-
Herkes anlaşılmak görülmek ister, istisnalar dışında. Bir insanın kalbini görmek aslında kolaydır, doğru yolu bilirsen. Bilmiyorsan öğrenmem gerekir kendin mutlusun, hayatın düzgün diye insanlarla oynama hakkını kimse kimseye vermez. Bir insanı kırmanın kolay olduğunu herkes bilir ama asla dikkat etmez. Bazen insanlar zorluklara dayanır, bazen ise dayanamaz. Zorluklara dayanamamak demek güçsüzlük değildir sadece güçlü değilsin demektir. Kendini güçlendirirsen o zorluklar aslında zor olmayan ufak şeyler haline gelir o zaman insanlar sana der ki "buna nasıl dayandın " ama bilmezlerki sen 'buna' alıştın. Peki alışılmayacak kadar zor geliyorsa ? İşte o senin sınırındır ve insanlar sınırlarını belirleyip onları keskin yapmalıdırki kimse geçemesin. O kadar keskin sınırları biri aşarsa neden aştığı önemlidir. Belkide sadece kandırmak için geçen kişiye keskin sınırlarını indirmişsindir, bu en büyük pişmanlık olabilir senin için. Peki o seni kandırıp çizgilerini yıkan kişi? İşte o kişi için büyük bir başarıdır bu, seni kandırıp geçilmeyecek sınırlarını geçmek. Bu başarısıyla sen bir daha birine güvenirken bir kez veya milyon kez daha düşünürsün çünkü acı tecrübeler edinmişsindir.
Sessizce camdan dışarı bakıyordum. Arkamdan gelen sesle dikkatim dağıldı. "Jungkook" bana seslenildiğini anladığımda sesin geldiği tarafa baktım. Seslenen Bogumdu. Büyük ihtimalle uzun süredir dışarıya bakıyordum ve benimle konuşası gelmişti. Tekrar bana dönerek "Beş saattir depresif depresif dışarıya bakıyorsun az konuş falan bir şey yap sana baktıkça benim içim sıkılıyor resmen, sen sıkılmıyor musun?" Yavaşça ona baktım her zamanki gibi benimle bu şekilde konuşmuştu -yargılayıcı tarzda- ama ben buna alışmıştım. Tamamen ona doğru dönerek " Hayır sıkılmıyorum kendi kendime düşünmek beni rahatlatıyor." Dedim. Güldü. Gülüncek bir şey dediğimi düşünmemiştim, çok mu saçma bir cümleydi acaba? Tam tekrar bana bir şey diyecek gibi ağzını aralamıştı fakat yanımıza gelen Eunwoo ile dikkati ona doğru kaydı. Eunwoo bize hatırlatmak için " aç değilsiniz galiba, kaç saattir sizi yemekhanede bekliyorum gelsenize" dedi sitem ederek. Eunwoo nun söylemesiyle acıktığımı fark ettim ve ona " söylemesen fark etmiyecekmişim acıktığımı hadi gidelim o zaman." Dedim. Eunwoo tebessüm etmişti, Bogum ise umursamadan kapıya doğru yöneldi. Bende sıramdan kalktım ve beraber yemekhaneye doğru yürüdük.
Yemekhaneye geldiğimizde her zaman oturduğumuz yere oturduk. Oturur oturmaz Bogum ve Eunwoo konuşmaya başlamıştı ben ise onları dinliyor, bazense kendi kendime
bir şeyler düşünüyordum. Yemeklerimi yavaş yavaş yiyordum çünkü dalmıştım. Ardından yine Bogumun sesini duydum. "Artık yemeğini yicek misin? Bak biz yarıladık bile, yine tek yemek istiyorsun heralde?" Dedi. Tabi kide istemiyordum. Geçen seferde yavaş yediğim için Bogum sıkılıp bir anda masadan kalkıp gitmişti. Tek başıma yemiştim. Tüm insanlar benim yemek yiyişimi izliyor gibi hissetmiştim.
