İçeriğe geç

reTro

Bölüm 5 · 13 dk okuma

reTro

Bölüm 5

‘Al Aramızdan’

(KÖFN-> Al Aramızdan bölümün şarkısı.)

Gece sorunsuz bir şekilde bitmişti ve ne ben Bora'nın yüzüne ne de o benim yüzüme bakmıştı. Bahçedeki konuşmamızdan sonra tek kelime etmemiştik.

Telefonda gezinirken bulduğum her ilana başvuruyordum ama yaptığım iş, iş değildi. Ezgi haklıydı, böyle giderse evde kalacaktım ben.

Herkes kahvaltı masasında sohbet ediyordu, ben telefona bakıyordum ama Kumsal öylece tabağını izliyordu. Telefonu köşeye bırakıp elime bir salatalık aldım. Kumsal'a uzatıp gülümsedim. "Aç ağzını bakayım." İkiletmeden dediğimi yaptı. Fakat yüzünde minik oynamadı. Bir sorunu vardı, belliydi.

"Ablacım ne oldu?" Dedim gülümseyerek.

"Bir şey yok."

"Bana ne olduğunu anlatabilirsin Kumsal seni dinlerim ca-" derken sözümü kesti.

"Sana bir şey yok diyorum anlamıyor musun?!" Diye bağırınca masadaki herkesin bakışları bize döndü. Ne demiştim de bağırmıştı? "Geri geldiğinden beri herkesin mutluluğunu bozuyorsun!" Diye daha yüksek sesli bağırdı. Yediğim yemek boğazımda kalmıştı.

"Kumsal kendine gel! Ablana saygısızlık ediyorsun!" Dedi babam.

"Yalan mı? Düzenimizi bozdu!"

"Ne diyorsun kızım sen?! Ablanı yedi yıl içinde yok mu saydık?!" Dedi babam.

Kumsal'ın sinirden gözleri dolmuştu bir hışımla dışarı çıktı. Kırılmıştım sözlerinden. Şimdi onun peşinden gidip ona ne olduğunu sormak istedim ama şuan daha çok kıracağını bildiğimden sessizce ayağa kalktım ve bahçeye çıktım. Annem ve babam arkamdan seslenselerde umursamadım.

Bahçede yavaş yavaş yürürken ablamın sesini duydum. Peşimden gelmişti. "Ergen sivilceli kızın biri işte Kumsal. Saçmaladı." Dedi komik olmaya çalışarak.

Bende mimik olmayınca gelip bana sarıldı. İyi gelmişti. Ablamsız ne yapardım kestiremiyordum. Küçükken de hep beni böyle mutlu ederdi.

Bazen en iyi sakinleştirici 'sarılmaktır'.

Geri çekildiğinde omuzlarımdan tuttu. "İyisin değil mi?"

Başımı salladım onaylar gibi. "Yokluğuma alışmış, ona da bir şey diyemiyorum ki."

"Deme öyle. Sen hep vardın ve var olmaya devam edeceksin. Kumsal bir şeye sinirlenmiştir senden çıkarmıştır hıncını."

Ofladım. "Ben iyiyim de...Kumsal iyi mi?" Dedim mutsuzca.

"İnan ki bilmiyorum. Tek bildiğim şimdi yanına gitsem bile bana patlayacağı!" Dedi gülerek. Ona katıldım. "Akşam bi' konuşayım onunla." Dedim. Gözlerini yumdu onaylarcasına. Omzuna vurdum iki kere art arda. "Sen içeri geç, ben biraz hava alacağım." Dedim.

Kaşlarını çattı. "Olmaz öyle şey saçmalama. Kahvaltı bile yapmadın!"

"Hallederim ben Ezgi."

"Hayır! Gün boyu dışarıdasın zaten. Bora'nın yanında da çalışmıyorsun."

"Bu konuyu açmayacaktık Ezgi. Onunla aynı ortamda olmaya bile dayanamazken lütfen ısrar etme." Dedim sinirle. Adı bile geçince deliriyordum.

"Ay peki tamam." Dedi göz devirerek. "Ne hâlin varsa gör cüce."

"Sensin cüce!" Deyip dil çıkardım. Gülüp eve geri girdi. Bense gökyüzüne bakıp derin bir nefes çektim içime.

