İçeriğe geç

Radikal Satanist Terörü | Taekook

Bölüm 3 · 22 dk okuma

Radikal Satanist Terörü | Taekook

Bölüm 3

3. Bölüm

(Royal Deluxe- I'm a Wanted Man)

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.

İyi okumalar^^

***

''Sınırı yıktın.''

Bu iki kelime, benim yeniden doğuşumun, dünyaya dönüşümün bileti olmuş ve ben, eli kolu bağlı bir halde süzülmeye devam ettiğim o kara delikte, ışığı bulurken gözlerimi ufak çaplı bir savaşla açarak hayata tutunmuştum.

''Ne?'' diye ona, sindiremediğim daha doğrusu kesinlikle şaşkınlığa uğradığım o cümlesinden sonra, irileşmiş gözlerimle ona bakarak sormuştum.

Ben, asıl bundan sonra beni asla affetmez diyordum ve bana, sınırını yıktığımı söylüyordu. Eğer bu bir kamera şakası falan ise, beni kimse toparlayamazdı.

Dudaklarında kapalı bir tebessüm oluşmuş, derin bir nefes alarak oturduğu yerden kalkıp yatağımın yanındaki boşluğa oturmuştu. Serumun bağlı olduğu elimi tutup avuçları arasına alırken dikkatlice elimin üstünü okşamış ve gözlerime bakmıştı.

''Bugün sergilediğin performansı takdir etmiyorum, Jeongguk fakat ne yalan söyleyeyim, bazı konularda kesin bir cevap almamı sağladın. Orada bir başkası olsa, aynı şeyi yapmazdı. Benim için kendini, ölümün kollarına sorgusuz sualsiz atmazdı.''

Dudaklarını yalamış, ıslanan dudağına gözlerim takılırken yutkunmadan edememiştim. Deli cesareti isterdi, bıçağın önüne atlamak. Ancak ben, o an mantıklı düşünmüyordum. Hatta bilincimin açık olduğundan bile şüpheliydim ki, gözüm kararmıştı resmen. Ona bir şey olması ihtimalinin düşüncesi bile beni, her şeyi yapmaya itecek güçteydi.

''Eminim ki, Yoongi hyung ya da Hoseok benim yerime bunu yaparlardı, Taehyung.'' demiş ve ben burukça gülümserken, kaşlarını çatmıştı.

''Yoongi kardeşim, Hoseok ise en yakın arkadaşım. Tıpkı Jimin'in senin, en yakın arkadaşın olması gibi. Bu durumda eğer ki orada olmasaydın, önüme atlamak yerine olaya bir şekilde müdahale ederlerdi. Ama emin ol kimse, hiçkimse benim için acemi bıçağının önüne atlamazdı.'' dedi sert ve oldukça baskın bir tonda.

Susmuş ve ona, haklılığını göstermek amaçlı başımı eğmiştim önüme. Haklıydı. Kimsenin bu kadar kendini kaybedip göz göre göre ölüme gideceğini düşünmüyordum. Hoseok ve Yoongi hyung ise, bir şekilde hallederdi, eğer ben orada olmasaydım.

Eli ağır bir tutumla çeneme gidip eğdiğim başımı kaldırdığında, göz göze gelmiştik. ''Gerçekten, yeniden beni hayatına almak istiyor musun?'' diye meraklı bir şekilde sorduğunda, hiç düşünmeden başımı onaylayarak sallamıştım.

''O zaman bana bir söz vermeni istiyorum.'' dediğinde kaşlarım çatılmış, ona anlamayarak bakarken, ''Ne sözü?'' diye sormuştum.

''Ne olursa olsun, ne yaşarsak yaşayalım, ne görürsen, ne duyarsan duy, ilk önce bana gelip sormanı, doğruları benden öğrenmeni istiyorum ve her zaman, birlikte güçlü duracağımıza, yorulduğumuzda birbirimize yaslanıp güçleneceğimize söz vermeni istiyorum.''

Dediklerine dudaklarım aralanmış, meraklı ifadem yüzüme yapışmışçasına orada kalmaya devam ederken sözlerini anlamaya çalışmıştım.

Tüm bunlar ne demekti?

Ne yaşayacaktık ki?

Bilmediğim çok şey vardı onun hakkında, evet ama bunlar başkaydı.

''Sana, bana ilk o yıldızları taşıdığın gözlerinle hayran hayran baktığın günden beri, aşığım. Senden sonra, tutunabileceğim bir dalım kalmadı, Jeongguk. Sen gittin ve ben bittim. Şimdi ise yeniden karşıma çıktın ve ben, bir daha asla seni bırakmayacağıma, kendime söz verdim.''

Şok üstüne şok yaşıyor ve duyduklarımın etkisi ruhuma bir bir kazınırken nefeslerim sıklaşıyordu. Ne diyordu bu aptal adam? Bana aşık mıymış? Sen delirmiş olmalısın! Asıl ben sana aşığım. Peki biz, biz kendimizi, birbirimizin aşkıyla kaybedersek ne olacaktı?

Sistem, işliyordu.

Ancak hata yapmamızı mı bekliyor yoksa, aşkımızdan delirirken tımarhanelik olalım diye mi bekliyordu?

Emin değildim.

Emin olduğum bir şey varsa o da, benim senelerdir içime gömdüğüm aşkımın karşılığını aynı adamda yeniden bulmam ve bunun bana getirisinin, çok ağır olacağıydı.

Hissediyordum.

Bir şeyler muhtemelen çok ağır gelecek ve ben, bu aşk uğruna kendimi kaybedecektim.

Gözlerim açılmış, şimdi ise benimle birlikte o boşlukta süzülen Taehyung'un bağlı ellerine uzanıp birbirimizin iplerini çözmek adına uğraşıyordum.

