İçeriğe geç

PUSULA

Bölüm 27 · 28 dk okuma

PUSULA

Bölüm 27

2.6: “Küçük Sarışın”

YILDIZLAMAYI🌟🌟🌟

YILDIZLAMAYIIIIIIIIIII,

YORUMU, BU BÖLÜME KADAR GELDİYSENİZ, LÜTFEN UNUTMAYIN. 🖤

3.GÖZ

Aysima, Kuzey, Reva. Bu üçlü birbirine bakmaya başlamıştı. Özellikle Reva gözlerini Aysima'nın üzerinde gezdirirken, Kuzey Reva'yı, Aysima da Kuzey'i inceliyordu. Aralarında anlaşmalı bir sessizlik oluşurken güvenlik kızın kolunu tuttu.

-Hanımefendi, davetli değilsiniz. Zorluk çıkarmayın." Demek Kuzey Karayev bu yüzden gelmek istememişti, çünkü Aysima'nın olduğu bir davete katılacağını biliyor, Reva'yı yanında istemiyordu. Yeşiller bu zehirli düşünceyle alev alev olurken, kolunu güvenlikten kurtardı. Kuzey, müdahale edeceği sırada yanlarına gelen genç Reva'yı vücudundan ve dövmelerinden tanımıştı bile.

-Benimle." Dedi tek kelimede güvenliğin uzaklaşmasını sağlarken. Ve sonrasında açlıkla Reva'yı süzdü. Sarışın delikanlı Kuzey'in radarına hemen takıldı, bu sarı pipi de nereden çıkmıştı? "Reva, burada olduğuna inanamıyorum. Harika görünüyorsun." İltifatının sonunda dudağını diliyle ıslatırken, Reva göz devirmemek için kendini tuttu.

Elini genç adamın yakasına koyup düzeltiyor gibi yaptı.

-Sen de hiç fena değilsin." Yanlarına gelen iri beden ikisine gölge yaparken, gözlerini ona çevirmedi bile kız. Çünkü sinirliydi ve bunu Kuzey'in hissettiğine de emindi.

-Reva." Kafasını çevirmemekte seslenmesine rağmen ısrarcı olan kıza karşın genç adam Kuzey'e döndü. "Konuşmamız lazım." Reva, sanki sesini bile duymuyormuş gibi dümdüz karşısındaki delikanlıya bakarken, Kuzey'in sinirlenişine tanık olan genç elini uzattı.

-Gencer, memnun oldum.(!)" sesindeki imaya karşın sadece eline göz ucuyla bakıp Reva'ya doğru bir adım daha attı Karayev, artık Revayla dip dibeydi ve fısıltısı kulağına çarpıyordu.

-Reva." Sesindeki vahşi ton kızın aynı öfkeyle başını çevirmesini sağladığında gözünü kırpmadan yeşillere baktı. "Konuşmamız lazım." Bu hakim tavrı Gencer'i rahatsız etmişti, eli Kuzey'in ceketinin düğme kısmına değerken hesap sorar gibi kaldırmıştı elini.

-Hey! Onu zorlayamazsın." Kuzey, gözlerini Reva'dan çekmeden ceketini sıyırdı ve belindeki silahı Gencer'in görmesini sağladı. Genç adam bu hareketle birkaç adım gerilerken Reva da sebebi merak ederek başını eğmiş, silahı görünce hiç etkilenmeyip aksine bıkkınlıkla göz devirmişti. "Reva, ben içerideyim."

Delikanlı saniyeler içinde salona geçerken, Reva da Kuzey'in yanından geçmeye çalıştı ama adam önüne geçmişti. Aysima'ya gözleri takıldığında kızın kendisini süzdüğünü gördü, eh kendisi de onu merakla incelemişti doğrusu. Ve gerçekten oldukça güzeldi.

Azerbaycanlı çoğu kadında gördüğü kara kaş kara göz gür kirpik ve beyaz ten dörtlüsü Aysima'da da mevcuttu ve yüz hatları da bu güzelliği destekliyordu. Onun kırmızı elbise içindeki prenses görüntüsüne karşın Reva çok daha vahşi görünüyordu.

Dıştan bakan biri Karayevle Aysima'yı kolaylıkla birbirine yakıştırırdı. Hoş, bunlar Reva'nın umrunda bile değildi.

-Ne düşünüyorsun bilmiyorum, konuşmamız gerek." Dirseğini onun elinden kurtararak yeşillerini siyah gözlere çevirdi Reva.

-Ne düşünüyorum direkt söyleyeyim. Günlerdir aramaman, bahanelerin ve davete geliş nedenin bu kız. İnan bana zerre kadar umrumda bile değil, sadece sinir olduğum yalandan yaptığın onca konuşma sonrası bir kerelik dürüst olamaman." Cümlelerini zehir akıtır gibi sıraladıkça rahatlarken, Kuzey'in öfkelendiğini gözlerinin koyulaşmasından fark edebiliyordu.

-Anladığın bu mu? Sana yalan mı söylüyorum?" Reva, sanki umrunda değilmişçesine omuz silkerken Aysima yanlarına gelmiş Kuzey'in koluna dokunmuştu.

-Kuzey, n'olur biraz konuşalım..." Sesi bile öyle tiz ve aynı zamanda yatıştırıcıydı ki Reva, sinirle gözlerini bir anlık kapatan Kuzey'e alayla güldü.

-Size iyi eğlenceler..." Onların inadına, çıkışa değil salona yürürken, Aysima kızın gitmesine sevinmeye fırsat bile bulamadan Kuzey de onun arkasından yürüdü. Aslında şaşkındı, Aysima'nın gelişini beklemiyordu ama Reva öyle takılıyordu ki kafasına kızla konuşmak aklının ucundan bile geçmiyordu. Umrunda da değildi işin doğrusu.

Salona girdiklerinde yemek başlamıştı bile ve Aysima yanında geldiği adamla beraber Kuzey'den farklı bir masaya geçmek zorunda kalırken -buna rağmen Kuzey'i göz hapsine almıştı- Kuzey de yuvarlak masada iki sandalye yanında oturan Reva'yı inceliyordu. Sanki hiç sinirlenmemiş gibi Gencer denen itle gülüşerek konuşuyordu.

O kendisine sorulan sorulara rastgele cevaplar verirken davetlerden ne kadar nefret ettiğini bir kez daha hatırlamıştı. Revayla göz göze geldikleri saliselik bir an yeşillerin kendisine karşı ilk günkü gibi buz olması, yaşadığı haksızlıktan, yanlış anlaşılmadan dolayı sinirlerini zıplatırken arkalarından geçen beden elini Kuzey'in omzuna koyarak dikkatleri üzerine çekti.

Masmavi gözler, sapsarı geriye yatırılmış saçlar, gri yarı saten bir takım elbise, bu takım elbiseyi tamamlayan siyah kıravat ve mendil...

Cam mavi irisleri Kuzey'in ve masadaki en marjinal görünen Reva'nın üzerinde gezerken, başını ona doğru hafifçe çevirmek dışında tepki vermedi genç adam.

