İçeriğe geç

PUSULA

Bölüm 20 · 19 dk okuma

PUSULA

Bölüm 20

1.9: “Kutup Yıldızı”

YILDIZLAMAYI,

Y

I

L

D

I

Z

L

A

M

A

Y

I,

🌟🌟🌟🌟

Bol bol satır arası yorumları unutmayın artık ✨

Bu bölüüüüm, geçen bölüm 1K yorum dolduran tüm kutup yıldızlarına ithaf edilmiştir! Yorumlarınıza, tepkilerinizi dile döküşünüze bayılıyoruuum... Bu yolun sonuna kadar beraber gitmek dileğiyle. (Önümüzdeki 3 bölüme ithaf alan 12 kişiyi bu bölümdeki yorumların sırasına göre böleceğim.) Keyifli okumalar!

3.GÖZ

Kuzey'in gözlerinden geçenleri anlamak, Reva için buraya girmekten daha zor ve korkutucuydu. Sanki mümkünmüş gibi daha da siyahlaşmıştı gözbebekleri kızı görünce, ama sonra değersiz bir detaya takılmış gibi arkasını döndü ve eline geçirdiği at figürü aksesuarı alıp içki dolabına fırlattı. Yıkıp yakmaya kaldığı yerden devam ediyordu. Cam parçalanarak yere düşerken rafı da kırmış içkilerin neredeyse hepsini paramparça yapmıştı.

Şaraplar yere süzülüp cam parçalarıyla birleşirken parlıyor, ay ışığının altında bu kusursuz ve kırgın güzellik Kuzey'in içini anımsatıyordu Reva'ya.

-Kuzey..." adamın arkası dönüktü, yüzünü göremiyordu ve vücudu karanlıkta belirgin bir silüet gibi görünüyordu sadece. Allah'tan bahçe aydınlatmaları vardı da ormanda kapkaranlıkta kalma düşüncesiyle içi daha da sıkışmamıştı Reva'nın.

-Reva, git." Sesindeki pürüz, kızın boğazına oturan yumrunun baş kaynağıydı. Ona doğru bir adım attığında Kuzey daha yüksek sesle konuştu. "Git dedim, Reva. Çık git, beni yalnız bırak." Sesi odada yankılanırken onun bu kalın ses tonundaki çatlamayı duymuştu kız.

Yoksa... Ağlıyor muydu?

Yeşilleri saniyeler içinde dolarken burnu sızladı, hemen onun yanına gittiğinde sağ elini Kuzey'in geniş sırtına yerleştirdi, her kası kasılmıştı. Öyle ki demire dokunuyormuş gibi hissetti, sanki bu etin altında kaburga ve onun altında atan, acıyan bir kalp yokmuş gibi... Buzdan bir heykelmiş gibi...

-Babam, ağlamak utanılacak bir şey değil demişti." Sesi oldukça sakin ve manipüle edebilecek kadar tesirliydi. "Seninle ağlarsam, utanmayıp yüzünü bana döner misin?" Kuzey, cevap vermediği gibi ona da dönmedi. Ama Reva onu görmek için önüne geçecek gibi olduğunda kolunu önüne doğru kaldırarak kızın yanından geçip önüne gelmesini engelledi.

-Bana acıyamazsın." Sesindeki o pürüzün yerini katı bir güç almıştı. "Tanıdık geldi mi?" Yüzünü omzu üzerinden kıza çevirirken, bir kaşı da kalkmıştı. "Bana acıyamazsın Reva, benim kimseye ihtiyacım yok. Şimdi defol git." Sözleri ağır ve inciticiydi, özellikle yapıyordu Reva'yı böyle kışkırtıp gitmesini sağlamak için. Kışkırttı da ama kız gitmeye niyetli değildi.

-Sen bana emir veremezsin!" Reva da sesini yükseltince, Kuzey ıslak yanaklarındaki şeffaf damlalara rağmen alayla güldü. "Ben ancak istersem buradan giderim!" İşte şimdi onu sinirlendirmişti, elindeki vazoyu fırlatıp duvarda parçalarken kükredi adam.

-Kim seni çağırdı lan? Kim buraya gel dedi?! Benim evimdesin ve ben sana git diyorum! Ne senin ne de o sikik herifin acımasına ihtiyacım yok!" Öyle bağırıyordu ki, Reva onun kükreyişinin dalgalanmasını tüm yüzünde hisseder gibi oldu. Öfkesini, canının yandığını, kırgınlığını...

-Kimse beni çağırmadı, evet! Buna gerek de yok! Ben istedim ve geldim." Kuzey inanamaz gibi kafasını sağa sola sallayarak yanından uzaklaşırken, gitmesine izin vermeden koşarak önüne geçti Reva. "Sana acıdığım da yok! Sadece şuan yalnız kalmanı istemiyorum!" Genç adam yanındaki sehpaya bir tekme geçirerek uçururken, gözlerini yumarak sakinleşmeye çalıştı Reva. Eh, o da bağırınca pek iyi gelmiyordu Kuzey'in öfkesine sanki...

