Sabahın erken saatlerinde teyzemin sesiyle uyandım. Aslında alarm kurmuştum ama büyük ihtimalle telefonum bozuk olduğu için çalmamıştı. Hızlıca yattığım yerden kalkıp yüzümü yıkadım ve dolaba doğru ilerledim. Evimiz neredeyse tek oda kadar olduğu için eşyamızda oldukça azdı. "Kızım hadi!" dolaptan çıkardığım ilk kıyafeti giyip odaya geri döndüm. Teyzem yer sofrasını kurmuş beni bekliyordu. Yere oturdum ve elime küçük bir ekmek parçası alıp yemeye başladım.
Teyzemin hayatımız hakkındaki şikayetlerini dinlerken hayallere daldım.
Hayalimde rengarenk bir elbiseyle çiçeklerin arasında koşuyordum ve mutluydum. Gerçekleri çok fazla düşünmezdim çünkü canımı yakacağını bilirdim. Mesela bir babam yoktu. Babamı küçük yaşta kaybetmiş annemi ise hiç görmemiştim. Annemin beni doğumdan sonra bırakıp gittiğini söylerlerdi. Sanırım onu görsem ilk soracağım şey beni neden bıraktığı olurdu. Babamı çok fazla hayal etmiştim ki onun ölmesi en çok beni üzmüştü. Annemden ise nefret ederdim teyzemle ne zaman konuşsak konu oraya varırdı ve teyzem onu bana karşı savunurdu. Annemi beni bırakıp gitmesine rağmen o böyle düşünmüyordu.
"Kızım" ona doğru döndüğümde saate baktığını gördüm ve ben de o tarafa baktım. Geç kalmıştım. Ayağa kalktım ve koşar adım kapının yanındaki dolaptan bulduğum ilk çantayı aldım ve içine elime geleni doldurdum. Dış kapının kulpuna elimi koyup ona baktım "Seni seviyorum" ona doğru atlayıp sarıldım "Ben de" dedim ve daha sıkı sarılıp "Temizlik yapmaya devam etme lütfen." diye söylendim geriye çekilip ellerini tuttum. "Söz mü?" arkadan ellerini birbirine doladı ve "Söz" dedi. Yaptığını görsem de ona bir kez daha sarılıp kapıdan dışarı çıktım.
Dışarı çıktığımda neredeyse siyah beyaz denilecek kadar renksiz dükkanlara baktım. Biz dünyanın renksiz tarafında yaşıyorduk ve zaten burada genelde yoksul insanlar ve ya köleler yaşardı. Dünyanın diğer tarafını görmesem de insanlar oranın cennet kadar güzel olduğunu söylüyorlardı. Tabi kimse orayı görmemişti.
Tek bir kişi hariç o da ellilerine gelmiş patronumdu. Sorsanız da hatırlayamazdı zaten. Adımlarımı sanki mümkünmüş gibi daha da hızlandırdım. Önümden geçen ilk otobüse binip arkalara ilerledim. Benimle birlikte bir anne ve çocuğu vardı. Onlarda tüm renksizler gibi renksizdi. Belki de bir vampire benziyorduk. Ten renklerimiz beyazdı, saçlarımız beyaz ve siyahın karışımı bir renge sahipti. Göz rengimiz bile belli belirsizdi. İş yerimin olduğu durakta inip anneyle çocuğunu geride bıraktım. İş yerinin kapısından girer girmez patronum "Hey hoş geldin!" diye bağırdı. Söylediğim gibi o bir renkliydi. Aslında genç yaşlarında bir askermiş, orada bir ailesi varmış ve krala ihanet ettiği zaman buraya sürgün edilmişti. Yirmi seneye yakındır burada yaşıyordu. Bunları bana ilk geldiği zaman anlatmıştı. Sürgün edilenlerin birçoğunun zihni silinirdi ve hiçbir şey hatırlayamazlardı. Hatta kendisinin bir renkli olduğunu ben söyleyince hatırlamıştı.
İş için çantamı bir kenara bırakıp patronuma selam vererek tırdan inen malzemeleri taşımaya başladım. Bir süre böyle oyalandıktan sonra yanıma bir kız geldi ve "Merhaba sorun olmazsa bir şey sorabilir miyim?" dedi. Ben de yeni olduğunu tahmin ettiğim kıza başımı sallayarak onayladım "Bunları nereye yerleştirmeliyim?" kıza boş kalan rafları gösterip önümde kalan rafa eşyaları dizmeye devam ettim. İşim çok zor olmasa da gerçekten yorucuydu. Eve gittiğimde ölü gibi olurdum çünkü işten çıkınca aynı zamanda okula da giderdim. İşime odaklı olduğum için derslere iş molalarında ve yatmadan önce çalışırdım. Bu benim için zor olsa da öğle molasında işi başka birine bırakıp okula giderdim.