Onu fark etmem uzun sürdü.

Çünkü gözlerim kör edilmişçesine bağlıydı. Bilinçsizce süzüldüğüm kara delikte, bağlı gözlerim sebebiyle etrafımı göremiyordum. Sonunda bir şey beni uyandırmış, kendime getirirken gözlerimin açılmasına sebep olmuştu.

O esnada Taehyung'u benimle birlikte yan yana süzülürken fark ettim ve uzanıp öncelikle onun göz bağını çözmüş, ardından ellerini çözmek üzere çaba sarf etmiştim.

Sonunda ellerimizde özgür kalmış, geriye kendimizi tamamen bu karanlıktan kurtarmak kalmıştı.

Elimin üstünü okşamaya devam ederken, ''Sen, benim yıkık dökük hayatımda, çocuksu ruhumun gördüğü ve sevindiği bir kayan yıldız misali, tutunabildiğim tek dileksin. Mucizesin, benim için.''demiş, gözlerimin dolmasına sebep olurken nefeslerim kesikleşmişti.

''Söz veriyorum.'' dedim, yeniden, hiç düşünmeden.

***

''Jimin tamam, gerçekten iyiyim. Oldukça rahatım, sakin ol.'' diye taburcu olup eve geldiğimden beri, orama burama yastık koyarak beni rahat ettirmeye çalışan arkadaşıma bıkkın bir sesle sitem etmiştim.

Hastanede uyandığım günün ertesi sabahı taburcu olmuştum. Doktor durumumun iyiye gittiğini ve çabuk toparladığımı söyleyerek hastanede kalmamın lüzumsuz olduğunu belirtmişti. Birkaç ağrı kesici ilaçlar ve merhemler vermiş, sonunda evime gelebilmiştim.

Bu süreçte Jimin ve Seokjin hyung refakatçim olarak benimle birlikte kalmış, Taehyung, o gece işi olduğunu ve beni sonra ziyarete geleceğini söyleyerek kardeşi ve Hoseok'la birlikte hastaneden ayrılmıştı.

Hastaneler beni boğuyordu ve Taehyung'un gitmesiyle tamamen huzursuzlanmaya başladığım için, doktorun erkenden taburcu etmesine oldukça sevinmiştim.

Jimin ellerini belinin iki yanına yaslamış, bana tam tepemden dik dik bakarken, ''Senin için uğraşıyorum burada.'' demişti, oldukça yorgun bir ses tonuyla.

Yorgun olduğunu biliyordum, bunu morarmış ve şişmiş gözaltıları sayesinde daha iyi görüyordum. Gece boyunca gram uyumamış ve sürekli beni kontrol etmişti. Sancım olduğu için uyuyamamıştım ve durumumun nasıl olduğunu kontrol etmek için o da benimle birlikte uyumamıştı. Gerçekten Jimin'e, öz annemden daha çok şey borçluydum.

Kapalı bir tebessüm sunarak belindeki elinin tekini tutmuştum. ''Biliyorum. Benim için uğraştığını biliyorum ve bunun için sana minnettarım, Jimin-ah. Ama yemin ederim, çok iyiyim. O yüzden endişelenme ve biraz uyumaya git, olur mu? Hem ağrı kesicimi de içtim. Bir süre sancım olmaz. Belki bende uyurum.'' diyerek onu ikna etmeye çalıştığımda, dudaklarından sesli bir soluk bırakmış ve boştaki eliyle alnını ovalamıştı.

''Pekala,'' derken cebinden telefonumu çıkartmış ve kucağıma bırakmıştı. ''Yukarıda olacağım ve eğer ki bir sorun olursa, mutlaka ara beni. Seslenmeye çalışma. Dikişlerini zorlamaman gerekiyor.'' diye devam etmişti. Annemden, daha anne gibi hissettiriyordu bana.

Gülümseyip başımı onaylayarak salladığımda, saçlarımı karıştırmış ve yanımdan ayrılarak üst kata çıkan merdivenlerde, ayaklarının çıkarttığı sesi işitmiştim.

Ne kadar uyumamış olsam da, günün öğlen vakitlerindeydik, salonda uzanıyordum ve ben, uyumak istemiyordum. Yaklaşık yirmi dört saattir telefonuma bakmıyordum. Uyumak istemediğim içinde telefonumla uğraşmaya karar vermiştim ki, kilit ekranını açtığım an gördüğüm bildirimler ve tanımadığım bir gruptan gelen bir sürü mesajla kaşlarımı çatmıştım.

Radikal Satanist Terörü

Soulmate kişisi sizi ekledi

Soulmate kişi, Seokjin Hyung'umm kişisini ekledi

+825*****:

Neler oluyor?

+824*****:

Daha hızlı haberleşebilelim diye

Ben söyledim Jimin'e grubu açmasını

+826*****:

Peki grup adı ne alaka?

Soulmate:

Öhöm öhöm

Hemmmen küçük bir açıklama yapayım

Merhabalar hoş geldiniz öncelikle

Malum durumlar çerçevesinde;

1- Jeongguk (en yakın arkadaşım) ve adamın teki olan Taehyung'la sevgililik meşalesini yakması,

2- Jeongguk delisinin Taehyung'a sallanan bıçağın önüne atlaması,

3- Jeongguk aptalının hastanelik olması gibi sebeplerden ötürü artık hepimizin tek yürek olduğuna inancım arttı

Bu sebeple de daha sık aynı ortamlarda bulunacağımızı göz önünde bulundurarak

Herhangi bir durumda daha hızlı haberleşmek adına bu grubu açtım

İyi anlaşacağımıza eminim

Yeniden hoş geldiniz

Dipnot: grup adı tamamen sallamasyondur aldırmayınız teşekkürler:)

Seokjin Hyung'umm:

Nesin sen telesekreter mi

Soulmate:

