için önüme döndüm. Asansöre binip otoparka indik. Kaya binmeden önce gelip kapımı açtı. Yüzüne baktım ve gülümsedim ama gülümsemem hoşnutluğumdan değil, Kaya'nın mumya sargısı yüzündendi.
Arbaya bindim. Benden sonra Kaya'da oturdu. Arda tam arabayı çalıştıracaktı ki bir şey hatırlamış gibi bana döndü.
"Efsun bildiğim kadarıyla senin evin İstanbul'da değildi. Eee, biz seni nereye bırakacağız o zaman?"
"Ben Ankara'dan iki hafta önce taşındım." Daha doğrusu cehennemden kaçtım.
Sözümü bitirdikten sonra sosyal medyada paylaşmayacaklarını düşünerek daha ezberlemeye bile vakit bulamadığım adresimi telefondan açıp Arda'ya gösterdim. Adresimi yaysalar bile daha onlar ne olduğunu anlamadan kaldırtabilirim. Bu benim için bebek oyuncağı.
"Bu apartmanı biliyorum bizim yurdun yakınlarında burası."
"Hangi apartman?"
Konuya dahil olan Kaya'ya dönüp adresi gösterdim. Kafasını sallayıp önüne döndü. Arda gaza basıp bilmediğim bir yere doğru ilerlemeye başladı. Kaya bakışlarımı görmüş olmalı ki konuşmaya başladı.
"Merak etme seni kaçırmıyoruz." Güldü. "Sadece yurt hastaneye daha yakın ilk önce Arda'yı yurda bırakacağı sonra da seni bırakacağız. Benim de dışarıda küçük bir işim vardı onu halledeceğim."
Kafamı sallayıp cama döndüm. Kaçırsalar bile kendimi koruyabilecek güce sahibim. Zaten başıma bir şey gelmeyeceğine adım kadar emin olduğum için beni bırak malarını kabul etmemiş miydim? Sessizce yolu izledim daha önce gördüğüm bir binanın önünde durduk. Bu yurt olmalı.
Arda arabadan inerken bana dönüp "Umarım daha sonra tekrar karşılaşırız. Seninle tanışmak benim için eskiden saçma bir hayaldi ama şu an tam karşımdasın. Seninle tanıştığım için çok mutluyum. Tabi tanışma şeklimiz biraz garip ama neyse. O zaman görüşürüz." diye çocuklarıma destan diye anlatacağım bir veda konuşması yaptı.
Bende bu uzun konuşmaya nasıl cevap versem diye birkaç saniye düşündüm ama bir şey bulamayıp "Umarım bir daha görüşürüz." diye sade bir cümle kurdum.
Arda arabadan indikten sonra Kaya arabanın etrafında dolanıp sürücü koltuğuna yerleşip kemerini taktı. Tam arabayı sürmeye başlayacaktı ki ona dik dik baktığımı gördü. Kemerini çıkardı ve bana doğru dönüp "Hadi sor." dedi.
"Arda o konuşmayı planladı mı? Çünkü bence o destanı bir çırpıda söylemek için bir süre düşünmek gerekir."
"Kesinlikle. Planladığına o kadar eminim ki. Zaten sen ringlere çıktığından beri senin büyük bir hayranın. İllaki görmüşsündür. "efsununbüyüsü" diye bir hesap var. Senin en fazla takipçili fan hesabın. İşte o hesap Arda'ya ait. Hatta arada beni dürtüp seni anlatıyor, editlerini anlatıyor. Dediği gibi en büyük hayali seninle tanışmaktı."
Ben şaşkınca cama doğru dönüp dışarıyı izlemeye devam ettim. Gerçekten çok şaşırmıştım. Kırk yıl düşünsem o hesabın Arda'ya ait olacağını düşünmezdim. O hesap gerçekten çok beğendiğim hesaplardan biriydi ama o hesabı diğerlerinden ayıran takipçi sayısıydı.
Düşüncelerimden sıyrıldığımda evimin kapısının önündeydik.
☯︎
Kaya
Efsun'un evinin önüne geldiğimizde kemerimi çıkarıp Efsun'a döndüm. Ona döndüğüme onun dışarıya dalmış olduğunu gördüm.
"Efsun?" Bana doğru döndü. "Veda vakti geldi." Kafasını salladı.
"Ama ben hâlâ Arda'nın bir üst sürümünü bulamadım." diyerek dudağını büzdü.
