İçeriğe geç

Return Of Souls

Bölüm 6 · 10 dk okuma

Return Of Souls

Bölüm 6

Oda arkadaşı

...

Krem duvar kağıdı , kahverengi başlıklı ve siyah bazalı iki yatak . Kahverengi ahşaptan iki kapaklı ve aynalı orta boy , iki kişilik bir giysi dolabı . Camın önünde bir sandalye ve kahve masası . Ufacık bir oda ve eşyalar ardına kadar dolu .

Hayallerim suya düştü denecek kadar saçmaydı yaşadıklarım . O kadar koskoca tesiste bana düşen şu küçük oda mıydı yani ? Bir de birisiyle paylaşacaktım odayı !

İçeriye bir adım daha atacakken arkamdan gelen bir darbe ile büyük çaplı bir sarsıntı yaşadım . Az daha yeri boylayacakken kapı kolonuna zor tutunmuştum . Neydi bu hız böyle !?

Kapıdan içeriye girmiş ve odanın tam ortasında, Mr. Brown'un karşısında duruvermişti .

━ Mr. Brown , arkadaş kim ?

Asıl sen kimsin ? Odanın sahibiyse bu hiç etik değil ! Bir erkekle aynı odada kalmak ne zamandan beri doğru !?

Gözlerim olabildiğince açmış ve Mr. Brown'a bakmaya başlamışken bir yandan da bir açıklama bekliyordum .

━ Düşüncelerinizi anlayabiliyorum . Sorun yok her şey kontrol altında . Biraz acele bir karar olduğundan hazırlıksız yakalandık . Yeni oda düzenleri oturtana kadar idare edin . Fazla sürmeyecek . Ve evet tanışmayı da unutmayın . Lady Margaret'e rapor vermem lazım , gitmeliyim !

Mr. Brown ortadan yok olurken öylece kalakalmıştım . Tam karşımda ellerini göğsünde bağdaş yapmış ve beni baştan aşağıya iyice süzmeye başlayan adını sanını bilmediğim bir erkek duruyordu .

Ağzına gelip de dışarı çıkartamadığı sözleri çok bekletmeden en sonunda dışarıya vurabilmişti .

━ Sen mavi olmalısın , benimle aynı odaya düştüğüne göre ?

Ne mavisi be !?

Aynı şekilde yanımdaki kapıya benimi yaslayarak ellerimi belime koydum .

'' Mavi derken !? ''

Sorumla birlikte dikildiği yerden ayaklarını kurtarmış olacak ki iki adımda tam karşıma kadar geldi . Gözleri boynuma ilişmişti . Ne yaptığını anlamaya çalışırken boynundaki kolyesini tişörtünün üstüne çıkarıp gösterdi . Benimkine benzer bir kolyeye sahipti ve turuncuydu , kahverengiye yakın bir turuncu !..

İstemsizce elim kolyeme gitti ve bende kolyemi dışarı çıkarttım . O sırada taşların ikisi de aynı anda parlamaya başlamıştı . İkisinin rengi birbirine karışmaya başlarken ikisi de baskın gelmiyordu . Yaklaşık iki saniye sonra da ikisi de aynı anda sönmüş ve parlamayı bırakmışlardı .

━ Kışın başlangıcını getiren , karı yağdıran , buz taşının gücüne sahip sen olmalısın ; aranan dördüncü üye !.. Memnun oldum , ben Daniel !

'' Faith ... ''

━ Güzel isim ... Rengi mavi olsa gerek ... İkinci bir adın var mı ?

'' Sürekli nereden çıkarıyorsunuz şu isim renklerini !? ''

Gerçekten büyük bir sitem etmekteydim . Bir Mr. Brown bir de bu . Acaba ileride kim olacaktı ?

Bu sitemime Daniel gülerek karşılık verdikten çok geçmeden sonra sözleriyle yanıtladı .

━ Bize ismimizi kader vermiş algısı var .

'' Senin var mı ikinci adın ? ''

━ Şansına küs ! Benimkisi sadece Daniel . Peki soruma ne diyorsun ? İkinci bir adın var mı yok mu ?

'' Rachel ! Ama nefret ederim . Faith yeterli !.. ''

━ Pekala Rachel odaya gitmeyi düşünüyor musun yoksa neden iki karşı cinsin aynı odada birlikte kalacağımızı sorgulamaya kapı eşiğinde uzunca bir süre sorgulamaya devam mı edeceksin böyle ?

