(Bengü-> Saygımdan bölümün şarkısıdır, onunla dinleyebilirsiniz 🤍)
Karşımda Bora ve onun kolunda sarışın kadın duruyordu. Yanımdaki Çiğdem bile bu gelişe şaşırmıştı, anlamıştım. Ağzımdan tek kelime çıkmıyordu ama gözlerim her şeyi anlatmaya yetiyordu bence. Dehşet!
En sonunda Çiğdem koluma dokunarak beni kendime getirdi. Hafif yerimde silklenip en güzel gülümsememi sundum onlara. En kısa sürede onları uzaklaştırmak istedim.
"Merhaba?" Dedim soru sorar gibi ardından devam ettim, "Buraya gelme amacın nedir Bora?"
"Gidecektim, istersen eve bırakabilirim diye sormak istedim." Dedi.
"Gerek yok. Hem gece daha uzun, bir yere gidemem. Yine de sağol." Diye yanıtladım.
"Gece uzun?" Dedi kaşlarını çatarak.
"Upuzun. Boş boş oturacak değilim."
"On dakikaya sergi bitecek, davetliler gitmeye başladı bile." Dedi Bora anlamayarak.
"Sahran'larla kutlamaya gitmeyi düşünüyordum. Bugün fazla özendim, boşa gitsin istemiyorum." Dedim. Yalan değildi, Sahran'la konuşup gezmek isteyecektim. O gelmese bile Çiğdem'le gezebilirdik. Acilen kafa dağıtmam gerekiyordu çünkü. Bugün aşırı stres olmuştum.
"Demek öyle." Başımı salladım. "Bizde gelelim. Eğlenceli geliyor."
"Sen bilirsin." Dediğim an bize doğru gelen Çınar'ı gördüm. Daha doğrusu büyük ihtimalle çıkışa gidiyordu çünkü kapının az ileri ki masasındaydık.
Çınar beni görünce hemen yanıma geldi. Sahran'a o iletebilirdi. "Kusura bakma gidecektin sanırım böldüm ama?" Dedim.
"Saçmalama. Buraya geliyordum bende. Sahran'lar eğlenelim diyor, kutlama için. Sizi çağıracaktım bende."
"Bende Sahran'ı etrafta göremeyince seni çağırdım. Gezelim diyecektim süper o zaman." Dedim ellerimi birbirine kenetlerken.
"O zaman ben Sahran'a haber vereyim." Dedi.
"Dur!" Dedim ve bana döndü. Hemen karşımızda duran Bora'ları işaret ettim. "Onlarda gelebilir mi?"
"Neden olmasın. Kapıda bekleyin, ekibi toplayıp geliyoruz." Dedi ve gitti.
Çiğdem bana kötü kötü bakıyordu. Ne var dercesine kafamı salladım. Kolumdan tutup beni belli etmeden kendisine çekti hafifçe ve kulağıma eğildi. Fısıldayarak konuşuyordu. "Bora'lar gelmesin! O sarı çiyanla baş başa duramam ben! Delirtiyor insanı."
Bu ne demekti şimdi? Ben hiç diyaloğa girmesem de Bora sevgilisini muhakkak Çiğdem'lere göstermiş olmalıydı. "Neden öyle dedin?" Diye sordum.
"Bora sevgilisini Kerem'e tanıştırmak için yemeğe çıkarmış. Tabii ben yoktum! Kerem de göstermek amacıyla beni görüntülü aradı. Kız nasıl itici görmen lazım Sezin!"
"Karşımda Çiğdem, görüyorum."
"Komik değildi salak. Ciddi diyorum. Aynı ortamda kalamam ben! Ayrıca gözlerini dikmiş sana bakıyor, yiyecek seni!" Dediği an direkt kafamı çevirip kıza baktım. Çiğdem ise elini alnına vurmakla meşguldü.