-Karayev, seni görmek güzel." Reva, yeşillerini bir adama bir Kuzey'e çevirirken, masadakiler de bariz olarak gerilmişti. Çünkü kimse, bu alemdeki kimse bu adamı tamamen tanımıyordu. Evet karun gibi zengindi ama ne iş yapıyordu, bilinmiyordu. Ailesi kimdi, adı neydi... Sadece her davette vardı, en özellerinde bile... Bir masa sadece ona ve adamlarına ayırtılırdı. Masalarında tek bir kadın vardı o da görme engelli ve yaşlıydı. İsmi Patron olan biri ne kadar iyi olabilirdi ki zaten? Kuzey hakkında uydurulan birçok efsanenin yüz katı bu herif için de uyduruluyordu.

Yeraltının karanlık isimlerindendi...

-Eminim öyledir." Dedi Kuzey sadece şampanyasından bir yudum alarak. Başını çevirmeyecek denli kibirli olan adama sinsi bir tebessümle baktı Patron. Sonra aniden Reva'ya dönerek gözlerini kıstı.

-Beni hanımefendiyle tanıştırmayacak mısın?" Reva, nedense Kuzey'in gerildiğini bu uzaklıktan bile hissedebiliyordu. Aralarındaki o çekim aynı zamanda ruhsal bir bağ da kurmuştu sanki, bazen Kuzey'in hislerini içinde hissediyordu.

-Yanımda kimse yok. Yalnızım." Sesi açıklama yapmaktan bile rahatsız olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. "Her zamanki gibi." Patron, mavilerindeki şaşkınlığı Reva hariç kimse göremeden yok ettiğinde kız boğazını temizleyerek Kuzeyle adamın gözlerini aynı anda üzerine çekti.

-Konuşmayı duyabiliyorum, doğrudan sorabilirsiniz ben bir eşya değilim sonuçta." Masadaki kadınlar şaşkınlık sesleri çıkarırken, tüm zarafetiyle gülümsedi. " Reva ben."

-Ne hoş bir isim. Memnun oldum." Elini uzattı ihtiyar. "Patron." Herkes el sıkışıp sıkışmayacağını merak ederken, Reva gülümsemesini "incileri gösterme" seviyesinden "hafif tebessüme" çevirerek omuzlarını kaldırdı.

-Gerçek isminizi duymadıkça elinizi sıkmanın hiçbir faydası yok." İnsanlar çok gergindi, Reva'nın cevabı üzerine ne beklediklerini bilmiyorlardı ama kahkaha beklemedikleri kesindi.

-Çok...Cesur bir kadınsınız." Elini indirdi kahkaha atan Patron. "İyi eğlenceler." Kız ona aldırmadan içkisinden yudum alırken, adamın uzaklaşmasıyla Kuzey hariç herkes derin bir nefes almıştı. Reva, başta onu görmezden gelmeye çalışsa da şimdi Karayevle göz göze gelmeye çalışıyordu. Çünkü Kuzey önündeki kırmızı ete odaklanmış öylece duruyordu.

Gözlerini etten çektiği anda siyahları Patronla buluştu. Reva, tam o anda omzunun arkasına bakmak istiyordu ama yapmadı, yoksa bu adamın ikisi hakkında şüpheleri artardı ve Kuzeyle kendini olduğundan daha zora sokabilirdi.

-Siz ne işle meşgulsünüz?" Gencer'in Kuzey'e yönelttiği soruyla masadaki bakışları üstüne çeken adam, soruyu duymadı bile. Ancak herkesin -özellikle Reva'nın- kendisine baktığını görünce kaşlarını çattı. "Siz diyorum, ne işle meşguldünüz?" Sadece göz devirerek yerinden kalktığında masadakiler onun kabalığı hakkında fısıldaşırken aldırmadı Kuzey.

Davet sahibinin -birazdan yapacağı konuşmaya hazırlanıyordu- yanına gidip konuşmaya başladığında Reva onu tepeden tırnağa inceleme fırsatı buldu. Simsiyah takım elbisesi fiziğine öyle güzel oturuyordu ki onu başka bir şeyle hayal etmek imkansızdı. Yakasındaki bir düğme bağlanmamıştı sadece, adem elması boynunda kıpraşıyordu, ceketinin cebindeki mendili takımın kumaşına yakışan bir satendendi.

Çevre masalara bakan kız, çoğu insanın onu açlıkla süzdüğüne şahit oldu. Yanında eşleri olan orta yaşın üstündeki kadınlar bile onun kumaş pantolonun sardığı sıkı kalçasını izliyordu. İstemsizce alt dudağını ağzında yuvarlarken elinde hissettiği elle başını çevirmek zorunda kaldı. Karayev'i arsızca süzmesi bölünmüştü.

-Reva...Sana diyorum." İlgisini ona vermeye çalışan kız gülümseyince devam etti Gencer. "Büyük bir organizasyon yapacağız, kulübü iki günlük kapatmamız senin için uygun mudur? Günlük cironuzun üç katını ödemeyi düşünüyorum. Ama dansçıların da olmasını isteriz tabii."

-Sormam lazım, kızların işi yoksa ve istiyorlarsa katılırlar. Ama dansçısız da aynı teklifse kabul. Ne zaman olacak?" Genç adam keyifle gülümsedi.

-Bu cuma. Peki sen..." masadakiler duymasın diye Reva'ya yanaştı. "Sen dans edecek misin?" Reva, yüzünü ekşitmemek için kendini geri çekerken yalandan gülümsedi. Eh, müşteri müşteriydi. Hem cironun üç katını verebilecek salak bir müşteri...

-Bakarım, canım isterse. Ben tuvalete gideyim." Diyerek ayaklandı ve orada -özellikle Karayev sıkıcı iş konularıyla meşgulken- fazla kalmak istemediği için salondan çıkıp üst kata çıkarak odaları geçti ve nihayet tuvaleti buldu.

Bir iki kişi makyajını tazelerken Reva onların dövmelerini incelemesine aldırmadan bordo rujunu çıkarıp dudaklarının ortasındaki boyası hafif gitmiş kısmı tazeledi. Sonunda yanındaki kadın da kapıdan çıkarken, aynı anda içeri Aysima girmişti. Reva'nın ruj süren eli bir anlık duraksarken ufak çantasını lavaboya koydu ve Reva'nın rujunun aynısından çıkardı.

-Selam." Kahretsin, konuşmasındani o hafif aksan bile sevimliydi. Reva ona aldırmadan rujunu çantasına atıp serçe parmağının tırnağıyla dudak kenarını silerken, Aysima rujunu çevirip bir yandan da ona bakıyordu. "Kuzey'i nereden tanıyorsun?" diye doğrudan konuya girdiğinde Reva dudağının köşesini kıvırdı ve hemen yanındaki otomatik peçetelikten bir peçete kopardı. Verdiği cevap ise sadece iç çekmeydi, kafasını dahi çevirmemişti. "Konuşmadığına göre beni tanıyorsun, hatta nefret bile ediyorsun." Reva'ya yaklaştı. Boyu topukluya rağmen Reva'nın omzunu ancak biraz geçiyordu. "Haksızsın diyemem, ben de Kuzey'in aşkıyla karşı karşıya kalmak istemezdim." Reva, bu noktada dayanamayarak ona döndü.

