Her yıl olduğu gibi, bu yıl da rutin sağlık kontrolüm için hastaneye gitmiştim. Sabah erkenden kalktım, kahvaltımı yaptım ve yola koyuldum. Hastane koridorlarında beklerken, her şeyin sıradan bir kontrol olacağını düşünüyordum. Ancak, bu ziyaretin hayatımı köklü bir şekilde değiştireceğinden habersizdim.
“Ali Bey, radyoloji bölümüne geçebilirsiniz,” dedi hemşire.
“Radyoloji mi?” diye sordum, biraz şaşkın.
“Evet, doktorunuz bu yıl ek bir tetkik istedi,” diye yanıtladı hemşire. İçeri girdim, her zamanki gibi birkaç test yapacaklardı. Ancak o gün, hastanenin laboratuvarında beklenmedik bir teknik arıza meydana geldi. Radyoloji odasındaki cihazlardan biri, bakım sırasında kontrolsüz bir şekilde radyasyon sızdırmaya başladı. Tam da o sırada laboratuvardaydım. Başta hiçbir şey hissetmedim. Ama birkaç saat sonra başım ağrımaya ve midem bulanmaya başladı.
Doktor içeri girdiğinde, yüzünde hafif bir endişe ifadesi vardı. “Merhaba Ali Bey, nasılsınız?” diye sordu.
“İyiyim, teşekkürler. Radyolojiye neden yönlendirildim?” diye sordum.
“Ali Bey, bazı kan testlerinizde ufak bir anormallik fark ettik. Endişelenecek bir şey olduğunu düşünmüyoruz, ama emin olmak için radyolojik bir görüntüleme yapmak istedik,” dedi doktor.
“Ne tür bir anormallik?” diye sordum, biraz endişelenerek.
“Kan değerlerinizde hafif bir sapma var. Bu, genellikle basit bir vitamin eksikliğinden kaynaklanabilir. Ancak daha derinlemesine bir inceleme yapmak istiyoruz,” diye açıkladı doktor.
“Tamam, peki ne yapmam gerekiyor?” diye sordum.
“Şimdi sizi radyoloji odasına alacağız. Orada gerekli tetkikleri yapacağız. Her şey normal çıkarsa, endişelenmenize gerek kalmayacak,” dedi doktor.
“Anladım, o zaman başlayalım,” dedim ve doktorun talimatlarını izleyerek radyoloji odasına geçtim.
Radyoloji odasında her şey biraz tuhaftı. Doktor, makineleri kontrol ederken biraz gergin görünüyordu. Ancak hiçbir şey söylemediği için sorun olmadığını düşündüm. “Her şey yolunda mı, doktor bey?” diye sordum.
“Evet, evet, sadece cihazları kontrol ediyorum. Bir sorun yok,” diye yanıtladı doktor, ama hâlâ biraz gergin görünüyordu.
İşlemler tamamlandığında, herhangi bir sorun olmadığını düşünerek hastaneden ayrıldım. Eve döndüğümde kendimi yatakta buldum. Normalde enerjik bir insanım, ama o gün kendimi çok bitkin hissediyordum. Ertesi sabah aynaya baktığımda yüzümdeki kırışıklıkların arttığını gördüm. Saçlarım dökülmeye başlamış, cildim solgunlaşmıştı. Eşim Ayşe, bu halimi görünce hemen hastaneye gitmem gerektiğini söyledi.
“Ayşe, sanırım ciddi bir şey var,” dedim endişeyle.
“Hiç vakit kaybetmeden hastaneye gitmeliyiz, Ali,” dedi Ayşe kararlı bir sesle.
“Doktor ilaç verdi, ama iyi hissetmiyorum,” dedim.
“Peki, neler söyledi doktor? Hangi ilaçları verdi?” diye sordu Ayşe.
“Baş ağrısı için ağrı kesici, mide bulantısı için ise antiemetik verdi. Ama hâlâ kendimi kötü hissediyorum,” dedim.
“Ali, lütfen kendine dikkat et. Seni kaybetmek istemem. Sen benim her şeyimsin,” dedi Ayşe, gözleri dolu dolu.
“Seni seviyorum, Ayşe. Her şeyin üstesinden birlikte geliriz,” dedim ve elini tuttum.
“Ben de seni seviyorum, Ali. Ne olursa olsun, hep senin yanındayım,” dedi Ayşe ve sıkıca sarıldı.