"Sezin!" Diye ses yükseldiğinde Sahran bana doğru geliyordu. Gelip bana ve Çiğdem'e sarıldı. "Kutlamaya gidelim ama öncesinde Sezin benimle gelir misin?" Kafamı onaylarcasına salladım. Ona eşlik ederek biraz 'fazla' yürüyüp gözlerden uzak hâle geldiğimizde koluma vurdu bir tane. "Acıdı!" Dedim.
"Acısın Sezin! Bana nasıl eski sevgilim demezsin!"
"Bu konu hakkında konuşmayı reddediyorum."
"Neyse, Çınar söyledi bir kadınla adamında gelmesini istemişsin. Tabii bir tanecik nişanlım tanımadığı için bilememiş ve evet demiş! Bora yeni sevgilisiyle geldi buraya deli misin sen?!"
"Gayet aklı başında bir insanım Sahran. Sakin ol lütfen. Bora'nın gelmesine bayılmıyorum herhalde ama nazaketen davetlerini kıramadım. Çiğdem de azarlayıp duruyor bari sen yapma."
"Az bile yapmış." Dedi ve birlikte tekrar geldiğimiz yere geri döndük. Sahran ve Çiğdem bir şeyler konuşarak önden gidiyorlardı. Bora sevgilisiyle ve Karan'la birlikteydi. Ben tek başıma yürürken yanımda birden Çınar belirdi. "Bana eski sevgilin olduğunu söyleseydin Sahran'dan azar işitmezdim." Dedi gülerek. Utanmasa kahkaha atacaktı.
"Özür dilerim, bilerek olmadı. Bilseydim kutlama olacağını söylemezdim onlara."
Omzuma arkadaşça elini koydu. "Sıkma canını, biz demeseydik bile Karan gidip Bora'ya söyleyecekti. Kulak misafiri oldum."
Güldüm bende. "Bunu dert etmiyoruz o zaman." Dedim. Onayladı beni.
"Yanına neden geldiğimi merak ediyor musun?" Dedi.
Kaşlarımı kaldırdım. "Neden?"
"Şu tercüman arkadaşını nişanlımın yanından kurtarmanı isteyecektim." Dediği an kahkaha attım. "Beni kullanıyorsun demek!" Dememle o da güldü. "Öyle demeyelim biz." Dediğinde başımı salladım. "Ne yapayım, özledim nişanlımı." Demesiyle tebessüm ettim. Çok tatlılardı. "Senin için bunu yapabilirim." Dememle onun da yüzü güldü. Çınar'ın yanından ayrılıp onların yanına gittim. "Selam! Ne konuşuyorsunuz bu kadar hararetli?"
Çiğdem bana döndü, "yurt dışında geçirdiğim zamanları konuşuyorduk." Dedi. Tabii ben bunları biliyordum.
"Anladım. Sonra daha detaylı konuşursunuz. Ben Çiğdem'i kaçırıyorum!" Deyip gülerek onu yanıma çektim. Bunun ardından hemen Sahran'ın yanında Çınar belirdi ve bana teşekkür edercesine gözlerini yumdu. Gülümseyip önüme döndüm. "Beni mi kaçırıyorsun?" Dedi canım arkadaşım.
"Tabii ya! Başka kimi kaçıracakmışım ben?"
"Peki kaçırmanın nedenini öğrenebilir miyim?"
"Nişanlıları bir araya getirdim diyelim." Dedim.
"Hım anladım." Dedi ve arabaların oraya geldiğimizde Bora bana bir şey diyecekler Sahran onu böldü. "Sezin bizimle gelin siz." Dedi ve hemen onayladım. Çiğdem ve ben Sahran'ların arabasına bindik. Karan da Bora'ların yanına gitmişti.
"Bora seni unutmuş gibi değil baksana." Dedi Sahran birden.
"Saçmalama lütfen. Yedi senedir birlikte değiliz biz. Nereden çıkardın bunu?" Dedim.
