İçeriğe geç

REAL LOVE

Bölüm 2 · 4 dk okuma

REAL LOVE

Bölüm 2

Başlık

2. Bölüm: İmzalar ve İlk Karşılaşma "Bu, benim için bir başlangıç mıydı, yoksa bir son mu?" Bayan Kim'in son cümlesi, o lüks ofisin sessizliğini delip geçerken, içimde bir fırtına koptu. Elimde tuttuğum sözleşme, hayatımın en absürt ama aynı zamanda en çekici teklifiydi. Wonho ile anlaşmalı bir ilişki... Mantığım "Hayır!" diye bağırırken, cebimdeki delik ve Seul'deki geleceğim "Evet!" diye fısıldıyordu. Sonunda, parmaklarım sözleşmenin üzerindeki boşluğa doğru hareket etti. İmzamı attığımda, kâğıdın hışırtısı, sanki kaderimin değiştiğini ilan eden bir davul sesi gibi yankılandı kulaklarımda. Bayan Kim'in yüzündeki küçük, memnun edici gülümseme, kararımın doğru olduğunu onaylar gibiydi. "Hoş geldiniz, Ege Bey," dedi, elini uzatırken. Eli soğuktu ama tokalaşmamız, sanki görünmez bir bağla Wonho'ya ve onun dünyasına bağlandığımın sembolüydü. "Yarın sabah saat 10.00'da Wonho Bey ile tanışacaksınız. Sizin için bir takım profesyonel danışmanlarımız olacak. Onlar size nasıl davranmanız gerektiği konusunda yardımcı olacaklar." O an, bu işin düşündüğümden çok daha ciddi olduğunu anladım. Bu sadece göstermelik bir ilişki değil, aynı zamanda sıkı bir eğitim ve rol yapma süreciydi. Kafamda bin bir soru dönüyordu ama en büyüğü şuydu: Wonho nasıl biriydi? Fotoğraflarından, ekranlardaki karizmatik duruşundan öte, gerçekte nasıldı? Bu anlaşmayı o da benim kadar garip buluyor muydu? Ertesi sabah, Bayan Kim'in talimatıyla, Seul'ün başka bir lüks semtindeki, dışarıdan sıradan görünen ama içinde ultra modern bir stüdyoyu barındıran bir binaya gittim. Kalbim, göğüs kafesimi dövüyordu. Bu, kariyerimin en önemli iş görüşmesinden bile daha gergindi. Beni kapıda Bayan Kim'in asistanlarından biri karşıladı ve doğrudan bir odaya yönlendirdi. Odaya girdiğimde, içeride birkaç kişi vardı. Stilistler, makyözler ve... Wonho. O an dünya durdu. Onu milyonlarca kez ekranlarda görmüştüm ama bu kadar yakından, gerçek hayatta görmek bambaşkaydı. Televizyondaki halinden çok daha uzun, omuzları daha geniş ve aurası daha yoğundu. Üzerinde rahat bir eşofman takımı vardı, saçları dağılmıştı ve elinde bir fincan kahve tutuyordu. Yorgun görünüyordu ama gözlerindeki o keskin bakış, tüm yorgunluğun ötesine geçiyordu. Wonho, benim geldiğimi fark ettiğinde, elindeki kahve fincanını masaya bıraktı ve yavaşça bana döndü. Bakışları, beni baştan aşağı süzdü. Bu bakışta merak mı vardı, küçümseme mi, yoksa sadece boş bir umursamazlık mı, anlayamadım. Yutkundum. "Merhaba," dedi, sesi beklediğimden daha derin ve pürüzsüzdü. Ama sesinde sıcaklık namına hiçbir şey yoktu. Tamamen profesyonel, hatta biraz soğuktu. "Sen Ege olmalısın." "Evet," dedim, sesimin titrememesi için kendimi zorlayarak. "Ben Ege." Ortamdaki sessizlik gerginleşti. Diğer çalışanlar, sanki biz görünmezmişiz gibi, kendi işlerine devam ediyorlardı. Sanki onların dünyasında, bir idolün anlaşmalı bir partnerle tanışması sıradan bir olaydı. Wonho, bir adım yaklaştı. Yüzünde, kameralara gülümserken takındığı o mükemmel idol ifadesi yoktu. Gözlerinin altı hafifçe morarmıştı ve yüzünde ince bir bınsızlık çizgisi vardı. Sanki bu durumdan benim kadar rahatsızdı, belki de benden daha çok. "Bayan Kim sana her şeyi anlattı mı?" diye sordu. Sorusu basit olsa da, ses tonu, "Ne kadarını biliyorsun ve ne kadarını kaldıra bilirsin?" der gibiydi. "Anlaşmanın detaylarını biliyorum," dedim, kendime güvenli bir duruş vermeye çalışarak. "Profesyonel bir düzenleme olduğunu anladım." Wonho'nun dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Bu bir gülümseme değildi, daha çok alaycı bir ifadeydi. "Profesyonel," diye tekrarladı. "Evet, tam olarak öyle. O zaman kuralları baştan belirleyelim, Ege." Gözlerini benimkilerle kilitledi. O an, kendimi bir sahnenin ortasında gibi hissettim, tüm ışıklar üzerimdeydi ve tek bir hata yapma lüksüm yoktu. "Kameraların önünde, biz bir çiftiz," dedi, her kelimenin altını çizerek. "Birlikteyken, asla tartıştığımızı, anlaşamadığımızı ya da mutsuz olduğumuzu göstermeyeceğiz. Her zaman gülümsüyeceğiz, birbirimize destek olacağız ve sevgi dolu bir imaj çizeceğiz. Bu bir iş, Ege. Ve bu işi mükemmel bir şekilde yapmak zorundayız. Aksi takdirde, hem benim kariyerim hem de senin buradaki geleceğin tehlikeye girer." Ses tonu tehditkar değildi ama uyarıcıydı. Bu ilişkinin ne kadar hassas ve kırılgan olduğunu anlamamı istiyordu. "Kameralar kapandığında ise," diye devam etti, sesi şimdi daha da alçalmıştı, sanki bu kısım kimsenin duymamasını istiyormuş gibi. "Birbirimiz için yabancıyız. Aramızda ne bir samimiyet ne de duygusal bir bağ olacak. Bu bir anlaşma, Ege. Başka hiçbir şey değil. Anladın mı?" Gözlerinin içine baktım. Kalbim hala hızla çarpıyordu ama içimde bir direnç oluşmaya başlamıştı. Sanki bu adam, bana hiç tanımadığım bir kural kitabını dayatıyordu. "Anladım," dedim. Sesim kendimden beklediğimden daha kararlı çıkmıştı. "Bu bir iş, Wonho Bey. Ve ben işimi iyi yaparım." Wonho'nun bakışlarında şaşkınlık mı vardı, yoksa onay mı, yine anlayamadım. Ama o an, aramızdaki gergin buz perdesinin ilk çatlağı oluşmuştu gibi hissettim. Bu anlaşmalı ilişkinin başlangıcıydı. Ve ben, Ege olarak, bu anlaşmanın beni nereye sürükleyeceğini henüz bilmiyordum. Tek bildiğim, Seul'ün ışıltılı sahnesinde, rol yapmam gereken hayatımın en büyük oyununa adım atmak üzere olduğumdu. Sence bu ilk karşılaşma, Ege için beklendiği gibi miydi? Wonho'nun bu kadar soğuk ve mesafeli davranmasının altında yatan başka bir sebep olabilir mi?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.