-Yarım saat önce bana öfkeliydin, benden nefret ediyordun! Şimdi acıdığın için kalmadığına inanmamı mı bekliyorsun Devran?" Silahını çıkardığında gözündeki delilik yüzünden alnına bir kurşun yiyeceğini düşünür gibi oldu Reva ama Kuzey bir camı daha indirmişti. Salon artık her yerden çırılçıplak kalmıştı. Hızını alamayıp Paris'ten satın aldığı tabloyu delik deşik ettiğinde şarjörü biten silaha küfrederek köşeye fırlattı.

-Sana değil Efran'a acıyorum asıl, öfkesine böyle yenildiği için." Kuzey'in siyah gözleri yeniden kendisine çevrildi. "Ama evet, sana da hala çok kızgınım. Hayatıma burnunu sokmak senin haddin değil. Şuan gitmememdeki tek neden sen de hastanede benim yanımda olduğun için ödeşmek..." bahçedeki ışıklar aniden sönerken şaşkınlıkla "hih" diye bir ses çıkardı Reva.

Şimdi kapkaranlıktı her yer... Vücutlarına çarpan ıslıklı rüzgar... Yaprak hışırtıları...

Kuzey, kısık sesle küfür mırıldanırken, demin sıktığı kurşunlardan birinin bahçe aydınlatmasına geleceğini ve sistemi patlatacağını hesap edemediği için kendine kızdı. Reva'nın sessizliği kaşlarını çatmasına neden olurken aklına gelen detay, vücudundaki o öfkenin kara bir delikten dışarı oluk oluk akmasını sağlamıştı.

Orman,

karanlık,

Reva...

-Gel buraya." Kızı kolundan çekip göğsüne yaslarken yumruğunu onun kalbinin üstüne vurdu Reva.

-Bırak beni, senin acımana ihtiyacım yok!" Dedi taklit eder gibi. Bunu söylüyordu ama Kuzey'in kendisine sarılmasının hoşuna gittiğini inkar edemezdi. Kollarında, güvende hissediyordu. Özellikle ormanın ve karanlığın birleşince onu ne kadar gerdiği düşünülürse...

-Acıma olayını bir kenara bırakmamız gerekiyor ikimizin de." Sesinde olgunluğa göz devirdi Reva. Bir süre öyle kalırken, yumruk yaptığı elini açıp göğsünden yukarı tırmandı ve Kuzey'in yanağına dokundu. Başparmağı gözaltını okşarken ıslaklığını hissetmişti. Haklıydı işte, ağlamıştı... Ağlarken bile kusursuz görünmesi sinir bozucuydu. Genç adam başını çekmek ister gibi olunca parmaklarını bu sefer sakallarına indirdi ve okşadı. "Neden buradasın Reva?" Sesi öyle hoş ve toktu ki, sabaha kadar konuşsa dinlenebilirdi.

-Şuan olmak istediğim yer burası." Dedi tüm dürüstlüğüyle. Gözlerini ona çevirdi ve bu karanlıkta bile parlayan yeşilleri Kuzey'in geceden kara gözleriyle buluştu.

-Burada olmanı istemiyorum. Çevreme zarar veriyorum." Reva, salona şöyle bir bakındı. Tek sağlam şey koltuklar kalmıştı. Zavallı berjer bile ayağı kırık öylece yerdeydi gerçi.

-Evet, fark ettim." diye mırıldandı sevimli bir bilmişlikle. Omuzlarını kaldırıp indirirken yeşillerini yeniden Kuzey'e çevirmişti. "Ama ben zarar görmekten hiç korkmuyorum Karayev." Kuzey, onu yavaşça bırakırken uzaklaşacağını zanneden Reva'yı yanıltarak bileğini tuttu. Salonun yemek için ayrılan bölümüne uzanan dört basamaklık merdivenlerin dibine hemen çökerken, Reva'yı da kendine doğru çekti ve bacaklarını onun iki yanına koyarak kucağına oturdu kız.

-Beni sakinleştirmen sinirimi bozuyor." Şeklinde bir itirafta bulundu Karayev. "Şuan iyi değilim ve..." Reva, iç çekerek onun cümlesini kesti.

-Bir şeyleri yıkmak da içinde yıkılanları gizlemeyecek Kuzey." Ellerini onun yüzüne çıkardı, siyah ojeli parmakları Kuzey'in gözleriyle uyum içindeydi. "Sakinleşmen daha iyi, yoksa öfken seni çok yıpratacak." Genç adam gözlerini ondan çekerek ay ışığıyla anca bir iki obje seçilen salonda gezdirdi. Reva da ellerini onun omuzlarına indirmişti.