Hayır hyung-nim

Fetişlerini kendine saklamanı rica ederim

+826*****:

Pekala

Benim açımdan bir sıkıntı yok

İyi çocuklara benziyorsunuz

Soulmate:

Öyleyiz

+825*****:

Bir sorum var

Soulmate:

Tabi Taehyung Bey

Buyurun

+825*****:

Numaralarımızı nereden buldun

Soulmate:

Ummm

+824*****:

Ben verdim

Fikirde benimdi zaten

Soulmate:

:)

+824*****:

:)

Seokjin Hyung'umm:

Yoongi'yle Jimin'in arasında bir şeyler var diyenler🤚🏻

+825*****:

🤚🏻

+826*****:

🤚🏻

Soulmate:

Yoo

Ne münasebet Hyung 😡

Seokjin Hyung'umm:

Birbirinize sırıttınız az önce?

Soulmate:

İnsanlar birbirlerine sırıtabilir

Tavsiye ederim Hyung'umm😍🩷

Seokjin Hyung'umm:

️👁️👄👁️

+825*****:

Her neyse Jimin

Jeongguk'un durumu nasıl

Soulmate:

Uuuu

Manitanı mı merak ettin🤭

+825*****:

Beş dakika ciddi olur musun

Soulmate:

Of tamam be

Gayet iyi

Gece siz gittikten sonra sancısı vardı ama

doktor ağrı kesici verdi

Şu an daha iyi ve birkaç saate taburcu olacak

+825*****:

Güzel

Konum atsana

Soulmate:

Efendim?

+825*****:

Evin diyorum

Konumunu atsana

Soulmate:

Hay içine

:(

Hoşçakal evimdeki güzel huzur😢🔫

*Konum*

+825*****:

:D

+825***** çevrimdışı

Seokjin Hyung'umm:

Jimin

Bir özele gelsene

Seokjin Hyung'umm çevrimdışı

Soulmate:

Lan

İşte şimdi sıçtık

Jeongguk söylemek bana düştü koçum

Üzgünüm

Soulmate çevrimdışı

+826***** çevrimdışı

+824***** çevrimdışı

Okuduğum mesajlarla gözlerim irileşirken yutkunmuş ve bir süre duvarı izlemiştim, boş boş. Seokjin hyung bana çok kızacaktı. Ben olsam bende kızardım çünkü, herkesten sonra, en son o öğreniyordu ve benim yakın arkadaşımdı kendisi. Bunu gidip bir de benden değil, Jimin'den öğreniyordu. Kesinlikle berbat hissediyor olmalıydı.

Ayrıca, Taehyung evimi öğrenmişti. Bu iyi mi yoksa kötü müydü, bilmiyordum. Jimin'le Yoongi hyung arasında da bir şeyler vardı muhtemelen. Tanrım! Jimin bana bundan hiç bahsetmemişti. Aralarında bir şey olduğundan emin değildim ama, dün hastanede birbirlerine olan tavırlarını görmüştüm ve bu şüphelenmeme sebep oluyordu.

Yoongi hyung, sadece Jimin'e yemek ısmarlamıştı ve sürekli onun yanında oturuyor, hastane klimaları fazla çalışırken Jimin üşüdü diye ona ceketini veriyordu. Asıl kilit nokta ise bunu, yalnızca Jimin'e yapıyor olmasıydı.

Her neyse. Eğer öyle bir şey varsa, Jimin'in er geç bana bunu söyleyeceğine emindim. Muhtemelen şu anın uygun olmadığını düşünüyordu. Bu yüzden de herhangi bir şey söylememişti.

Asıl merak ettiğim şey, okuldu.

Belki okuldan atılmazdım ama, Taehyung'un başı yanabilirdi. Bu ise beni çok korkutuyordu. Ne yapacağımı, ne düşüneceğimi şaşırıyordum artık.

Aniden karnıma saplanan sancıyla yüzümü buruşturmuş ve oflamıştım. Hayır, yaptığım şey sebebiyle pişmanlık duymuyordum ama bunun ucunun Taehyung'a dokunabilecek olmasının ihtimali bile beni rahatsız ediyordu.

İç çekip yeniden telefonu elime aldığımda, numaraları tek tek kaydetmiş ve kayıt olan numaralarla WhatsApp profilleri açılmıştı. O an sadece, Taehyung'un profiline karşı merak duydum.

Açılan fotoğrafa tıklayıp büyüttüğümde nefesim kesilmiş, alt dudağımı istemsizce ısırırken titrek bir iç çekmiştim.

Siktir ya! Fotoğrafa bak, çıldıracağım.

Güzelliğine büyülenmiştim adeta. Baktıkça bakıyor ve fotoğrafın her bir karesini delirmiş gibi inceliyordum. Gözlerini, kaşlarını, burnunu, dudaklarını, elini, parmaklarını, yüzünün her ama her bir santimini irileşmiş gözlerimle inceliyordum.

Dayanamadım.

Dayanamadım ve fotoğrafını ekran görüntüsü aldım. Delirmiş gibi hissediyordum. Büyülü gibiydi sanki. Her şeyi, çok özel ve kusursuzdu gözümde. Telefonumun duvar kağıdı yapmamak için ise, kendimi oldukça bastırmam gerekti. Eğer olurda görürse, gözünde bir sapığa bile dönüşebilirdim.

Kaldı ki, onun için resmen arsız bir sapığa dönüşüyordum.

Ardından zoraki bir şekilde profilinden çıkmış ve tek tek diğerlerine de bakmıştım. Yoongi hyung'un fotoğrafı oldukça marjinal ve hoş görünüyordu.

Hoseok'un ise, klasik ama estetik bir görüntüsü vardı.

