“Benim neyden haberim yok?” sesi oldukça net çıktı. Hemen aceleyle olayı toparlamaya çalışan Ronan oldu. “Tabii ki de her şeyden haberin var,” Dorian tek kaşını şüpheyle kaldırdı. “Emin misin?” Ronan elini saçlarının arasına geçirdi, devam etti; “yani… şey dışında…”
“Ney dışında?”
“Şeyy…”
“Yani…”
“Ronan anlat artık!”
“Tamam… biz Vanya ile çıkıyoruz.”
“Ne! Şu,” dedi öfkeyle, büyük ihtimal içinden sertçe bir küfür geçirdi. “Şu gemide neden sürekli birileri çıkıp duruyor?” bıkkın bir nefes verdi.
“Önce Noah ve Emma sonra Scarlett ve Lucien ve en sonunda da Ronan ve Vanya ha? Hay ben böyle işin içine…”
“Açıkçası beklediğimden yumuşak bir tepki verdi. Ben her yeri yıkar diye düşünmüştüm.” Hafifi bir tebessümde bulunan ama alaycı sesinden ödün vermeyen Vanya Ronan’ın elini yakaladı ve devam etti.
“Ee… ne zaman gidiyoruz.” Arkasındaki cebinden eskimiş ve sararmış vaziyette olan Celestia haritasını çıkardı. “Biz şu an Deed adasındayız değil mi?” dedi ve bana baktı, başımı onaylar şekilde sallayınca haritada işaret parmağıyla gideceğimiz yerleri ve rotayı gösterdi.
“İlk durağımız Lucien’in dediği gibi Nysaria, orada kısa bir ziyaret sonrası Grakon’a uğrayacağız ve oradan sonra Vespera’ya varmış olacağız orada ise isteğimi yapıp sağ kalırsak beni kendi adama yani…” elini tekrar haritada kaydırdı ve kendi adasını gösterdi. “Malkor’a bırakırsınız.” Başını haritadan kaldırdı ve bize baktı. Herkes başını onaylar anlamda sallayınca bana baktı. “Dümende bizzat senin olmanı istiyorum. Çünkü bu konuda en çok sana güveniyorum ve anladığım kadarıyla yön bulmakta çok iyisin. Değil mi Pusula Gözcüsü?”
“Tamamdır, ama her şeyden önce Yalvath ’ta kalan adamlarımızı getirmemiz gerek.” Dedim. O sırada Lucien hızla atıldı.
“O işi ben çoktan hallettim Gözcü, şu anda adamlarınız Deed’ de ve dinleniyorlar istersen hemen çağıra bilirim.
Kasırgam çoktan işi çözmüştü. “Sana güvenebileceğimi biliyordum kasırga” dedim ve tekrar söze girdim. Ama bu sefer daha ciddiydim. “Şimdi gelmelerini söyle gemi ye herkes doluşuncaya kadar biz de odalarımızda dinlenelim, zaten gelmeleri en aşağı iki saat sürer. Ondan sonra herkesin dinç olmasını istiyorum. Çünkü yola çıkacağız.” Gözlerimi hızla ekibe dolandırdım. Herkes başıyla dediklerimi onaylamıştı. Tekrar atıldım “şimdi herkes iyice dinlenmek için odalara dağılsın. Kasırga, sen adamları çağır ve odana geçip istirahat et.” Lucien onayladı ve yola koyuldu.
“Haydi bakalım, herkes odalarına!”
Herkes odalara dağılmaya başladığında ben de gitmek için yeltenince biri kolumu yakaladı. Hızla arkamı döndüm ve kolumu tutan kişinin Dorian olduğunu gördüm. Göz göze gelince Dorian konuştu; “Scarlett, konuşabilir miyiz abicim?”
“Olur.” dedim ve Dorian boğazını temizleyip söze girdi.
“Scarlett, buraya seni Lucien’den soğutmak için gelmedim ama…” son harfi oldukça uzattı. “Onun seni mutlu edebileceğini pek sanmıyorum, sonuçta onlar bizim düşmanımız.”
Ah gene aynı konuşma anlaşılan ama abimi dinledim.
“Yani… sen gerçekten Lucien’i seviyor musun? Bak sizin çıkmanız beni o kadar da ilgilendirmez ama senin duygularınla oynayıp seni üzmesini istemiyorum. Sana bir ihanette bulunacakmış gibi geliyor.” Sesi baya yumuşaktı. O benim üzülmemden korkuyordu. Ama ben anladım, Lucien’in gözlerinden anladım. Beni seviyordu.
“Abi, seni anlıyorum beni önemsediğinden, sevdiğinden dolayı böyle yapıyorsun, ama ben Lucien’in gözlerinden anladım, beni gerçekten seviyor ve ben de onu çok seviyorum.” Ellerini yakaladım ve yavaşça baş parmağımla ovaladım. “Benim için korkmana gerek yok. Eğer gerçekten beni oyuna getirdiyse bizzat kellesini ben alırım.”
Hafif bir tebessüm oluştu suratında. Ben de sırıttım “hadi, şimdi dinlenme zamanı Pusula Gözcüsü.”
Abim bana Pusula Gözcüsü mü dedi yoksa ben mi yanlış duydum?
“Sen bana Pusula Gözcüsü mü dedin abi?”