"Biter zaten birazdan, bu gün çok aç değilim merak etme" dedim. Bogum göz devirdi, benle ne alıp veremediği var anlamıyordum. Ayrıca açtımda sadece istesemde hızlı yiyemiyordum, mideme oturmasındansa az yerim diye düşünmüştüm. Öylede oldu, bir süre sonra Bogumla Eunwoo yemeğini bitirip kalkmaya girişmişti. Benim tabağımın anca yarısı bitmişti. Onlarla beraber kalktım ve ilk yemek tepsimi ben kirlilerin yanına koydum. Arkamdan gelen Bogum "benimkinide sen koy üşeniyorum" dedi. Ona hızlı bir bakış attım ve uğraşmak istemediğim için alıp koydum hemen . Ardından sınıfa doğru yürümeye başladım.
En azından Eunwoo, Bogum kadar kötü davranmıyordu. Sırf başka arkadaşım olmadığı için onlarla takılıyordum. Bogum ise annelerimiz yakın olduğu için yada bana kötü davranmaktan keyif aldığı için. Eunwooda büyük ihtimalle Bogumun arkadaşı olduğum için benle arkadaştı. Yinede çok umursamıyordum çünkü ben kendimle yeterince arkadaştım. Kendi kendime konuşup bir şekilde sıkıntımı gideriyordum.
Düşüncelerden sıyrılıp sırama oturdum. Eunwoo ve Bogumda arkamdaki sıralarına oturdular. Yine beni unutup sohbete dalmışlardı. Bazen 'Acaba dönüp bende sohbete katılsam mı?' diye düşünüyordum ama benimle konuşmayıp, sürekli eleştirisel yorumlar yapıcaklarını bildiğim için vazgeçiyordum.
Bu düşüncelerdende uzaklaşmak için defterimi açtım, bir kalem çıkardım ve karalama yapmaya başladım. Bir süre buna devam ettim. Gerçekten güzel bir resim çıkarmıştım ortaya, normalde olmuyordu. Çok sevinmiştim defteri havaya kaldırıp ışığa doğru tuttum dahada güzel görünmüştü gözüme, bu hisle beraber gülümsedim. Sonra defterin üstünde bir gölge gördüm. Defter bir anda parmaklarımdan çekildi, nolduğunu bir saniyeliğine kavrayamamıştım. Kafamı kaldırdığımda resme bakan Bogumu gördüm.
Resmime bakıyordu ama yüzünde sırıtma yoktu. Sadece banamı güzel gözükmüştü resmim.
Kendimi toparlayıp " Defteri verir misin?" Dedim. Bogumun gözleri defterden kalkıp bana dönmüştü. Birden alaycı şekilde kısaca güldü. Bu sefer nolmuştu gerçekten bilmiyordum. Sonra ise Bogum seslice tüm sınıf sınıftayken " Baban yine resim çizdiğini duysa napar sence hiç korkuyor musun?" Diyip gülüşünü tekrarlamıştı. "Bırak artık şöyle şeyler yapmayı iyi, uslu bir çocuk ol ebeveynlerinin sözlerini dinle" dedi. O an onu susturmayı çok istemiştim. Söyledikleri yetmezmiş gibi birde sınıfın önünde söylüyordu bunları, benim insanlardan çekindiğimi bile bile. Herkes bize bakmaya başlamıştı, onların bakışları bizi buldukça kalbim daha hızlı atmaya başladı ve nefesim daraldı. Ardından Bogum bana biraz daha yaklaşmıştı, ve hiç beklemediğim bir şey oldu. Duyduğum ses bir kağıt yırtılış sesiydi. Bogum resmi yırtıyordu. Aynı babamın her resim çizişimi gördüğünde kağıtları yırtıp bana vurup bağırdığındaki görüntü gibiydi. Görüşüm bulanıklaştı birden bire. Bogum ise kağıdı paramparça etmişti bile. Gözümden süzülen yaşın yanağımda bıraktığı yolu hissediyordum. Hiçbir şey yetmezmiş gibi birde parçaladığı kağıdı kafamdan aşşağı dökmüştü. Resimi çizdiğim kağıdın parçaları, birer birer üzerimden yere doğru dökülüyordu.