-Aşk mı? Onu kandırıp hapse tıktıran ve hayallerini çalan bir iblis, daha doğru bir tabir." Gülerek omuz silkti. "Eğer Karayev seni affederse bu onun aptallığı, ama bana hiç maval okuma güzelim."

-Beni affedecek elbette. Eninde sonunda affeder. Çünkü biz birbirimize aşıktık." Reva'nın yine gülmesine karşın dişlerini sıktı. "Hâlâ öyleyiz. Her şeyi benimle yaşadı Kuzey. İlk kez benimle öpüştü, ilk kez benimle birlikte oldu, ilk kez bana beni sevdiğini söyledi." Her cümlesinden güç alıyormuş gibi başını dikleştirmişti. "Hiç aynada kendine baktın mı? Şu dövmelerin, saçların, makyajın..Kuzey senin gibi kadınlardan nefret eder! Basit ve ucuz kadı-" Reva, tokadını onun yanağına geçirdiğinde, yanağını tutarak hayretle geriledi.

-Bana hakaret edebileceğini mi düşünüyorsun?" Aniden elini kızın boynuna sardığında Aysima tırnaklarını onun bileğine geçirdi ama Reva çok güçlüydü, sadece parmaklarının arasında kızararak çırpındı. "Sen de kimsin? Anca erkekler hakkında kavga edebilecek, bu mekanlara da başka bir erkekle girebilecek, sinsi bir zavallısın!" Parmaklarını sıkıştırırken, onu bir kol boyu uzakta tutması, Aysima'nın dar eteğinden atmaya çalıştığı tekmelerinin kendisine ulaşmamasını sağlıyordu. "Bir daha o iğrenç ağzından benim hakkımda tek kelime çıkarsa..." kızın moraran yüzüne yaklaşıp fısıltıyla ekledi. "Karayev'e kalmadan ben sikerim seni."

Kızı yüksüz bir çuvalmış gibi lavabonun üzerine savurup tuvaletten çıktığında, kanı fokur fokur kaynıyordu. Keşke biraz daha tokatlasaydı şu hatunu. Ne hakla öyle konuşurdu? Ne sanıyordu, dövmelerine ve tarzına hakaret edince, kendisinin ağlayıp gideceğini mi?

Kuzey'in odalardan birine girdiğini görünce yırtmacını tutarak hızlı adımlarıyla arkasından gitti ve adam içeri girdiği an onu ittirip kapıyı çarparak kapattı.

-Şu kızı sen mi alırsın, yoksa elimde mi kalsın?" Kuzey, nedense kendisinden bile öfkeli görünürken devam etti. "Ne sanıyor kendini? Senden mi alıyor bu gücü?!"

-Reva..." kızın kolunu kavrayıp sanki biri duyacakmış gibi fısıldadı Kuzey. "Buraya hiç gelmemeliydin."

-Hah!" Alaylı bir nefesle geri çekilip kolunu ondan kurtardı Reva. "Neden? Sen öyle istiyorsun diye mi?" Sanki ağırlık yapıyormuş gibi yüzündeki maskeyi hırsla çekti ve saçları geriye doğru itilirken, maskeyle çantasını köşedeki kadife koltuğa fırlatıp yeşillerini Kuzey'e dikti. "Ben istediğim yere, istediğim zaman giderim!" Diye haykırdı. Kuzey, hiç beklemediği bir şeyi yaparak elinin tersiyle elmacık kemiğine dokundu.

-Gidersin." Bu istemeden onu sakinleştirirken, dokunuşunun etkisinden kurtulmak için geriledi Reva. Ve kızın kaçması, Karayev'i daha da gerdi. "Reva, zeki bir kadın için saçma teorilerin var. 10 gündür aramadım çünkü kafam karışıktı. Sebebi Aysima değil, onun buraya geleceğini bile bilmiyordum." Yalan söylemiyordu, bunu gözlerinden bile anlayabilirdi. Onun vahşi yanını biraz sakinlediğini görünce devam etti Kuzey. "O benim umrumda bile değil. 10 gündür görmeyi istediğim tek bir kadın var. Onun da beni görmeyi istediğini biliyorum."

-Hıh... Nereden çıkardın bunu?" Dedi adam ona yaklaştığında çenesini dikleştirerek.

-Şuan bile beni istediğinden." Parmak uçlarını kızın çıplak omuzlarında gezdirip yüzüne yaklaştı. "Şimdi bile kasıklarının sızladığına eminim." Sızlamıyorsa bile bu cümleden, ses tonundan sonra oraya bir titreşim gitti. "10 gündür sen de beni düşünüyorsun Reva, çünkü bizde başka bir şey var." Kaşları havalandı kızın.

-Biz...mi?" Anlamlandıramadığı ve kulağa tuhaf gelen bir sözcüktü "biz."

-Evet. Biz. Biz, on günde bile bu hale gelebiliriz." Kızın belini sarıp aniden kendine çektiğinde inlememek için alt dudağını ısırdı Reva. Onu özlemişti, bunu her zerresinde hissediyordu, gerçekten. "Eğer bugün buraya gelmeseydin iyi olabilirdi çünkü altta hiç sevmediğim ve beni sevmeyen insanlar var."

-Yani?" Alnını onun alnına yasladı Kuzey.

-Yani benim için kıymetli olduğunu anlarlarsa, işini bitirmeye sıraya girerler." Reva'nın yeşillerinin en derinine baktı, öyle hoş görünüyorlardı ki bir gölün en duru haline bakıyor gibiydi. Ancak o gölün ardında sadece saf bir su yoktu, çok vahşi duygular vardı. Yansımasında kendini görmek, onu rahatlatıyordu. Biraz geri çekildi. "Reva, bana alışmaktan korkma."

Tek cümlesiyle Reva, nefesini tutmak zorunda kaldı. Çünkü hızlı soluk alışverişini duyabilecek kadar yakınındaydı Kuzey. Gözlerini birkaç kez kapatıp açtı hızlı hızlı.

-Sen..." Kuzey, yüzünde keyifli bir ifade oluşturan tebessümle kıvırdı iri dudaklarını iki yana. Reva'nın şuan belki en savunmasız olduğu anlardan birindeydi. Güç ilk defa kendisinden yanaydı. Çünkü onu şaşırtmıştı. İkinci kez. İlki kadar güzel görünüyordu. Ona açılmak, güzeldi.

-Benim güzel kutup yıldızım..." kızın sarı saç tutamını nazikçe kulağının arkasına ittirip diğer tellerin yanına sıkıştırdı. İyice eğilip burnunu kızın tuhaf derecede ufak duran burnuna sürttü hafifçe. İşaret parmağı çenesinin altını baskılıyordu. Bu yüzden yutkunmadı Reva, çünkü yutkunursa etkilendiği anlaşılırdı. "Bana kendini bırakmayı istemiyorsun değil mi?"

-Yıldızlara sahip olamazsın." Diye fısıldadı kız, başını iyice dikleştirip bir diken kadar koyu yeşillerini adama dikerken. "Onlar erişilmezdir."

-Gökyüzüysen olursun." Eli Reva'nın boynuna, oradan ensesine kaydı. "Gökyüzün olmama izin ver." Bu her şeyi olması demekti.

