İçeriğe geç

Rehin // FanFiction

Bölüm 52 · 6 dk okuma

Rehin // FanFiction

Bölüm 52

52🩸Sen Varsın

Kalbime doğru, göğüs tahtamda çok keskin bir acı hissediyordum. Bir anda bu acıyı hissedince çok garip oldum. Sanki öncesinde hiçbir şey hissetmiyormuş gibiydim.

Karnımda,sağ tarafta da bir sızlama vardı. Çok canımı yakıyorlardı. Özellikle göğüs tahtamda her ne varsa resmen nefes alamıyordum. Burnumda bir şey vardı. Oksijen maskesi mi bu? Sanırım biraz yardımcı oluyordu ama şimdi... O acı neredeyse tamamen nefesimi kesecekmiş, kalbimi durduracakmış gibi hissediyordum.

"Neler oluyor?! Bangchan! Kızıma bir şey oluyor!"

Annemin telaşlı sesini duymuştu kulaklarım. Hemen sonra başımda bir el hissettim. Ardından birisi gözümü açarak elindeki kalemin fenerini tuttu. Hemen kapatmak istedim. Aynı işlemi diğer gözüme de yaptı.

Heyecanlı bir şekilde söze girdi.

"Uyanıyor!"

Bangchan... Onun sesi olduğuna yemin edebilirdim. En son... En son o metroda çatışma içinde kalmıştı. İyi miydi? Ya ben?

Doğru, vurulmuştum en son. Üzerime yağan kurşunları hatırladım. O anlar yeniden gözlerimde canlanmaya başladı.

Kurşunların hem tabancadan çıkarken, hem de havada uçarken çıkardıkları ıslıklı sesleri... Sanki yeniden o ana dönmüş gibi canlı canlı hissetmeye başladım.

Kendi vurulduğum anı, yere yığıldığım anı gördüm. O anki canımın acısı... Hâlâ çok acıyordu. Gerçekten hissediyordum.

Sonra... Lee Know'un yanıma çöküşü, onun yanaklarından sessiz sessiz süzülen gözyaşları. Hyunjin ve Jisung'un bastırılamayan çığlıkları. Jeongin'in şiddetli ağlayış sesleri...

Canımın acısı, özellikle göğüs kafesimde, kalbimin üzerindeki acı giderek artınca yüzümü buruşturdum. Kendi sesimi duydum.

Ağzımdaki oksijen maskesi çekildi. Bangchan'ın sesini işitmeye devam ettim.

"Hwa Jin! Nam Hwa Jin! Buradayım. Uyan artık lütfen. Lütfen uyan."

Gözlerimdeki ağırlıkla savaştım. Onları açmak için direndim. Sonunda başararak çok kısık bir şekilde baktım.

Görüntü oldukça bulanıktı. Netleşmesini bekledim. Aynı zamanda nefesimi daraltan kalbimdeki acıyla yeniden inledim.

Yutkundum. Ancak boğazım o kadar kuruydu ki, adeta boğazımı yırta yırta geçti tükürüğüm. Hatta geçmedi. Yarı yolda tıkanıp kaldı. Dudaklarım da oldukça kuruydu.

Görüş alanım giderek netleşmeye başladı. Ben de kısık olarak baktığım gözlerimi biraz daha açmaya.

Sonunda görüş alanıma Bangchan girdi. Üzerinde beyaz doktor önlüğü vardı. Yüzündeki gülümsemeyle bana bakıyordu. Yattığım yatağın ucunda oturuyordu.

Bir kere daha yutkundum. Kuruyan dudaklarımı ıslatıp:

"Ba-Bangchan."dedim.

Çok güzel gülüyordu. Çok heyecanlanmıştı.

"Benim. Buradayım Hwa Jin."

Onu böyle sağlıklı ve mutlu görmek güzeldi. Ancak hemen arkasında beliren gözleri kıpkırmızı Lee Know'u sağ salim görebilmek dünyalara bedeldi.

