Lee Know gerçekten çok mantıklı konuşmuştu. Düşününce... Ahh! Yanılmış olmak istiyorum. Düşüncelerimin doğru olmamasını istiyorum.
Aşağıda o başlarındaki pislik komutan, yerde cenin pozisyonu almış Bangchan'a tekme atmaya devam ederken içim içimi yiyordu. Neyse ki telefonu çaldığı için durdu.
Tamamen Bangchan'a odaklandım. Ona baktıkça, yüreğim sızlıyordu. Nefes alamıyormuş gibi hissediyordum. Onun canıyla beraber sanki benim de canım yanıyordu. Bizim yüzümüzden kendisini feda etmişti. Bizim yüzümüzden bu hâldeydi.
Annesi ile sinema salonunda görüntülü konuşurken mutlaka buradan çıkacağımızı çok büyük bir güvenle söylüyordu.
Gözlerimi onun üzerinden güçlükle çekip telefonuna yanıt veren pisliğe odaklandım. Hararetli bir konuşma yapıyor gibiydi.
Biraz sonra telefonu kapattı. Burnundan soluyarak çevresine baktı.
Hemen Lee Know ile başlarımızı geri çektik. Sırtlarımızı kolona yapıştırdık.
Görmesek de o başlarındaki pisliğin gür sesini işittik.
"Her yeri didik didik arayın! Bu it yalnız değilmiş! 3 kişi daha varmış! Ama dikkatli olun. İkisi polis akademisi öğrencileriymiş! 2.kattaki tüm erkek tuvaletlerine konuçlanın! Kimsenin girmesine müsaade etmeyin! Dağılın! Çabuk!"
Artık emindik.
Kesinlikle biz dahi oyuna getirilmiştik.
Birbirimizden başka hiç kimseye güvenmemeliydik.
"Bunun da işini bitirelim. 1 saat daha oldu değil mi? Gel buraya!"
O pislik Bangchan'ı bir adamının daha yardımıyla ayağa kaldırdı. Pencerenin önüne doğru zorla götürmeye başladı.
İçimdeki korku giderek artmaya başladı.
Onu öldüremez! Buna izin vermem! Veremem!
Camı açtı ve bekleyen tüm ekiplere seslendi.
"Hâlâ taleplerimizi yerine getirmediniz! Hiçbir şansınız yok! Ya bize istediklerimizi verirsiniz, ya da içerideki herkes tek tek ölür. Ciddiyetimizi hâlâ anlayamadınız. Bu yüzden sizlere 1 kişinin daha ölümünü kanlı canlı seyrettirmek istiyorum. İzleyin bakalım."
O an dehşete kapılarak hızla Lee Know'un elinde tuttuğu tabancasını elime aldım. Kendisi de şaşırmıştı.
Aldığım tabancayı şu an arkası bana dönük olan o pisliğe çevirdim.
Bangchan bir kere daha zorla dizlerinin üzerine çöktürülmüştü.
Başlarındaki pislik bir eliyle Bangchan'ın omzuna bastırıyor, bir eliyle de kafasına tabancasını tutuyordu.
Zaten burada olduğumuzu ve Bangchan'ın yalnız olmadığını biliyorlardı. Bu yüzden hiç tereddüt etmeden o pisliği hedef aldım.
Kendisi Bangchan'a zarar veremeden elimdeki tabancayı ateşledim.
Susturucusu olan tabancadan ses çıkmazken, kurşun o pisliğin tam kafasına saplandı.
Heykel gibi donup kaldı. Sonra bedeni sırt üstü yere yığıldı.
Yere yığılmasıyla beraber başından süzülen kanları gören adamları ve rehineler neye uğradığını şaşırdı. Hatta camın önünde burayı seyreden polis ekipleri de.
Lee Know heyecanla gülümsedi.
"Aha!" dedi.
"Ayvayı yedik, güzelim. Tadını sen de damağında hissedebiliyor musun?"
Lee Know'un parıldayan gözlerine bakıp sesli güldüm. Belki de bu anlar son anlarımızdı. Son anlarımızı dahi eğlenerek geçirebilmek için elinden gelen her şeyi yapıyor ve bunu çok iyi beceriyordu.
Bulunduğumuz yere doğru gelen ayak seslerini duyunca Lee Know ile beraber kendimizi hazırladık.
Artık...
Geri dönülmez bir yoldaydık.
Ve yalnızdık.
...