Ön koltukta kemerini genişleterek bana döndü. Çınar onu uyarsa da dinlemedi ve bana göz kırptı. "Yanında sevgilisi varken o yokmuş gibi davranan bir adam. Seni düşünüyor ama yanındakini değil." Dedi.
Çiğdem hiç durur mu o da konuştu, "ben anlatsam da dinlemiyor ki!"
"Öyle bir şey yok çünkü. Maziyi açmaya gerek yok." Diye kapatmaya çalıştım konuyu.
"Ne demek gerek yok?! Sende ondan hoşlanıyorsun." Dedi Sahran.
"Hiçte bile. Bora umrumda değil. Eğer olsaydı gidip başkasıyla birlikte olmazdım." Dememle sustular.
Yol boyunca sessizlik hakimdi. Çınar bir süre sonra bu sessizlikten rahatsız olmuş olacak ki radyoyu açtı. Çalan şarkıyla beraber yola devam ettik. Telefonuma bildirim geldi.
Bilinmeyen numara: Bora sevgilisiyle katılmış sergiye.
Canın acımış olmalı Sezin.
Mesajı görür görmez Çiğdem'in kolunu dürttüm. Bana bakınca telefonumu gösterdim. Kaşları çatıldı. Cevap yazmak için kendime çektim tekrar ama bakışları telefondaydı.
Siz: bugün kaçıncı duyuşum olduğunu bilemezsin.
O adam umrumda değil diyorum.
Acımış olması için önce onu sevmem lazım.
Cevap gecikmedi.
Bilinmeyen numara: onu sevmediğini mi iddia ediyorsun?
Siz: iddia etmiyorum. Direkt söylüyorum. Onu sevmiyorum!
Bilinmeyen numara: gözler yalan söylemez Sezin. Sadece kendini kandırıyorsun.
Siz: sen öyle sanıyorsun.
Bilinmeyen numara: gördüm.
Ona nasıl baktığına kendim şahit oldum.
Yalan söylüyorsun.
Bir dakika beni görebileceği kadar yakınımda mıydı?! Mesajı görür görmez Çiğdem'e baktım. O da kaşları çatık bana bakıyordu.
Siz: demek o kadar yakınsın bana.
Bilinmeyen numara: evet.
Gizlemek zorunda değilim sonuçta.
Çok yakınındayım.
Belki de kim olduğumu öğrensen yıkılacaksın.
Siz: ne anlatıyorsun?
Seni umursadığım mı var da yıkılayım?
Bilinmeyen numara: eh, şuan haklısın.
Ama öğrenince anlayacaksın,
Bora evlendiğinde sadece oturup senin yıkılışını seyredeceğim ve o zaman da benim haklı olduğumu göreceksin.
(Görüldü.)
Nefesim kesilmiş mesajları okuyordum.
Tekrar ve tekrar.
"Geldik!" Diyen Çınar'ın sesiyle kendimi toparladım ve gülümsemeyle çalıştım. Çiğdem destek olmak istercesine elimi tuttu. Arabadan indiğimiz sırada Bora'larda gelmişti. Bir mekânın önünde duruyorduk. Yedi senedir burada olmamanın bilmemezliğiyle diğerlerini de bekledik. Bilmiyordum burayı ne var yani?
Topuklularımla içeri hep birlikte girdiğimiz an yüksek müzik sesi kulağımı doldurdu. Gülümsemem genişledi. İçip sarhoş olacaktım!
Mutlulukla yürümeye devam ederken bar masasına oturdum hemen. Yanımda Çiğdem duruyordu. "Sakın sarhoş olayım deme bu sefer seni gebertirim!"
"Ya ne olabilir Allah aşkına. Kutlamaya geldik buraya. En kötü Kerem'de kalırız." Dememle Çiğdem gözlerini fal taşı gibi açmış bana bakıyordu. Güldüm, "şaka yaptım hemen inandın."
Belli etmemek adına gülmeye çalıştı. "İlahi Sezin! Ben ve inanmak mı? Hayatta yok."
