Gözlerimi yumdum.
Açtığımda Seungmin çömeldiği yerde, ayaktaki asker de olduğu yerde arkasına dönmüştü.
"Yah!" diyerek kızdım ona.
"Nereden biliyorsun seni öpeceğimi?"
Dudaklarını büzdü. Kaşlarını yine hafif çattı.
"Öpmeyecek misin?"
"Öpmeyeceğim."
"Ama neden?" diye harfleri uzatarak sızlanmaya başladı. Dudakları iyice büzüldü. Kıyamadım ama çok istediği için bunu şart olarak koydum.
"Çünkü zamanı değil."
"Zamanı ne zamanmış?"
"Sen tam olarak iyileşip gözlerini açtığın ilk an. O an var ya, seni öpücük yağmuruna boğacağım."
Büzülen dudakları eski hâlini aldı. Ağır ağır gülümsedi.
"Söz mü?" diye sordu.
"Söz."
"O zaman emin ol güzelim, kesinlikle iyi olacağım. Ah, ama ya şeyse?"
"Neyse?"
"Senin öpücüğün ya ilaçsa ve bana şifa olursa? Ya bana güç verirse?"
Aklımı bulandırdı.
Lee Know gerçekten işini iyi biliyordu. Şu anki munzur gülüşü ve çapkın bakışlarına daha fazla dayanamadım.
"Doğru diyorsun galiba." dedim.
Çok heyecanlandı.
"Ama yine de sen iyileştikten sonra öpeceğim."
Gülümseyişi soldu.
"Ama Hwa Jin-ah! Olmaz ki böyle?"
"Olur olur. Çok istiyorsan dayanacaksın ve bekleyeceksin."
"Tamam, kabul."
Birbirimizin gözlerinin içine bakıp tebessüm ettik. Bu esnada 1 asker elinde temiz tişörtlerle yanımıza geldi.
Seungmin bize doğru döndü. Askerin elinden temiz tişörtleri alıp Lee Know'un yarasına bastırdı.
Lee Know dişlerini sıktı ve acıyla inledi.
O an canlı canlı etlerimi koparıyorlarmış gibi bir acı hissettim. Gözlerimi kapatıp başımı çevirdim. Onun acısını nasıl oluyor da böylesine hissedebiliyordum?
"Ambulanslar var kapıda ama ne zaman çıkarız ki? Çok fazla kan kaybediyor."
Seungmin'in sözlerinden sonra temiz tişörtleri getiren asker yanımıza çömeldi. Çevresine bakındı. Kimse olmadığını görünce kıstığı sesiyle söze girdi.
"Bu hainler giriş çıkışlara bomba düzeneği yerleştirmişler Seungmin. Düzenek hangi durumlarda etkin hâle gelir bilmiyoruz henüz. Araştırıyoruz. Üstelik başka yerlerde de olabilir. Tek çıkabileceğimiz yer buraya sızdığımız küçük odanın penceresi gibi ama burada yüzlerce kişi var. Paniğe kapılmadan insanları sakin sakin çıkarmak istiyor Yüzbaşı Felix. Ancak öyle yapmaya başlayacağı takdirde bile yüzlerce insanın şüphelenip yine panik yapmasından ve bir kaos ortamı oluşmasından korkuyor. Yüzlerce insan. Sözünü yarısı dinlese yarısı dinlemeyebilir."
"Ne yani? Ne olacak şimdi?"
"Düzeneği bulup etkisiz hâle getirmek için bomba uzmanı askerlerimiz dikkatle kapıya bakıyor. Düzenek bulunana ve etkisiz hâle getirilene kadar buradan çıkabileceğimizi sanmıyorum."
Gözlerim irileşti.
"Lee Know ne olacak? Onun hemen çıkması lâzım!"
Seungmin başını salladı.
"Evet. Ayrıca böyle durmaya devam ettikçe ve kimseyi çıkarmadıkça da yüzlerce insan şüphelenecek. Bence şimdiden tek tek de olsa çıkarabildiğimiz kadar insanı çıkarmalıyız."
Kaşlarım çatıldı.
Yüzbaşı Lee Felix oldukça zeki, stratejileri oldukça iyi bir komutana benziyordu.
Bu kadar basit düşünüyor olamazdı.
Ayrıca bu asker... Çok fazla detay biliyordu sanki.
Yüzbaşı bana sadece tedbir amaçlı etrafa bakındıklarını söylemişti. Girişte ve çıkışta bir bomba düzeneği olsaydı da eminim, insanları bir an önce takviye edebilmek için elinden gelen her şeyi yapardı.
Akan burnumu çektim. Bir elim Lee Know'un yanağındayken diğer elimi ağır ağır, çaktırmadan Lee Know'un yanında yerde duran silaha götürdüm.
Ardından silahı kaptığım gibi hızla pozisyon alıp dizlerim üzerinde silahı o askere doğrulttum.
O da hızla hızla silahına sarılmaya çalıştı ama bağırarak onu durdurdum.
"Sakın! Silahını kaldırmaya çalışır çalışmaz bir an olsun tereddüt etmeden alnında koca bir delik açarım!"
Seungmin şaşırdı.
"Ne yapıyorsun?!" diye bağırdı.
Dikkatli bir şekilde ayağa kalktım.
Silahın namlusunu tam karşımda kalan askerin alnına dayadım.
"Bu kadar detayı nereden biliyorsun?" diye sordum.
"Üstelik bilsen bile neden diğer askerlere sesini kısarak yaymaya çalışıyorsun? Böyle bir bilgi varsa bile ya tamamen gizli kalmalıydı ya da tüm askerler bilmeliydi. Gizli bir konuysa eğer Lee Know ve benim duymamam gerekirdi ama sen bize bilerek duyurdun. Amacın ne?
Tam o esnada Yüzbaşı Lee Felix'in gür sesini işittik.
"Lanet olsun! Dışarıda neler oluyor öyle?!"
Herkes başını çevirip dikkatle dışarıya baktı.
Ben de dikkatli bir şekilde bir yandan askere bakarken göz ucuyla da dışarı bakmaya çalıştım.
Baktığım gibi herkes gibi anında benim de gözlerim dehşetle irileşti.
...