Şehir artık tanınmıyordu. Gökyüzü tamamen kırmızıya dönmüş, güneş siyah dumanların arkasında kaybolmuştu. Sokaklarda siren sesleri yankılanıyor, insanların çığlıkları binaların arasından kırılıp geri dönüyordu. Dünyanın sonu geliyormuş gibi değil… dünya çoktan bitmiş gibi hissediliyordu.
Angela, Nyla’yı kolundan tutup kalabalığın arasından sürüklüyordu. İnsanlar birbirlerini ezerek kaçıyor, arabalar terk edilmiş halde sokakların ortasında çarpışıyordu. Bazıları sevdiklerini bırakıp koşuyor, bazılarıysa çöken binaların altında kalmış insanlara bakmadan yoluna devam ediyordu. Kaos insanları canavarlardan önce değiştirmişti.
Yerin altından tekrar o korkunç ses yükseldi.
Bir uğultu.
Devasa.
Canlı.
Sonra uzakta bir gökdelenin üst kısmı kopup aşağı düştü. Toz bulutu bütün caddeyi kapladı. İnsanlar çığlık atarak sağa sola kaçıştı. Angela Nyla’yı kendine çekip enkazdan korudu ama yere düştüklerinde Angela’nın kolu beton parçalarının altında kaldı.
Acıyla nefes verdi.
Nyla panikle onu çekmeye çalıştı.
“Angela! Kalk!”
Angela dişlerini sıktı, kendini kurtardı ama kolunun üstünde koyu damarlar belirmeye başlamıştı. İçindeki şey tekrar hareket ediyordu.
Gökyüzünden gelen gölge bütün şehrin üstünü kapladı.
Nyla başını kaldırdı.
Ve ilk kez… onu net gördü.
Bulutların arasında yürüyen devasa bir varlık. İnsan şekline benziyordu ama bedeni parçalanmış kuleler gibiydi. Göğsünün ortasında kırmızı bir yarık vardı ve her adımında şehir sarsılıyordu.
İnsanlar ateş etmeye başladı.
Tanklar, helikopterler, sirenler…
Ama hiçbir şey işe yaramadı.
Varlık sadece elini kaldırdı.
Bir sonraki saniye bütün cadde yok oldu.
Angela Nyla’yı kaptığı gibi koşmaya başladı. Enkazların arasından geçtiler, yıkılmış araçların üstünden atladılar. Arkalarında patlamalar oluyordu. Hava sıcak külle dolmuştu.
Bir grup insan önlerine çıktı. Yaralı bir kadın Nyla’nın kolunu tuttu.
“Lütfen yardım et… kızım içeride kaldı…”
Angela bir an durdu.
Ama tam o sırada bina çöktü.
Kadının sesi betonun altında kayboldu.
Nyla donup kaldı.
Angela onu zorla çekti.
“Bakma!”
Ama Nyla artık bakmıştı.
Dünya kurtarılamıyordu.
Koşmaya devam ettiler. Sonunda yarısı çökmüş bir metro girişine ulaştılar. İçeride onlarca insan vardı. Çocuklar ağlıyor, bazıları dua ediyor, bazıları telefonlarından son kez ailelerini arıyordu.
Angela duvara yaslandı.
Nefesi ağırlaşmıştı.
Nyla korkuyla baktı çünkü Angela’nın gözleri tekrar kararmaya başlamıştı.
“Hayır…” diye fısıldadı Angela kendi kendine.
Ama çok geçti.
Yerin altından gelen uğultu bir kez daha yükseldi.
Sonra…
METRO TAVANI YARILDI.
Devasa siyah bir uzuv karanlığın içinden aşağı indi. İnsanlar çığlık atarak kaçmaya çalıştı ama tünel çökmeye başladı. Toz, karanlık ve çığlıklar birbirine karıştı.
Angela Nyla’yı arkasına aldı.
İçindeki karanlık tamamen uyanıyordu artık. Damarları boynuna kadar çıkmıştı.
Nyla ağlayarak başını salladı.
“Angela… lütfen…”
Angela ona baktı.
Ve o an, bütün korkunun arasında tekrar insan gibi görünüyordu.
Yorgun.
Kırık.
Ama hâlâ onu korumaya çalışan biri gibi.
Yavaşça Nyla’nın yüzünü tuttu.
“Dinle beni,” dedi titreyen bir sesle. “Ne olursa olsun… korkma.”
Nyla ağlamaya başladı.
“Hayır… hayır… birlikte gideceğiz…”
Angela cevap veremedi.
Çünkü arkasındaki karanlık büyüyordu.
Varlık metro tüneline giriyordu.
Angela son gücüyle Nyla’yı itti.
Tünelin diğer tarafına.
Nyla yere düştü.
Ayağa kalkmaya çalıştı.
“ANGELA!”
Angela son kez ona baktı.
Ve gülümsedi.
Sonra karanlığın içine yürüdü.
Bir sonraki saniye metro çöktü.
Korkunç bir gürültü bütün şehri doldurdu.
Nyla’nın çığlığı duyuldu…
Sonra her şey sustu.
Günler sonra…
Şehir artık yoktu.
Televizyon yayınları kesilmişti. Ordular kaybolmuştu. Dünya haritalarında bazı bölgeler tamamen karartılmıştı.
Ve yıkılmış bir sığınağın içinde…
Bir grup yabancı insan eski bir kayıt buldu.
Kayıtta sadece tek bir cümle vardı:
“Eğer bunu bulduysanız… kapı tamamen açıldı demektir.”
-Bölüm sonu-