Barmen önüme geldi. "En ağır içkini istiyorum!" Dememle adam hemen hazırlamaya başladı. Çiğdem kolumu dürttü, "saçmalama!"
"Bugün cidden berbat bir gündü Çiğdem. Seni kırmak istemiyorum ama sergi de sırf sarhoş olmak istemem rezillik çıkarmamak içindi. Burası ise serbest." Dedim.
"Beni şuanda da kırıyorsun o zaman."
"Kırmıyorum. Az sende beni düşün." Dedim ve en sonunda beni onayladı.
Barmen içkiyi masama koyduğu gibi içmeye başladım. "Az yavaş ol bari." Dedi.
"Böyle iyiyim. Biraz dans edeceğim gelecek misin?" Dedim.
"Hayır böyle iyiyim ben." Dediğinde ayaklandım ve insanların arasına karıştım. Deli gibi dans ederken ayaklarımın topuklularla uyuşması nedeniyle dinlemek için Çiğdem'i aramaya başladım. Sahran, Çınar, Bora ve sevgilisinin yanında oturuyordu. Karan yoktu derken az ileride ki Karan'ı gördüm. Benim gibi dans ediyordu. Onların masalarının yanından geçip Karan'ın yanına gittim. Beni görünce hemen gülümsedi. "Onlar gibi sıkıcı olmaman çok mutlu etti beni." Dedi.
Birlikte karşılıklı dans ediyorduk. Benim elimden tutup kendi etrafımda çeviriyordu. Dönüyorduk. "İnan bana bende şuan tek başıma dans etmediğim için mutluyum." Dedim.
Karan yakışıklı bir adamdı. Beyaz teni ve siyah saçları vardı. Güzel bir fiziği vardı. Spora gittiği belli olur cinstendi. Eğlence anlayışlarımız da benziyordu. Aynı sektörde çalışıyorduk şuan ve mutluydum. Bana elbise verecekti!
"Sık gelir misin buraya?" Dedi.
"Aslında hayır. Hatta İzmir'de bile değildim." Dedim. Yüksek sesli konuşuyorduk ama onunla bile zar zor anlıyorduk birbirimizi.
"Neden?"
"Doğduğumdan beri buradaydım fakat okumak için Eskişehir'e gittim. Yedi senedir yoktum. Orada kendime hayat kurmuştum derken kendimi yine burada buldum."
"İyi ki bulmuşsun." Dedi bembeyaz dişlerini gösterecek kadar gülümserken.
"Bende öyle düşünüyorum. Yoksa hâlâ masa başı işte topuklularımla ayaklarıma eziyet etmeye devam edecektim."
"Sahran'la beş senedir arkadaşız. Tasarımcısı İstanbul'daydı. Hem benim için ama en çokta nişanlısı için buraya gelmek istedi. Tasarımcısı İstanbul'da kalmayı tercih edince çok üzülmüştü. Seni bulmasına sevindim doğrusu."
"Ben onu buldum desek daha doğru." Dememle güldü, "haklısın." Dedi.
Dans etmeye devam ediyorduk. Karan gerçekten eğlenceli bir adamdı. Yaklaşık yarım saat daha böyle geçtikten sonra onun sayesinde sarhoş olmamıştım. Aklımı dağıtmaya yetmişti. Yorulup ayaklarım öldükten sonra onunla birlikte bizimkilerin masasına yürümeye başladık. Masaya yaklaştığımız sırada ayağım artık yeter dediği için bileğim döndü ve yere düşecekken Karan beni tuttu. Tekrar ayağa kaldırdığında gülümseyip saçımı kulağımın arkasına attım. "İyi misin?" Dedi.