-Lale'nin benden neden nefret ettiğini daha iyi anlıyorum artık. Bu da bir şey sayılır." Sesi çok duygusuz ve düzdü ama altındaki üzüntüyü hissetti kız, nasıl hissetmesindi ki? Kim bu gerçeği kolayca kaldırabilirdi? "Efran haklıydı. Küçükken onun dikkatini çekmek için her şeyi yapmıştım. Bana iğne yapsın diye hasta bile olmuştum." Reva'ya açıklamak ister gibi ekledi. "Lale, iyi bir hemşireydi." Kızın kaşları havalandı, başkalarını aşılarla iyileştiren kadın bir tek oğlunu iyileştiremiyordu. Ne acı. "Ama yapmadı. O zaman, beni seveceği ihtimalinden vazgeçmeliydim. Eğer imkansız olduğunu bilseydim..." derin bir nefes alırken Reva'nın parmakları altındaki omuzları kalkıp inmişti.

Kız elini yavaşça kaydırıp ensesine, oradan da saçlarına dokundu, siyah tutamları yavaşça okşarken kucağında biraz kaydı dizleri üzerinde hafifçe doğruldu ve Kuzey'in kafasını göğsüne yaslamasını sağladı.

İteceğini göze alarak yapmıştı ama güçlü eli ince beline kabullenişle sarıldı.

Bunu beklememişti Kuzey ve bu şefkat içinde acıma barındırmayan, saf bir şefkatti. Tatması çok zevkli olan ve Reva'nın beklenmeyen bir yüzünü gösteren türden...

-İkimiz de bizi sevmeyen anneler için fazla uğraştık desene..." uzun parmakları tutamların dibini okşuyor, hafifçe çekiyor, aşağı yukarı hareketleriyle adamı rahatlatıyordu. Kuzey, burnunu onun boynuna yaklaştırırken yeşillerini kapattı Reva. Adamın vücudunun sıcaklığını hissediyordu sadece esen rüzgara rağmen, bu zifiri karanlıkta bile onun yanındaydı. "Efran'ı öpme nedenim, bende eskisi gibi olup olmadığını görmekti." Konunun seyrini değiştirirken, Kuzey'in kaşlarının çatıldığını görmedi ama resmen hissetti. Artık onu tanıyordu. "Annemin sevgisizliğinden ve yaşadığım..." dili bir anlık tutulurken üzerinden attı bu durumu, duraksayan parmakları da hareketine kaldığı yerden devam etti. "Şeyden sonra...Efran bana iyi gelmişti."

O an aklına gelen detay da bu cümleyle birleşti zihninde. Efranla Reva'nın kollarındaki yılan dövmeleri bile birebir aynıydı. Gerçekten Reva'da iz bırakmıştı.

Buna şaşırmadı Kuzey, Efran çoğu insanı kendine hayran bırakırdı. Kadın erkek fark etmezdi, ondaki şeytan tüyü cinsiyet ayırmıyordu. Kadınlar bir ortamda Efran'a çok çabuk çekilirdi, çünkü Kuzey gibi birinin buz suratıyla uğraşmaktansa Efran'ın sevimli gülümsemesi ve sıcak kişiliği daha iyiydi onlar için.

Hepsi Kuzey'i arzulayabilirdi ama hep Efran'a aşık olurlardı.

-Eski halimi tanısan benden haz etmezdin Karayev. Hoş, şimdi ediyor musun bilmiyorum... Ama seksten, yüksekten, ilişkilerden, sevgiden, hızdan, adrenalinden yani beni hayatta hissettiren her şeyden çok fazla korkardım." Korkak bir Reva? Bunu hayal etmesi cidden zordu işte. Elinin hareketi bu sefer siyah saçlarının daha üst taraflarına çıkarken Kuzey'e daha da yaklaştı. Artık boynunda onun yüzünü tamamen hissedebiliyordu. "Efran, korkularımı aşmamı sağlamıştı. Beni bırakıp gitse de, eskisi gibi hissedip hissetmediğimi görmek için onu öptüm. Sonra sen geldin..."

Kuzey geri çekilerek onunla burun buruna geldi. Reva'nın yeşilleri önce onun dudaklarına sonra gözlerine kaymıştı.

-Bunları bana neden anlatıyorsun?" İki eli de adamın ensesinde birleşirken, başparmakları Kuzey'in boynunu iki yandan okşamaya başladı.

-Asla aynı hissettirmeyeceğini, şimdi, bunun önemsiz olmadığını bil diye."

Cümlesi biter bitmez Kuzey'in dudaklarına dudaklarını bastırırken, oldukça hırçındı. Tırnakları adamın boynuna batarken, ellerini onun beline yerleştirerek kızı hızla kucağına oturtup karşılık verdi delikanlı.