"Öğle molası" sesini duyduğum an elimdekileri de rafa koyup kalabalığın arasına karıştım. Çantamı yırtarcasına açıp elime geleni çıkararak yemeğimi aradım. Evet bravo bana yemeğimi evde unutmuştum. Geç kaldığım an ayakkabılığın üzerin de kalmıştı. Çantamı biraz daha kurcalayıp para çıkarttım.
Kantin sırasına girip beklerken birisi sırtıma dokunup "Merhaba!" dedi. Arkamı dönmek istemiyordum çünkü kesin o kızdı. Ne kadar istemesem de arkamı dönüp kıza baktım. Kız meraklı gözlerle beni izliyordu. Kızın renksizlerden değilmiş gibi bir hali vardı. "Nasılsın?" dedim sahte bir neşeyle. Kız bana bakmaya devam edince "Hey iyi misin?" diye sordum. Kız başını salladı ve sadece "çok güzelsin" dedi. Şaşkınlıkla ona bakakaldım bana daha önce kimse böyle bir şey söylememişti. Sırtıma tekrar birisi dokunduğunda o tarafa baktım bu seferde. Önümdeki amca "Sıra sana geldi" dediğinde hala şaşkındım. Kendimi toparlayıp "Soğuk sandviç istiyorum" dedim. Ben yemeğimi alıp masaya ilerlerken yanımdaki kız evden getirdiğini düşündüğüm bir salatayı çatalıyla karıştırıyordu. Bende bana yakın olan masaya oturup sessizce yemeğimi yemeye başladım. Kız yanıma gelip "Oturabilir miyim?" diye sordu. Yanıma oturmasından rahatsız olmazdım sanırım "Evet oturabilirsin." Yanıma oturup bir süre beni izledikten sonra o da salatasından bir kaç çatal yedi. Hala bana baktığını gördüğümde ben de ona baktım ve ilk gözlerini kaçıran ben oldum. "Tanışacak mıyız?" yine ona baktım ve ağzımda ki yemekle konuşmamak için bir süre daha onu izledim. "Evet sen başla" kız bana bakıp emin olduktan sonra "Adım Darla, en sevdiğim yemek wımm sosis ve sanırım en sevdiğim kitap" Darla bir süre bekledi "Ben hiç kitap okumadım" Darla'ya karşı bir şok daha geçirdim "Ne hiç mi kitap okumadın?" diye sordum çünkü ben durumumuz kötüde olsa okuldan birkaç tane okumuştum. Durumu bizden bile kötüydü galiba "Çünkü ailem kitapların sadece renkliler için olduğunu söyledi." Bana mutsuz bir şekilde bakmaya devam etti. "Peki okula gidiyor musun?" Darla başını iki yana salladı. "Annem okula da dahil çoğu şeye izin vermez hatta o yüzden burada çalışmaya başladım. Peki senin adın ne?" işte ismim sorulmuştu. "Ben Yvonne, sevdiğim bir yemek yok ve en sevdiğim kitap ise" saate baktım "Sonra görüşürüz okula geç kaldım!".
Arkama bile bakmadan koşarak iş yerimden çıktım. Okulum çok ta uzak değildi. Yürüyerek gidebilirdim ama geç kalmıştım. Otobüse binemezdim çünkü param kalmamıştı. O zaman geriye tek seçenek kalmıştı evet koşmalıydım. Okula geldiğimde koşmaktan nefesim kesilmişti. Biraz dinlendikten sonra kattaki ilk sınıfa girdim ve en arkaya oturdum. Öğretmen girince herkes ayağa kalktı ben de onlarla birlikte. Öğretmeni selamlayınca fark ettiğim bir detay vardı. Öğretmen benim Öğretmenim değildi. Ah çok zekiydim ikinci kattaki ilk sınıftı girmem gerekiyordu. Öğretmenin yanına doğru ilerledim. "Çok özür dilerim ben şey a yanlış gelmişimde". Öğretmen beni onaylayarak gitmeme izin verdiğinde sınıftan ayrıldım.