Hoseok'un profilinden çıkarken dayanamayıp Taehyung'un profiline tekrar girdim ve dakikalarca inceledim, yeniden fotoğrafı.

Sonunda kalbimin daha fazla bu güzelliği kaldıramayacağını fark ettiğimde profilinden çıkmış ve uygulamada mesajları kontrol ederken Seokjin hyung'un ve Jimin'in değişen profillerine bakmıştım.

Seokjin hyung'un bu fotoğrafını hatırlıyordum. Okulda bahar konseri veriliyordu ve o gün gerçekten güzel makyajlar yapıp, farklı farklı giyinerek fotoğraflar çekilmiştik. Eğlenceli bir gündü.

Jimin'in profiline girdiğimde kıkırdamıştım. Bu fotoğrafı ben çekmiştim çünkü. Geçtiğimiz dönem kış mevsiminde, Jimin'in ailesini ziyarete, Busan'a gitmiştik ve yeni dönem için okul kimliğinde kullanmak adına vesikalık fotoğraf çektirmişti. Fotoğrafçı işini bitirdiğinde, kameralara olan ilgim yüzünden Jimin'in birkaç fotoğrafını çekmiştim ve bu, en hoşuma gidenlerden biriydi. Hatta bu konuda başını bayağı bir ağrıtmıştım. Şimdi ise o fotoğrafı profili yapmıştı ve bu gülmeme sebep oldu.

O an, aklıma herkese açık olan profil fotoğrafım geldi ve bunu, Taehyung'unda görmüş olabileceği gerçeğiyle resmen alnımın çatından bir kurşun yedim. Parmaklarım hızla ekranda gezinerek Jimin'in profilinden çıkmış ve doğruca kendi profilime girmiştim.

Tanrım, tanrım, tanrım!

Hızlıca girdiğim profil fotoğrafımla bir oh çekmiş, kasılan bedenimin yaramı acıtmasına aldırmadan gevşemeye çalışmıştım. Pekala, fotoğraf kötü değildi. Yüzüm neredeyse görünmüyordu bile ama, bir an için çok basit ve çocuksu olduğunu düşündüm. Yetersizdi sanki, Taehyung'un fotoğrafına kıyasla.

Daha estetik, daha güzel, ne bileyim daha, seksi olabilirdi mesela.

Ya da daha, baştan çıkarıcı?

Profilimi değiştirmek adına galerime girmiş ve fotoğraflarım arasında gezinmeye başlamıştım. Sorun şu ki, gökyüzü, Jimin, doğa, Seokjin hyung ve birkaç alakasız fotoğraf cümbüşü dışında neredeyse bana ait hiç, düzgün fotoğraf yoktu.

Sıkıntılı bir nefes verdim.

Kendi fotoğraflarımı çekmeyi sevmiyordum. Bir başkasının teklifini bile zor kabul ediyordum. Daha çok dış dünyayı kamerama almak ilgi çekiciydi. O an, istemsizce Taehyung'un fotoğraflarını çektiğimi düşündüm. Uyurken, yeni uyanmışken, ev haliyle, en havalı ve resmi haliyle, belki de çıplak haliyle. Her şeyiyle onu merceğime almak, oldukça pahalı ve yıllanmış bir şarabı tatmakla aynı olurdu muhtemelen. Leziz.

Sonra aklıma, galerimin gizli klasör kısmındaki fotoğraflarım geldi. Bu fotoğraflar çoğunlukla Jimin'le gittiğimiz partilerde ya da orada burada, Jimin tarafından çekilmiş fotoğraflardı. Bunlardan çok daha fazlası Jimin'in telefonundaydı fakat, kalkıp tek başıma yukarıya çıkacak kadar iyi değildim.

Gizli klasörüme şifreyi tuşlayarak girmiş, fotoğrafların arasında gezinirken bulduğum fotoğrafla gözlerimi pörtletmiş ve kıkırdamıştım. Bu, bence süper olurdu. Hemen fotoğrafı içe aktarıp yeniden uygulamaya girmiş ve fotoğrafı yeni fotoğrafımla değiştirmiştim. Tabi bu esnada gülmemi bastıramıyor ve yaramın sancımasına sebep oluyordum.

Geçen seneye ait olan bu fotoğraf, bir gece kulübünde sahne almamın ardından elbetteki Jimin tarafından çekilmişti. Gerçi fotoğrafın varlığından bile bir haberdim ama, galerimde bulmak sevindirmişti beni. Şimdi ise, geriye Taehyung'un görmesini ve vereceği tepkiyi beklemek kalmıştı.

***

''Çocuğu getirdik, Taehyung.'' Eline yüzüne kan lekeleri bulaşmış olan sarı saçlı çocuk, deniz manzarasına karşı sigarasını içen kardeşinin arkasında, ellerini ıslak mendille temizlemeye çalışırken konuşmuştu.

''Güzel.'' sesindeki memnun tınıyla son kirli nefesini ciğerlerine çekmiş, biten sigarasını uçurumdan aşağıya fırlatmıştı. ''Siz arabada bekleyin.'' diyerek ona, meraklı gözlerle bakan çocuğu tembihlemiş ve doğruca küçük, taştan vuralarla örülü olan depoya ilerleyip içeriye girmişti.

İki gün önce okulda, Taehyung'la kavga eden ve Jeongguk'un yaralanmasına sebep olan çocuk, şimdi elleri, kolları, ayakları ve gözleri bağlı bir şekilde sandalyede yarı baygın vaziyette oturuyordu.

Taehyung'un suratında oluşan korkunç ve psikopat sırıtış, çocuğu gördüğü andan beri yüzünden düşmek bilmiyordu.

Çocuğun oturduğu sandalyenin hemen yanında duran, ameliyathane masasından daha küçük, ama üzerinde çeşitli aletlerin bulunduğu bir masa baktı.

