İçeriğe geç

PUSULA

Bölüm 19 · 39 dk okuma

PUSULA

Bölüm 19

1.8: “Ateşe Doğru”

En uzun Pusula bölümünü,

YILDIZLAMAYI,

🌟🌟🌟🌟🌟

BOL BOL BOL Yorumlamayı, unutmayın!

*Feridun Düzağaç'tan bir Alev Alev şarkısı koydum onlara...

İthaflar diğer bölüme çünkü çok uzun zaman sürdü düzenleme yorumlara bakamadım henüz ;( Keyifli okumalar #Kuzrevciler.

3.GÖZ

Kuzey, geniş bahçesinde bağlı olan köpeklerin havlamaları haricinde sadece yaprakların sesini duyarken bir yandan da zift rengindeki keyif kahvesini içiyor, haberlerde göz gezdiriyordu. Devran adı geçen bir haber yazısı görünce hemen tıkladı ve okumaya başladı.

"İşte Acar Devran'ın aldığı o çok konuşulan yat!"

"Geçtiğimiz günlerde aldığı yatla gündeme gelen Acar Devran'ın bu yatı doğum günü yaklaşan eşi Elvin Duru Devran'a mı yoksa kızı Reva Devran'a mı aldığı merak konusu. 3 milyon dolar değerindeki ya...."

Haberin devamını okumadan araya koyulan fotoğraflara baktı. Reva, içine siyah, straplez bir büstiyer giymiş, üzerine de oldukça erkeksi görünen uzun ve kolları kıvrılmış siyah bir ceket geçirmişti. Tam bir iş kadını gibi duruyordu, fotoğraf eskiydi çünkü saçları siyah ve dümdüzdü, Acar onu kolunun altına almış yürürlerken kameraya yakalanmışlardı.

Telefonu çaldığında gözlerini tabletteki haberde fotoğrafta olan kızdan ayırmadan yanıtladı aramayı. Bir yandan da haber sitesindeki arama yerine Reva'nın ismini yazıyordu.

-Efendim, Reva Hanım'ın arkadaşı, Emre, şirkete gelmiş. Bayağı sorun çıkarıyor, sizinle görüşmek istiyormuş. Yüz yüze olmasında ısrar etti." Sanki Kuzey'i yumuşatacakmış bir detay verirmiş gibi ekledi. "Sarhoşmuş."

-Yarın gelsin konuşuruz derdi neyse." Kestirip atarak telefonu kapatacaktı ama Ercan panikle konuştu, bu sırada Revayla ilgili haberlerin olduğu siteye yönelmişti Kuzey. Magazinden nefret ederdi oysa...

-Kuzey Bey, şimdi olması konusunda çok ısrarcı ve siz gelmedikçe de hiçbir yere gitmeyeceğini söylüyor. Çalışanlar huzursuz oldu." Kuzey kaşlarını çatarak tabletini yanındaki ahşap masanın üzerine attı ve koltuğuna iyice yaslandı derin bir nefes eşliğinde.

-Getir o zaman Ercan. Derdi neymiş anlayalım."

-Evinize mi getireyim?" Aptalca bir soru olduğunu Kuzey'in sessizliğinden anlarken ekledi. "Tamam efendim, yolu görmemesini sağlayacağım." Telefonu kapatıp, kaşlarını çatarak doğruldu Kuzey, bu gereksiz herif de nereden çıkmıştı şimdi? Öğrenmek için sabırsızlanmıyordu da doğrusu.

Gözü tabletine kayarken Reva'nın kulüpte elde ettiği başarıların konuşulduğunu gördü. Fotoğraflardan birinde yanında Emre de vardı, kızın beline elini sarmış kameraya gülümsemişti. Mavi gözleri ışıl ışıldı, gerçekten yakışıklı bir genç adamdı, sevecen, nazik ve iyi huylu, ailelerle tanıştırılan süt oğlanlarından biri gibi...