Üstüme başıma bakmadan sokağa attım kendimi. Elimde telefonum ile dolaşıyordum. Tanıdığım insanlara kısa bir şekilde selam verip yoluma devam ediyordum. İşsizler gibi yürürken köşedeki butik gözüme takıldı. Yeni açılmış olmalıydı, hiç görmemiştim. Buralara yeni şeyler açılmazdı şaşırmıştım. Merak ederek butiğe yöneldim.

Kahverengi parlak saçları, güzel pürüzsüz yüzü, şık giyinimli bir kadın karşıladı beni. Çok güzeldi. Gülümsedim. "Merhaba." Dememle hemen bana döndü. Tezgahta bir şeylerle uğraşıyordu. "Merhaba." Dedi bana karşılık olarak.

Etrafı elimle gösterdim. "Yeni açtın galiba. Görmemiştim." Dedim.

Kız gülümsedi. "Aslında hayır." Demesiyle yüzüm düşmüştü. O kadar mı unutmuştum buraları. "Bir sene oldu açalı. Buralı değilim ama sende değilsin herhalde."

Ellerimi hayır dercesine salladım. "Hayır hayır. Ben doğma büyüme buralıyım. Okumak için şehir dışına çıkmıştım sonra orada bir hayat kurunca buralara gelemedim." Dedim kibar bir şekilde.

Kafasını salladı. "Anladım. Tekrardan hoşgelmişsin o zaman." Dedi. Anlayışla kafamı salladım. "Ne için gelmiştin?" Dedi.

"Uğramıştım öyle ama çok güzel şeyler var."

"Fiziğin güzel, sana bir kaç parça önerebilirim... Tabii istersen."

"Teşekkürler. Olabilir aslında. Buraya geleli hiç gezmedim. İş bulmakla meşgulüm."

"Tamamdır gel." Dedi ve ilerledi. Onu takip ettim. Rastgele askıda durdu ve bir elbise çıkardı. Bana uzattı. "Bu nasıl? Kendim dikiyorum." Demesiyle şaşkınlıkla elbise ve ona bakarak mekik dokumaya başladım. "Sen mi dikiyorsun? Bu çok güzel!" Dedim. Güldü. "Tasarladıktan sonrası kolay." İç çekti. "Burada iş kurmak istemiştim ama tasarlayan arkadaşım şehir dışında. Buraya gelmeyi istemedi. Tasarım da bana kaldı." Dedi.

Aklıma gelen fikirle ona döndüm. "Benim çizimim iyidir. Fikirlerimde öyle. Ne kadar memur olarak çalışmış olsam da tasarım yapabiliyorum. İşte arıyordum, istersen tasarımcın olabilirim?" Dedim hevesle. Sonra onun konuşmasına fırsat vermeden devam ettim, "yani istersen demek istedim. Denersin veya beni belki? Bakar öyle karar verirsin?"

Kız heyecanlandı ve bana gülümsedi. "İstersen ne demek! Çok isterim! Zaten şuan kötü bir durumdaydım bu süper olur." Demesiyle mutlu olmuştum. "Tamamdır işi aldım mı yani?" Dedim mutlulukla.

"Aldın tabii ki! Kutlayalım." Dedi birden. Güldüm. "Akşama yemek yiyelim o zaman. Hesap benden ısrar istemem." Dedim direkt. Ne kadar ısrar etse de bir şekilde ikna ettim ve hesap bendendi.

Artık bir işim vardı! Hemde küçüklükten beri istediğimden. Mutluluğumu kimse bozamazdı. Akşama tekrar buraya gelecektim, onun arabasıyla restorana geçecektik. Butikten çıkıp eve gittim. Annemler bahçede oturuyordu. Kumsal okulda olmalıydı. Ezgi de işte. Annem ve babam bankta oturmuş hasbihal yaparlarken beni gördüler.

"Mutluluk gözlerinden okunuyor ne oldu kızım?" Dedi annem.

"Anne iş buldum!" Dedim sevinçle. Annem de ayağa kalkıp bana sarıldı. "Hayırlı olsun. Nerede?" Dedi.

"İlerde köşede butikte. Tasarımcı arıyormuş. Butikten çok mağaza gibi ve güzel bir müşterisi var. Tasarımcısı ben oldum!" Dedim.

"E iyiymiş. Masa başında oturmuyorsun artık."

"Üzüldün mü?" Dedim sessizce.

"Hayır sevindim güzel gözlüm." Dedi. "Küçükken de bunu isterdin. Mutluyum." Sarıldım. Babam geldi ve o da sarıldı bana.

"Akşama yokum ben. Yemeğe götürüyorum patronu." Dedim gülerek.