Taştan zeminde, adımlarını çocuğa ilerleten Taehyung, gözündeki sargıyı sertçe çekip çıkartmış ve ağırından bir tokatı çocuğun yanağına geçirerek ayılmasını sağlamıştı.

''Uyan, seni aşağılık ucube!'' diye bağırdığı sırada çocuk kendine gelmiş, Taehyung'u gördüğü anda gözleri irileşmişti korkuyla.

''S-sen...'' derken Taehyung kahkaha atmıştı, oldukça kaçık bir tutumla. Ardından çocuğa, ''Evet, ben. Ben, Kim Taehyung. Tanıştığımıza memnun oldum, ödlek.'' demiş, uzanıp elindeki sargıyı çocuğun ağzına bağlamıştı.

Konuşmasını istemiyordu.

Ne kadar yalvarışı ve onu affetmesi için ağlayarak dil dökmesi sadistçe hoşuna gidecek olsa da, buradaki işini bitirip sevgilisinin yanına gitmek, onu görmek istiyordu.

''Şimdi şöyle yapacağız. Sen, zorluk çıkartmayacak ve ben, seni deşerken rahat duracaksın.'' demiş, çocuğun gözlerinin içine adeta bir şeytan gibi bakmıştı.

Çocuk sertçe yutkunarak başını iki yana sallarken bağlı olduğu yerde tepinmeye başladığında Taehyung, masanın üzerinde duran pilli matkapı eline almıştı. ''Ah, ama sen böyle yerinde durmazsan, matkapım çok daha farklı yerlerini delebilir.'' dediğinde çocuk ağlamaya başlamış, boğuk çıkan sesiyle bağırmaya çalışmıştı.

''Ne kadar bağırırsan bağır, kimse seni duyamaz. O yüzden devam et ve bana bu zevki bahşet.'' diyerek tahrik olmuş bir sesle konuşmuştu. Çocuk ona, bir katil, bir şeytan ya da bir Azrail görmüşçesine bakıyordu.

Aslında hepside, yerinde tabirlerdi.

Taehyung, sırıtmaya devam ederken Jeongguk'un bıçaklandığı noktaya, yani çocuğun karın boşluğuna doğru eğilmiş ve matkapı çalıştırmıştı.

''Onu tam buradan bıçakladın, değil mi?'' diye buz gibi bir sesle sorduğunda, iri çocuk derin ve hızlı nefesler almaya, korkusu sebebiyle soğuk terler dökmeye başlamıştı.

''Şimdi tadına bak bakalım, karnının delinmesi nasıl bir hismiş.'' diyerek devam ettiğinde, çocuk boğuk bağırışlarıyla depoyu inletiyordu.

Taehyung daha fazla beklemeden çalışan matkapın ucunu çocuğun karnına yaslamış, delinen etle birlikte akmaya ve sıçramaya başlayan kan, hem yeri hem de Taehyung'un her yerini ıslatmaya başladığında, çocuğun çığlıklarının ardı arkası kesilmemişti.

Hayır, onu öldürmeyecekti ama bir mesaj verecekti.

Matkapın ucu ortalama beş-altı santim kadar içeriye, çocuğun karnını oyarak girdiğinde, Taehyung matkapı durdurmuş ve çocuğun gözlerine bakmıştı. O, korku ve acıdan bayılmak üzere olan gözlerin kaybettiği ışığının yavan tadı, zevkle damağında gezinmişti Taehyung'un.

''Eğer biraz daha ileri gidersem, iç organların parçalanır ve yaşama ihtimalin imkansızlaşır. O yüzden,'' matkapı sertçe içinden çekip çıkarttığında çocuk çığlık atmış, ''Burada bırakıyorum. Ama senden yapmanı istediğim bir şey var.'' diye devam etmişti.

Kanlı matkapı masanın üzerine bıraktığında çocuğa dönmüş ve üstüne eğilirken, elini yaranın üstüne bastırmıştı. Çocuk acıyla ağlamaya başladığında, ''O aptal babana söyle, borcunu ödemesi için yalnızca iki günü var ve bir daha, beni tehdit etmek için adamlarını, özelliklede çocuğunu peşime göndermesin.'' demişti.

''Anladın mı beni?!'' diye bağırarak çocuktan tepki almayı beklediğinde, çocuk hızlıca başını onaylayarak sallamıştı karşılığında.

''Aferin.'' diyip depodan çıkmak için adımladığı sırada, bağırmaya yeniden başlayan çocukla sıkıntılı bir nefes vermiş, kardeşinin olduğu arabaya ilerleyip cama vurmuştu.

''Ben gidiyorum. Bu piçide evinin kapısına, notla birlikte bırakın.'' diyerek kardeşini ve arkadaşını, ayrıca arkada oturan öz babasının birkaç adamına talimat verdiğinde, hepsi başını onaylayarak sallamıştı.

''Sen nereye gidiyorsun,'' eliyle üstündeki kanları işaret eden kardeşi, ''Bu halde?'' diye sormuştu.

Alışkındı, Yoongi. Hoseok'ta alışkındı. Taehyung'u kan revan içinde görmeye, birilerine cezasını verirken nasıl psikopat bir ifade takınmasına alışkınlardı. Çok fazla görmüşlerdi. Kendilerinin de pek aşağı kalır yanı yoktu fakat, asıl iş her zaman, Taehyung'ta bitmişti.

''Jeongguk'u göreceğim.'' diyerek sorusunu yanıtladığında Yoongi, başını sallamış ve Taehyung, öndeki kendi arabasına ilerleyerek şoför koltuğuna oturmuştu.