"Lee Know." dedim hemen hasretle ancak ondan önce annem hemen yanıma geldi ve üzerime eğildi. Elini saçlarıma daldırdı.

"Güzel kızım benim. İyi misin anneciğim? Çok canın yanıyor mu?"

Annemde de, Lee Know'da, Bangchan'da da fark ettiğim bir şey vardı. Gözümden kaçmadı.

Üçü de uyandığım için gayet mutlu görünüyorlardı ancak gözlerinde aynı esnada hüzün de görüyordum. Neye üzülüyorlardı?

Çatık kaşlarımla onları seyretmeye devam ettim. Annem ağlayacakmış gibiydi. Hatta çok emindim. Bunu benden saklamak için doğrularak arkasını döndü. Titreyen sesiyle:

"Ben... Ben çocuklara haber vereyim. Hepsi de çok ilgilendi. Merak etmesinler. Sevinsinler." dedikten sonra âdeta odadan kaçtı.

Bir şeyler oluyordu.

"Ne-neler oluyor? Lee Know? Bangchan?"

Bangchan oturduğu yerden kalktı.

"Ben sizi yalnız bırakayım." dedikten sonra kaçarcasına odadan çıktı. Lee Know ile ikimizi baş başa bıraktı.

Onun da yüzü düştü. Ama sonra belli etmemek adına yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirdi. Yatağımın ucuna oturdu. Elini yanağıma yerleştirdi. Hafif hafif yüzümü okşayıp söze girdi.

"Biraz dinlenmelisin. Sonra konuşalım bunu."

"Ö-önemli bir şey mi? Ne-neden susuyor- Ahhh!"

Kalbime saplanan keskin acıyla inledim. Lee Know hemen ayağa kalktı. Endişe içerisinde yanıma geldi.

"Lütfen Hwa Jin! Lütfen konuşma, kendini yorma. Tamam, anlatacağım. Sırf bu konunun üzerine gidip kendini yorma diye. Ama... Sakin ol. Tamam mı? Sakin olman gerekiyor."

Birine bir şey mi olmuştu? Neden sürekli sakin olmam gerektiğini söyleyip duruyordu? Korkuyordum. Sevdiklerime bir şey olmuş olması ihtimali çok canımı yakıyordu.

Yine de, "Tamam," dedim ve anlatmasını bekledim.

Lee Know şefkatli okşayışlarına devam etti. Hâlâ hiçbir yerimi hareket ettiremiyordum. Tüm vücudum çok yorgundu.

Yüzümdeki elini yavaşça indirdi ve sol elime uzandı. Elimi ellerinin arasına aldı. Özlemiş olduğum yüzüne bakarken o anlatmaya başladı.

"Çok ağır yaralandın Hwa Jin. Şu an bu hâlde olmasan seni çok fena azarlar ve hesap sorardım. Yaptığın o delilik... Ahh! Neyse, o gün kurtulduk. Hastaneye kaldırıldık. Ben o gün senin başında iken ufak tefek yaralar aldım ama sadece 3 gün yattım. Sonrasında kendimi çabucak toparladım. Sürekli senin yanına gelip durdum. Durumunu yakından takip etmek istedim. Bangchan görevine burada devam etmeye başladı. Senin dosyanı da o aldı. Hwa Jin... Bir kurşun karnına saplanmıştı. Onu hemen, sorunsuz bir şekilde çıkarmışlar. Ancak diğer kurşun... Ka-kalbine çok yakın. Kurşun hâlâ içeride. Çok... Çok riskli bir yerde. Eğer almazlarsa kesinlikle ölürmüşsün. İçinde o kurşunla yaşayamazmışsın. Kurşun bu sonuçta. Ama... Ama alırlarsa da ölebilirmişsin."

Ellerinin arasına aldığı elimi biraz daha sıktı.

"Yine de sen endişelenme. Ben buradayım. Bangchan da burada. İşinin gayet ehli olan bir doktormuş. Ameliyatına da o girecek. Tamam mı? Sakın korkma."