Kalçası erkekliğine sürttüğü anda dilleri de buluşurken, Reva'nın öpüşündeki vahşilik, şuan içindekileri yansıtıyordu sanki... Aynı açlık ve sertlikle onun öpücüğüne karşılık verirken geriye doğru yaslandı merdivenlerde Kuzey.

Tırnakları adamın ensesinden göğsüne doğru gelirken kat ettiği yolları çizdi, iliklenmiş düğmeye geldiği anda da gömleğin iki yakasını kavrayıp iki yana doğru aniden çekti ve kopan düğmeler zeminde ses çıkarırken inleyerek dilini onun ağzına soktu Reva.

İkisi de tüm tutkusunu, öfkesini, kırgınlığını bu arsız öpücükle dışarı aktarıyordu adeta. Reva, kucağında hırçın bir dalga gibi yükselip alçalırken, ellerinden birini onun göğsüne çıkarıp tişörtü üzerinden avuçladı Kuzey.

Aynı anda ellerini göğsüne bastıran kız yüzünden merdivendeki bir cam parçası beline batmıştı. Bunun acısını sadece kızın alt dudağını dişleri arasına alarak yok ederken, onun dişlerinden kurtardığı dudağını adamın boynuna yasladı Reva.

Bu teması engelleyen sarı saçları eliyle tuttu Kuzey boynunu Reva'ya açarken. Önce onun dudaklarını ve beraberinde dilini hissettiğinde iyice yaslandı ve cam parçası beline biraz daha battı. Haz ve acı, birbirine karışmıştı.

Sarışın ise onun kokusunun etkisiyle gözlerini kapattı, çünkü gerçekten çok beğenmişti. Evet gömleğinden gelen bir Acar Devran parfümü gerçeği vardı ama boynundaki koku apayrıydı. Duş jeliyle karışık ten kokusu, çok çekiciydi. Dişleriyle boynunu ısırırken, kendini ona daha çok sürttü.

Tutunmak ister gibi sırtına doğru götürdüğü eli adama saplanan cam parçasına değerek kesildiğinde anlık bir refleksle geri çekildi ve Kuzey onun niye çekildiği sırtından çıkan sivri camla anlarken hızla ince bileğini tuttu.

-Siktir, çok kestin mi?" İkisi de nefes nefeseydi ve kesik Reva'nın çok da umrunda değildi. Kuzey'in dudaklarına ıslak ve hoş bir öpücük kondurup elini çekmeye çalıştı.

-Önemli değil." Ama ona laf anlatmak imkansızdı, kızı kucağından kaldırmadan onunla beraber yerinden kalkıp salonun çıkışına doğru ilerledi ve sıkıntılı bir nefes aldı. "Umarım yatak odasına gidiyoruzdur." mutfak kapısından girdiklerinde adamın kulağına fısıldadı. "Mutfakta mı yapacağız?" Kuzey, onu tezgahın üzerine oturtup ışığı açtı ve dağılmış haline bakmadan köşedeki dolaba ilerledi.

-Aklıma şöyle fikirler sokma, Reva." Sarışın içtenlikle gülümsediğinde -on beş dakika önce ağlamaları gerçeğini yok sayarak - Kuzey çıkardığı yara bandıyla yanına geldi. Janset çok sakardı ve sık sık kendini yaraladığı için bir dolap dolusu yara bandı vardı.

-Önemli bir kesik değil, cidden." Kuzey söylediğine aldırmadan ince parmağını eline aldı ve dikkatle sarıp bandı iyice kesiğe bastırdı. "Ben de sırtına bakacağım o zaman." Elini ondan kurtarıp önü açık gömleği adama sormadan sırtından sıyırırken, alt dudağını dişledi Reva. Gerçekten de Kuzey'in iradesini bilmese onu bu vücudu için bile tahrik etmeye çalışırdı ama dünyanın en iradeli ve en sinir bozucu eski teğmeni olduğundan olsa gerek sonuca ulaşamaz, kendini daha da bu fikre yükselttiğiyle kalırdı.

Cam ciddi bir şekilde batmıştı, öyle ki bir miktar kan sızmıştı bile. Kopardığı kağıt havluyla önce orayı temizledi ve sonrasında dolaba ilerledi Reva da. Ama Kuzey'in dikkatini çekmeyen bir şey kendi dikkatini çekti.

Renkli yara bantları.

Gülmemeye çalışarak birini kopardı ve adamın arkasına geçti, Kuzey sessizce onun paketi yırtışını dinlerken, Reva pembe bandı onun kesiği üzerine yapıştırıp güldü.

Eh, bu ürkütücü bir dinazorun boynuna pembe şal takmak gibiydi!