"İyiyim iyiyim. Topuklular mahvetti beni, alışkın olmak yetmiyormuş." Dememle tebessüm edip koltuğa oturdum karşılıklı. Çınar koltukta oturmuş kolunu Sahran'a atmıştı. Sahran da nişanlısının göğsünde ona bir şeyler anlatıyordu. Çiğdem yanımdaydı ve biriyle mesajlaşıyordu. Bakışlarım hemen sonrasında Bora'ya kayınca bir bana birde Karan arasında mekik dokuduğunu gördüm.
Sevgilisi hiç konuşmamıştı ve bu sessizlik? İnsan merhaba der bari yabani.
"Sezin." Dediğinde Çiğdem'e döndüm. Eliyle telefonunu gösteriyordu. Sosyal medya hesabında Karan ve ben karşılıklı dans ederken paylaşmıştı. Gözlerim olayın şokuyla açılırken o sadece gülüyordu. Dışarıdan böyle mi gözüküyorduk?! Telefonu elinden aldım ve yorumlara girdim. Herkes bizi yakıştırmıştı.
Karan tanınan bir modacıydı ve şuan sevgilisi benim zannediliyordu. Çiğdem'e tekrar döndüm ve kulağına yaklaştım. "Neden attın bunu?!"
"Mutlu gözüküyordun ne var yani? Galerimde kalsın istemedim. Karan'ı da etiketledim. Sana yazan numara da artık Bora'yı sevdiğini düşünmez." Dediğinde buraya bayılmak istedim. Karan zaten sevgilisi olmadığıma dair açıklama yapar diye kendimi rahatlatarak derin bir nefes aldım. Hem bu sayede işlerim de iyi giderdi ve butiğe çok sayıda müşteri gelebilirdi. Çiğdem bu yaptığıyla beni aslında mutlu etmişti.
"Pekâlâ. Silme sakın." Dedim.
"Niye hoşuna mı gitti?"
"Abart abart Çiğdem. İşlerimi yoluna koyar diye dedim."
"Karan'ı mı kullanıyorsun sen oha."
"Hayır bir kere. Evet beni gülümsetiyor bu bir gerçek fakat aramızda sevgi yok ki."
Anlamış gibi kafasını salladı. Hemen sonrasında masaya gelen içkilerle birlikte onları mideye indirmeye başladım. Bu sıralarda Bora bir şey söyleyerek masadan kalktı ama ne dediğini duymadım. O gittiği an sevgilisi öne eğildi ve bana baktı. "Merhaba Sezin."
Ağzı dili var mıymış bunun ya?
"Merhaba?" Dedim.
Elini uzattı. "Şevval ben. Tanışmamıştık." Sesi niye o kadar itici geliyordu?
İstemeyerek elini tuttum. "Adımı biliyorsun zaten. Herkes tanıyor demek ki." Dememle sinirle güldü. "Bora'nın sevgilisiyim. Yakın zamanda da nişan düşünüyoruz."
"Beni ilgilendirmiyor. Allah muradınızı erdirsin." Dedim. Ama o bundan memnun olmamış gibi devam etti konuşmaya.
"Nişana gelirsin değil mi?" Demesiyle alayla güldüm.
"Benim kim olduğumu biliyorsun zannediyordum. Bora söylemedi mi sana? Dünyaya duyurdu hâlbuki." Dedim. Şevval gözlerini dikmiş bana bakıyordu.
"Sevgilim hakkında düzgün konuşmanı isterim."
"Boşver onu. Sana kim olduğumu biliyor musun dedim?" Tek kaşımı kaldırmıştım. Sessizliğini koruduğu için ben konuştum. "Eski sevgilisiyim. Sence hâlâ nişana davet eder misin?"
"Asıl bu yüzden davet ederim." Dediğinde şok oldum. Ne diyor bu? "Kimin kazandığını göstermek için çağırırım." Dedi. Şimdi anlaşıldı bunun derdi.
Ellerimi masaya koydum. "Yalnız Şevval, kimin kazandığı umrumda değil. Bora'yı seviyor olsaydım dediğin doğruydu ama sevmiyorum. Onun yanında olmaktan bile hoşlanmazken bu dediğin imkânsız."