Kuzey alaylı bir nefesle tableti kapatıp köşeye attı. Kendisi hakkındaki haberlere baksa neler görürdü Allah bilir! Herkes onun isminden bile korkuyordu, dedikodulara ismini dahil eden haberciler bile parmakları titreyerek yazıyordu aldıkları bilgileri. Azerbaycan'da herkes Türkiye'de de oldukça fazla sayıda bir kesim onun karanlık biri olduğunun bilincindeydi.

Ama insanlar ne bilirdi ki?

Hiçbir şey.

Senin yansıttıkların ve yansıtılanlar dışında hiçbir şey.

Kuzey, ruhunu, gerçek Kuzey'i görebilecek biri olduğuna inanmıyordu, annesi bile göremiyordu, kim görecekti ki? Bu yüzden insanların sandıkları işine geliyordu. Buzdan bir heykel gibi görünmek, en iyisiydi. Hayalleri katledilirken kimse görmemişti de şimdi kötüyken fark edilmişti... Ne garip. Ne garip ve ne acı.

İnsanlar tarafından fark edilmek için mutlaka kınanılmak ya da dikkat çekmek gerektiği gerçeği... Diğer türlü iyi ve düzgün biri olmanın onlara kalırsa sadece ezilmen için güçlü bir neden olması...

Bahçeye giren arabanın arka kapısından Emre'yi indirerek yanına doğru getirdi ve gözündeki bandajı açtı Ercan. Düşüncelere öyle dalmıştı ki Kuzey, zamanın nasıl geçtiğini fark bile edememişti.

-Bıraaaak! Bırak beee!" Doğru düzgün yürüyemiyordu bile Emre. Adımları garipti ve attığı geniş-dar aralıklarla yürüyüşü çok tuhaf duruyordu. "Oooooo Kuzey Beeeey!" Ağzını yayışına bakmaksızın gelen alkol kokusu bile onun sarhoşluğunu ispatlıyordu. "Eviniz çok güzelmiş!" Bunu küfreder gibi söylemişti ve eve bile bakmıyordu o anda aslında...

-Ne işin var burada? Kendini öldürtmek mi istiyorsun?" Kuzey'in büyük bir sakinlik ve tane tane söylediği cümleler üzerine siniri bozulduğu için kahkaha attı Emre. Daha demin haberde fotoğrafını gördüğü gençle bu Emre aynı kişi miydi sahiden... Oradaki adamın gözleri ışıl ışıldı bunun ise kızarık, uykusuz ve perişan...

-Senin yüzünden...Senin yüzünden Reva terk etti beni!" İşaret parmağını göğsüne batırarak kendisini göstermişti. "Beni ya! Kossssskoca Emre Altındağ'ı!" Söylediği cümleyle dalga geçer gibi gülerken gözlerinin dolmasını engelleyemedi. "Hepsi senin yüzünden! Alçak!" Kuzey'e doğru bir yumruk savurmaya çalıştı ama adam sadece elleri ceplerinde kenara çekilmişti. Hedef alamayacak kadar sarhoştu, zar zor ayakta durabildi.

Kuzey, istemsizce keyiflendi. Onun perişan haline değil -aşk adamı ne zavallı duruma düşürüyordu kendisi de bizzat tecrübe etmişti çünkü- Reva'nın onunla ilişkisini kesmesine...

Eh, onun gibi bir kadına, bu sümsük heriften dahası lazımdı...

Derinde bir yerde kendisi bu iş için uygun görünüyordu gözüne sanki...

-Reva yetişkin bir insan, kararlarını birinin etkileyeceğini sanmıyorum Emre." Dedi büyük bir sakinlikle, öyle ki Ercan bile garipsedi, öfkeli değil aksine keyifliydi. Oysa buraya gelip çoktan geride bıraktığı "önemsemediği bir kadın" hakkında konuşan birine zamanını çaldığı için kızması gerekmez miydi?