Öncelikle kıyafetlerini değiştirmeli ve temizlenmeliydi. Bu halde sevgilisinin yanına gidemez, henüz tanışmadığı tarafıyla, bu şekilde tanışamazdı. Ayrıca gece boyunca, az önceki çocuğu bulmak için araştırma yapmışlar ve uykusuz kalmışlardı. Dikiz aynasından yüzüne baktığında, gözlerinin kan çanağı olduğunu ve her yerinin yabancı kan lekeleriyle boyandığını görmüş, kendi kendine yüzünü buruşturmuştu.

Arabayı çalıştırıp evine sürmüş, ilk önce duş alıp kanlı kıyafetlerini değiştirerek sevgilisinin yanına gitmek için hazırlanmıştı.

Yeniden arabasına binip Jimin'in dün gece gruptan attığı konuma gireceği sırada, değişmiş olan bir profil fotoğrafına gözü takılmıştı.

Bu fotoğraf, Jeongguk'a aitti ve gördüğü şeyler, ona hiç iyi hissettirmemişti. Çıplak göğsü, terden ıslanmış teni, saçları ve her şeyiyle o kadar tahrik edici görünüyordu ki Taehyung, elinin altındaki direksiyonu parçalarcasına sıkmadan edememişti.

''Siktir. Sen, çok fena bir çocuksun Jeongguk.''

***

Uzandığım koltukta birkaç saatliğine kestirmiş, bu süreçte hava kararıp akşam olurken Jimin'in beni yemek yemem için uyandırmasıyla kendime gelmiştim. Uyumak istememiştim ama, uyuyunca da uyanmak istememiştim.

Dumanı tüten sıcacık çorbam, pirincim ve garnitürlerimle Jimin, kucağıma bir tepsi dolusu yemeği bıraktığında, ''Öküz müyüm ben, bu kadar şeyi yiyeyim?'' diye ufak bir laf dalaşına girmiştim kendisiyle.

En sonunda zorla ağzıma yiyecekleri tıkıştırarak ufak bir boğulma tehlikesinin ucundan dönerken, anne edasıyla beni beslemiş ve ilaçlarımı da içirerek beni, kendi halime bırakmıştı.

Jimin mutfakta, bana şu anlık zararı dokunmaması adına sigarasını içerken, aynı yerde oturmamın ve tuvalet dışında asla hareket edemememin verdiği sıkıntıyla boş boş, ne olduğunu bilmediğim bir programın açık olduğu televizyona bakmıştım.

O esnada zili çalan kapıyla, ''Bakıyorum.'' diye seslenmişti, Jimin. Açılan kapının sesini işittiğimde, peşinden Jimin'in, ''Taehyung! Hoş geldin.'' dediğini duymuştum. Aniden gerilen bedenim ve heyecanla, oturduğum yerde dikleşip saçımı başımı düzeltmeye çalışmıştım ki, karnıma saplanan sancı sebebiyle acıyla inlemiştim.

Taehyung ve Jimin, koşarak içeriye, yanıma girdiklerinde elimle onlara, durun işareti yapmıştım. Nefesim kesilmişti ve ciddi anlamda bu sefer sancım, uzun sürmüştü. Gözlerim acı sebebiyle dolarken, ''S-su verir misiniz?'' diyebilmiştim.

Jimin, eli ayağına dolaşmış bir şekilde aceleyle kenardaki masada duran sürahiyi alıp bardağa suyu doldurmuş, bana uzattığında Taehyung bardağı alarak yavaşça içirmişti. Suyu içtikten sonra sancım hafiflerken biraz daha iyi hissetmiştim.

Taehyung bir eliyle saçımı okşayıp, ''İyi misin?'' diye sorduğunda, gülümseyip başımı sallamıştım. ''İyiyim. Endişelenmeyin.''

O buradaydı. Yanımdaydı. Benim için gelmişti ve acı, umrumda bile değildi şu anda. Ona hayran hayran bakıyor, yüzümden düşmeyen gülümsememle iç çekiyordum istemsizce.

Uzanıp saçlarımı öpmüş, hemen ayak ucumdaki boşluğa, koltuğa oturmuştu. Jimin'de bu sırada elinde ağrı kesici merhemle gelmiş ve Taehyung'a uzatmıştı. ''Merheminin sürülmesi gerekiyor. Benim mutfakta biraz işim var, sen halledersin.'' dediğinde, Taehyung başını usulca sallamış ve merhemi almıştı.

Jimin salondan çıktığında, işinin olmadığını ve bizi yalnız bırakmak istediğini biliyordum. Bu konularda anlayışlıydı ve her zaman saygı duyardı. Minnettardım.

Taehyung oturduğu yerden kalkıp üstündeki deri ceketini çıkartmış, kolsuz siyah tişörtüyle kaldığında dudaklarımı yalayıp esmer tenini izlemiştim. Elindeki ceketini koltuğun kol kısmına bıraktığında, ''Elimi yıkayayım, merhemini sürelim.'' demiş, onu başımı sallayarak onaylamıştım.

''Salondan çıkınca hemen karşıdaki yer, banyo.'' diyerek ona tarif ettiğimde, beni onaylar bir mırıltı salmıştı.

Oha! Şu an resmen, Taehyung'la kendi evimdeydim. Yarım payla Jimin'in de eviydi ama- Hassiktir ya! Ateş basıyordu ve ben bunun, az önceki sancı sebebiyle ya da evin sıcak olduğundan dolayı olmadığını çok iyi biliyordum.

''Pekala, hadi merhemini sürelim.'' diyerek içeri giren Taehyung'la kendimi sakinleştirmeye çalışmış ve gözlerim onun dışında her yere bakarken, ''A-aslında, kendim yapabili-'' derken beni susturan Taehyung'un, ''Jeongguk, bebeğim. Utanacak bir şey yok ki. Emin ol göğsünü açmaktan daha az olaylı karnını açmak.'' diyişi olmuş ve ben, şokla aralanan dudaklarımla ona bakakalmıştım.

