Bangchan'ın gülümseyişi iyice yayıldı yüzüne.
"İnanamıyorum. Gerçekten tanıyor musun annemi?"
Yutkundum. Sadece başımı sallayıp onu onayladım.
"Yani sen... O olabilir misin? Bu-bu akşam tanışacağım kişi?"
"Bi-bilmiyorum."
Arkaya baktı. Jisung'a sordu.
"Jisung, daha işin çok mu?"
Jisung göz ucuyla Bangchan'a bakıp onu yanıtladı.
"Nereden baksan bir yarım saatlik daha işim var."
Hepimiz Jisung'u bekliyorduk. Kamera işi mutlaka hâllolmalıydı ki rahatça hareket edebilelim.
Bangchan aldığı cevaptan sonra cebinden telefonunu çıkardı. Birini aradı. Aradığı kişi çağrıya yanıt verince de hızla söze girdi.
"Anne... Benim. Sakin ol, sakin ol ve beni dinle tamam mı? Çok fazla konuşamam. Evet, alışveriş merkezindeyim. Aşağıda rehineler var. Ama ben saklanmayı başardım. Anne... Bu durumdan kimsenin haberi olmasın olur mu? Polisle işbirliği yapıyoruz. Duyulması kötü olur. Sadece sizin iyi olduğumu duymanızı istedim. Ah bir de... Çok önemli bir şey soracağım. Sizi görüntülü arasam olur mu? Tamam, arıyorum bekleyin."
Ona anlamsız bakışlar atıyordum. Ne yapmaya çalıştığını hâlâ çözemiyordum. Telefonu kulağından indirdi ve bu sefer de görüntülü arama başlattı. Yan gözle bana bakıp gülümsedi.
Telefonun ekranında Yoo Mi teyze belirdi. Yanında da eşi vardı. Heyecanla oğullarına bakıyorlardı.
Ama... Ama beni asıl şaşırtan şey ekrana merakla bakmaya çalışan annemdi. Onu görünce ellerim ağzıma kapandı.
Sevinerek tebessüm ettim. Bir Bangchan'a bir elinde tuttuğu telefonun ekranına baktım. Bu benim annemdi!
Heyecanla:
"Anne." diye seslendim. Benim sesimi duyan annem donup kaldı. Bangchan'a yaklaştım. Kameranın gördüğü alana girdim. O an herkes iyice şaşırdı. Annem donup kalmıştı.
Herkes hep bir ağızdan konuşuyordu. Annem de kameranın gördüğü alana girmeyi başarıp gözyaşları eşliğinde bana bakmaya başladı.
"Kızım... Yavrum sen... Sen... Siz... Bangchan.... Ama nasıl? Siz birbirinizi tanıyor musunuz? Bir dakika ama orada... O alışveriş merkezinde... Ne-neler oluyor yavrum?"
Jisung klavye yardımıyla kod yazmayı bıraktı.
"Daebak, olaya gel."dedi.
Ayaklandı. Yanımıza koştu. Telefon ekranına eğilip heyecanla bizi izlemeye koyuldu. Ben de bu esnada anneme bakıp söze girdim.
"Çok uzun bir mesele anne. Bangchan'ı daha önce görmemiştim. Burada tanıştık. İkimiz de saklanmayı başardık. Hatta yanımızda 2 kişi daha var ve birisi Lee Know. Polis akademisinden arkadaşım olan. Hyunjin rehin düştü ama onları da, diğer rehineleri de sağ sağlim kurtaracağız."
Bangchan inci gibi beyaz dişlerini göz önüne sererek muhteşem gülümseyişini devam ettirdi. Araya girdi.
"Az önce Hwa Jin ile sohbet ederken hikâyelerimizin benzerliğinden şüphelendim. Tesadüflere inanmam dedim ama denemek istedim. Sonra tuttu. Anne... Bu akşam beni tanıştıracağın kişi Hwa Jin miydi?"
"E-evet oğlum. Hatta şu an da Hwa Jin'in evindeyiz. Haberi duyunca birbirimize destek olmak için buluştuk. Sizi beraber gördüğüme o kadar sevindim ki. Çok... Çok dikkat edin oğlum. Ne olur kendinize çok dikkat edin."
"Merak etmeyin anne. Biz iyiyiz. İyi olacağız. Siz... Lütfen kimseye hiçbir şey söylemeyin. Tamam mı? Yoksa canımız tehlikeye girer."
"Tamam. Tamam oğlum,merak etmeyin."
"Şimdilik kapatıyorum anne. Üzülmeyin olur mu? Görüşürüz."
"Ta-tamam. Görüşürüz oğlum. Dikkat edin kendinize."
Telefon kapanınca Bangchan ile birbirimize şaşkın şaşkın baktık.
Jisung sakince işinin başına koştu ancak Lee Know öyle yapmadı. Gürültülü bir şekilde ayağa kalktı.
Bangchan ile oturduğumuz koltuklarda arkaya dönüp baktık.
Lee Know'un yüzünü ilk defa gülümsemeden gördüm.
Bakışları sert ve ciddiydi. Kaşları hafif çatılmıştı.
"Hah!" dedi ve kısa bir süre alayla gülüp gülüşünü hızla soldurdu.
"Nesiniz siz? Kaderin bir araya getirmeye çalıştığı çiftlerden biri mi?!"
Omzundan çıkardığı deri ceketini almak için eğildi. Hiddetle ceketini aldı ve büyük adımlar atarak sinema salonundan çıkmak üzere ilerledi.