Kendimi tutamayacağımı anlayıp sıramdan kalktım. Tam sınıftan dışarı doğru koşucaktım ki kolumdan biri tuttu. Tabi ki yine Bogumdu. Gözlerim dolu olduğu için yüzüne bakamdım ama vücudum onun çekişiyle ona doğru dönmüştü. Bogum resmen yaptığını noktalamak istermiş gibi "Sakın tuvalete ağlamaya gidiyorum deme" diyip gür bir kahkaha atmıştı. Herkes de doğal olarak bana bakıp kendi aralarında konuşmaya başlamışlardı. Utançtan yerin dibine giricektim resmen. Kolumu bir hışımla çekip Bogumun elinden kurtuldum ve sınıftan hızlıca çıktım. Çıkar çıkmaz gözümden birkaç tane daha göz damlası düştü.
Kimse ağladığımı görmesin diye yere bakarak tuvalete doğru koşuyordum.
Birden birine çarptım. Kafamı kime çarptığımı anlamak için kaldırdığımda tanımadığım bir erkek olduğunu gördüm. Ona çarptığım için şokla bir süre yüzüne baka kalmıştım, oda bana bakıyordu. Gerçekten yakışıklı biriydi. Sonra aklıma gözlerimin dolu olduğu geldi ve direkt kafamı eğdim ve geri çekilmek için harekete geçmiştimki belimde bir kol hissettim. Tekrar şokla yüzüne bakınca " İyi misin" diye sordu. Soruyla gözlerim iyice dolarken kafamı eğip "Evet sorun yok, sorduğun için teşekkür ederim" demiştim ama sesim titremişti. Daha fazla kendimi tutamayacağımı anlayıp hızla onu göğsünden itip bu sefer ayrılmayı başarmıştım. Son hız tuvalete koşmuştum ve orada sessizce biraz göz yaşı dökmüştüm.
Biraz rahatladıktan sonra yüzümü yıkayıp tuvaletten çıktım. Sınıfa bir daha girebileceğimi sanmıyordum en azından bir süre ama çantam dahil her şeyimin sınıfta olduğunu hatırlayıp kendi kendime sızlandım.
Sınıfa doğru isteksizce yürüyordum, sınıfın kapısına yaklaştığımı anladığımda kafamı yavaşça kaldırdım ve sınıfın kapısındaki bedenle dona kaldım. Az önce çarptığım kişiydi bu fakat bizim sınıfta öyle biri yoktu. Neden burda olabilir diye sorgularken oda kafasını kaldırmıştı göz göze gelmiştik. Bir anda neden bilmediğim bir şekilde panik yaptım ve gözümü kaçırdım. Sonra gelen sesle tekrar o yöne döndüm "Az önce pek iyi gözükmüyordun iyiyim desende şimdi iyi misin bari" dedi. Aklıma dolan anla utançtan yerin dibine girmek istedim. "Evet iyiyim, sağol tekrardan" dedim. Aslında biri nasıl olduğumu merak ettiği için mutluydum.
Bir anda aklıma dolan şeyle duraksadım ve tekrar çocukla göz teması kurdum. "Şey merak ettimde, neden sınıfın kapısında duruyorsun bir arkadaşının çıkmasını falan mı bekliyorsun?" Sorduğum şeyle istemsizce utanmıştım, utanılacak bir şeyi olmasa bile yabancı birisiyle konuşuyordum üstelik uzun bir soru sormuştum. En azından bana öyle gelmişti. Çocuk sorduğum soruya tebessüm edip " Hayır nakil öğrenciyim, bu sınıftaymışım ama geldiğimde ders başlamıştı o yüzden içeri girmedim dersin bitmesini bekliyorum." Duyduğum şeyle şaşırmıştım ama sonra aklıma dolan 'geldiğimde ders başlamıştı' sözüyle duraksadım. "Yoksa benim yüzümden mi geç kaldın kusura bakma öyle önüme bakmadan koşmamalıydım." dedim. Çocuk tebesümmünü bozmadan "Hayır senin yüzünden değil zaten gecikmiştim" dedi ve bende onaylayıcı bir şekilde kafamı salladım. "Sorduğuna göre galiba sende bu sınıftasın?" . "Evet, bende bu sınıftayım."
"Memnun oldum, ben Kim Taehyung."
"Bende Jeon Jungkook, memnun oldum."
-