İçeriğe geç

REFRESH • Taekook

Bölüm 29 · 6 dk okuma

REFRESH • Taekook

Bölüm 29

29.Bölüm

-

Taehyung, beni görür görmez;“Jungkook?” dedi, telaş içerisinde. Dona kalmış, bana bakıyordu. Yanıma adımlamaya başladığında göz yaşlarım arttı. Onu görmek içimde daha sevgi dolu bir his uyandırıyordu, sanki. Bu hissin adı neydi? Çok hoştu ama bir o kadar gariptide.

Taehyung yanıma ulaştığında hafifçe eğilip ellerinin arasına aldı, yüzümü. Kendine doğru çevirdi ve “Güzelim, sorun ne?” diye sordu, merakla. Ona cevap vermek istedim ama gözlerine bakmak kalbimin ağrımasına sebep olmuştu.

Onu hak edecek ne yapmıştım, bilmiyordum. Bu kadar sevgi bana fazlaydı. Annemden bile onun verdiği sevginin yarısını alamamıştım, öz annemden. ‘Güzelim sorun ne?’ Demesi bile ağlatabilirdi fakat gözlerinde gördüğüm şefkat hepsini geçer, hüngür hüngür ağlamama sebep olurdu.

Gözlerinde görmeye başladığım korku kırıntılarıyla ellerimi, yüzümde duran ellerinin üzerine koydum. Onun yüzümü kavraması gibi, ben de onun ellerini sıkıca kavramıştım. Yüzüme hafif bir tebessüm yerleştirdim ama göz yaşlarım durmuyordu.

Sakin olmaya çalışarak “Sorun yok, sadece…” dedim, ama cümlenin devamı gelmiyordu. Ne demeliydim? Ona kendi sevgimi nasıl en açık şekilde söyleyebilirdim ki? Sadece susmuştum, gerisi gelmiyordu.

“Sadece? Jungkook, korkutma beni güzelim.” dediğinde devamını getirebilmek için kendi içimde savaş vermeye başladım. Fakat fark ettim ki benim sevgim; kelimelere dökemeyeceğim kadar fazlaydı.

Ben, Taehyung gibi kendimi ifade edemezdim. Benim kelimelerle aram iyi değildi, onu sevdiğimi gösterebilecek kelimeler bilmiyordum. Bu cümleler, kelimeler… hepsi yeni yeni hayatıma giriyordu. Taehyung bana yeni kelimeler, cümleler öğretiyordu fakat bu seferkiler farklıydı. Bu öğrendiklerim aşağılayıcı veyahutta kalp kırıcı değildi. Farklıydı…

“Taehyung, isteyerek olmadı ama ben senin defterinde olan sayfalardan bir yeri okudum… özür dilerim, yapmamalıydım fakat okumayı bırakamadım. Sana hediye resim çizmek için açmıştım, defterini…” devam etmek için derin bir nefes aldım, Taehyung dikkatlice beni dinliyordu.

“Bazen seni sevdiğimi hissettiremiyorsam özür dilerim ama bana güven seni sandığından daha çok seviyorum, sadece duygularımı ifade etmekte pek iyi değilim. Benim hakkımda çok güzel şeyler yazmışsın, ben… ben gerçekten nasıl söylesem bilemiyorum. Beni neden bu kadar seviyorsun, ben kusurluyum. Ailem bile beni sevmiyor, sen nasıl seviyorsun beni? Zor olmuyor mu, benimle uğraşmak.”

Gözümden düşen yaşlar, yavaş yavaş artmaya başladı.

Tam o sırada Taehyung konuşmaya başladı; “Jungkook, sen kusurlu değilsin. Tamam mı? O kadar mükemmelsin ki gözlerimi alamıyorum senden… Zaten bunu o yazılardada belli etmişimdir diye düşünüyorum.” Yüzünde küçük ama anlamlı bir tebessüm oluştu, Taehyung’un. “Ayrıca, ailen seni sevmiyor diye ben de mi sevmeyeyim. Onların göremediklerini görebiliyorum ben, onların kusur dedikleri şeylerin altında ki güzelliğini. Senin gibi biriyle birlikteyim diye dünyalar benim oldu. Sen diyorsun ki ‘Zor olmuyor mu, benimle uğraşmak’. Ne zorluğundan bahsediyorsun, güzelim? Zorluk buysa hayatım boyunca senin zorluğunu çekmek, içerisinde kaybolmak isterim…” diye bitirdi diyeceklerini ama ben de bitmiştim.