"Tamam canım. Haber et ama." Dedi annem. Yanağından öptüm ve eve girdim. Telefonumun çalmasıyla direkt açtım. "Efendim Ezgi?"

"İş bulmuşsun. Helal kardeşime!"

"Oha ne çabuk haber yayıldı?!"

"Annem aradı şimdi. Söylemese haberimiz olmayacak!"

"Akşama eve gelince söyleyecektim bir kere. Mızmız."

"Sensin o! Neyse toplantıya yetişmem lazım canım. Öpüyorum."

"Bende." Dedim ve kapattı. Dolabı açıp üstüme siyah bluz, altıma da siyah mini kalem etek giydim. Köşede küçük bir yırtmacı vardı. Böyle giyinmeyi seviyordum. Siyah topuklularımı giydim ve küçük aynı renk çanta aldım yanıma. Saçlarımı tokadan kurtardığımda dalgalı güzel duruyordu. Ellerimle hava verdikten sonra yüzüme sadece hafif allık sürdüm. Maskaramı tazeledim ve dudağıma renkli balm sürdüm. Her yerime parfümü bastıktan sonra onu da çantama attım ve hazır olarak aşağıya indim.

Bahçeye tekrar inince annem beni gördü ve gülümsedi. Babam ortalıkta yoktu. "Çok güzel olmuş benim kızım. Ben doğurdum tabii ki olacak." Dedi kendini de överken. Gülümsedim. "Babam nerede?"

"Şuradaki bir iş üzerine Salih'e gitti halledilmesi gerekiyormuş hemen."

"Ne işiymiş o?" Dedim merakla.

"Ay ne bileyim ben kızım. Akşam babana sorarsın gelince."

"Tamamdır. Gittim ben." Dedim ve bahçe kapısını açmamla Bora ile karşılaştım. Beni baştan aşağı süzdü ve gözlerime geri döndü. "Nereye?" Dedi. Sesinde duygu yoktu.

"Yemeğe gidiyorum. Biriyle randevum var." Dememle bana baktı sadece. Tek kaşını kaldırdı. "Kiminle?"

"Tanımazsın." Hayır, tanıyabilirdi.

"Öyle mi?" Başımı salladım. "Daha yeni ayrıldın ne bu hız?" Dedi birden. Ona ne oluyor yani?

"Uçuyorum bu aralar." Ona değmeden yanından geçtim ve sokağa çıktığımda geri geri yürürken konuştum. "Tutana aşk olsun!" Dememle sorgulayan gözlerle bana bakıyordu. İş bulmak beni stresten çıkardığı için Bora bile üzemezdi şuan beni. Önüme döndüm ve ilerlemeye devam ettim.

🌞

Butiğin önüne gelmiştim. Kız beni arabasıyla almıştı ve ben yedi senedir olmadığım için gideceğimiz yeri ona bırakmıştım. Beni bir restoranın önüne getirdiğinde lüks olduğunu anladım. "Güzel yere benziyor." Dedim.

Gülümsedi. "Yemekleri enfestir. Bir kere gelsen başka yere gidemezsin." Dedi

Cevap vermeden içeri girdik. Rezarvasyonla giriliyordu ama biz yaptırmamıştık. Sessizce kulağına eğildim. "Giremeyiz." Dedim. Göz kırptı bana. "Nişanlımın yerine her türlü alırlar beni." Dedi. Şok içinde ona baktım. Yürüdü ve elinde kişi listesi olan adam eliyle girmesi için yöneldi. "Hoşgeldiniz." Demesiyle bende onu takip ettim. Bir adam geldi ve patronumu kendine çekip sarıldı. Bunu yaparken saçlarına bir öpücük kondurmayı da ihmal etmemişti. Daha sonra beni fark etmesiyle nişanlısının beline elini koyarak bana yöneldi. Elini uzattı, "merhaba." Dedi.

Elini sıktım nazikçe. "Merhaba."

"Hayatım, yeni tasarımcım." Dedi eliyle beni göstererek. "Altını kapmışım gibi geliyor." Dedi samimiyetle. Bana altın demişti. Duygulanmıştım.

Adam bana döndü hemen. "Öyle mi? Hayırlı olsun. Adın nedir?"

Nişanlısı ve ben gülmeye başladık aynı anda. Daha biz birbirimize sormamıştık bile. "Neye gülüyorsun?" Dedi adam nişanlısına.