Fotoğrafımı görmüştü.

Kıskanmış mıydı yani?

Siktir, fotoğrafımı görmüştü ve kıskanmıştı!

''Ne?'' diye anlamamışlığa vererek sorduğumda, yutkunup dudaklarını yalamış ve ''Hiç.'' demişti.

''Hayır, hayır. Hiç değil, bir şey var ve sen söylemiyorsun.'' dediğimde sıkıntılı bir nefes verip, masanın yanında duran sandalyeyi yanıma çekerek oturmuş, merhemide eline almıştı.

''O fotoğraf, nerede çekildi Jeongguk?'' diye sorduğunda, histerik bir gülüş atmıştım, beklemediğim soruyla.

''Geçen sene- Bir dakika ya, ben sana niye hesap veriyorum ki?'' diye ona karşı dikleşip kafa tuttuğumda kaşları havalanmış ve yemin ediyorum ki, gözlerinde bir an için kararmış bir ifade gördüğüme emindim.

Sırıtıp omuz silkmiş, ''Pekala.'' demiş ve konuyu kapatmıştı. Tamam, bunu beklemiyordum. Kestirip atacağını da hiç düşünmemiştim.

''Taehyung, sorun ne?'' diye sorduğumda, başını iki yana sallamış ve gülerken, ''Bana kafa tutman hoşuma gitti yalnızca.'' demişti, bir itiraf sunarak.

Ona merakla bakarken, ''Beni gerçekten tanımıyorsun, Jeongguk.'' diye devam etmiş, omuzları düşürken yüzüme öylece, ifadesizce bakmıştı.

Tek elimle, elindeki merhemi alıp kendi kucağıma koymuş, ardından boştaki elini tutarak baş parmağımla esmer tenini okşamıştım. ''İki gün önce, o hastane odasında sana bir söz verdim, değil mi Taehyung?'' diye sorduğumda, gözleri ışıldamıştı.

''Ben, ne olursa olsun seni, bir şekilde tanıyacağım. İyisiyle kötüsüyle. Belki hiç hoş olmayan yollarla ama, burada asıl önemli olan şey her zaman, benim yine sana gelerek soluklanmam, yorulduğumda sana sırtımı yaslamam olacak. Bunu sende biliyorsun. Yeter ki beni, asla bırakma. Çünkü ben seni bırakmayacağım.''

Yüzünde buruk bir gülümseme ev sahipliği yaparken, başını iki yana sallamış ve ''Sen, benim için gerçekten bir mucizesin.'' demişti.

Karşılığında bende ona bir gülümseme sunarken, ellerini dizlerine vurmuş, ''Hadi tişörtünü sıyır. Merhemini sürelim ve bir an önce iyileş.'' demişti.

Gülerek onu onaylamış, tişörtümü eteklerinden tutarak toplamıştım. Taehyung'ta bu sırada merhemin kapağını açmış beni beklerken, üstü kapalı yaraya bakmıştı. Çenesinin kasıldığını fark ettiğimde, elimi uzatıp çenesine götürmüş ve gevşemesi adına orayı okşamıştım.

Parmaklarımın altında titrediğini hissettim.

Kasılan çenesi anında gevşeyerek gözlerini kapatmış ve kendini bana salarken, ''Jeongguk, sana bir şey sormak istiyorum.'' demişti. Ona merakla bakarken, ''Sor, Taehyung.'' demiş, çenesini okşamaya devam etmiştim.

Dudaklarını yalayıp gözlerini açarak bana baktığında, ''Sana bunu yapanın cezalandırılmasını ister miydin?'' diye sormuştu.

Yine ve yine hazırlıksız yakalanmıştım.

Kim Taehyung beni her defasında beklemediğim yerlerden vuruyor, tahmin edemeyeceğim ve üstüne hiç düşünmediğim sorularıyla dumura uğratıyordu.

Neden böyle bir soru sorduğunu bile bilmiyordum. Sorunun cevabını da bilmiyordum.

''Bilmiyorum.'' dedim dürüstçe.

Gözlerindeki ışık, bir anda söndü sanki. Bu cevabı duymayı beklemiyordu ya da istemiyordu ve onu tatmin etmemişti. Fark ettim, çünkü gözlerini gözlerimden ayırmadığı o birkaç saniyelik süreçte ben, gözlerinde zayıflayarak solan ışığın kayboluşunu izledim ve bu hiç, hoşuma gitmedi.

''Sanırım, isterdim. Evet, cezasını çekmesini isterdim. Baksana, hem sana zarar verme niyetindeydi hem de doğruca bana zarar verdi. Bu hoşuma gitmedi, Taehyung. Birinin sana zarar vermek istemesi, hoşuma gitmedi.'' dediğimde bu sefer, bir değişim beklemiştim ancak, değişmedi.

Kalbim kırıldı.

Ne duymak istiyordu?

''Onu yakaladık. Dün gece bu yüzden hastaneden ayrıldık. Onu yakaladık ve sana yaptığının benzerini yaptım ona.'' dedi, asla tereddüt etmeden.

Dudaklarım ve gözlerim şokla açılırken ne diyeceğimi bilemedim. Dondum kaldım adeta. Şaşkınlıktan dilim tutuldu, gözlerinin içine bakakaldım. Zihnimde kurduğu cümleler uğultu misali yankılanıyor, ne hissettiğimi çözmeye çalışıyordum.

''Ben sana fazlayım, Jeongguk. Muhtemelen tüm bunlar sana çok fazla. O yüzden, siktir et sözü ve eğer ki tam şu an bitirmek ister-''

Hayır!

Ellerim onu tişörtünden sertçe kavramış, acımı görmezden gelerek bedenini kendime çekip dudaklarımızı hırsla birleştirdiğimde, üstüme düşecek gibi olmuş ve son anda koltuğun sırt kısmına tutunarak durdurmuştu kendini.

