"Nesiniz siz? Kaderin bir araya getirmeye çalıştığı çiftlerden biri mi?!"
Omzundan çıkardığı deri ceketini almak için eğildi. Hiddetle ceketini aldı ve büyük adımlar atarak sinema salonundan çıkmak üzere ilerledi.
Onu böyle görmek beni derinden sarstı.
O an yapmak istediğim tek şeyi yapıp ayağa kalktım. Hızla peşinden fırladım.
"Lee Know, bekle! Dur lütfen!"
Durmadı. 4.salondan çıktı ve sakinleşebilmek adına hemen yandaki 3.salona girdi.
Çevreme bakınıp ben de dikkatle oraya girdim. Lee Know'un peşinden ilerledim.
"Senin neyin var? Ne bu öfke?!" diye sordum.
Lee Know adımlarını durdurdu. Işıkları açık olan salonda başını bana çevirdi. Bir müddet yüzüme baktı. Ardından bedenini de bana çevirip yanıma geldi. Tam karşımda adımlarını durdurdu.
Kaşlarını iyice çattı.
"Neden olduğunu göremiyor musun gerçekten Hwa Jin? Hah? Göremiyor musun?!"
"Ben..."
Sustum.
4 sene boyunca bazı anlarda acaba diye kendime soru sorduğum çok zaman olmuştu ancak sonra düşündüğüme dahi hayret etmiştim. İmkân verememiştim.
Şimdi burada yaşadığımız anlar ve bana kısacık zaman dilimlerinde hissettirdikleri tıpkı eskiden bana acaba dedirtecek zamanları hatırlatıyordu.
Onunla dövüşürken beni incitmek istemediğini ilk fark ettiğim an içimde bir şeyler harekete geçmişti.
Sonra...
Sonra kalbim; bana her sataştığında rahatsız olmak yerine keyif aldığımı fark ettiğimde koşmayı öğrendi.
Beni her sinir ettiğinde, her eğlenmek için bulaştığında, birbirimize her vurduğumuzda depar atma evresine geçti.
Ve... Yine aynı kalbim; saçma sapan kızlarla geçirdiği günleri anlattığında buz tutmak nedir, buz insanı aslında nasıl yakar onu da öğrenerek doktora yaptı.
"Neden susuyorsun?!"
Sesi ile irkilip kendime geldim.
Gözlerimi kaçırdım.
Gerçekçi düşünmek gerekirse... Burada eli silahlı, özel kuvvetler mensubu olan en az 50 hain askerle birlikteydik. Yalnızca Lee Know ve ben onlara karşı koyabilecek potansiyele biraz sahiptik. Buradan sağ salim çıkabilmemiz neredeyse imkânsız gibi bir şeydi.
Umudumu kaybetmek istemesem de bazen gerçekleri düşünmekten ve onlara hak vermekten geri duramıyordum.
Belki onu bir daha hiç göremeyebilirdim.
Pişmanlık duymak istemedim. İlk sorusuna cevap verdim.
"Görüyorum aptal! Görüyorum tamam mı?! Görmeyen tek kişi sendin!"
Lee Know epey afalladı.
"Ne?"