Derin bir nefes vererek yaslandığım kapı kolonundan sırtımı çektim .

'' Öncelikle Rachel değil Faith . Ve sorgulamaya ayaküstü değil oturarak devam etmeyi tercih ederim .Gerçekten başka bir oda bulunamadığına emin miyiz !? Bu kocaman tesiste sadece küçük dikdörtgen bir odada sıkışıp kaldığıma inanmakta zorluk çekiyorum da !

Daniel söylediklerime kahkaha atarken ona tip tip bakmıştım . Ama bu sırada odanın da içerisine girip kendi yatağımın üstüne oturmuştum .

━ Bak inanmazsın ama aynı şeyi bende sorguladım . Sadece son gelenler olduğumuz için en kötü oda bize kaldı . Ah bir de Lenora'nın odasını gör Diana ile harika bir kral süitinde kalıyorlar !

'' O da kim ? ''

━ Güneşin Varisi ! Güneş taşının sahibi . 6 aydır burada .

Her şey iyice saçmalaşmaya başlıyordu . Burada neler döndüğüne anlam veremiyordum . RP(Role Play) aleminde falan mıydım yoksa gerçekten bunların hepsi gerçek miydi !?

Mr. Brown'dan bir türlü doğru düzgün cevap alamamıştım , peki ya Daniel ... O bana istediğim cevapları verebilir miydi , denemeden bilemezdim değil mi !?

'' Pekala Daniel ... Sana birkaç soru sorabilir miyim ? ''

━ Neden olmasın ?

'' Kafam çok karışık ... ''

━ Herkesin ki öyle .

'' Sorularımı sorana kadar bölmeden bekler misin acaba !? ''

━ Sakin !.. Ne bu sinir ?

Derin bir nefes vererek dikleştim .

'' Buraya isteğim dışı zorlanarak getirildiğim ve hiç beklemediğim bir anda ailemden koparıldığım için olabilir , okuldan alınıp arkadaşlarıma bile veda edememek de cabası ! ''

En çok da bile isteye hiç karşı gelmeden beni ellerine vermeleri koymuştu ama bu yaptıkları da kendi istekleri değildi , Mr. Brown onları hipnoz etmişti . Hatırladıkça içime bir şey oturuyor kalbime bir bıçak saplanıyor , içim cayır cayır yanıyor .

Başımı kaldırarak tavana baktım . Akmak için gözümün ucunda duran gözyaşlarım şimdi içeri geri girmeliydi .

━ Hey özür dilerim ... Bende buraya sadece 3 ay önce geldim . Ben de pek bir şey öğrenemedim .

Bakışlarımı tavandan çekerek karşımda başını yan yatırmış bir şekilde beni izleyen Daniel'e kaydırdım .

'' Buradan gitmek istiyorum böyle bir ortamda bulunmak istemiyorum . Ve neden burada odluğumu da hala anlamış değilim ! ''

━ Sormak isteğin şeyler aslında burada olup bitenler ve buranın düzeniyle ilgili şeyler ... Ve Mr. Brown hiçbir şeyden bahsetmedi !? Her zamanki gizemli tavırları . İlk geldiğim bir buçuk hafta o kadar boşluktaydım ki çok kötü bir histi . Sana onu yaşatmayacağım . Ne sormak istersen cevaplarım .

'' Gerçekten sorularım o kadar çok ki ... ''

━ Geleceğin bize dünden söylendiği için bugün ders yok , en azından dördümüz için . Yani fazlalıkla sana ayıracak boş vaktim var , ee ne dersin başlayacak mısın ?

Uzun uzadıya Daniel'in yüzüne bakarken düşündüm . Şimdi sorularıma bir cevap alabilecektim . Peki ya hangi soruları sormalı ? Birinden başlamam gerek .

'' En başından başlamalıyım . Doğum günümde görmediğim kabus kalmadı ama nasıl olduysa hepsi gerçekti , ve ilk doğum günü hediyem bu kolye oldu . Taşı önceden daha büyüktü sonrasında bir şeyler oldu ve bu kadarcık kaldı . Uyandığımı sandıkça yine rüya olduğunu gördüm .En sonunda bir kristalin tüm odamı aydınlatacak kadar masmavi parıldamasıyla uyandım . Kolyemi çıkartamıyorum ama en çok istediğim şey şu an bunu çıkarmak ! Kolye neden çıkmıyor , çıkması için ne gerekli ? Bu rüyaların daha doğrusu kabusların anlamı ne ? Delireceğimi düşündürecek kadar doğaüstü bu şeylerin sebebi ne ? ''

━ Kabullenememek .