-Sen onun neler yaşadığını bile bilmiyorsun be! Sen gerçek Reva'yı ne kadar tanıyorsun ki? Onun hakkında ne biliyorsun lan?" Aniden yüzünü buruşturarak ağlamaya başladığında Kuzey'in kaşları çatıldı, birinin ağlaması onu huzursuz ediyordu. Duyacaklarından sonra daha huzursuz olacağını kestirememişti. "O..." Emre yerinde yalpalarken düşecek gibi oldu ama düşmedi. "O...Tecavüze uğradı!" Kuzey, annesinden ilk kez tokat yediği andaki gibi -7 yaşındaydı- aniden kalakaldı. Kulakları uğuldamaya başlamıştı, cümle gecenin ortasına öylece çığ gibi düşerken, çatılı kaşları dümdüz bir hal aldı. "O bunu yaşadı Kuzey Karayev! Biliyor muydun bunu? Bilmezsin tabiii! Senin gibi bir adam onun ne hissettiğini ne yaşadığını hiç umursamaz, ona hak ettiği sevgiyi asssssla veremez!"

Kuzey, kalbinin sıkıştığını hissediyordu.

Revayla ilk günden itibaren yaşadığı her şey gözlerinden öylece geçti.

Acar'ın ofisine girdiği an, yeşilleri ona ilk kez çevrildiğinde,gözlerini gözlerine korkmadan diktiği anlar,bardaki dansı, kucağına oturup ona sürtündüğü zaman, kendisine hep kafa tutarken, kahkaha atarken, içkileri ağzına hızla boşaltırken, evinde duş alırken, kahve içtiklerinde, birlikte uyuduklarında, kahvaltı yaptıklarında, asansörde onunla orgazma ulaştığında, hastaneye gidişlerinde, yemek yediklerinde, Devran yalısında, vedalarında ve kavgalarında...

Reva.

Onunla kısa sürede normal insanların uzun zamanda biriktirdiği onca anı beyninden geçerken, göğsüne yumruk yemiş gibi nefesi kesildi ve gerileyerek gömleğindeki düğmeyi çekiştirerek açtı. O kız...

Diğer detayların da aklına gelmesi uzun sürmedi. Orman korkusu. Ormandaki gergin hareketleri. Bağlıyken bağırması... Kuzey gözlerini gökyüzüne çevirdi.

Reva.

İsmi bile boğazını sıkıyordu. O kız, tecavüze uğramıştı.

Ormana, ıssızlığa aşık bir adamın tanıdığı bu kız,

ormanda, kimsenin göremediği bir yerde...

-Allah'ım..." arkasını dönüp dolan gözlerini Ercanla Emre'den gizledi. Güçsüzlüğünü gösteremezdi, bu cümlenin onu yaraladığı gerçeğini kimse ama hiç kimse görmemeliydi. Kimseye güvenmiyordu, herkes aniden onu yarı yolda bırakabileceğinden kimseye güçsüzlüğünü göstermezdi. "Allah'ım..." iki eliyle saçlarını kavrarken başını öne doğru eğip derin bir nefes aldı. Bir nefes daha. Ama hiçbiri göğsündeki ağırlığı hafifletmiyordu. İnanamıyordu sanki.

Kendisine diklenen o cesur kızın biri ona zorla dokunurken attığı çığlıkları hayal etmek bile...

Sıkışan kalbini tutabilirmiş gibi elini oraya götürdü. Canı yanıyordu.

Vatan haini ilan edildiğini öğrendiği o andaki kadar çok yakmıştı bu gerçek canını...

Ercan, ne yapacağını bilemez bir hâlde Emreyle Kuzey arasında bakışlarını gezdirirken, gözlerinin dolmasına engel olamadı. O içten ve patronunu sinir eden sevimli deli kız... Tıpkı kız kardeşi gibi eğlenceli biri olan Reva...

-Kuzey Bey..." arkasından duyduğu titrek ses en güvendiği adamlardan birine, Ercan'a aitti. O da üzgündü, sesinden bile belliydi. Elini havaya kaldırarak yanına gelmemesini söylemiş oldu bu hareketiyle.