Patronum bana elini uzattı. "Sahran ben." Dedi. Elini tuttum, "Sezin bende. Memnun oldum." Dedim gülmemin arasında.

"Biz bile tanışmamıştık ona güldüm. "Dedi Sahran hemen. Adam da gülmeye başladı. Sonra bizi bir masaya yöneltti.

Aklıma gelen şeyle kaşlarım çatık Sahran'a döndüm. "Hesabı ödetmemek için buraya getirdin değil mi?"

Sinsice sırıttı. "Ne sandın?"

"Yine de ödeyeceğim. Şeye..." Nişanlısının adı neydi ki? "Nişanlına işte." Dedim kısaca.

"Çınar." Diye tamamladı beni.

Hemen sonrasında da yemeklerimiz gelmişti. Sahran seçmişti önceden. Hızlıca yemeklerimizi yerken bir yandan da konuşup sohbet ediyorduk. Tatlı kızdı. Çok sevmiştim.

"Kaç senedir buralarda değilsin?" Dedi.

"Yedi sene oldu. Eskişehir'deydim. Pek yaramadı bana ama olsun."

"Neden öyle dedin?"

Huzursuzca yerinden kıpırdandım. Tam tanımadığım birine her şeyimi anlatmak ne kadar doğruydu bilmiyordum ama samimi ve kötü niyetli biri gibi gelmiyordu. "Pislik bir sevgilim vardı. Meğersem nişanlıymış ben bunu öğrenince direkt rest çekip buraya geldim."

Sinirle baktı. "Ne demek nişanlı? Senin gibi birini nasıl aldatabilir ya?"

"Bu konuyu daha fazla konuşmak istemiyorum. Beni seviyor bahanesiyle buralara kadar geldi. Bunaldım artık."

"Yaklaşırsa sana söyle Çınar'la konuşayım. O halleder." Dedi hemen.

"Yok saçmalama. Yine de teşekkürler."

"Sen bilirsin. Aradığın an yanındayım ama."

"Peki öyle olsun." Dedim.

"Bekârsın yani?" Dedi. Kafamı salladım. "Aklında biri yok mu? Görüştüğün falan?"

"Hayır neden sordun?"

"Üzüldüm. Dörtlü date mükemmel olurdu." Demesiyle güldüm. "Ama hâlâ şansın var. Buluşma ayarlayalım sana."

"Ben böyle mutluyum." Dedim. Bekârlık sultanlıktı.

"Peki madem." Dedi.

Konuşmalar böyle giderken yemek bitti ve ayağa kalktık. "Ben hesabı ödeyeyim." Dedim. Sahran şaşırtıcı derecede sessizdi ve gitmemi izledi. Umursamadan ilerledim ve garsona yöneldim. Soyadını bilmediğim için sadece "Çınar nerede? Hesabı ödemem lazım." Dedim.

Garson bana döndü. "Ben alabilirim hesabı." Dedi. Çınar almayabilirdi benden. Bu nedenle onu onayladım. Garsonla beraber yürürken Sahran Çınar'a gitmediğimi görünce direkt bana ilerledi. Garsonun para alacağını biliyordu. O sırada Çınar yanımda belirdi. "Ne yapıyorsun burada?"

"Hesabı ödeyeceğim." Dedim.

"O parayı almayacağımı biliyorsun. Sahran'ın arkadaşı, arkadaşımdır."

"Anlaşalım o hâlde." Dedim. "Sahran ve sana Bir iyilik borcum olsun."

Gülümsedi. "Buna hayır demem."

Hemen geri döndüğümde Sahran pis pis sırıtıyordu. "Almadılar değil mi?"

"Kötüsün." Dedim sadece.

Sahran nişanlısıyla vedalaştığında beraber çıktık. Beni arabasıyla eve bırakmıştı. "Güzel zaman geçirdim bir ara tekrar yapalım." Dedi.

"İstediğin her an." Dedim bende. Daha sonra arabasıyla gitti.

Mutlulukla bahçeye girdiğimde gördüklerimle gözlerim doldu. Kerem gelmişti hemde Çiğdem'le. Koşarak ikisine birden sarıldım. "Güzelliğim." Dedi Kerem. Daha sıkı sarıldım. Geri çekildim ve ikisine de otuz iki diş gülümsedim. "Çiğdem hani havaalanından ben seni alacaktım!" Dedim üzüntüyle.