"Bora'yı süzüp duruyorsun. Rahatsız oluyorum. Madem sevmiyorsun kes şunu. Bora'nın sana baktığında da gördüm. Senin yüzünden."
Şaşkınlıkla elimle kendimi gösterdim. "Kim? Ben mi?" Cidden bu kadını anlamıyordum. "Birincisi Bora'ya bakma tenezzülü göstermedim ha o bana bakıyorsa eğer onu zapt edemiyorsundur." Dememle yüzü kızardı. "Burada benim suçum yok. Bora bana bakıyorsa seni aevmediğindendir." Dememle ayaklandı birden. Tam o an Bora masaya geldi. Kaşlarını çatmış ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. "Ne oluyor?" Dedi.
"Sezin üstüme yürüyor! Sustur şunu." Dedi Şevval. Bende ayaklandım. "Ne diyorsun sen?! Banane senden ya." Dedim sinirle.
"Sezin kes artık şu sorgularını. Yeter." Dediği an Bora benim için arkadaş bile değildi artık. Alayla ona döndüm. Bana değil ona inanmıştı pislik herif. "Ciddi misin Bora?" Dedim.
"Herkese aynı şeyin yapıyorsun." Dedi.
"Kavgayı başlatan senin sevgilindi!" Dedi Sahran sinirle ayağa kalkarak. "Gitmeni bekledi ve gittiğin an Sezin'in üzerine gitti! Hangi taraftasın iyi seç!" Dedi.
Bunun üzerine ayağa kalkarak çantamı alıp defolup gitmek istedim. Çiğdem peşimden geliyordu. "Sakin ol." Dese de dinlemedim.
"Bana değil ona inandı Çiğdem!" Diye bağırdım. Yoldan geçen taksiyi çevirip bindim. Çiğdem'de benimle birlikte bindiğinde yolda sessiz bir şekilde devam ettik.
Bora: Sezin konuşalım.
Hata ettim.
Sezin.
Kime diyorum?!
Sergide bana da hesap sorup durunca ben ona da aynı şeyi yaptın sandım, gel konuşalım.
Mesajları görünce beni ara!
Ararsam iki olsun!
Evin önüne geldiğimiz de Çiğdem benimle vedalaşıp yola devam etti. Saat geç olduğu için herkes yatmıştı ama salonun ışığı açıktı. Anahtarla yavaşça açıp içeriye girdiğimde Kumsal'ı koltukta gördüm. Birbirimize bakmaya devam ederken onunla artık konuşmamız gerektiğini hatırlattım kendime.
Gidip karşısına oturdum. Hareketlerimi izliyordu. "Neden yatmadın?" Diye sordum.
"Uykum yoktu."
"Olmaz öyle şey...-"
"Abla, senden özür dilemeyeceğim." Dedi birden. Anlamayarak baktım ona. "Özür dilenecek bir şey yapmadım çünkü. Annem ve babam senin yanında duruyor çünkü evladısın sen onların. Elbette seni savunacaklar. Peki ya ben?" Dediğinde bana baktı derin bir şekilde. "Benim senin yanında olma sebebim ne olacak?"
"Kumsal..-"
"Abla." Dedi tekrar. "Ablamsın. Sebebim ablam olman mı? Yedi senedir neredeydi peki benim ablam?" Sözlerinin ağırlığı altında ezildim. "Seni özlemedim." Dedi birden. Başımı kaldırıp direkt ona baktım. "Senin olman bile hata. Gittiğinde sevinmiştim. Neden biliyor musun?" Sadece bakıyordum ona. "Çünkü odak sen değildin. Odak Ezgi ablamdı veya odak bendim! Annem, Ezgi ablam, babam hepsi yanına geldi hatta Çiğdem Abla bile, ben gelmedim. İstemedim bile. Bu evden gitme hayallerini bize anlatırken sen, ben sadece gitmen için gün sayıyordum. Mutluydum."