'' Ne ? O kadar uzun uzadıya konuştum tek cevabın bu mu !? Bende seni ... ''

━ Kabullenmek istemediğin için bu halde değil misin !? Her şey oldu ve bitti artık buradasın ve dönüşü de yok ! Rüya değil bir görü . Buz taşı , yani kristal ... Sana gücünü veren kaynak . Manevi bir güç değil doğaüstü süper güçler ! Görüler sihrin taştan sana aktarılma süreci . O kolye içindeki patlamaya hazır güçleri dizginleyen bir tılsım . Çıkaramıyoruz çünkü henüz o potansiyele erişemedik . Güçlü kişiler tarafından çıkarılabiliyor sadece ve şuan güçlü insanlar bunun boynumuzda kalmasını istiyor .

'' Bunlar mantıklı mı !? ''

━ Mantık araman hata . En son 1 ay önce bıraktım .

'' Süper ötesi güçlerimiz var , kolye güçleri dizginliyor , güçlerimi aldım tamam . Neden burada olmak zorundaydım ki !? ''

━ Gerçekten mi ? Kullanmayı öğrenebilmek için ve daha neye bile benzediğini bilmediğimiz düşmanlarımız için . Kaderimize kazınmış ve enerjimizle bütünleşmiş ruh taşlarının güçlerini istiyorlar da ondan ! Güçler uyandı evet ama kötülük de uyandı . Yanlış anlama edebiyat sevmem sadece Mr. Brown'un sözleri ...

Tüm ciddi suratım bir anda gevşemişken kahkahayı patlatıverdim . Aynı şekilde Daniel de gülümsüyordu . Yüzümü , gülüşümü ve tahminimce yanaklarımda çıkan gamzeleri incelerken bir yandan da konuşuyordu .

━ Burada olmamız mecburiyet ama kurallara uyarsak onları görebiliyoruz, istediğimizi yapabiliyoruz hafta sonu tesisten çıkıp şehri gezebiliyoruz . Buraya alıştığımızda her şey daha kolay oluyor ve emin ol alışıyorsun .

'' Buraya gelmesi , güçlerin yeşermesi tamam . Peki ya bu güçler ? ''

━ Sınırlarını kimse bilmiyor . Güç öğretmenimizin dediğine göre herkesin kişiliğine göre şekillenmiş temel güçleri var . Sanırım bir kanguru soyundan geliyorum . Tek yapabildiğim yükseklere zıplayıp durmak !

Yüzünden öfkelendiği anlaşılıyordu . Belki de bu hayata karşı bir şansızlığını kabullenişin dışavurum şekliydi . Güçlerini kabul etmiş ve güçlenmek istiyordu ama tek yapabildiği bir kanguru gibi sağa sola zıplamak idi . Ama şu vardı ki aynı şey benim için de geçerliydi . Artık anlıyordum bir şeyleri , temel gücümün kaynağını .

'' Ben ise kontrol dahi edemediğim bir anda hızlanıp yavaşlıyorum ki hiç güzel bir şey değil ! Yarışmanın ortasında daha hızlı koşmak isterken yeri boyladım ! ''

━ Koşmayı seviyorsun demek ...

'' Zıplamayı sevdiğin halde becerilerine aldığın bu tavır ne peki ? ''

━ Güneşimizin Varisi insanların düşüncelerini değiştirebiliyor , Denizin Prensi Adrian ise her şeyi duyabilir , istediği zaman .

'' Bu ekibin de geri kalmışları ve ayak bağı olan ikili biz olacağız desene ... ''

━ Leydi Margaret bunun gelip geçici olduğunu söylüyor . Eğer en temel gücümüzü kullanmayı öğrenip bunda ustalaşırsak yeni güçlerin kilidi açılırmış . İçimizdeki enerji istediğimiz her şeyi yapma gücü veriyor bize ama tabii önce en sevdiğimiz şeyi sonuna kadar başarılı bir şekilde yaptıktan sonra . Yani anlayacağın önümüzde upuzun bir yol var .

