Utançla başımı aşağı eğdim. Yanaklarım alev alevdi sanki. Mine anne de bizi imalı imalı süzüp gülmüştü. Melih babanın ise ağzını siliyormuş gibi yaparak gizlice güldüğünü gördüm. Agah'a yan bir bakış baktım. O da sırıtıyordu. Kafamı kuma gömmek istedim. Ardından benim utandığımı anlamış olmalı ki boğazını temizledi ve konuyu değiştirmek için konuştu.
"Vardığınızda haber verin."
Mine anne oğluna dönerek tebessüm etti.
"Tamam oğlum."
Merve heyecanla annesine döndü.
"Ya dün okulda ne oldu biliyor musunuz?....."
Merve bir şeyler anlatmaya başlarken ben dikkatimi ona veremedim. Agah'a döndüm..
"Asaf'a ek gıdaya başladınız mı?"
"Henüz başlamadık. Annem çaydanlığa su koymuş kaynasın mamasını yapacağım."
"O zaman ben minik minik yedirmeye çalışayım. Yerse eğer mamasını öğlen uyuturken veririm."
"Sen nasıl istersen."
Çay bardağımda ki çay kaşığını çıkardım ve peçeteyle sildim. Ardından içinde iki tane salam kalmış olan kasedeki salamları Agah'ın boş tabağına koydum ve kaseyi temiz bir peçeteyle sildim. Haşlanmış yumurtalardan bir tanesini aldım ve yarıya böldüm. Yarısını Agah'ın tabağına koyarken diğer yarısını kaseye koydum. Sofrada ki tahinli pekmezi aldım ve 3-4 çay kaşığı koydum. Beyaz peynirden de kaseye biraz koyduktan sonra temiz çatalımla haşlanmış yumurtayla peyniri ezerek karıştırmaya başladım. Mama kıvamına gelene kadar ezerek karıştırdım. Mama kıvamına gelince çatalı kenara koydum. Kafamı kaldırdığımda Mine annenin Melih babaya gözleriyle beni işaret edip kafasıyla onaylayarak gülümsediğini gördüm. Kafamı eğerek tebessüm ettim.
Dönüp Asaf'ı Agah'ın kucağından aldım ve sırtını bana yaslayacak şekilde hafifçe kucağıma oturttum. 6 aylık olduğunu için artık yavaş yavaş oturmaya başlaması lazımdı. Agah telaşla doğruldu.
"Öyle beli acımaz mı?"
"Asaf artık 6 aylık olduğu için yavaştan destekle oturtmaya başlamamız gerekiyor. Yoksa gelişimi diğer bebeklerden geri kalır. Canı acımaz merak etme."
"Gelinim haklı oğlum. Telaş etme sen. Canı acımaz torunumun."
Agah rahatlayarak arkasına yaslandı.
"Siz öyle diyorsanız."
"Aferin güzel kızım sen devam et. Maşallah pek bilgilisin."
Tebessüm ettim.
"Teşekkür ederim."
Asaf'a döndüm. Çay kaşığının ucuna biraz hazırladığım mamadan aldım ve yavaşça Asaf'ın ağzına uzattım.
"Hadi yakışıklı. Aç ağzını bakalım."
Konuşunca damaklarını göstere göstere çığlık atarak güldü. O sırada da açılan ağzına kaşığı yavaşça soktum ve üst damağına dokundurarak mamayı ağzına bıraktım. Hepimiz dikkatle ne tepki vereceğini izlerken Asaf ağzını kapattı. Ağzını açıp kapatarak şapırdata şapırdata yuttu. Önce yüzünü buruşturdu. Ardından çığlık atarak güldü. Hepimiz onun bu tepkisine kahkaha attık. Agah üstüme eğilerek Asaf'a yaklaştı. Saçları yüzümü gıdıklarken sertçe yutkundum. O oğlunun saçlarını koklayarak öperken bende Agah'ın saçlarının kokusunu bolca solumuştum. Agah geriye çekilirken bende yaptığım hareketin utancıyla kızarmıştım.
"Oh! Benim oğlum büyümüşte mamalar mı yiyormuş?!"
"He ya dedesinin aslanı büyüdü tabi babası!"
Melih baba gülerek elini Agah'ın omzuna atarak sıktı. Asaf çığlık atarak güldü. Melih baba tebessüm ederek torununa baktı. Bir süre sonra herkes sohbet ederek kahvaltısını yapmaya devam etmişti. Bende o sırada minik minik Asaf'a yedirmeye devam ettim. Birden önümde ki tabağım havalandı. Baktığımda Agah'ın her şeyden biraz biraz alarak tabağımı doldurduğunu gördüm. İşi bitince tabağımı önüme koydu. Ardından kulağıma eğildi.
