İçeriğe geç

REFRESH • Taekook

Bölüm 2 · 6 dk okuma

REFRESH • Taekook

Bölüm 2

2.Bölüm

Garip bir günün ardından okulu ekmiş yürüyordum. Dersin bitmesi ile hoca sınıftan çıkmış bende bir hışımla çantamı alıp gitmiştim. Büyük ihtimalle yarın herkes olanları konuşucaktı.

Nereye gittiğimi bilmiyordum. Sadece yürüyordum, ayaklarım nereye gitmek isterse oraya gidecektim. Bu şekilde düşünerek yürümeye devam ettim ve karşıma bir park çıktı. Okul saati olduğu için parkta sessizlik hüküm sürüyordu. Yürümeye devam ederek gözüme kestirdiğim salıncağa oturdum, salıncakları çok severdim. Genelde benim için güzel bir düşünme alanıydı. Sallanırken içimde olan o his, sanki bir saniyelik bulutların üstüne çıkıyormuşum gibi heyecan verici. Küçüklükten beri çok az parka geldiğim için şimdi kendim gelip ayaklarımın yettiği salıncakta sallanmak bir başka güzel, rahatlatıcı. Biraz daha salıncakta sallanıp, derin düşüncelere daldıktan sonra yavaş yavaş çocuklar parka gelmeye başlamıştı. Cep telefonumdan saate bakmak için telefonumu elime aldım ve karşılaştığım 10 arama ile dona kaldım. Kim aramış diye baktığımda babam olduğunu gördüm. Aramaları gördükten sonra gözüm saate kaydı. Saate bakar bakmaz okulun bittiğini hatta üstüne 3 saat geçtiğini görmüştüm. Normalde 5 dk geciksem bile babamdan azar yiyordum, şimdi ise 10 arama ve geçip giden 3 saat korkudan titrememe sebep oldu.

Cesaretimi toplamak için derin bir nefes aldım ve geri ara tuşuna bastım. Aklımdan türlü türlü şey geçiyordu, ve telefon açıldı. Kısa bir sessizlik oldu, resmen korkudan dilim tutulmuştu. Bu kısa sessizliğin ardından telefonun hoparlöründen bir ses yükseldi "eve gel, bekliyorum" ses sakindi ama bu daha korkunçtu. Bağırıp çağırmasını beklerken sesin sakin olması, bir şeyler olacağının habercisiydi. "Tamam" diye yanıt verip telefonu kapadım. Sesim korkudan titriyordu. Eğer telefonda açıklama yapmaya kalkarsam yüzüme kapatırdı, biliyordum. Sonrasında açıklamayı devam ettirme cesaretinde bulunamazdım, adım gibi emindim.

Telefonu cebime koyup yürümeye başladım. Ne kadar hızlı gitsem o kadar çabuk karşılaşıcaktım o yüzden yavaş yavaş yürüdüm. Eve yaklaştıkça gözlerim dolmaya başladı. Gözlerimin dolması kadar normal bir şey yoktu aslında ama sırf ağladığım için extra dayak yemek istemiyordum. Kendimi sankinleştirmek için derin bir nefes aldım, temiz ve hafif soğuk havanın kokusu gerçektende ciğerlerimde sakinlik yaratıyordu. Yada ben kendimi öyle kandırıyordum.

Evin olduğu sokağa girdiğimde stresim kat ve kat arttı. Bu kadar hassas olmamın asıl nedenlerinden biride sabah okulda yaşanan olaydı. Evet, normaldede bu şekilde tepkiler verirdim, böyle hislere kapılırdım ama şu an dokunsalar ağlıyacak gibi hissediyordum. Dokunacaklardıda.

Son adımımıda attığımda kapının önüne gelmiştim. Nefeslerim daraldı, kalbimin hızı kat ve kat arttı. Panik atak geçirmek üzeremiydim bilmiyorum ama kapının ani açılışı ve saçımdan tutulup içeri çekilmemle tüm düşüncelerden sıyrılmıştım. O korkunç gözler benim gözlerimle buluştu. Şokla saçımın acısını bile şimdi fark etmiştim. Saç diplerim yanıyordu hemde çok fazla. Canım yansada sesim asla çıkmıyordu, çıkmayacaktı, çıkamayacaktı. Sesim çıkarsada belki yirmi kat fazlasıyla hissedicektim. Ayrıca o iğrenç el hala saçlarımda bana dokunuyordu.