"Arayacaktım fakat Kerem bir yolunu bulmuş benim bugün geleceğimi öğrenmiş. Mesaj attı bana ben seni alacağım diye." Dedi Kerem'e kaçamak bakışlar atarken.

"İyi affettim." Dedim ve Kerem'in omzuna vurdum. "Pisliksin hain!"

"Vurma kızım!" Dedi ellerimi tutup beni iterken Çiğdem araya girdi ve beni kurtardı. "Ne itiyorsun arkadaşımı!" Diye hesap sordu.

"Şuna bak hele. Beni korunan gereken yerde ne yapıyorsun?" Dedi Kerem. O an ikisi kavga ederken konuşmalar kulağıma boğuk boğuk geliyordu. Çok özlemiştim. Böyle birbirimize dadanmayı unutalı kaç yıl olmuştu. Gözlerimden bir damla yaş düştüğünü hissetsem de aldırmadım. Çiğdem gelip omuzlarımdan tutup beni sarstığında kendime gelip ona döndüm. "Niye ağlıyorsun bir tanem?"

"Duygulandım. Çok özlemişim sizi." Dedim.

Kerem gelip bana sarıldı hemen. Onlar da ayrı kalsalarda birbirlerinden benim kadar uzak değillerdi. Birbirlerini görebiliyorlardı. Tam o sırada bizim evden Bora çıktı. Kerem geri çekildiğinde o da onu görmüştü. Kerem Bora ile tokalaştığında Çiğdem'e sadece baş selamı verdi. Benimle ise sadece göz yeması kurdu ama o bu güzel anı bozduğu için sinirliydim ve ona sataşmalıydım.

"Bunun benim evimde ne işi var?" Dedim.

Bora kaşlarını çattı. "Evde olmadığın için bilmezsin." Dedi. Laf mı sokmuştu o bana?!

"Evet değildim ve bilmiyorum. Açıkla."

"Seni ilgilendiren bir konu değil. Malum şirkette çalışmıyorsun."

"Başka bir işim var benim. On kat daha iyi." Dememle kaşlarını kaldırdı sorgulayan bir ifadeyle. "Ne işi?"

Onun gibi yaptım. "Seni ilgilendirmiyor. Malum şirkette çalışmıyorum." Dedim pis pis sırıtarak. Kaşlarını çattı. "Öğreneceğim."

"Öğren." Dedim dil çıkararak. Ama bunu yapmamam gerekiyordu. Onunla ne ara böyle olmuştum ben?! Hemen kendime çeki düzen vermemle o da aynısı yaptı. Kerem ve Çiğdem şaşkınlıkla bize bakıyorlardı. Çalan telefonumla ortam bölündü. Sahran arıyordu. Restorantta birbirimize numaralarımızı vermiştik. Açıp kulağıma yasladım. "Efendim?" Herkes pür dikkat bana kesilmişti. Özel denen bir şey kalmamış yazık vallahi.

"Sezin müsait misin?"

"Müsaitim bir sorun mu var?"

"Hayır hayır telaşlanma. Yarın butiğe değil atacağım konuma gel orada buluşalım. Kusura bakma benim de şimdi haberim oluyor, bir davet olacakmış ve beni de çağırdılar. Seninde gelmeni istiyorum. Hayır deme ismini eklettim listeye."

Mutlulukla yerinde zıpladım. "Tamamdır. Saat kaçta geleyim?"

"Ben sana mesaj olarak ileteceğim. Bu işte birlikteyiz. Bu arada tercüman için şuan birini bulmaya çalışıyorum. Tanıdığın bir isim var mı?"

"Evet bir arkadaşım var. Yardımcı olabilir bize."

"Süper o zaman. Bilgilerini bana mesaj olarak atarsın onu da listeye ekleteyim."

"Tamamdır. İyi akşamlar."

"İyi akşamlar Sezin." Dedi ve kapattık.

Telefona bir kaç dakika bakıp mutlulukla gülümsedim. Kimseden çıt çıkmıyordu. Sessizliği bölen ilk isim Çiğdem oldu. "Ne olmuş Sezin?"

"Yarın davete gidiyorum!" Dedim sevinçle. Çiğdem de ayağa kalktı ve benimle zıplamaya başladı. Konuşmaya devam ettim zıplarken "ve sende geliyorsun!" Dememle birden çığlık attı ve durdu "ne?!"

"Evet! Tercüman gerekiyormuş. Sana sormadım ama gelirsin diye düşündüm."