“Evet, çünkü herkes sana öyle sesleniyor ve bunu Lucien’in söylediğini de biliyor.”
“Vay be demek namım yayılıyor desene.” Hafifçe kıkırdadım.
“Evet ama şimdi dinlenme zamanı.”
“Tamamdır!” dedim cıvıldayarak.
----------------------------------
Yavaşça yataktan kalktım. Dümende ben olacağım için herkesten biraz daha önce kalktım. Masada duran cam sürahiden birkaç yudum su içtikten sonra direk dolaba yeltendim. Bizim gemimiz olmamasına rağmen içindeki kıyafetler gayet iyi duruyordu.
Dolaptan omuzu açık bir beyaz gömlek giyindim. Sonrasında sıkı kahve tonlarında bir deri korse geçirdim, onun altına uzun kahverengi salaş bir etek, onun altına uzun bir kalın topuklu bot giyindim. Saçlarımın arasından bazı tutamları ördüm ve onun da üstüne siyah bir bandana geçirdim. Bileğime deri birer bileklik, belime de kın kemerini geçirdikten sonra silah olarak bir tabanca, hemen yanına da bir kılıç geçirdim onun yanına bir pusula geçirdim. Pusula kancalı olduğu için geçirmesi kolay oldu.
Aynadaki yansımama bir göz attım ve hızla odadan çıkıp dümene ilerledim.
İlerlerken Lucien’i odasından çıkarken gördüm. Biraz daha hızlı adımlayıp Lucien’in yanına vardım.
“Gözcü, bu şıklık nedir? Çok güzel ve ölümcül duruyorsun.” Sesi baya flörtözdü.
Hafif ve sessiz bir kahkaha attım. Sonra ona bir karşılık vermek için onun kombinine bir göz attım; üstüne bir beyaz gömlek giymiş ve üstüne de deri bir yelek giymişti ama ikisinin de önünü kapatma gereği duymamış karın kaslarını göstermekle gurur duyar gibiydi, altına bol bir pantolon geçirmişti onun da altına uzun deri bir bot giymişti. Belindeki kın kemerinde bir adet tabanca ve uzun bir kılıç bulunuyordu. Bu güzel kombini de güzel bir korsan şapkasıyla taçlandırmıştı.
“Sen de oldukça ölümcül ve yakışıklı olmuşsun Kasırga.”
Yüzüne bir sırıtış yerleştirdi.
“İnan senin kadar çekici değilimdir.” Sesinden hala bir ödün vermemişti.
Karşılık olarak muzip bir şekilde gülümsedim. Sonra tekrardan yola koyuldum ve dümene vardım.
Bir elimi ahşap ve cilalı dümene koyup diğer elimle pusulaya baktım. Gideceğimiz yön kuzeydoğuydu.
Sonra başımı kaldırıp güverteye baktım. Herkes gelmişti. Sonrasında denizi kontrol etmek için gözcü direğine doğru yöneldim ve vardığım gibi tırmandım.
Uzun süredir kendimi güvende ve huzurda hissettiğim yere çıkmamıştım. Ama şimdiden itibaren çok iyiydim.
Mutluydum.
Huzurluydum.
Güvendeydim.
Bir elimi sıkıca direğe sardım direkten güç alarak bedenimi biraz denize doğru sallandırdım. Deniz oldukça iyi gözüküyordu, adeta bir çarşaf gibi düzdü. Sonra rüzgârı kontrol etmek için serçe parmağımın ucunu yalayarak ıslattım ve yukarı tuttum, rüzgâr hafif esiyordu. Anlaşılan yola çıkmak için harika bir gündü.
Tekrar dümene vardım ve güverteye sertçe bağırdım. “Demir alın, yola çıkıyoruz! Bu yolda kimse uyuklamasın!” yavaş yavaş güneşin doğuşuyla dümeni kuzeydoğuya çevirdim.
Bu sırada tüm ekip uyanmış ve benim yanıma geliyordu.
“Günaydın!” dedi Emma cıvıldayarak.
Sarışın kız üstüne siyah bol bir gömlek, belini saran sıkı bir korse, altına aynı benimki gibi olan ama siyah renkte uzun salaş bir etek, uzun topuklu bir bot ve son olarak kafasına kırmızı bir bandana geçirmişti.
“Günaydın.” Dedim. Sonra grubun diğer bireylerini gözden geçirdim.
Vanya, üstüne turuncu işlemeli omuzu açık bir gömlek, belini saran bir kalın, deri kemer ve altına siyah, bacaklarını saran bir pantolon giymişti. Ayaklarına siyah düz tabanlı bir bot giymişti. Saçlarını salmıştı.
Sonra Ronan’a baktım.
Ronan çok önemsemeden giyindiği belliydi. Üstüne, göğsüne kadar yırtmacı olan salaş beyaz bir gömlek altına kahverengi bir pantolon, beline deri bir kemer geçirmişti.
Dorian ve Noah Ronan ile anlaşmalıymış gibi aynı şekilde giyinmişti ama birinin üstündeki gömlek krem rengindeydi, birininki ise siyah.
Gemiyi iyice döndürdüğümden emin olduktan sonra dümeni eski haline döndürdüm ve düz bir şekilde gitmesine izin verdim.