Ama Reva bunu yapamazdı.

-Benden istediğin aileme bile yapmadığım bir şey Kuzey." Dedi birkaç adım geri çekilerek, yüzündeki kararlı ifade ne yazık ki dağılmıştı. Daha önce kimse böyle güçlü bir istekle yanaşamamıştı Reva'ya, aşk itirafları bile en kötü şekillerde utangaçça yapılırdı. "Ben yalnız olmak için doğdum ve bu beni koruyor. Eğer ailemi kaybedersem, hâlâ yaşayabilirim dememi sağlıyor. Ama sen, onları bile koyamadığın yere beni koy diyorsun resmen. Gökyüzüm olmayı istiyorsun." Parmaklarını saçlarına soktu. Kuzey'in oradaki dokunuşundan hoşlanan saç telleri kızın bu ani saldırışına isyan etti. "Alışacağım bir şeyin sonrasında yokluğuyla yıkılmak istemiyorum ben."

-Yokluğu olmayacağına dair söz verirsem?" Diyerek kadere karşı meydan okuma hatası yaptı Karayev. "O zaman da yalnızlığı seçer misin ısrarla?" Reva'nın kararsız olduğunu görünce onu köşeye sıkıştırdığını anladı. "Kendin ol, sarışın, cesur ol... İzin ver birbirimizde kalalım."

Aysima'ya öfkelenip Karayev'e kök söktürmeye gelirken ne değişmişti de böyle olmuştu bilmiyordu Reva.

-Bunu yapamam, özür dilerim Karayev." Dedi reddetmesine rağmen bu seçimi yaptığı için üzgün bir sesle. "Sen kutup yıldızı değil, kuzey yıldızın olmamı istiyorsun. Ben, olamam." Kuzey'in bir şey demesine izin vermeden odadan çıkıp uzaklaşırken kalbi öyle hızlı atıyordu ki merdivenlerin yarısına geldiğinde elini göğsüne koydu.

Parmak uçları yıldıza değerken yeşil gözleri kolyesine dönmüştü. Ne düşüneceğini bilmiyordu. Hem Kuzey'e koşmak istiyordu hem de Kuzey'den kaçıp onu unutmak...

Biriyle olmak ve onu hayatına kalıcı olarak almak Reva'ya zıttı. Kendine zıt olan bir şeyi yaparsa ne olurdu sonra? Reva olmazdı...

Korkusu bu muydu? Kendine zıt olanı yapmak mı yoksa buna alışmak mı? Ailesiyle bile aynı çatı altında uyumuyorken Kuzeyle uyusa, kahvaltısını onunla yapsa, ona alışsa...

Merdivenlerin tamamını inmişti ki kapıya yürüyecekken aklına çantasını odada bıraktığı geldi. Arabasının anahtarı, telefonu, her şeyi içindeydi... Buraya manyak gibi Karayev'in telefonunu -Rüzgar'ı kullanıp- takip ederek gelmesi yetmiyordu da bir de çantasını bırakmıştı.

-Kafana sıçayım senin..." kendi kendine çemkirip yırtmaçlı eteğini tuta tuta merdiveni hızlıca çıktı ve geldiği odaya geri döneceği sırada kapının önünde duyduğu sesler onun durmasını sağladı.

-Özür dilerim! Sana yalvarırım affet beni..." ağlamalarının arasında konuşan kızın kim olduğunu tahmin etmek hiç zor değildi. "Kuzey, lütfen bir kez olsun dinle beni.." Reva köşeye sinip dinlemeye başlarken içten içe tek bir şey istiyordu.

Kuzey, kendisi tarafından reddedilmenin üzerine Aysima'ya hoş bir şey söylesin ve onu kafa karışıklığından kurtarsın.

Böylece onu unutup yoluna kolaylıkla devam edebilirdi.

-Seni dinlesem bir şey değişmeyecek." Dedi Kuzey, sesi mesafeliydi. "Daha fazla küçülme, kalk yerden." Aralıktan başını hafifçe uzatan Reva onun Kuzey'in ayaklarına kapandığını gördü.

-Beni dinlemek istemiyorsun çünkü kafan karışacak biliyorsun!" Aniden adama tutunarak ayaklandı. "Yaşadığımız onca şeyi sen de unutmadın biliyorum! Ama yemin ederim o paraya ihtiyacım olmasa asla yapmazdım. Şuan bile paraya ihtiyacım olduğu için buradayım." Kuzey sessiz kaldı. Yıllarca arada aklına geldiği zaman onunla karşılaşsa ne hissedeceğini düşünürdü. Şimdi karşı karşıyaydı ve hiçbir şey hissetmiyordu. Aklı hala yeşillerdeydi. "O kızı beni sevdiğin gibi sevemezsin asla!" Dedi Aysima sonunda dikkatini çekerek. "O da seni benim sevdiğim gibi sevemez."

Sevmek... Reva, onun cümlesiyle ne hissedeceğini bilemedi. Haklıydı belki.

O birini sevebilir miydi? Hem de yıllarca? Bilmiyordu...

-Seni dinlemiyorum çünkü söyleyeceğin hiçbir şey beni kazanmanı sağlayamaz." Reva'nın planı suya düştü, Karayev reddedilen her erkeğin hırçınlığının aksine yine kahrolası iradesini korumuş, anlık zayıflıkla bile Aysima'ya yanaşmamıştı. "Ve bahsettiğin kıza hissettiğim şeyi aklın hayalin bile almaz. Sana şöyle anlatayım..." derin bir iç çekti Kuzey. "Önceden seni öldürmeyi isterdim. Duyduğum nefreti tahmin dahi edemezsin. Ama şimdi, sen buradasın ve sana hiçbir şey hissetmiyorum. aklımdaki tek şey o."

-O kız beni boğmaya çalıştı! Bunu nasıl söylersin, öyle bir caniyi nasıl düşünürsün?! Ku-Kuzey bu... Bu sen...Sen hiç değilsin!" Kuzey onun boynundaki kızarık parmak izlerini görünce yalan söylemediğini anladı. Ama yanaklarından yaşlar süzülen kıza acıyamadı.

-Aslında tam olarak buyum." Dedi kapıya ilerlerken. "Boğmak için sarf ettiği efora üzüldüm." Bunu söylerkenki ciddiyeti kızın kanını dondurdu. O, çok değişmişti. Sesinde eski şefkatinden eser yoktu. "Mutlu ol Aysima, bunu yaparken birilerini mahvetmemeyi becerebilirsen." Sesi yaklaşsa da kapıdan uzaklaşmadı Reva.

Aksine kapıyı o çekerken, kendisi de itti ve yüz yüze geldiler.

-Çantam." Diyerek içeri girdi ve çantayı alırken, yanındaki maskesini Aysima'nın önüne doğru yere attı. "Bu sende kalsın." Başka bir şey söylemeden odadan çıkarken Karayev'in arkasından geldiğini hissediyordu.

Tuhaf duygularla sarılıydı Rev.

Tuhaf ve sıcacık, onu sımsıkı saran duygularla... Aklımdaki tek şey o.