Sikeyim, hayır!

Hiçbir şeyi bitirmek falan istemiyordum.

O kadar deli gibi hissediyordum ki, ikimizinde tımarhanelik olduğunu düşünmeye başlamıştım. Bu yaptığı şey deliceydi, tehlikeli ve suçtu ama o kadar hoşuma gitmişti ki, kendime gelmem zaman aldı.

Bitirmek falan istemiyordum. Devam etmek, onunla birlikte devam etmek istiyordum. Ona aşıktım ve bu aşkım, kesinlikle onun bu deliliğiyle daha da güçleniyordu.

Cümlesini yarıda kesen dudaklarım, şimdi onun dudaklarının üstünde sakince bekliyor ve ondan bir adım bekliyordum. Sanki hislerimi okuyor gibi, çok beklemeden dudakları, dudaklarımın üstünde hareketlenmeye başlamış, ben onun üst dudağını kavrarken o da benim alt dudağımı kavramıştı.

Soluklarımız birbirine karışırken kapalı gözlerimin altından irislerimin titrediğini hissetmiş, sertçe emmeye başladığım alt dudağına dişlerimi geçirmiştim. Acıyla dudaklarıma doğru inlediğinde, açlıkla onu daha çok kendime çekmiş, dilimle ıslak alt dudağının üstünden geçerek, daha da ıslanmasını sağlamıştım.

Ellerim tişörtünden ayrılarak boynuna çıkmış, tırnaklarımı sürtüp tenini okşayarak saçlarına ulaştığımda, dalgalı tutamları çekiştirmekten kendimi alıkoyamamıştım. Onun boştaki eli, tişörtümün içine sızmış, istekle oturduğum yerde kendimi ona iterken, saplanan sancıyla inleyerek dudaklarından ayrılmış ve küfür etmiştim.

''Sikeyim, çok acıdı!'' dediğimde yeni yeni anın verdiği hazdan ötürü kendine geliyordu. Canımın acıdığını fark ettiğinde gözleri irileşmiş, ''Siktir, özür dilerim bebeğim.'' dediğinde başımı sallamıştım.

''Hayır senin suçun değildi.'' burnundan bir nefes verirken, yeniden sandalyeye oturmuştu.

''Artık merhemini sürmeliyiz.''onu başımla sallayarak onaylamış, hala daha dudaklarının etkisinden çıkamazken, kendimi sarhoş olmuş gibi hissediyordum.

Resmen sadece onu öperek sarhoş olmuştum. Bu bizim ilk öpüşmemizdi ve vaktinde onu nasıl öpmediğime yanıyordum şimdi.

Muhtemelen yanaklarım kızarmış, tahrik olmanın eşiğinde yüzerken açıkta olan yaramın sargısını dikkatlice açarak merhemi sürerken tenin tenime değişiyle bile deliriyordum. Titrek nefeslerim ve parmağının dokunduğu her bir noktada gözlerim kapanıyor, kendimi inlememek için zor tutuyordum. Tüm bunlar ise bir öpüşmeyle olmuştu ve ben, çok fena hissediyordum.

Merhemi sürüp sargıyı üstüne kapattığında, ''Bitti.'' demiş, kapağını kapattığı merhemi kenara koyarken bana bakmıştı.

''Teşekkür ederim, sevgilim.''

***

Kısa boylu çocuk, evinin bahçesine açılan kapıdan, üstündeki hırkaya sarılarak çıktığında, onu hemen kapıda bekleyen sarı saçlı çocukla karşılaşmış, üşümüş ve titriyor olduğu haline gülmeden edememişti.

''Kapıdan giremeyip bacadan girme muhabbeti bu olsa gerek.'' diye esprili bir şekilde konuşan çocuğa karşı gülmüştü, sarı saçlı.

''Ee, beni içeriye almayacak mısın?'' diye sorduğunda, kısa boylu omuz silkmiş, ''Kardeşin içeride.'' demişti.

''Pekala. Bu bir sorun mu?'' diye sormuştu bu sefer, Yoongi.

''Hayır ama, sevgili olduğumuzu düşünüyorlar. Bu saatte birlikte görülürsek, daha da emin olmayacaklar mı?'' diyen çocuğa bir adım yaklaşmış ve iç çekip, ''Haklısın. Biz sevgili değiliz.'' demişti, kırgın bir tonda.

Jimin bunu fark etmişti. Ancak ne onda, aşkını itiraf edecek cesaret vardı, ne de karşısındaki çocukta. Yine de alkol, tüm durumları değiştirebilecek bir etkendi.

Şişenin üstünde 'Alkol dostunuz değildir' yazar her zaman ama, ya aslında tam tersiyse?

Jimin'in aldığı kokuyla kaşları çatılırken, havayı koklayarak sarışın çocuğa yaklaşmış, üstünü koklamaya başlamıştı.

''Sen alkol mü aldın?'' diye sorduğunda, sarışın gülmüş ve aylak ifadesiyle, ''Belki. Birazcık.'' demiş, ''Güzelliğini ayık kafamla kaldıramıyorum, Jimin.'' diye devam etmişti, bu sefer ciddileşerek.

Kısa boylu çocuk, irileşen gözleriyle ona bakarken yutkunmuş, ''Ne?'' diye sormuştu, fısıldar tonda. Sarışın kıkırdamış, bahçe kapısını çocuğun omzunun üzerinden iterek kapattığında, Jimin'in sırtını kapıya yaslamış, yüzleri arasındaki mesafe en aza inerken burunları birbirine sürtmüştü.

''Ben sana aşığım, Jimin.''

***

Bölüm sonu.

Sizi seviyorumtrong>

Bölüm sonu

1 yorum