"Hiç öyle bakma. Bu tabak bitecek. Çok zayıfsın. Dokunduğumda kemiklerini sayacağım bu gidişle."
Bana dokunması düşüncesi içimi kıpır kıpır etti. Kalbim hızlandı. Agah geriye çekilip kendi tabağına döndüğünde derin bir nefes aldım ve Asaf'a yedirmeye devam ettim. Bir süre sonra Asaf daha fazla yemek istemedi. Kaseye baktığımda sadece bir iki kaşık kaldığını gördüm. Bu yüzden daha fazla zorlamadım. Fazlasıyla doymuş olmalıydı. Asaf'ı tamamen kendime yasladım. Bir kolumu sıkıca ona doladım. Boşta kalan elimle ise kendim bir şeyler yemeye başladım.
Kahvaltıdan sonra masayı ve mutfağı Merve ile beraber toplarken Mine annelerde hazırlanmıştı. Merve ise sabah erkenden hazırlandığı için bana yardım etmişti. Şimdi ise kapıda vedalaşıyorduk. Mine annenin ardından son olarak Merve'ye sarıldım. Mine anne bana yaklaşarak ellerimi tuttu.
"Birbirinize dikkat edin emi kızım. Bu haylaz oğlanlar sana emanet."
Merak etme anne. Aklın kalmasın."
Gülümseyerek anlımdan öptü.
"Oy kızım benim. Sen varken hiç aklım kalır mı benim?"
Gülümseyerek eğildim ve tekrardan elini öptüm. Mine anne saçlarımı okşadı. Kendisi Agah'ın yanına giderken bu seferde Melih baba benim yanıma geldi.
"Bir şey olursa arayın tamam mı kızım?"
"Tamam baba. Dikkatli gidin olur mu? Allah'a emanet olun."
"Sizde kızım sizde."
Melih babanında elini öptüğümde Agah'da çoktan annesiyle ve kız kardeşiyle vedalaşmıştı. Bir kaç dakika sonra ise evde tamamen yalnız kalmıştık. Mutfağa giderek soğuması için tezgahın üzerine bıraktığım biberonu aldım ve Agah'ın yanına dönerek biberonu ona uzattım.
"Ben duş alacağım. Sende o sırada Asaf'ın altını kontrol edip uyutabilir misin?"
"Sen keyfine bak. Biz baba oğul takılırız."
Sırıtarak kucağında ki oğluyla bana bakan Agah'a tebessüm ettim ve kafamı onaylarcasına aşağı yukarı salladım. Beraber yukarı çıktık. Agah Asaf'ın odasına girerken bende bizim odamıza girdim ve banyoya girdim. Üstümdekileri çıkarıp kirli sepetine attım. Ardından duşakabine girerek suyu açtım ve buz gibi suyun kafamdan aşağıya akmasını sağladım. Kafamı fayans duvara yasladım tepemden akan buz gibi suyun altında.
Evli olduğuma, bir oğlum olduğuna bu kadar çabuk adapte olabilmem normal miydi?
Mine anneye Melih babaya bu kadar çabuk anne baba diyebilmem normaş miydi?
Senin hiç ailen olmadı ki. Sadece bulduğun bu aileyi kaybetmek istemiyorsun o kadar.
Belki biz daha önce hiç yaşamadık ama sevgi her şeyi kolaylaştırır. Sevgi gördüğün bir yerde bir şeylere alışmak daha kolay olur.
Senin için anne ve baba kelimesi bir anlam ifade etmiyor ki. Neden umursamazca başka birisine diyemeyesin bu kelimeleri?
Asaf ile tek benzerliğimiz annesiz olmamızdı. Ama Asaf'ın bir şansı vardı. O da sevgi dolu bir aileye sahip olmasıydı. Eğer olur da beni annesi bilirse onun bu dünyada en şanslı ve en mutlu çocuk olması için elimden gelenin fazlasını yapacaktım. Çok iyi bir anne olacaktım ona.
Suyun altında uzun bir süre kaldığımı fark ettiğimde suyu kapatıp duşakabinden çıktım. Bedenime havlu doladım ve üstümde ki havluyu tutarak banyodan çıktım. Kapıyı açmamla sert bir bedene toslamam bir oldu. Ellerim Agah'ın göğsündeyken ikimizde birbirimize şaşkınca bakıyorduk. O sırada çarpmanın etkisiyle gevşeyen havlum beni yarı yolda bırakarak bedenimde süzüldü ve yere düştü...
&&&
Öte yandan Ankara'da kıyamet kopuyordu. Meyra'nın kaçtığını anlayan ailesi soluğu teyzesinin evinde almıştı. Kadın çalan kapıyı açarken neye uğradığını şaşırdı. Nusret Şafak...
Meyra'nın babası...