-Ercan..." sesi güçsüz, perişan ve pürüzlüydü. "Ercan sus." Kara gözleri yaşlar biriktirmeye başladığında hızla eve doğru ilerledi. Emre arkasından gelmeye çalışmıştı ama Ercan tuttu, bir şeyler bağırıyordu ve küfürler ediyordu ama Kuzey'in umrunda değildi. Eve girdiği an kavuştuğu sessizlik başını daha çok ağrıttı.

Gözlerini sımsıkı kapatırken nefeslerini düzenlemeye çalıştı ama yapamadı.

Göz kapaklarında çığlık çığlığa bağıran bir Reva canlanıyordu!

Hızla koltuğa çökerken eli cam masanın üzerindeki viskiyi buldu, kristal kapağı çıkarıp gürültüyle yere atarken görkemli şişeyi dudaklarına yaslayıp tek seferde yarıladı. Boğazı, midesi alev alev yanmıştı ama öğrendiği şeyden sonra zaten kendisi başlı başına yangın yeriydi.

Tam ondan uzak durmayı başarmıştı, alışmaya çalışıyordu ki bunu öğrenmişti, sanki ona yeterince hayran olmamış, kafası yeterince onunla dolmamış gibi...

-Kuzey?" Annesinin sesini duyduğunda başını ona çevirmeden boş boş önüne bakmaya devam etti. Siyah gözleri öylece önüne odaklıydı. Reva... Gözlerini kapatır gibi olduğunda canlanan görüntüler, o fotoğraftaki genç kız, ihtiyarın söyledikleri... Hepsi öyle birleşip yakıyordu ki zihnindeki perdeyi, Kuzey nefes alamıyor gibiydi. Annesiyle uğraşacak hali yoktu. İlk kez. "Kuzey!" Daha sesli bir şekilde seslenen annesine tepki vermese de elindeki şişeyi cam masanın üzerine bıraktı. "Sesler geliyordu. Kimdi o adam?"

Lale Hanım, siyah uzun saten geceliğinin içinde, her zamanki topuz halinin aksine dalga dalga göğüslerine inen saçlarıyla o kadar asildi ki...

Reva gibi.

Zarafeti ve inceliği bile Reva gibiydi.

Ondan başta etkilenme nedeni buydu belki de, annesi gibi yıkılmaz olan duruşu, o duruşun altındaki zarif ruh...

Genç adamın gözlerine dolan yaşları odayı dolduran ay ışığı sayesinde gördü Lale. Çatılı kaşları düz bir hale gelirken ifadesi yumuşadı ve yavaşça ona doğru yürüdü. Ercan Emre'yi götürmüş olmalıydı çünkü ortalık sessizleşmişti, Kuzey'in kafası zaten bu sessizliği duyamayacak kadar gürültülüydü.

-Neler oluyor?" Annesi yanına oturduğunda başını elleri arasına almıştı Kuzey, onun kol kaslarının ne kadar kasıldığını, parmaklarının nasıl titrediğini görüyordu Lale. İstemsizce endişelendi, onun için değil kendi için... Babası böyle olduğunda iyi şeyler yaşanmazdı, genelde öfke dolu olurdu. "Neden böylesin?" Genç adam, derin bir nefes alarak saçlarını taradı uzun parmaklarıyla.

-Çünkü biri hakkında bir şey öğrendim." Dedi güçsüz ve pürüzlü bir ses tonuyla. Bu bile kendinde olmadığını, babasından uzak olarak öfkeli değil sadece üzgün olduğunu gösteriyordu. "Kötü bir şey..." öğrendiği şeyi hazmedemiyordu, elbette bunu haberlerde bile okuyordu ama Reva... Kahretsin onu hiç böyle bir talihsizlikle birlikte düşünmemişti. Orman korkusunda aklına her şey gelmişti ama bu değil...

-Biri derken... Özel biri mi?" Doğru noktaya parmak bastığını Kuzey'in içki şişesine yönelmesinden anlarken alaycı bir neşeyle güldü. "Bir kız falan mı yoksa?!" Delikanlı uyarır gibi tek kaşını kaldırarak kendisine bakınca aniden ciddileşti. "İnanamıyorum...Bir kız...O, o gerçekten özel mi?"