Gülmemek için alt dudağını dişleri arasına alırken yanında yürümeye başlayan Kuzey'in göz ucuyla kendisine baktığını hissediyordu. Ama ikisi de konuşmamıştı, Reva hem onu reddettiği için gergindi hem de duydukları için garip...

Otoparka inip birlikte yürümeye devam ettiklerinde onu takip etti Reva ve Kuzey tam arabasının kapısını açtığı an onun duyabileceği kadar yüksek sesle seslendi.

-Kuzey!" Başını ona çeviren adam, bir şey söyleyecek sanmıştı ama yanıldı. Reva jeepin üzerine çantasını atarak kollarını Karayev'in boynuna doladı ve dudaklarıyla onun dudaklarına asıldı.

Bir saniye. Bir saniye bile sürmemişti Kuzey'in karşılık vermesi, kızın fikrini değiştiren neydi, bilmiyordu ama ellerinden birini hemen onun beline diğerini de ensesine sardı. Dilleri birbiriyle buluştuğunda kızı kucaklayarak yerlerini değiştirdi ve Reva'yı arabanın kapısına yasladı.

Parmaklarını Kuzey'in saçlarına geçirerek çekiştiren Reva, onun dudaklarından bir iniltinin kopup kendi ağzında yankılanışını hissederken göğüslerini onun göğsüne doğru bastırdı iyice. Reva'dan zar zor koparak baş parmağıyla boynunu okşamaya başlayan Kuzey etrafı kolaçan etti.

-Burada olmaz." Kızın aklında da bu yoktu zaten, çünkü yapacağı şeyi bu kadar halka açık bir yerde o bile yapamazdı. Kafasını aşağı yukarı sallarken, Kuzey'in ön koltuğun kapısını açmak için elini arkasına uzattığını görünce engel oldu.

-Arkaya geçelim." Karayev onun kafasından neler geçtiğini anlamadı ama yeşil gözleri zevkle parlıyordu. "Hadi Karayev." Arka koltukların önü öyle genişti ki, kol koyulan yerlerde televizyon ve tabletin bulunduğu ara bölmeler bile mevcuttu. Kuzey, arka kapıyı açıp koltuğa yerleşmişti ki Reva diğer taraftan binmek yerine tam da kucağına geçerek kapıyı kapattı.

-Reva, ne yapıyorsun?" Yüzünü ona dönerek elini adamın iki yanına koyup üzerinde süründü Reva.

+18

İÇERİK. ‼️

RAHATSIZ OLANLAR

OKUMASIIIIIN! 🔞

-Tadını çıkar Karayev. Bunu ilk kez deniyorum." Kuzey, onu merakla izlerken dizleri önüne çömelerek parmaklarını kemerin tokasına taktı kız. Ve saniyeler içinde kemeri çıkarıp fermuarı açarken adamın küfür mırıldandığını duyunca keyiflendi.

Tırnaklarını boxerın lastiğine geçirip aşağı çekiştirirken, yeşillerini Karayev'e dikerek yaklaştı oraya doğru. Bordo ruju öpüşmenin etkisiyle biraz dağılmıştı ve bu hali Kuzey'in öpüşmenin üzerine sertleşmesine yardımcı oldu. Reva, onu avucunda tutup baş parmağıyla kabaran damarların üzerinde gezindi ve ağzını araladı.

Kuzey hırıltılı bir nefes alırken dilini ucundaki damlaya değdirerek yaladı ve dudaklarını iki yana iyice açarak onu santim santim içine almaya başladı. Kalın dudakları organına sarılıp yukarı ilerlerken başını koltuğa doğru yaslayarak inledi, kızın saçlarını kavradı genç adam. Bordo ruj çıkabildiği kısımlara kadar silik izler meydana getirken, Reva'nın dişlerini belli belirsiz üst kısımda, dilini ise organın hemen altında hissediyordu. Başını öne geriye ittirerek ona ritim kazandırırken, Reva ellerini onun karın kaslarına yaslayarak okşamaya başladı.

Hızlanmıştı. Hem de tehlikeli bir biçimde, araba ikisinin hızlı nefes alışverişleriyle dolmuştu.

Zevk, vücudunun düz durmasına engel olduğu için yaslanmıştı ama onu görmek için aşağı baktı Karayev. Yeşil gözleri bir avcı gibi kendisine çevrilmişti, yanakları daha fazlasını almaya çalışırken kızarmıştı ve dudakları yukarı çıktıkça içeri girip inceliyor, alta indikçe dışarı çıkıp kalınlaşıyordu. Kuzey onun ağzına akmaya başladığını hissederken inleyerek kendini tutmaya çalıştı ve kızın saçlarını nazikçe çekiştirdi.

-Güzelim, dur." Bu uyarıyı alsa da durmadı Reva, sadece öyle sanmasını sağladı. Ağzında hiç hava bırakmayarak onu yanaklarında, damağında ve dilinde tamamen kavradı, yavaşça ağzından çıkardı ve diliyle testislerini ağır ağır yaladı. Kuzey, küfür mırıldanıp başını geriye yasladığında aniden sıcaklığıyla yeniden buluşmayı hesaba katmamıştı. "Reva, geri çekil."

Asla söz dinlemiyordu, bir kere bile. Onun zor durumda olduğunu anlarken biraz üste kıvrılan dudakları ciddiyete büründü ve onu emmeye devam etti. Artık ağzındaki organ demir kıvamı alabilecek kadar sertleşmişti, damarların kabarıklığı dişlerine sürtünüyordu, tamamen hazırdı. Kasları ağzında seğirirken, inleyerek onu emdi Reva ve bu son oldu.

Kuzey, onun çekilmeyeceğini anlayınca kendini tutamazken, kasıklarındaki sızlama son buldu ve bütün bedenini bir rahatlık kapladı.

Reva'yı çekmeye çalışırken öyle kasmıştı ki kendini vücutu biraz terlemişti. Kızın ağzına tüm benliğiyle boşalırken, başını geriye yatırarak inledi ve Reva ağzını sıkıca kapatsa da birazı taşan sıvıya engel olamadı.

Düşündüğü kadar kötü değildi, Karayev'in tadı limonla tuzdan oluşan bir jöle gibiydi. Yutkunarak dudaklarınu aşağı kaydırdığında, organı birkaç saniye öncesine kıyasla daha az şişti ancak hala sertti. Parmaklarıyla dudağının kenarını temizleyip parmaklarını yalarken Kuzey onu kol altlarından tutarak kucağına kaldırdı ve Reva göğsüne yaslandığı an temizlediği parmaklarını adamın gömleğine yasladı.

OKUMAYA

DEVAM

EDEBİLİRSİNİZ!

-Hâlâ istiyor musun?" Parmakları yine oraya kayar gibi olunca Kuzey hemen engel oldu ve boxerını yukarı çekti. Arabada daha fazla dağılmamalıydı, yoksa hiç yola çıkamayacaklardı. Hem de saatlerce.

-Reva, bu muhteşemdi." Yüzü yakınında olan kızı hızla kendine çekerken, onun iri elini bileğinden tutarak öpüşüne karşılık verdi Reva. Kısa ama tutkulu bir öpücüktü.