-Bitti mi?" Cevap vermek yerine dudaklarını Kuzey'in sırtına yaslayıp "hıhı" diyerek mırıldanmıştı. Belinden öne doğru kaydırarak getirdiği elleri adamın göğüs kaslarında tüy gibi dolaşırken tıslar gibi bir nefes aldı Kuzey. "Reva, yapma." Vücudunu tamamen sırtına yaslarken dilini adamın omurunda gezdirdi Reva. Kuzey onun bileğini kavrayarak çekti ve arkasını dönerek kızla yüz yüze geldi. Elini Reva'nın beyaz narin boynuna sararken kızla kendi yerini değiştirdi ve böylelikle tezgaha kalçası yaslandı kızın.

İkisinin de gözlerinde tutkunun getirdiği bir ışık vardı.

-Delirtme beni." Başını ona doğru iyice kaldırarak yeşillerini kırpmadan inatlaşırcasına adama baktı Reva.

-Delirsene..." onunla uğraşmak gerçekten zordu. Şuan sinirli ve tamamen yıkık durumdaydı ama bu manyak kız tüm sorunlarına bir de şişik organını eklemişti! Öyle ki bu kadar üzgünken azacak kadar dengesiz olduğu için kendine de kızdı.

-Seni evine bıraksam iyi olur." Reva, kaşlarını aniden çatarak onu göğsünden ittirince yanlış bir şey söyleyip söylemediğini tarttı ama bu gayet doğruydu. Kızı kendi iç hesaplaşmalarının ortasında daha fazla bırakmak istemiyordu, özellikle o bu kadar çekici kendisi bu kadar dengesizken.

-Ben gitmek istersem giderim zaten." Dedi kız kollarını göğsünde kavuştururken. Basit bir şeymiş gibi de ekledi. "Bu gece burada kalacağım." Kuzey şaşırmıştı işte, kaşları çatılmak yerine havalanırken bir süre ne diyeceğini bilemedi. Eliyle ensesini sıvazladı, etrafına bakındı.

Bu eve annesi, annesinin yardımcısı, doktoru ve Janset harici hiçbir kadını eşikten içeri sokmamıştı. Lale harici kimse de bu evde kalmamıştı.

Reva'nın son derece kararlı bir şekilde hala çatık kaşlarla kendisine baktığını görünce kafa salladı mecburen.

-O zaman kalacağın odayı göstereyim." Mutfaktan birlikte çıktıklarında yürüdükleri merdiven neyse ki aydınlanmıştı. Reva, alnında kavis oluşturan kaşlarıyla onun bir adım gerisinden gelirken Kuzey ilk kattaki misafir odasının önüne geldikleri anda kenara çekildi ve eliyle kapıyı gösterdi. Ama Reva içeri girmek bir yana uzakta, merdivenlerin başında durmuş bir ayağını yere vurup duruyordu sinirini belli edercesine. "Aklını okuyamam Devran, söyle."

-Ben bu aptal ormana gelip koskoca evde kalıyorsam..." kollarını iki yanına indirip adamın yanına geldi ve işaret parmağını -kesilen ve yara bandı takılan parmağıydı- batıra batıra konuştu. "Kendi odanı bana açacaksın Karayev!" Emrivaki tonunun altındaki haklı sinir Kuzey'in iç çekmesine neden oldu.

Öğrendiği gerçeği hala şimdiki Reva'ya o kadar uyuşturamıyordu ki, aklından çıkıp duruyordu. Doğru ya, ormanda, bir evde tek başına odada kalacak hali yoktu!

Gözlerini kapattığında Reva'nın hayali çığlıklarına annesininki eklenirken tahammülsüz bir sesle mırıldandı.

-Gel benimle." Kızı bileğinden tutup merdivenleri çıkarken, Reva da onun adımlarına yetişip hızlı hızlı tırmanıyordu. Bu iyi olmuştu işte, aslında gayet de yalnız uyuyabilirdi, uyuyamasa bile arkasını ormana dönüp gözlerini kapardı ama amacı Kuzey'i yalnız bırakmamaktı. Geçmiş kartını kullanarak adamın yumuşak karnını bulmuştu.

En üst kata geldiklerinde -her yerin cam olması ve kapkaranlık ormanı görüp durmak biraz sinir bozucuydu- Kuzey adımlarını yavaşlattı ve ağır ağır götürdü onu koridor sonuna.

Siyah kapıyı açıp, kızı içeri sokar sokmaz kapatırken, Reva bileğini kurtarıp geldikleri odayı inceledi.

Vay be.

Kuzey Karayev bir oda olsa, bu oda olurdu ancak.