Derin bir iç çekerek oturduğum yataktan kalktım ve kapının yanında duran bavullarımı alarak dolabın önüne kadar getirdim .

'' Umarım bu odada kalıcı olmam . ''

━ Böylesi imkansız olurdu . Yarın halledeceklerine eminim .

'' O zaman yerleşmeme de gerek yok . ''

Bavullarımı dolabın yanına dayayarak tekrar yatağa oturdum ve Danile'e döndüm .

'' Bu koskocaman tesisi gezme şerefine ne zaman nail olabileceğim ? ''

━ Hemen şimdi !

Kapının önünden gelen sesle ikimizin de bakışları kapıya çevrildi . Kapının önünde duran kişi Mr. Brown idi .

━ Gel benimle , yeni evini gezip görme vakti !

Ve yine her zamanki gibi düşmüştüm Mr. Brown'un peşine ve gidiyordum yol boyu . Bu kocaman tesisi gezmesi kim bilir kaç saat sürerdi !?.

...

Teker teker yurt bölümünü , yurt yemekhanesini , duşlukları , tuvaletlikleri , çamaşırhaneyi ; binadaki mutfağı , müdürün odasını , görelilerin odasını , müdür yardımcılarının odasını , kat sorumlularının odasını - bizim katın sorumlusu Bay Lewister diye bir adam - teker teker gezdikten sonra okulun kuzey kanadına geçtik . Spor salonunun , güç salonunun , yüzme salonun , eğlence salonun , dinlenme odasının , laboratuvarın ve seranın bulunduğu tarafa ...

Kuzey kanadını da gezdiğimiz tesisten daha sonra batı kanadına giderek önümüzdeki kapıdan dışarıya çıktık . Tesisin tesis kadar büyük arka bahçesine !..

Burada da eğitim alan çocuklar vardı . Bahçedeki süs havuzu etrafında toplanan banklar bir parkı anımsatıyordu . Bahçenin bir bölümü de sanki bir tarım arazisiymiş gibi çiçeklerle ve değişik bitkilerle çevriliydi . Bahçenin en uç köşesinde de bir sera tarafı vardı yarı geçirgen beyaz büyük bir çadırın içinde .

Binada görmediğim güney kanadında ise derslikler vardı . Resmen bina dörde ayrılmış ve tüm katlar bu şekilde dizayn edilmişti . Yurt tarafındaki odalar aynı hizada üst üste tüm katlarda aynı düzende bulunuyordu . Aynı şekilde derslikler de üst üsteydi . Bu kadar bu büyük binada kaybolmamak ise sadece binanın yapısını ezberlemekle mümkün sayılabilirdi . Binanın bir katı öbür katlara eş değerdi . Ben ise binanın beşinci katındayım ve bina kaç katlı diye sakına sormayın çünkü sayamayacak kadar fazlaydı . Daha önceki tahminime göre 20 - 25 kat ederi vardı .

Tüm bu tesisi gezme tüm günümü almış ve harap bitap düşmüştüm . Mr. Brown beni 116 no.lu odaya bıraktıktan sonra gözden kaybolmuştu . Elime ise küçük bir kağıt parçası bırakmayı da ihmal etmemişti . Odaya girip kapıyı kapattığımda birilerinin halen uyumadığını fark etmiştim .

'' Yarın ders yok mu ? ''

━ Var . Neden sordun ?

'' Hala uyumadığından . ''

━ Ben geç uyurum .

'' Yarın dersler daha erkenmiş . Gelmemin şerefine ... ''

━ Kat görevlisi zaten alışık buna . Sen beni dert etme , kendinle ilgilen. Beğendin mi tesisi Mr. Brown alışmış olmalı ben daha geç girmiştim odama ilk geldiğimde .

'' Büyük ve gereksiz olması dışında mı ? İdare eder . ''

Daniel sözlerime gülerken bende yatağımın üzerine oturdum . O da yatağın benden tarafa bakan köşesine geçip oturmuştu . Karşılıklı birbirimize bakarak otururken bir anda kapı alacaklı gibi çalmaya başladı .

- Herkes yataklara !

Bay Lewister ile de böyle bir

tanışmışlık anım olmuştu . Daniel ile gülüşerek yataklara girmiş ve geceyi orada öylece sonlandırmıştık . Yarın büyük bir gündü , benim ve beni tanımaya başlayacak olan arkadaşlarım için !

...

Bölüm sonu

1 yorum