Ailem hastane koridorunda yanıma geldiğinde içimde hafif bir rahatlama hissettim. Annem, babam ve Ayşe'nin varlığı, durumun ciddiyetine rağmen bana güç veriyordu. Biraz sohbet etmeye başladık.
“Yolda gelirken nasıldınız?” diye sordum anneme.
“Ah oğlum, biraz trafik vardı ama baban hızlıca halletti,” dedi annem.
“Evet, biraz acele ettik ama buraya zamanında ulaştık,” dedi babam.
“Sağ salim geldiniz ya, önemli olan bu,” dedim. Ayşe’nin gözleri bana dikildiğinde, gerçeği anlatmanın zamanı geldiğini anladım. Fakat nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum.
“Ali, doktor ne dedi? Her şey yolunda mı?” diye sordu babam, gözlerinde endişeyle.
“Evet, Ali. Nedir durum?” diye ekledi annem.
“Bana tam olarak ne söylediler?” diye düşündüm. Ayşe’nin bakışlarından kaçınarak konuşmaya başladım.
“Biraz sorun var ama endişelenecek bir şey yok,” dedim. Ama içimdeki korkuyu bastıramıyordum.
“Ama ne gibi bir sorun?” diye sordu Ayşe.
“Bazı hücrelerimle ilgili bir durum,” dedim. “Ama doktorlar bununla başa çıkabileceğimizi söylediler.”
“Ne demek bazı hücrelerinle ilgili?” diye sordu babam.
“Yani, bazı hücrelerim normalden biraz daha farklı çalışıyor,” dedim.
“O zaman neden bu kadar endişelisin?” diye sordu Ayşe, gözlerinde şüpheyle.
“Her şey kontrol altında, Ayşe. Doktorlar gerekli tedaviyi yapacak,” dedim, fakat hala tam olarak her şeyi açıklamamıştım.
Tam bu sırada doktor tekrar yanımıza geldi. “Ali Bey, bir şey konuşmamız lazım,” dedi.
“Ne oldu doktor bey?” diye sordum, ailemin yanında.
“Sadece biraz daha dikkat etmeniz gereken bazı şeyler var. Herhangi bir gelişmede mutlaka bize bildirin,” dedi doktor ve geri çekilerek odasına doğru ilerledi.
O anda, hızlıca yürüyen bir adam Ayşe'ye çarptı ve ikisi de yere düştü. Bir anda içimde bir öfke patladı.
“Önüne baksana!” diye kızgın bir şekilde bağırdım adama.
Annem hemen araya girdi. “Ali, adamın acelesi var demek ki. Belki de hasta olan biriyle ilgileniyor,” dedi.
Adam uzaklaştığında annem, “Böyle durumlarda biraz daha anlayışlı olmalıyız,” dedi.
Ayşe’yi yerden kaldırdım. “İyi misin?” diye sordum.
“Evet, iyiyim. Bir şeyim yok,” dedi Ayşe, elini tutarak.
Babam, “Haydi, kantine gidelim. Aç olmalısınız,” dedi.
Annem gülerek, “Acıkan sen olmayasın?” diye espri yaptı.
Hepimiz güldük ve kantine doğru yürümeye başladık. Sohbet ederek ilerlerken biraz rahatlamıştık.
“Kantinde ne varmış bakalım?” dedi babam.
“Umarım güzel bir şeyler vardır,” dedi annem.
“Ben kahve alacağım,” dedim.
“Ayşe, sen ne istersin?” diye sordum.
“Bana da bir çay alırsan iyi olur,” dedi Ayşe.
Kantine yaklaştığımızda, hızlı bir kapı çarpma sesi duyuldu. Ardından bir silah sesi işittik. Hepimiz bir an durakladık, ne olduğunu anlamaya çalıştık. Gözlerimizde korku ve endişe vardı. Bu hastane ziyaretinin ne kadar daha karmaşık ve tehlikeli olabileceğini düşündüm.