Aynasının kenarları bile mat ve simsiyahtı, giysi odasına açılan bir siyah sürgülü kapı vardı ama sürgüsü sonuna kadar açıktı. Kuzey oraya gidip gözden kaybolduğunda halıyı bile inceledi Reva. Ayakkabılarını ve çoraplarını köşeye çıkarıp çıplak ayaklarıyla odada ilerlerken, boydan boya cam olan yerden ormanın ötesindeki İstanbul'un ucunu biraz görür gibi oldu. Şehrin ışıkları çok uzak da olsa kendisine göz kırpıyordu.

Parmak uçlarını camın üzerine koyarken, soğukluğu tüylerini havalandırdı. Yeşilleri siyahla bezenmiş odanın ne kadar ferah olduğunu gördükçe hayrete düşüyordu, biraz olsun aydınlanınca oda, Kuzey'in tepedeki mavi ledleri açtığını fark etti.

Vay be. Daha da güzelleşmişti sanki her yer...

Başını çevirdiğinde yatağın hemen yanında duruyordu Kuzey, altındaki kumaş pantolonu çıkarmış bunun yerine siyah bir eşofman altı giymişti. Reva, sessizce onun uzattığı elindeki beyaz tişörtü alıp yatağa koydu ve üzerindeki tişörtü sıyırdı.

Kuzey, bakışlarını kaçırdı. Siyah dantelli sütyen Reva'ya yasak olsa hiç fena olmazdı hani...

-Gördüğün hoşuna mı gitti Karayev?" Dedi keyifli bir ses tonuyla. Kuzey'in tişörtünü üzerine geçirip altındaki şortun düğmesine parmaklarını taktı ve fermuarı yavaşça indirdi. Gözlerini ona çevirmemek için çaba sarf eden genç adam yanına gelip çıkardığı tişörtü yatağın üstünden alırken, Reva ayaklarının dibine düşen şortu da onun önüne ayak parmak ucuyla fırlatır gibi attı.

Bu hareketten sonra şortu alır almaz başını ona kaldıran Kuzey ne kadar güzel göründüğünü düşünmeden edemedi. Zayıf uzun bacakları beyaz tişörtün altından fışkırmıştı, yakası geniş tişört bir omzunu açıkta bırakmış, yer yer çıkan saç tellerine de ev sahipliği yapmıştı. Yeşillerindeki kendinden emin tavıra dudak kıvırmak isterdi Karayev, ama bunu yapamayacak kadar yorgun ve doluydu kafası.

-Yatağın çok büyük." Reva, kalın siyah örtüyü kaldırıp aynı şekilde siyah olan çarşafın üzerine oturdu ve şişik yastığa yerleşirken yatağı kontrol etmek ister gibi zıpladı. "Rahat da bayağı." Kuzey, yanına geldiğinde adama bakmaya başlamıştı simsiyah yatağı izlemeyi bırakarak.

-Öyle." Sesi gergindi. Koyu gözlerini odada gezdiriyor, Reva'ya bakmaktan kaçınıyordu. Bunu anlayan kız ona doğru kaydı yatakta ve sıcaklığını hissedebileceği kadar yakınına geldiğinde durdu.

-İlk defa biriyle aynı yatakta yattığını düşüneceğim." Kuzey'in aksine kendi sesi imalı ve alaycıydı. Birlikte uyumuşlardı önceden sonuçta... Ama Karayev kendisine ciddi bir şekilde bakınca bu alay kırıntıları kayboldu.

-Bu evde hiç misafir ağırlamadım." Reva, bacaklarını kıvırarak biraz kendine doğru çekti ve ellerini dizlerine sardı.

-Ben ilkim yani, o yüzden gerginsin." Kuzey, başını ona kaydırır gibi olurken sıyrılan tişörtten gözüken siyah dantelli külodu yine sinirlerini bozmaya yetti. Onun bakışlarını fark eden Reva biraz daha vücuduna yaklaşınca açıklamak ister gibi masum bir sesle konuştu. "Soğuk biraz..."

Genç adam onu sağ eliyle kendine doğru çekerken sol eliyle de yatak başlığındaki bir düğmeye bastı. Bir aletin çalıştığını hissediyordu çünkü odaya sıcak hava girmeye başlamıştı ama tasarımdan dolayı göremiyordu Reva. Ormanın ortasında olduğu için herhalde hava şehir merkezine kıyasla oldukça soğuktu.

Elini onun göğsüne koyarak iyice sokulan kız sabrını test etmek ister gibi bacağını da kıvırarak Kuzey'in üzerine doğru attı.

-Kendini tutuyorsun değil mi?" Başını Kuzey'e doğru kaldırıp, tek kaşını kaldırdı. "Bana neden dokunmak istemiyorsun?" Hayretle koyu gözlerini ona çevirdi delikanlı, vücudunu hafifçe Reva'ya çevirirken, kızı kucağıyla yatak arasına alarak ona üstten bakmaya başladı.