Kadın kapıyı açar açmaz hızla ileri atılarak elini kadının saçlarına dolayı ve köklerinden koparacak kadar sert çekerek kadını sürükleyerek içeri girdi. Hemen ardından ise geçmiş hayatında bir çok kez ihanetine uğradığı ikizi girdi. Nefret ve kin dolu bakışlarla kocasının saçlarına yapıştığı ikizini izliyordu.
"Ulan orospu seni! Sen kaçırdın dimi lan kızı!"
"N-ne diyorsunuz?"
"Çekemedin dimi orospu! Gene kıskandın beni. Kızımı kaçırdın!"
"Kızın ha! KIZIN! DOĞDUĞUNDA BİR ÇÖP GİBİ KENARA ATTIĞIN KIZIN! EMZİRMEYİ BİLE ÇOK GÖRDÜĞÜN KIZIN!"
"KES! SENİ NE İLGİLENDİRİR BENİM KIZIM! İSTER SEVERİM İSTER ÖLDÜRÜRÜM. SANANE!"
"Sen busun işte Nevin. Sen anca bu kadarsın. Senden insan bile olmaz ne annesi."
Sabrı biten Nusret saçlarını daha çok çekti. Acıyla dişlerini sıktı.
"NEREYE KAÇTI LAN O OROSPU!"
"Cehennemin dibine! Gelçi orası bile sizin yanınızda olmaktan daha iyidir ya."
"KES LAN!"
Evde sert bir tokat sesi yankılandı. Yere düşen kadını dövmeye başladı Nusret. Bir kaç dakika sonra geri çekildiğinde yerde ki kadın yediği tekmelerinde etkisiyle yerde acıyla kıvranıyordu.
"SÖYLE O OROSPUYA ONU BULDUĞUM YERDE GEBERTECEM!"
Nusret sert adımlarla kapısı açık olan evden çıkıp gitti. Nevin yüzü gözü kan içinde kalmış yerde acıyla kıvranan ikizine yaklaştı. Küçümser bir bakış atıp yüzünü buruşturdu.
"Senin hak ettiğinde bu işte Nergis."
"Ya da Nergis çiçeğimi demeliyim. O gece de sana böyle seslenmişti değil mi?"
Nevin arkasında bıraktığı enkazı umursamadan evden çıkıp gitti. Yerde acıdan gözleri dolan Nergis duyduğu son sözlerle göz yaşlarını saldı. Bu hayatta sadece bir yeğeni için böylesine içli içli ağlardı. Birde sevdiği adam için...
"O orospuyu bir an önce bul bey. Yoksa ne yaparız biz. Murat'tan aldığımız para bitti bile geri nasıl öderiz.?"
"Kes sesini karı! Düşünüyoz herhalde nerede bulacağımızı. Hep senin yüzünden zaten! Bir kızı terbiye edemedin!"
"Ben ne bileyim kaçmaya cesaret edeceğini bey."
"Bilecektin lan! Anası değil misin o orospunun!"
Nevin suçlulukla başını eğdi.
"Haklısın bey. Terbiye edememişim o orospuyu! Ne vardı sesini kesip oturaydı. Zengin adama varacağıdı. Nankör orospu!"
O sırada kapı çaldı.
Nevin açtığı kapıdan giren Murat'la buz kesti olduğu yerde. Murat sert adımlarla içeri girdi. Murat'ın geldiğini gören Nusret aceleyle oturduğu koltuktan kalktı.
"Murat oğlum hoşgelmişen."
Murat hızla Nusrat'e ilerleyerek yakalarından kavradı ve kendine yaklaştırdı.
"Kes! O orospu kızın nerede?"
Keskin ve ürkütücü sesi duyan Nusret olduğu yerde titremeye başladı. Bu adama asla bulaşmak istemezdi. Çok tehlikeliydi Murat. Pis işlerle uğraşırdı. Yasa dışı her yerde eli vardı.
"B-ben bilmiyorum. K-kaçmış."
"Ne demek kaçmış lan!"
Murat ellerinde titreyen adama yüzünü buruşturarak baktı ve yere fırlattı.
"Kızını bulduğum gibi herkesin içinde sahip olacam lan o orospuya! Benden kaçmak ne demekmiş görecek O OROSPU! ÖLMEK İÇİN YALVARACAK BANA!"
Son..
Ailesinin tepkisini az buçuk okumuş oldunuz. Ne düşünüyorsunuz?
Peki olanın Nergis'e olması. Ah be Nergis Çiçeğim ):
Meyra ile Agah'ın son sahnesi pekiii??? Alev alev yanacak gibiyiz🔥
Bölümle ilgili düşüncelerinizi yorumlara yazmayı ve yıldıza dokunmayı unutmayınız!
Allah'a emanet olunn >