Bir anda yükselen bağırış sesiyle titredim "Sen neden eve geç geliyorsun, Bu sefer ne gibi saçma işler peşindesin söyle!" Diye durmadan bağırıyordu. Böyle bir tepki bekliyordum, evet. Cevap vermem gerektiğini anlayınca " Saatin farkına varmamışım özür dilerim." Diye yanıtladım. Okuldan erken çıktığımı bilmemeleri için içimden dua ediyordumki "Okuldan ne diye erken çıkıyorsun biz seni bu yüzden mi okula gönderiyoruz!" Dedi. Sessiz kaldım, cevap vermekten korkuyordum. Sessiz durduğumu görünce iyice sinir dozu artmaya başladı. " Cevap ver lan seni mi bekleyeceğim!" Diye yine bağırdı. "Okulda bazı sıkıntılar oldu o yüzden çıktım" dedim ama keşke demeseydim. "Yoksa senle dalga geçtiler sende ağladın mı?" Dedi alaylı bir sesle. "Dayanıksız piç" dedi. İşte gözüm dolmaya başlamıştı.

Saçımdan çekilmesiyle ufak acı dolu bir inilti bıraktım. Sonra beni saçımdan sürükleyerek odama kadar götürdü, acıdan ağlıyordum ama bağıramıyordum. Odamın içine kadar öyle girdik ve arkamızdan kapıyı kapattı. Yatağımın köşesinde ona öylece ney yapıyor diye bakıyordum.

Kapı kitlenme sesiyle bana doğru döndü ve yürümeye başladı.

-

Saat sabah dörttü.

Her yerim acı içinde yatakta kıvrılmış yatıyordum. Odam o kadar sessizdi ki bundan rahatsız oldum çünkü düşünceler beni ele geçirmişti. Arkamı zar zor dönerek komidinin üstünden kulaklığım ve telefonumu aldım. Şarkı listemden bir şarkı açıp kulaklığı kulağıma taktım. Uyuya kaldım, en azından üç saat uyuyabilirim diye düşünüyordum.

Tam iki buçuk saat sonra uyanmıştım.

Çantamı hazırladım ve aynanın karşısında kendime baktım. Yüzümde hafif bir morluk vardı, iyiki gözüken yerlerimde çok morluk bulunmuyordu. Birde onu açıklamakla uğraşamazdım. Gözükenleride 'çarptım' gibi yalanlarla kandırıyordum.

Yüzümde ki morluğu kapamak için çekmecemde olan, bu gibi durumlarda kullandığım kapatıcımı aldım. Tekrardan aynanın karşısına geçtim ama aynadan gördüğüm görüntü ile korkudan yerimden sıçradım. Babam kapımın önünde aynadan beni izliyordu. Elimde ki kapatıcıyı ani panikle yere düşürmüştüm, şişesi kırılıp tüm kapatıcının yere dökülmesine sebep olmuştu. Kırılma sesiyle gözlerimi babamdan bir saniyelik çekip kapatıcıya baktım. Yere çömeldim ve kurtulabilecek bir yanı var mı diye inceledim. Hayır yoktu, param parçaydı gerçektende.

Babam benim yerde neye baktığımı merak etmiş olacakki yanıma yaklaştı. Baktığım şeyin kapatıcı olduğu anlamıştı. Hissediyordum. Babama baktığımda gözlerimiz birbirine deymişti, ürperdim. Yediğim tokatla yanağım yanmaya başlamıştı. "Ne yaptığını sanıyorsun sen karı gibi makyaj mı yapıcaksın ? bunu cidden düşünmeye cüret ediyor musun, götün yiyor mu!" diye bağırdı. "Sadece yüzümdeki morluk belli olmasın diye kapatacaktım.." dedim kısık bir sesle. Duymayacağını düşünmüştüm ama duymuş. "Yenilerinide ister misin!" Dedi ve gür sesiyle titredim. "Sen galiba korkmuyorsun benden iyi eğitememişim seni açıklama dahi yapılcak bir konu değil!" Diye bağırdı yine, saçımdan tutup yere fırlattı resmen. "Bir daha görmeyeceğim, görürsem olacaklardam ben sorumlu değilim!" Diyerek kapıyı son hızla kapadı. Yerde sızlayan yanağımı tutmuştum. Onun yaptığı bir şeyi kapatıyordum ama o 'makyaj' olarak algılamış, yüzüme yeni kusurlar eklemişti.