-İstiyorum ama bunu yapmamda engeller var." Reva tam yaşadığı duygusal çöküntü için konuşacaktı ama Kuzey hiç beklemediği bir şey söyledi. Kulağına eğilerek o tok sesiyle mırıldandı. "Sana öylesine dokunmak istemiyorum. Seninle seviştikten sonra bunun devamı mutlaka gelmeli." Parmaklarını kızın yüzüne gelen saçlarını ittirmek için kullandı. "Sana istediğim zaman, istediğim yerde ulaşmalıyım." Ulaşmak kelimesini tahrik edici biçimde söylemişti. "Ne için olursa olsun, test etmek ya da zevk için bile olsa..." başparmağını kızın alt dudağında gezdirdi. "Başka biriyle öpüştüğünü görmemeliyim. O başkalarını boğazlamamalıyım." Burnunu kızın burnuna sürterken dudaklarına fısıldadı. "Bunlar bizi ayrılmaz yapar. Sen bunu istemezsin."

Reva istemsizce yutkunurken, Kuzey yeniden sırtüstü uzandı ve onu öylece düşünceleriyle bıraktı. Birkaç saniye sonra bu cevap veremediği konudan tamamen bağımsız bir şey için konuşmaya başladı Reva.

-Bu koca evde yalnız sıkılmıyor musun? Lale Hanım olmadığı zamanlarda..." başını Kuzey'e doğru çevirirken, genç adamın çenesini sıktığını görebiliyordu, annesiyle ilgili öğrendiği gerçeğin hala düşünceleri ortasına çivi gibi çakıldığına emindi.

-Yalnız olmak sorun değil." dedi Kuzey, gözleri en siyah ve uğursuz geceden bile daha siyahtı. "Hiçbir zaman olmadı. Ama.." Belini saran elin sahibinin tüm üzüntüsünü almak ister gibi yanağına dokundu Reva.

-Ama acıtıyor." Kuzey'in gözleri kendi yeşillerine döndü ve beraberinde gülümser gibi oldu adam, ama bu gülümseme o gözlerin kıyısından bile hiç geçmedi.

-Ama acıtıyor."

Sessizlik. İkisini de içine alıp sarmaladı. Kuzey, düşünüyordu. Tecavüz mağduru kadınlardan ikisi de hayatında gördüğü en güçlü, en dikbaşlı kadınlardı. Biri kollarının arasındaydı ama diğeri...

Kuzey, onu görebileceğini sanmıyordu.

İlk defa Lale Hanım'ı görmeye hiç hazır değildi. Hem de hiç. Lale ona ne kadar huysuzluk etse de, nefret dolu konuşsa da varlığı Kuzey'i hiç bu kadar tedirgin etmemişti. Onunla nasıl yüz yüze bakacaktı? Ne diyecekti?

Varlığından utanıyordu. Kendi varlığından utanıyordu. Resmen babasının yaptığı adiliğin somut kanıtıydı! Annesi onu nasıl sevebilirdi ki?

Gözleri öylece boşluğa dalıp gitti.

Diğer yanda ise Reva vardı. Korktuğu ormanı gözlerinin yeşiline hapsetmiş bir Reva...

Ona her zaman diklenen, fikrini söylemekten çekinmeyen, tutkuları konusunda Kuzey'e ilk defa iradesini hiçe saydıran, posta koyduğu gibi kimsenin yanına yaklaşmaya cesaret edemeyeceği bir anda da yanındaki tek insan olan Reva...

Gözlerini kaydırdığında kızın sakalları üzerinden kayıp göğsüne doğru düşmüş zarif eline baktı. Sol eli yavaşça Reva'nın bileğini tutarken, gözlerini kısmıştı.

Belli belirsiz bilek içlerini okşadı.

Çok acıtmışlar mıydı?

O acımasız parmaklar zorla bu bilekleri sıkarken, çok ağlamış mıydı? Bağırdığında kimse duymadığı için çaresiz hissetmiş miydi? Hepsinin cevabını bilmek ne kötüydü.

Tecavüzden doğan bir çocuk olmak kadar kötüydü belki de...

Kaderinde iki talihsizliğin de bu iki değerli kadına yazılmış olması...

Bu simsiyah yatağın içinde beyaz tişörtüyle uyuyan ve bir peri kadar güzel görünen sarışınla bembeyaz yatağı içinde siyah giyinmeyi seven Lale Hanım... İkisi de kader ortağıydı. Bir farkla.

Reva, Kuzey gibi bir somut acı doğurmamıştı dünyaya.