"Kumsal, ilgi bende değildi. İlgi Ezgi de değildi. İlgi sende de değildi. Hepimize eşit davranılırken ne ilgisinden bahsediyorsun?"
"Görmüyordun çünkü seni seviyorlardı. Notların iyiydi, derslerin iyiydi, evde anneme iyiydin, aile sorumlulukların iyiydi, çevren iyiydi, sevgilin bile senin için iyiydi!" Diye bağırdı. "Hiç hatan yoktu senin!"
"Ne hatan var Kumsal! Annemler seni sevmiyor mu? Kim söylüyor sana bunları!"
"Birinin söylemesine ihtiyacım yok! Şirkete girmeliydin!"
"Mutsuz olmam için mi! Mutlu olmamı engellemek için mi?!"
"Evet! Mutlu olmanı, güldüğünü görmeni istemiyorum! Sevgilin seni aldattığında ne kadar mutlu oldum anlatamam!"
"Ne?"
"Evet! Sen Ezgi'den bile iyiydin fakat Ezgi umursamadı. Sevilmeyi umursamadı!"
"Benim yokluğumda şımarmışsın Kumsal! Kendine gel delirtme beni!" Diye bağırdım bende. Saçmalayıp duruyordu. Ayağa kalktı. "Bu gece yatmadım çünkü seni bekledim. Tekrar mutlu olduğun işi yapıyordun, Bora abinin ilgisi yine sendeydi, arkadaş çevren yine iyi ve her zamanki gibi seni savunup beni susturdular ailem! Senden bir şey isteyeceğim."
Anlamsızca baktım ona. "Ne istiyorsun Kumsal?"
"Eskişehir'e geri dön abla. Geri dön ve gelme." Dediği an Ezgi salona girdi. "Kumsal o çeneni kapat!" Söyledikleri beynimde yankılanıyordu.
"Neden susayım? Sende savun hakkını!" Dedi Kumsal.
"Neyi savunacakmışım Kumsal! Sezin kardeşim benim ve onu çok seviyorum! Var mı diyeceğin! Canımdan çok seviyorum! Geldiğine mutluyum! Eskişehir'e gitmeyecek! Aptal aptal hareketlerinden gına geldi kendine gel!" Diye bağırdı Ezgi.
"Sende aynısın! Sezin de ne var sanki de bu kadar şey yapıyorsunuz! Onun ne özelliği var!" Demesiyle Kumsal'ın yüzünde bir tokat patladı. Bir adım geri giderken atan kişinin annem olduğunu gördüm. Seslerle birlikte uyanmış olmalılardı. Babam merdivenin başında sinirle Kumsal'a bakıyordu. Kumsal yüzünde patlayan tokatla başı yana savrulmuştu. "Bu tokatı ben hak etmedim!" Diye bağırdı esnada annem bir tokat daha attı.
"Akıllanman için ne yapmam gerekiyor!" Diye bağırdı annem. "O benim kızım! Senin de ablam! Anne olduğum için çocuğumun yanlışını örtbas edecek değilim!" Dedi. Ben sessiz sessiz orada ağlarken Kumsal sinirden kıpkırmızı yüzüyle bana nefret saçıyordu.
Ezgi yanıma gelip bana sarıldı. Başımdan öptü. "Ablasının bir tanesi. Üzme canını. Kumsal gerizekalı hareketler yapıyor. Annem gerekeni yapar." Dese de ben içli içli ağlıyordum.
"Senin aksine Kumsal, ben sevilmiyorum. Her şey dıştan göründüğü gibi değil." Dedim ona bakarak. "Sandığının aksine buradan gitmem için çabalayan çok insan var. Senin gibi pes edip durmuyorum." Deyip bahçeye attım kendimi.
Aile sanıldığının aksine en kolay parçalanacak yapı taşıydı.
Sevdiğinin cümlesine kırılırdı insan.
Yabancıdan bize neydi ki?
🌞
Devam edecek...