-Biliyorum." Dedi kendinden emin bir sesle. "Tadın hiç fena değil." Sanki dudaklarında hala ıslaklık varmış gibi parmak uçlarını kızın dudaklarına sürttü.

-Böyle konuşma." Reva, mırıldanırken dizlerini biraz daha kırıp kucağına iyice yerleşmesini sağladı. "Böyle konuştukça daha fena oluyor." Söylediği onu eğlendirmiş olacak ki neşeli bir kahkaha attı sarışın. Eli Kuzey'in boynunda yer almış, saçlarını okşamaya başlamıştı bile.

-Bu mahvettiğin ikinci elbisem Karayev." derken yakasındaki ıslaklığı gösteriyordu. "Bana iki elbise borçlusun."

-Benimleyken elbise giymemen gerektiğinin işareti, Devran." Reva'nın tebessümü yerini tutkulu bir hâle bırakırken engel oldu Kuzey. "Eve gitmemiz lazım. En yakın eve."

-Bana gidelim." Genç adam kafasıyla onayladığında kapıyı açmıştı ki cık cıkladı Karayev.

-Sen arkada kal." Reva'yı koltuğa yerleştirip fermuarı çekti ve kemerinin tokasını taktı. "Kaza yapmadan gidelim." İmasına karşı gülen kızı arkada bırakıp öne yerleştiğinde, Reva, elini arkadan öne doğru getirip Kuzey'in göğsünde gezdirdi elini.

-Ya uslu durmak istemezsem..." kemerini bağlayıp arabayı çalıştırırken başını sağa doğru çevirerek onunla göz göze geldi genç adam.

-Kemerini tak ve arkana yaslan bebeğim." Sarışın alt dudağını ısırıp gülerek arkasına yaslandığında kemerini takmış ama gözlerini Kuzey'den ayırmamıştı. Yolda durdukları esnalarda onunla göz göze gelen Kuzey, dağılmış silik rujuna, kabaran sarı saçlarına ve parlayan gözlerine baktıkça farklı fikirlere kapılmamak için kendi kendine lisede öğrendiği silah türlerini sayarken, Reva da onu zora sokacak -bacaklarını açarak öne doğru uzatmak, iyice yayılmak ve koltuğa ara ara sürtünmek gibi- şeyleri yapıyordu. Sanki bir saat önce onu reddeden kendisi değilmiş gibi...

Bu kadın manyağın tekiydi ve Kuzey yine o anlarda gerçekten yaşadığını hissediyordu.

•••

Karayev, şarabı bardaklara doldururken çalan kapıya karşı bir an tepkisiz kaldı ancak yine çalınca Reva'nın duştan hemen çıkmayacağını hesaba katarak mutfaktan çıkmak zorunda kaldı. Kız, elbisesini değiştirip rahatlamak için bir duş almaya gitmişti ve Karayev'e şarabın yerini söylemişti ancak kapıyı açtığı an gördüğü görüntü bu hayale bir balta gibi indi.

-Reva? O yok muydu acaba?" Karşısındaki orta yaşlarda kadın, kucağında bir bebek ve yanında çocukla kapıda dikilirken Kuzey başta cevap bile vermeyecekti -insanlarla iletişim kurmayı sevmiyordu- ancak sonra kendisinden başka cevaplayacak adamı olmadığı için konuştu.

-Duşta." Evet, sadece "duşta." Derin nefes alan kadın rahatlayarak boştaki eliyle yanındaki ufaklığı Kuzey'e doğru nazikçe iteledi.

-Çok teşekkürler." Ne? Ne için teşekkür ediyordu bu böyle?! "Arya hastalandı bayağı ateşi çıktı da, babası yurt dışında çocuğu bırakabileceğim bir yer yok. Reva'ya iletirseniz sevinirim." Arya kimdi? Şu tuhaf ve el kadar bile olmayan bebek mi? Allah'ım, o şey... O şey, nasıl nefes alıyordu? Bebeklerin ne kadar ürkütücü göründüğünü unutmuştu Kuzey.

Şuna baksana... Sessizce yerinde yatıyor, ateşlenerek bu koca kadını endişelendiriyor, daha konuşamıyor ancak tuhaf sesler çıkarıyordu.

Gözlerini hafifçe aralayıp Kuzeyle göz göze gelirken, adam hemen gözlerini çekti ondan. O tuhaf şey kendisine mi bakmıştı? Hayda...

-Ne istiyorsunuz yani?" Kadın hayretle kirpiklerini kırpıştırırken, bir süre ne diyeceğini bilemedi ancak Arya ağlayınca onu omzuna yatırıp makineli tüfek gibi konuşmaya başladı.

-Birkaç saat Batu burada kalabilir mi?" Batu, Kuzey'e aldırmadan, onun bacağına çarparak içeri girdiğinde kadın rahatladı, neyse ki oğlu kapıdaki bu tuhaf iri adamdan daha girişkendi! "Hemen dönmeye çalışırım, iyi günler." Diyerek asansöre koşturdu. Kardelen Hanım, bu apartmanda Reva'ya eleştiren gözlerle bakmayan tek kadındı. Hatta apartmanda dövmesi olan ikinci ve son kadın da oydu. Devranları tanıdığı için Revayla da kızla birkaç sene önce tanışmıştı ve onun içindeki iyiliği, dövmelerin sardığı o herkesi ürküten bedenin içindeki altın kalbi görebiliyordu.

Anlaşılan içeride bağırışan bu ufaklık da onunla hayli zaman geçirmişti.

-Revaaaaaaa!" Salonda da bağırınca kızı göremeyen ufaklık arkasını dönmüştü ki Kuzey'in bacağına çarparak geriledi. Başını ona doğru kaldırıp çarptığı başını ovalayarak kirpiklerini kırpıştırırken, genç adam da ona bir uzaylı gibi bakıyordu. "Reva nerede?!" Tiz sesi Kuzey'in kulağını tırmalayıp, prezervatiflerin ne kadar önemli olduğunu hatırlatırken; bücür, cevap alamayınca yanından geçip gidecekti ki eğilerek tişörtün ense kısmından nazikçe tuttu genç adam.

-Duşta." tek kelimeyle onu durdururken, başını kendisine çevirdiği anda çocuğu bırakarak doğruldu Karayev.

-Ya...Şey, televizyon izleyebilir miyim o gelene kadar?" Sanki duyacağı şey hayatı buna bağlıymış da onun ellerindeymiş gibi yeşil gözleriyle uzun uzun bakınca kafa sallamak dışında başka bir şey yapmadı.

Ve Batu, kod adıyla canavar, yine binbir gürültü çıkararak kanepeye ilerledi, zıplayarak yastıkları hoplatacak şekilde oturdu. Üstlerinin son derece muazzam ve temiz olmasına rağmen biraz hareketli ve yaramaz görünüyordu. Televizyonu açtığında, mecburen onun yanında oturmak zorunda kalan -çünkü bu haşere zıplarken can masaya düşüp ölürse üzerine kalırdı- Kuzey'e baktı.

-Sen de kimsin?" Son sorduğu soru, ilk sorması gereken şeydi.

-Bu seni ilgilendirmez, haşere." Karayev'in yanıtına karşı gözlerini kocaman açtı.