Gözü sarı saçlarına kaydı, saçındaki lastik tokayı çekerek uzun tutamları siyah yastığın üzerine serbest bıraktı, parmakları bu sefer oraya kaymıştı, ama dokunuşu öyle nazikti ki uykuyla uyanıklık arasında kalan Reva bu dokunuşları hissetmiyordu, parmak uçları kızın saç diplerini okşadığı anda Reva göğsüne yaklaşıp kafasını oynattı ve uykulu bir sesle mırıldandı.

-İyi...geceler Kuzey..." bunu sayıklayan çocuklar gibi söylemesi çok sevimliydi. Sanki daha demin onu tahrik eden kız bambaşkaydı, şimdi kucağında uyuyan kız ise bambaşka...

Ve bir gerçek vardı ki, bu gece onun yanında olmasa Kuzey kendini çok kaybederdi.

Reva, ona yolunu göstermişti.

İkisinin üstüne örtüyü çekip kızı sarmaladı ve duymayacağına emin olsa da bu gece yolu gösterdiği için mırıldandı.

-İyi geceler, kutup yıldızı."

•••

Reva, salondaki kırık camları Jansetle birlikte temizlerken -yeni camlar nasıl olduysa takılmıştı- sıkıntıyla yanaklarını şişirdi. Kuzey Bey, ortalarda yoktu ve kimseyle konuşmuyordu! Ve bu kimseye kendisi de dahildi! Sabah kalktığında yatak boştu ve aşağı indiğinde de ona kahvaltı hazırlayan Janset adamın çoktan kahvaltı bile yapmadan, hiçbir şey söylemeden çıktığını söylemişti.

Öylece gitmişti yani? Bir anda! Gerçekten Efranla bu derece benziyorlar mıydı?

Telefonlarını da açmıyordu üstelik. Onu bilmem kaçıncı kez ararken yine cevapsız kalınca küfrederek telefonu koltuğa attı.

-Dün kötü bir şey mi oldu?" Kadın tiz sesiyle soru sorarken kırılan berjeri de kırılan eşyalarla aynı köşeye koyup delik deşik olan tabloya doğru ilerledi Reva.

-Eh, yani. Kuzey Bey(!) biraz sinirlendi." Tabloyu parmak ucuna kalkarak anca indirirken, Janset'e döndü ve kaşlarını kaldırarak söylendi. "Ama yemin ediyorum eve geldiğinde ben bin katı daha kızgın olacağım." Tam bunu söylediği anda kapı çaldığında kızın çemkirmesine gülümseyen Janset salon çıkışına gidecekti ki ellerini kaldırdı Reva. "Hayır hayır ben bakıyorum!"

Salondan çıkıp dış kapıya doğru ilerledi, cam siyah ve buzlu olduğu için kim olduğunu göremiyordu ama yandaki şeffaf camdan bakınca Kuzey'in bahçedeki jeepini görüyordu.

-Neredesin acaba iki saattir..." söylenerek kapıyı açtığı anda yüzüne çarpan soğukla beraber karşısındaki kişi de tüylerinin havaya kalkmasını sağlamıştı.

-Sen de kimsin?" Lale'nin hayretle sorduğu şeyin devamında Reva'nın Kuzey'in tişörtüyle kapıyı açtığı gerçeğini kınayıcı bakışlarıyla incelerken, kız dişleri arasından tıslarcasına bir nefes verdi.

Ama aklına Kuzey'in sevgisiz büyütüldüğü gelince küçük bir oyun oynamanın -hele de adamın da onu bırakıp gittiği düşünülürse Kuzey'i sinirlendirmek çok da umrunda değildi- zararı olmayacağını düşünerek elini uzattı.

-Reva Devran." Dedi gülümseyerek. "Müstakbel gelininiz."

Lale'nin elindeki ufak siyah çantası şaşkınlıkla yere düşerken Reva tatlı tatlı kirpiklerini kırpıştırdı. Lale Karayev'in hayatında da bir kutup yıldızı belirmesi uzun sürmemişti böylece.

Hayatı boyunca tersi yönde giden kadını ne kadar doğru yöne çevirebileceği ise merak konusuydu.

•✦ ✧PUSULA - Bölüm Sonu ✦ ✧•

•Da-ra-ra-RAM!

Biraz gerildim bölümü yazarken. Kuzey olanları nasıl kaldıracak hiç bilmiyorum henüz. Ben bile kestiremiyorum pek... Reva ilk gün sakinleştirdi ama bakalım...

•Gerçi Reva da kolay kolay bu ormandan uzağa gidecek gibi durmuyor. Hı?

•Sizce Kuzey nereye gitti?

•Laleyle Reva ne konuşacak?

•Reva'nın oyunu Lale'yi nasıl etkileyecek? Müstakbel gelinin alxmsmxsösms.

Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM; tutkudevran

•Reva Devran'ın instagramı> @revadevran

•Kuzey Karayev'in instagramı> @kuzeykarayev

Sevin, sevilin. ❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.