Meraktan kaynaklanan oldukça güzel bir soruydu. Şuan viskiyi bitirmesine ve bu kadar dağılmasına bakılırsa cevabı da belliydi. Doğruyu söylememek için oyalanan erkek çocukları gibi mırıldandı.

-Öyle görünüyor." Lale, istemsizce gülümser gibi olurken bir soru daha sormak istedi. Kuzey'in bu hali sevimli gelmişti.

-Sen de onun için özel misin?" Islanan dudaklarında dilini gezdirirken birkaç yudum kalmış şişeyi masaya bırakıp sırtını koltuğa yasladı adam ve başını nihayet annesine çevirdi.

-Bilmiyorum." Tıslar gibi bir nefes verdi. "Şuan tek istediğim onun yanına gitmek, ama o benim hakkımda ne düşünüyor, bilmiyorum." her şeyi düzeltip, olanı geriye alabilirmiş gibi...

Reva'ya gitmek istiyordu. Onu görmek.

Onu gülümserken görmeliydi. Özellikle şimdi.

Sanki öyle görürse geçmişten intikam alacakmış gibi...

Öyle öfkeliydi ki ona dokunan pisliği parçalamak istiyordu. Etini yakmak, didiklemek, her zerresini acıtmak, toprağa bile gömülmeyecek hale getirmek... İçindeki öfke belirmeye başlamıştı ama asıl önceliği Revaydı.

-O zaman zorla onun yanında olamazsın!" Lale'nin ani çıkışı yüzünden kaşları çatılır gibi oldu."Seni sevmiyor ve istemiyorsa zorla yanında tutmak istemen resmen zorbalık!" Tiz sesi öyle öfkeli ve güçlüydü ki, Kuzey'in istemsizce kaşları havalandı.

-Zorla yanımda tutacak değilim. Sadece uzaktan da olsa iyi olduğunu görmeye ihtiyacım var." Bunu sesli olarak da itiraf ettiği için aniden ayaklandı. "Hatta göreceğim." Cam bahçe kapısına ilerlerken, annesi de hızla ayağa kalkmıştı.

-Ne? Şimdi mi? Ne diyeceksin ki ona? Hem de bu saatte?" Kuzey, omuzlarını kaldırıp indirdi.

-Hiçbir şey Lale Hanım, zaten bir şey dememe gerek yok." Sonra aklına bir şey gelmiş gibi yeniden döndü kadına. "Kahvaltıya yetişmeye çalışırım." Annesinin huzursuzlandığını görüyordu ama yapacak bir şey yoktu.

Düzeltme* yapmak istediği başka bir şey yoktu.

Arabayla yola çıktığında da kararı kesindi. Hiçbir şey demeden Reva'nın karşısına çıkacaktı, zaten kız onunla zaman geçirmek istemiyorsa çok uzatmazdı yeşilleriyle bile belli ederdi, ama istiyorsa alaylı bir içki teklifi yapardı ve böylece onun yanında gece boyu kalabilirdi.

İkincisi olmasını umarak annesine kahvaltı için öyle demişti. Kaçtığı topraklara geri dönüyordu. Hem de bu kadar çabuk...

Her zamankinden daha hızlı bir şekilde kulübün önüne geldiğinde çok gergindi. En son askeri okul sınavına girdiğinde bu kadar heyecanlanmış, gerilmişti.

-Hoşgeldiniz, Kuzey Bey." Güvenliğin sesiyle gerçekliğe dönerken bir an geri gider gibi oldu ayakları. Ama buraya kadar gelip geri dönemezdi. Reva'yı mutlu görmeden de asla dönmeyecekti. Derin bir nefes alarak içeri girdi, yumruklarını iki yanında sıkmıştı, geri gitmemek için kendine güç veriyordu sanki.