Göz yaşlarımın yanına bir de hıçkırık eklenmişti artık. Onun gözlerinin içinde kaybolmuştum resmen. Daha fazla dayanamayıp sıkıca sarıldım, Taehyung’a. Karşılığında o da bana sarılmıştı. Sıkı sarılışımıza devam ederken. “Taehyung… ben senin gibi güzel cümleler kuramıyorum, üzgünüm. Ama seni o kadar çok seviyorum ki… bunu nasıl kanıtlayabilirim.”

Küçük bir kıkırtı sesi duydum, Taehyung’un kıkırtı sesini. “Senin sarılışından bile sevgini hissediyorum, Jungkook. Senin şaşalı konuşmalara, kelimelere ihtiyacın yok. Bakışından, sarılışından, öpüşünden hepsinden anlıyorum, kendini gösterebildiğin yerde parıl parıl parlıyorsun çünkü. Her zaman parlamanı sağlayacağım, miniğim. Parlarken çok güzelsin, her zaman çok güzeldin.”

Madem anlayabiliyordu, kendimi zorlamayacaktım. Kendim gibi gösterecektim sevgimi. Sarılışımı sıkılaştırıp yüzümü boynuna gömdüm. “Anladın mı?” diye sordum. Acaba anlamış mıydı? Kendim gibi olup ona samimice sevgimi gösterdiğimi anlayabilecek miydi?

“Evet… bebeğim biraz utandı ve teşekkür ediyor, kendi gibi olabileceği için. Öyle değil mi?” dedi. Kafam boyun girintisindeyken onayladım onu. Bu şekilde onaylamama küçük bir kahkaha atmış, ardından sarılışını sıkılaştırıp saçımı okşamaya başlamıştı.

-

Uzun gelen ama kısa bir günün ardından Jimin ve Taehyung’u tanıştırmıştım, sonra ise Hyunglarımın yanına gitmiştik. Yemekhanede oturmuş, gülüşüyorduk. Jimin’in de bize katılmış olması çok güzeldi. Hyunglarımla ve Taehyung’la güzel kaynaşmıştı. Tabii ikimizin arası biraz daha farklıydı. Neden bilmiyordum.

Uzun gülüşmelerin ardından Hoseok hyung konuya girdi. “Taehyung, yarını unutma tamam mı?” dedi. Ne olduğunu anlayamamıştım fakat Taehyung’un oflamasından çok hoşuma giden bir şey olmadığını anladım. Ona dönüp “Yarın ne var ki?” diye sordum.

Taehyung cevap veremeden Hoseok lafa atlamış, “Okullar arası basketbol maçımız var. Yoksa Taehyung söylememiş miydi? Tch tch tch yakıştıramadım Taehyung.” demişti. Şaşkınlıkla Taehyung’a baktım. Evet, maç olacaktı, antrenmanı sıkı tutuyorlardı bu yüzden. Hatta ertelendiği için kendilerini şanslı sayılıyorlardı ama yarın olacağını bilmiyordum. Daha ileriki tarihlerdedir diye düşünmüştüm çünkü sürekli olarak ertelenen bir maçtı.

“Söylemedim çünkü tekrar ertelenir diye düşünmüştüm. Jungkook yarın maçımızı izlemeye gelmeyi ister misin? Hatta istersen Jimin ile beraber gelin.” dediğinde içimi bir heyecan kapladı. Masadaki diğer kişilerde gözümü gezdirdim, hepsi bana bakıyordu. En son Jimin’e baktığımda Jimin hızla kafasını aşağı yukarı sallamış, olur dememi istediğini belli etmişti.

Ondan aldığım cesaretle -sadece bir bahane, kendi Taehyung’u izlemek için can atıyor.- konuştum. “Olur geliriz.”