Korku... O mağazada rehin edilip içeridekilere kök söktüren ben ne kadar korkuyor olabilirdim ki? Hayır, bu korku o korku değildi. Ben asıl sevdiklerime bir şey oldu diye çok korkmuştum. Onlara bir şey olma düşüncesi beni korkutmuştu. Asla kendim için düşünmemiştim.

Hâlâ çok garip geliyordu Lee Know'un anlattıkları. Sanki... Sanki benim başıma hiç böyle gelemeyecekmiş gibi hissediyordum ve inanmak istemiyordum.

Lee Know'un yüzünden ne kadar ciddi bir mesele olduğu belliydi. Ölümle burun burunaydım.

Ellerinin arasına almış olduğu elimi hareket ettirdim ve parmaklarımla onun altta kalan parmaklarını sıktım.

"Sen varsın. Korkmuyorum," dedim.

Gülümsedi. Elimin üzerindeki eliyle çok hafif bir şekilde elimi okşadı. Sonra eğilip elimin üzerine minik bir öpücük bıraktı.

Ben de gülümsedim. Doya doya yüzüne bakmaya başladım. O cehennemden çıkabileceğimi ve bir daha Lee Know'u göremeyeceğimi düşünmüştüm. Hele yaralandıktan sonra... Oracıkta öleceğim zannetmiştim.

Şimdi onu bir kere daha gördüm ya. Daha başka ne isteyebilirdim ki?

"Bizimkiler... Onlar nerede?"

"Her gün gelip gidiyorlar. 3 haftadır yatıyorsun Hwa Jin. Öncelikle arkadaşın Hyunjin'den başlayayım. Rehineler arasında genç bir kıza sulandıkları ve onu rahatsız ettikleri için Hyunjin rahat durmayarak rahatsızlık vermiş. Kızı koruyup kollamış. Neden olduğunu anlamamıştık. Meğersem bu yüzden Hyunjin'i dövüyorlarmış. Kız ile çok iyi anlaşıyorlar şu an. 1 haftadır o kızla gelip gidiyor."

Güldüm.

Gülerek hâlsizce konuştum.

"Yokluğumu aratmamalıydın. Bol bol dalga geçerdim ben."

"Jisung yokluğunu aratmadı. Merak etme. Çok iyi tanımıyordu Hyunjin'i ama buna rağmen bir film sahnesi gibi kızla tanışmaları ona yetti. Her fırsatta kızın yanında imalı imalı konuşup çocuğu kıpkırmızı etti."

Hyunjin ile öyle bir dalga geçerdim ki. Kendisi hiçkimseyi sevmemeye yeminliydi. Yeminini bozmuş da benim haberim yoktu.

Jisung, bundan böyle dünya ahiret dostumdu benim.

"Hyunjin'in kız arkadaşının adı Hyo Yoon bu arada. Seninle çok yakından ilgilendi. Kız neredeyse burada yatıp burada sabahladı. Annen ve babanla çok iyi anlaşıyor. Annen kızı gibi sevdi kendisini. Jeongin akademide. Çok sık gelemese de her fırsat bulduğunda soluğu burada alıyor çömez. Jisung'u da unutmamak lâzım. O da babanla çok iyi anlaştı. Meslek liseli ya? Aklından geçen fikirler babanın aklıyla uyuşuyordu. Bu arada tek gelip gidenler onlar değil tabii ki."

Kaşlarımı çattım. Kendim sormadım. Lee Know'un söylemesini bekledim.

"Kahraman olduk Hwa Jin. Ülkedeki herkesin gündeminde hâlâ biz varız. Herkesin gözünde birer kahramanız. Özellikle de sen. Yaptığın onca şeyden sonra. Hyunjin, ben, Jisung, Bangchan, orada eli silah tutup bize yardım eden herkes, Yüzbaşı Felix ve onun sadık dostları, hepimiz ödüller aldık. Seninkiler de bak, burada. Yanı başında."

...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.