-Haşere mi? O böceklere denmiyor mu?" Karayev tek kaşını kaldırarak kendisine bakınca sırıttı. "Bizim örrtttmenimiz de bize böceğim diyor." Kumandayı onun elinden çekerek bir çocuk kanalı açtı ve sesini de -özellikle- neredeyse son seviyeye getirirken söylendi.

-Tamam." Batu, çizgi filmle ilgilenmiş görünüyordu neyse ki.

Çocuklarla arası sahiden iyi değildi, şuan bile koltukta oturmak değil sırf Batuyla konuşmamak için mutfağa falan gitmek istiyordu. Çünkü çenebaz bir tipti ve...

-Eee... En sevdiğin renk ne?!" Al işte. Kuzey, cevap vermeyince daha yüksek sesle söyledi. "EN SEVDİĞİN RENK NEEÖÖ?" Sırf onu susturmak için televizyondaki aptal çizgi filme bakarak yanıtladı adam.

-Sessizlik." Batu, sanki en komik şeyi duymuş gibi gülmekten kırılırken Kuzey kaşlarını çatarak ona döndü.

-Sen çok komiksiiiiğn!" Komik mi? Eğer yaptığı şeyleri duysa korkudan altına işerdi bu ufaklık.

-Sen de çok konuşuyorsun, velet." Ne söylerse söylesin çocuk hala sırıtıyordu. Ne sinir bozucu biriydi böyle! Küçük insanları niye sevmediğini hatırlatıyordu Kuzey'e. Ne korkuları vardı ne çekinceleri... Çok konuşmak da üzerine eklenince...

-Çok konuşmak kötü bir şey mii?" Gözlerini kısarak onun bacaklarını birbirine çırpan haline baktı. Otururken bile kurtluydu bu böcek.

-Evet." Koltukta adama doğru yanaştı, hiç korkup geri de çekilmemesi cabasıydı. Acaba kükrese ya da bağırsa köşesine sinip susar mıydı?

-Ama biraz konuşsak olma mı? Ben konuşmayı çooook seviyorum." Gözlerini devirdi ve kumandayı ortalarına bırakarak gözlerini kapattı Kuzey.

-Ben sevmiyorum." Bir hareketlilik hissediyordu ama ne...

-Nedeeeen?" Aniden Kuzey'in kucağına zıpladığında, dehşete kapılarak onu tek eliyle sanki parmak çocukmuşçasına kaldırıp koltukta uzağa doğru zarar vermeden yastığa attı genç adam. Bu sırada gözlerini de hayretle açmıştı tabii.

-Siktir..." ağzından kaçan küfüre karşı kirpiklerini kırpıştıran ufaklık meraklı iri gözlerini kıstı.

-

Siktir mi? O da ne demek?"

Reva komşusunun çocuğu yanında küfür etmesinden hoşlanmazdı büyük ihtimalle, bu yüzden kumandanın ucuyla alnını ovaladı Kuzey.

Velet, sınırlarını zorluyordu.

-Asla söylememen gereken bir şey, demek." Kıs kıs gülen bücür Kuzey'in bacağına ufak ellerini koyarak başını onun yüzüne doğru uzattı.

-Yani siktir diyemez miyiz? O kötü sözcüklere mi dahil?" Kafasını sallayan Karayev'e fısıldadı. "

Eğer senin bana kötü sözcük öğrettiğini söylersem Revaaaaaaaaa" eliyle onu gösterdi. "seniiiiiiii kovaaaar..."

-

Siktir oradan." İçinden kendine küfredip yüzünü sıvazlayınca yerinde tepinerek kahkaha attı, küçük. "Bu aramızda kalacak, yoksa senin dilini keserim, duydun mu?"

Tehditini ciddi bir yüz ifadesiyle yapsa da çocuk ufak omzunu silkti.

-

Hiçbir şeycikler olmaz, annem söyledi, beni yüce Allah koruyo..."

Haydaaa, bu da işe yaramıyordu! Kuzey artık hiç konuşmama kararı alarak arkasına yaslanırken, sormadan hızlıca içeri girdiği için göremediği çantasını yerden alıp kucağında açtı ve içinden ultra küçük bir kumaş çanta daha çıkardı. "Eğer benimle oynarsan senin siktir dediğini söylemem ama eğer oynamazsan yüz bin kere siktir derim!" Tehditine aldırmayan genç iyice yayıldı koltuğa kollarını göğsünde kavuştururken.

-İstediğini yap, yeter ki uzakta ol."

Ufaklıktan ses çıkmadı. Hatta aradan iki dakika geçince gözlerini biraz aralayarak onu kolaçan etti Kuzey.

Ve ortadaki masanın yanına, yere çöküp satranç tahtasına minik taşlarını dizerken öylece sessizleştiğini görünce canı çok sıkıldı.

Kendisi de hep yalnız olurdu, böyle oyunları kendi kendine oynardı.

Onun gibi ortadaki siyah masanın yanına çöküp Kuzey'in de halıya oturarak sırtını koltuğa yasladığını gören Batu kocaman sırıttı.

-Başla hadi." Çocuk ilk hamlesini yapılabilecek en öngörülen şekilde yaparken, Kuzey elini tahtaya uzattığı an dizleri üzerine kalktı. Böyle yapınca bile boyu masadan sadece biraz uzundu. Kuzey ise masayla koltuk arasına zor sığmış, bacaklarını kıvırıp ellerini dizlerine sarmıştı.

-İstersen sen neyi oynatmak istediğini söyle ben onu oynatayım." Dedi Kuzey'e, adam elini taşa sardığı an diğer taşlara çarparak düşürürken. "Ellerin büyük ya!"

-İyi. Sür şunu bakalım." Batu, dediğini yaptıktan sonra çenesini avucuna koyarak işaret parmağını yanağına şıp şıp vurunca göz devirdi. "Dünyayı kurtarmıyorsun, iki hamlede oyunu bitirmeyeceğine göre hızlı oyna biraz."

-Ama babam dedi ki satranç düşünme ve bekleme gerektirirmiş. Ben de düşüncemin gelmesini bekliyorum işte!" Yeşil gözlerini iri iri açarak Kuzey'e nasihat verir gibi konuşurken dik dik ona baktı adam. Ve neyse ki ufaklık biraz tırsarak oynamaya devam etti.

Ancak Kuzey ne kadar çabalarsa çabalasın onun hep daha berbat hamleler yaptığını görünce mecburen(!) çocuğu yendi ve taşını oynattı.

-Şah mat." Batu, hiçbir şey olmamış gibi piyonunu iteklerken Kuzey'in oynamaması sonucu başını kaldırdı.

-Niye oynamıyorsun? Şah mat ne?" Bu çocuk satranç biliyor muydu acaba? Reva, duyduğu sesler üzerine salon girişine gelmişti ki, onların yerde oturduğunu görünce kapıya sinerek başını uzattı.

-Seni yendim demek. Satrancı bildiğine emin misin?" Ufak tahtası, camdan yapılma taşları pek bir afilliydi, Batu oflayarak başını tahtaya yaslayınca sarı saçları kafasının üstüne doğru toplandı ve elmacık kemiklerindeki çiller göz önüne çıktı.