Kıkırdadım. "Arda gibi bir konuşma yapmak isterdim ama ne yazık ki ben senin hayranın değilim. Umarım bir daha görüşürüz ama böyle değil." dedim.
"Bıraktığın için teşekkür ederim. Umarım ikinizlede bir daha karşılaşmak nasip olur derdim ama sen şimdi bana telefon numaranı veriyorsun ve ben de sözümü tutup sizi bir maçıma ve bir tiyatro oyunuma çağırıyorum." diye emrivaki şekilde konuştu.
Onu ikiletmeyip telefon numaramı söyledim. Telefon numaram benim için çokta önemli bir bilgi değildi. O da telefon numaramı telefonuna kaydetti. Telefonumu çaldırıp numaranın bana ait olduğundan emin oldu. Ve sonrasında el sallayarak arabadan indi.
Onun arkasından baktım. Efsun içeri girince arabadan dışarı çıktım. Sigaramı yakıp yüzümü binaya doğru döndüm.
Binadaki daireleri sayarak Efsun'un dairesini buldum. Efsunun dairesi ikinci katta olduğundan dolayı net bir şekilde görebiliyordum. Binadaki en güzel balkon Efsun'un diyebilirdim. Birkaç hafta önce taşınmasına rağmen balkonunu modern ve tatlı bir şekilde süslemişti.
Balkonun yarısını cam balkon yapmıştı. Balkonun açık olan kısmına ise gerçekten modern ve güzel bir salıncak koymuştu. Salıcağın yanında benim daha önce internette görüp almak istediğim ama bir türlü alamadığım kitaplık duruyordu. Kitaplık ağzına kadar kitapla doluydu. Ayrıca kitaplığın üstünde yapay sarmaşıklar vardı.
Efsun'un balkonunu incelemeyi bitirip binayı daha dikkatli inceledim. Efsun'un karşısındaki daire için satılık ilanı verilmişti.
O an aklıma bir fikir geldi. Bu bina fazlasıyla güzeldi ve benim yeterince param vardı. Üstelik tam da şu sıralar Arda ile yaşayabileceğim rahat bir daire arıyordum.
Hemen telefonumu çıkarıp Arda'yı aradım. Eşek sıpası bir türlü açmadı. Ben de inatla çaldırmaya devam ettim. Sonunda açtığında konuşmasına bile izin vermeden konuşmaya başladım.
"Arda geç açmanı ilk defa göz ardı edip sana güzeller güzeli o soruyu soruyorum. En sevdiğin ünlüyle, bugün tanıştığın o kızla komşu olmak ister misin?"
"NEEEE!?" diye bağırdı. Bu çocuk cidden salak. Ah, kulağımı hissetmiyorum.
"Yavaş lan hayvan! Kulağım yok oldu." diye sitem ettim.
"Özür dilerim ama bu hayatımın sorusu. Ve tabi ki de EVET, EVET, EVET!"derken tekrardan bağırdı. Bu çocuk iyi güzelde beyni boş.
"Lan mal, daha demin bağırma dedim sana! Ayrıca evlilik teklifine mi cevap veriyorsun? Ne bu heyecan?" diye artık sabrım taştığı için bağırdım.
"Kanka hayatımın sorusunu sordun. Nasıl heyecanlanmayayım?"
"Neyse kapat ben de işlemleri halledeyim." Daha fazla Arda'ya maruz kalmamak için telefonu hızla kapattım. İki dakikada kulağımı belledi çocuk.
Telefonun numara girme yerini açıp hemen numarayı tuşladım. Aramayı sesinden belli olduğu gibi yaşlı bir adam açtı. Adamla konuştum.
Adam bir saat sonra binanın önüne geldi. Adamla daireye çıktık. Daireyi gezdim, daire geniş bir daireydi. Bence gayet güzeldi. Adamla makul bir fiyata anlaştık. İstanbul'da ne kadar makul olabilirse. Gerekli belgeleri imzalamak için daha sonra adamla görüşecektim.
Adamdan ayrıldıktan sonra arabaya bindim. Gideceğim yerin adını arama motorunda aratıp yol tarifi aldım. Arabayı çalıştırmak üzereydim ki telefona gelen mesaj bildirimiyle durdum. Mesaj uygulamasını açtığımda o mesajı gördüm.
Bilinmeyen numara:
Özür dilerim.