Yavaşça aynaya baktım. Yanağım kıpkırmızıydı. Üstelik kapatıcımda artık yoktu bu izleri herkes görecekti. Bunun korkusuyla tekrar parçalanmış kapatıcıya yaklaştım. Kapıya doğru bakıp babamın kesin çıktığından emin oldum, elimi cam parçalarıyla karışmış kapatıcıya ilerlettim. İşaret parmağımı yerde ki kapatıcıya dokundurdum ve yüzümde en çok belli olan morluğun üzerine koydum. Parmağımla kapatıcıyı yaymaya çalışırken bir anda yanma hissiyle durdum. Bu yanma hissi morluğun verdiği acı değildi, başkaydı. Ne olduğunu düşünmeye kalmadan sürdüğüm yerden akan kanla dondum. Aynaya panikle yaklaşıp, gördüğüm şeyle gözüm doldu. Minik bir cam parçası yanağımı kesmişti. Cam parçası minik olsada bayağı derin şekilde kesmişti yanağımı. Kan durmadığı için lavaboya gitme kararı aldım. Babamın tekrar gelmesi korkusuyla hızlı ve sessiz adımlarla odamın karşısındaki odaya girdim. Arkamdan kapıyı herhangi bir duruma karşı kitledim. Tabi ki oldukça sessiz bir şekilde.

Odanın karanlığından sonra buranın ışığı ile gözüm kamaştı. Aynanın önüne gittiğimde yüzümdeki izlerin daha çok belli olduğunu ve yaramın derinliğini gördüm. Gözlerim kocaman oldu, kapatıcımda yoktu bunları nasıl kapatacağım diye kendimce sorguladım. Sonra ilk yüzümü yıkadım ardından yaramı dezenfekte edip üstünü bulduğum bir yara bandıyla kapadım. Morluk yetmez gibi birde attığı tokat yüzünden kızarık yanağıma baktım. Gözlerim iyice doluyordu, destek alabileceğim biri veya bana yardım edip fikir verebilecek kimsem yoktu. Bu düşüncelerle gözümden bir yaş süzüldü, süzülen yaşla içimi korku kapladı ve hemen elimin tersiyle gözümü sildim. Derin bir nefes aldım ve formama baktım. O kadar şeyden sonra biraz kırışmıştı, ama zamanım yoktu birde okula geç kalamazdım. Zaten çok bir şeyide yoktu o yüzden kafama takmadım.

İşimin bitmesiyle yavaşça banyonun kilidini açtım, odama doğru sessiz ve hızlı adımlarla yürüyüp hemen çantamı alıp omzuma taktım. Komidinin üstünde gördüğüm telefonumla hemen onuda alıp odadan çıktım, daha fazla burada kalmaya tahammülüm yoktu. Merdivenlerden inip kapıya ulaştım. Ayakkabımı son hızda giyip evden çıktım. Ciğerime dolan soğuk ve temiz havayla rahatladım.

Okula doğru yürürken vuran soğuk havayla hırkamı almamamın pişmanlığını yaşıyordum. Hasta olmamak için dualar ederek okula yürüdüm, hasta olunca evden çıkamıyordum çünkü.

Okulun önüne gelince tekrar derin bir nefes alıp yürüdüm. Sınıfın önüne gelince kimse bana bakmasın diye düşünüyordum. Tam sınıfa girecektimki, arkamdan gelen sesle ise duraksadım. "Jungkook!" Sesli bir şekilde adımın söylenmesiyle korktum ama sesin geldiği tarafa döndüğümde biraz daha rahatlamıştım.

Çünkü bu kişi Taehyung'du babam değil..

Bölüm sonu

3 yorum