-Hayır, çok bilmiyorum aslında. Babam öğreteceğini söylemişti ama hiç vakti yok." Kuzey'in vezirini alıp tahtada zıplatmaya başladı oyuncakmış gibi. "Ben de videolarla öğrenemiyorum."

-Çok mu çalışıyor?" Kuzey'in kendisiyle konuşmasına şaşırdığı için ördeğe benzeyen ağzı biraz daha açıldı ama başını kaldırmamıştı. Dilini damağında şaklattı evet der gibi.

-Dediğine göre bizim daha iyi olmamız için çok çalışıyor ama ben onu çok özlüyorum. Annem de çok özlüyor." Yaşına kıyasla derin bir iç çekti. "Şimdi kardeşim de hastalandı. Satranç oynayamadığım için sen de artık oynamazsın ağabey." Kuzey'e ağabey demişti, tuhaf çocuk...

-Gel şuraya, hemen acındırdın kendini." Bacaklarından birini yana doğru uzatarak eliyle vurdu ve çocuğun hızla yerinden kalkıp yanına gelmesini sağladı. "Ben öğretirim, baban gelince onunla oynarsın." Aniden kucağına zıplayarak oturan çocuk ufak poposunu Kuzey'in bacağına kolaylıkla sığdırıp yumruğunu havaya dikti.

-Yuppiiii!" Sonra havaya kaldırdığı elini Kuzey'in boynuna sardı. "Sen de Reva kadar iyisin! Şimdi satranç öğrettiğine göre sen ve ben en iyi arkadaş yani kanka olabilir miyiz? Sana bro diyeyim mi? Yoksa ağabey kardeş mi oluyoruz? Biliyor musun ben hep ağabeyim olmasını istemiştim ama leylek annemle babama sadece beni vermiş. Ben çoook büyük bir krallıktan onlar için özel gelmişim, senin leyleğin nereden gelmiş?" Reva gülmemek için yanak içlerini ısırırken o konuştuğu sırada taşları dizen Kuzey parmağını uzattı ufaklığa.

-Eğer sessiz olursan, seni benim kadar iyi bir oyuncu yaparım. Ama konuşursan, gidersin." Batu, dudaklarını sımsıkı bastırıp bir şeyler söylerken boğuluyor gibi görünüyordu. "Ne diyorsun?" Aynı harekete devam edince iç çekti Karayev. "Konuş." Sanki o diyince ağzının fermuarı açılmış gibi nefesini "paaah" diye veren ufaklık ufak işaret parmağını Kuzey'in dövmesine batırdı.

-Bu ne? Dövme mi? Yaparken canın yandı mı?" Ufak parmaklarını dövmeye sürtüp etini mıncıkladı Kuzey'in. Yüzü öyle küçüktü ki Kuzey, kafasını bir mandalina gibi tutabilirdi.

-Hayır, acımadı." Batu yeşillerini muzipçe ona çevirdi.

-Siktir oradan!"

Reva, hızla yanlarına geldiğinde ağzından bir "hih" nidası çıktı.

-İnanamıyorum, ona siktir demeyi mi öğrettin?" Üzerinde sadece minicik havlu olması dışında hiçbir sorun yoktu. Karayev onu baştan aşağı soyar gibi incelerken Batu kucağından kalkıp kafasını deli gibi sağa sola sallafı. Kahkülleri alnına çarpıyordu.

-Hayıııır! O öğretmedi! Ben arkadaş olunca onun beynini okudum ve öğrendim!" Evet, 6 yaşındaki birine kıyasla söylenebilecek en temiz yalandı. Reva, ellerini beline koyup tek kaşını kaldırarak Batu'ya bakarken, yanakları kızaran ufaklık ellerini arkasına götürüp çaprazladı ve dayanamadı. "Amaa yaa! Neden geldin ki şimdi? Bir daha asla benimle konuşmicak!"

-Burası benim evim, gelmem sürpriz olmamalı." Yanlarına gelip çocuğun saçını karıştırırken Kuzey'e göz ucuyla baktı. Bacağından süzülen bir damlayı takip ediyordu siyahları. "Ayrıca, Kuzey ağabeyin seninle değil genel olarak herkesle konuşmaya kapalı. Ama merak etme, sana küsmez." Batu emin olmak ister gibi adamın yüzüne bakınca kafa salladı. "Buzdolabından çikolatalı sütünü al, sonra öğrenirsin oynamayı, hadi." Evayla Tutku için aldığı sütlerden kalmıştı ve ufaklık bunu duyunca kapıya kadar koşturdu ancak hemen ayağa kalkan Kuzey'e döndü.

-Sen de ister misin şey... Kuzey ağabey?" Adam başını sağa sola hayır anlamında sallarken çocuk koşarak uzaklaştığı anda arkasını dönen Reva'nın beline sardı elini.

-Şş... Dur, sen nereye?" Alt dudağını dişleyerek ona tatlı bir tebessüm yolladı kız.

-Bazen duşa giriyorum demek ve şarabın yerini söylemek, şarabı alıp yanıma gel demektir Karayev." Elini onun yanağına yerleştirerek kıkırdadı. "Ama Batu'yu tercih etmiş görünüyorsun." Kuzey'in yüz ifadesine kahkaha atarken, adam başını boyun girintisine doğru soktu. Duş jelinin ve kendine has kokusunun birleşimi...

-Başımı ağrıttı." Ona inanmadığını haykıran yeşillerini, başını geri çekerek boynuna giren adama dikti Reva.

-Yalan söyleme, ondan hoşlandın." Parmakları sakallarında gezindi. "Kucağında oturanın ben olmasını tercih ederim ama...onu sevdin. Zaman geçirmeniz hoşuma gitti Karayev. Şimdiki sana olmasa bile, küçük Kuzey'e iyi geldi." Söylediği şeye karşın, dudaklarını, onun kulağının hemen altına yasladı genç adam.

Küçük Kuzey. Onu unutmuştu ancak o ufaklık çok kalın parmaklıkların ardında geçmişe hapisti. Veletle zaman geçiren şimdiki Kuzey değildi, yalnız olan eski ufaklık Kuzeydi.

Reva'nın, gerçekleri öğrendiği günün gecesinde, parmaklıkları aşarak gördüğü Kuzey...

-Diğer küçük Kuzey'i bekliyordum aslında." İşte Reva'nın duygusal yorumu ardından gelen edepsiz cümlesi. Karayev dudağının bir köşesini kıvırırken kızın yüzüne düşen ıslak saçını ittirdi.

-Ben de o Reva'yı bulacağım biliyorsun değil mi?" Kızın yüzündeki gülümseme yerini gerginliğe bırakırken, kulağına fısıldadı. "O küçük sarışını, bulacağım."

Ve onu bulduğunda, Reva'nın kalbine erişmiş olacaktı.

•✦ ✧PUSULA - Bölüm Sonu ✦ ✧•

600 Yıldız&Yorum istiyorum. Yine yine yine. Okuyanlar, lütfen basınız şu yıldıza.

Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM; tutkudevran

Kuzey instagram> @kuzeykarayev

Reva instagram> @revadevran

Sevin,sevilin. ❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.