"Bu da soru mu elbette geliyorum. Teşekkürler Sezin!" Dedi mutlulukla ve bana sarıldı. Hızlıca Sahran'a bilgilerini attım mesaj olarak ve o da o sırada bana davet bilgilerini atmıştı.

"Ne davetiymiş?" Dedi Kerem. Bunu demesiyle mesaja geri döndüm ve davetin adını söyledim. "Karan Renk'in davetiymiş. Moda ve tasarımcılar davetliymiş. Eğlenceli olacak." Dememle Kerem de gülümsedi. Mutlu olmuştu o da. "Fotoğraf isterim." Demesiyle onu onayladım.

"Bende davetliyim ona." Dedi birden Bora. Şok içinde ona döndüm. "Ne demek sende davetlisin?! Yazılım şirketin var senin ne demek davetliyim?"

"Karan benim arkadaşım. Davet etmişti."

Ağzım açık ona bakıyordum. Kerem bıyık altından gülüyordu. "Gelme." Dedim kaşlarını kaldırdı. "Tüm huzurum gidecek gelme. Ne bileyim istemiyorum, yoğunum falan de arkadaşına."

"Onu ekmemi mi istiyorsun?" Başımı salladım. "Rüyanda görürsün."

"Ya!" Diye bağırdım. "O zaman söyleyeyim de ben gelmiyorum."

"Tamam!" Dedi sinirle. "Gelmeyeceğim, git sen."

Sinsice sırıtıp yerinde zıpladım. Hayatımda hiç bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyordum bile. O sırada mesaj geldi.

Bilinmeyen numara: mutlusun.

Dediğini yaptın Sezin.

Mutluluğum için uğraşıyorum, ya sen?, demiştin. Haklısın.

Ben sadece çevremi dinleyen biriydim. Kendim olmayı öğrenememiş bir insanım.

Seni kınarken aslında yanlışı öğütlüyormuşum. Burada kalmayı, tekrardan İzmir'i seçtin. Tebrik ederim, zoru seçtin.

Art arda gelen mesajları okuduktan sonra öylece kaldım. Soru seçtin ne demekti?

Siz: ne demek istiyorsun?

Hayatımı doğru ilerlemeye çalışıyorum.

Yedi senedir bozuk bir pusulaydım ben.

Kendi yaralarımı kendim dikiyordum.

Yalnızlık iyi değil bilinmeyen.

Acıtır.

Çevrene sadık kal ama onları dinleme.

Bilinmeyen numara: ilk günün böyle geçince her şeyi kolay sandın.

Şirket sana kapıydı ama sen duvara tosladın.

Aptalsın dediğimde haklıydım.

Siz: hayır. Aptal olan sensin. Konuşmayı öğrenmeye çalışan bir bebek gibisin.

Ne kadar çabalasan da mutluluğumu bozamamanın bir üzüntüsü var içinde.

Ya da siniri..

Neden üzmek istedin beni?

Bilinmeyen numara: geldiğinden beri herkesin acıları depreşiyor.

Görmüyor musun Sezin? Bora'nın öldüğünü?

Nişanlanacak belki de evlenecekti o.

Tam seni kafasından attığı zaman gelipnyine karıştırdın aklını onun.

Herkesin.

İlgiyi üstüne çekiyorsun. Muhtaçsın çünkü.

Siz: eziksin. Muhtaç olan da sensin. Kendine iyi gelen ne yapıyorsun?

Mutlu musun bilinmeyen?

Bilinmeyen numara: sen geldiğinden beri hayır.

Siz: çok yakınımdasın değil mi?

Belki de dibinden ayrılmayan birisindir?

İntikam mı almak istiyorsun?

Bilinmeyen numara: evet.

O kelime ile yerine mıhlandım. Ne demek intikam istiyordu? Nasıl alacaktı intikamı? Eskişehir'den buraya gelmiş biri olabilir miydi? Aklıma bir sürü ihtimal geldikçe deliriyordum.

"Sezin?" Dedi bir ses. Kafamı kaldırınca o kişinin Çiğdem olduğunu gördüm. Kerem ve Bora sohbet ediyordu. "İyi misin?"

"İyiyim." Dedim sadece. Hayır değildim. Bu mesajları ona göstermeli miydim? Ben Ezgi'den veya Çiğdem'den bir şey saklamazdım. Ama yedi senedir saklamayı öğrenmiştim. Telefonuma bir bildirim daha düştü.

Bilinmeyen numara: dedim sana.

Üzüleceksin.

🌞

Devam edecek...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.