-

Okuldan sonra resim atölyesine gitmiştik. Yeni bir tuval yapmıştım, gerçekten çok güzel olmuştu. Şu an ona bakıyor olmak anlatılamayacak kadar güzeldi. İlk yaptığım tuvalden farklı olarak özgürlüğü simgeleyen bir tuval değildi. Bu seferki Taehyung’a hissettiğim duyguları barındırıyordu.

Benim için yine özeldi, neden bilmem ama ellerim sanki içimden gelen hisleri dışarı vurmak istiyordu. Konuşarak söyleyemediğim hisler, ağzımdan çıkaramadığım sözler, engellemek istediğim olaylar, acı çektiğimin anlamanmasını istediğim zamanlar… hepsi buna dahildi. Hepsi içimde birbiri ile konuşup o an en yoğunluğu fazla olanı seçip resmettiriyordu, bana.

Şu an ise hissettiğim şey mutluluktu.

Taehyung’un bana hissettirdiği, mutluluktu. Bazı acı verici gerçekleri unuttuğum bir mutluluktu.

“Jungkook?” diye ismimi duymamla kafamı yaptığım tuvalden, düşüncelerden duyamadığım hocaya çevirdim. “Jungkook’tu, değil mi?” dediğinde kafamı onaylarca salladım. Bana gülümseyip tuvalime baktı. “Jungkook, gerçekten yeteneklisin. Burada ikinci günün fakat şu çıkardığın tuvallere bak, gerçekten heyecan uyandırıyor. Gelecekte kim bilir ne şahaserleri çizeceksin.” dediği şeyle yüzümde utangaç bir gülümseme oluştu.

Hocadan böyle bir şey duymak, inanılmazdı. “Teşekkür ederim.” diyip kafamı biraz eğdim, çok mutlu olmuştum.

“Gelecek planın nasıl? Ne tür bir ressam olmak istiyorsun veya ne tür resimler çizmek istiyorsun?” dedi, resim hocamız.

“Aslında gelecekte ressam olabilir miyim bilmiyorum, ama eğer bir ressam olursam…” dedim, sözlerimin devamını getirmeden önce. Yüzümde biraz buruk, biraz ümitsizlikle dolu ve asıl heyecanlı bir gülümseme oluştu.

Derin bir nefes aldım, devam etmek için. “Duygularımın beni ele geçirip çizmesine izin vereceğim resimler çizmek istiyorum. İnsanlar resimlerime baktıkça kendilerinden parçalar görsünler. Acılarını, mutluluklarını, hüzünlerini, dışa vurmadıkları şeyleri resimlerde görüp hissettiklerinin yanlış olmadığını görsünler. Belki bir sergim olur, sergiden çıkan insanlar; ‘kendini bulmuş’ şekilde çıksınlar.

Gelecek planımda böyle bir ressam olmak”

dedim. Hoca bana şok olmuş şekilde bakıyordu, çok konuştuğumu sandım fakat hocanın sonra dedikleri dahada heyecanlanmama sebep oldu.

“Vay canına Jungkook! Bu harikaydı, gerçekten. Gelecekte çok iyi bir ressam olacağına eminim. O zaman bizi unutma tamam mı?” diyip ufak bir kahkaha ile gülmüştü.

Hocanın arkasından gelen bedenle ona bakmaya başladım. Gelen kişinin Taehyung olduğunu gördüğüm için hocadan izin almak adına “Konuşma için teşekkürler, sayenizde resim çizebiliyorum. Taehyung geldi, ben gideyim.” dediğimde bana gülümseyerek gitmem için işaret etmişti. Ben de kocaman gülümsememle tuvali elime aldım, ardından Taehyung’a doğru koşar adım gidip sarıldım. Kısa sarılmamdan sonra geri çekildim ve Taehyung beni kolunun altına aldı, yürümeye başladı.

“Nasıl geçti bugün, hocanla ne konuşuyordunuz bakalım?” diye soru yöneltti. Kıkırdadım ve uzun uzun anlatmaya başladım. Eve kadar onu resmen esir altında tutarcasına tüm günü anlatmıştım. Ayrıca sabah olanlar yüzünden daha farklı hissediyordum, daha heyecanlı.

-

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.