Ne tuhaftı, koşarak buraya gelmesi... Sanki hızla gelirse Reva'yı geçmişin acısından kurtarabilirmiş gibi.

Kulübün her zamanki gürültüsüne aldırmadan kendisine çarpan bedenlere dik bakışlar atarak kendiliğinden geri çekilmelerini sağladı ve açılan boşlukta ilerledi. Volkanla konuşurken gördü onu.

Barda oturmuş renkli muhtemelen tadı şekerli ve rezil bir kokteyl içiyordu. Eh, doktorun sağlıklı beslenme kuralını en azından tekilayla bozmamıştı bir haftada, bu da Reva Devran adına bir şey sayılırdı değil mi?

Onun içten bir kahkaha attığını gördüğünde neden bilmiyordu ama rahatladı, omuzlarındaki yük biraz azaldı. Çok geçmeden zihninde yine çığlıklar yankılandığıda ise o rahatlama kayboldu ve çığlıklardan kaçıp onun sesini duymak ister gibi ona doğru hızlı hızlı yürüdü.

Aralarında bir metreden az bir zaman kaldığında Reva'nın yanındaki çocukla dudakları beklenmedik biçimde birleşmişti.

Uzun, tutkusuz, basit ve sıradan bir öpücüktü.

Neon ışıklar bir anlığına oraya çarptığında gencin kim olduğunu gördü Karayev.

-Kuzey Bey, hoşgeldiniz!" Adamı görünce korkudan bembeyaz kesilen Volkan'ın sesiyle -çünkü adam her zamankinden daha mafyatik(?) duruyordu- Reva'nın kafası ışık hızıyla kendisini döndü. Kuzey, tuhaftır ki o anda ona kızamıyordu.

Neden ona kızamıyordu?

Çünkü kafasında hala o kız çocuğu vardı, tek istediği Reva'yı sarmaktı ama bu görüntüden sonra da orada olmaması gerektiği kesindi. Fazlalıktı çünkü, kız mutluydu ve onun görmek istediği de zaten buydu. İstediğini elde etmişti, mutlu eden kendisi olmasa bile... Arkasını döndüğünde Reva tabureden aşağı inip seslendi.

-Kuzey!" Durdu ama ona bakmadı da Kuzey. Kızın topukluları tam yanında durduğunda, bileğine sarılan parmaklara döndü siyah gözleri.

-Kuzey Karayev!" Efran'ın öfkeyle karışık alaylı sesi Reva'nın tuttuğu bileği şaşkınlıkla bırakmasına neden olurken, genç adam tam da Kuzey'in önüne dikildi oturduğu tabureden zıplayarak rahat bir tavırla kalkıp yanlarına geldiğinde "bir insanın her hareketi nasıl doğal ve havalı görünür?"ün cevabını veriyordu sanki. "Varlığınızı neye borçluyuz acaba?" İkisinin birbirine olan bakışları buz gibiydi, Efran daha arsız bir öfkeye sahipken Kuzey daha soğuk ve oldukça umursamaz görünüyordu.

-Siz tanışıyor musunuz?" Dedi Reva kafası karışırken. Efran, gülerek başını salladı ve dilini üst ön dişleride hafifçe gezdirip kıza baktı.

-Evet Rev, kendisi Asaf Karayev'in biricik oğlu aynı zamanda resmi olmasa da, kuzenim oluyor." Reva'nın ağzı açık kaldı. Efran'ın babasının soyadını almadığını biliyordu zaten genç adam ondan hep ismiyle bahsetmişti ama Karayev ailesinin üyesi olması... Bu çok beklenmedikti. "Canım kuzenim, hiç değişmemişsin. Aynı kibir, aynı üstten bakış... Asaf Karayev'in yokluğunu hiç aratmıyorsun."

Reva'nın kaşları hızla çatıldı. O herif hakkında günlükte okudukları aklına gelirken, uyarıcı bir ses tonuyla konuştu.

-Efraan..." Genç adam onun bu koruyucu haline şaşırsa da Kuzey aldırmadı. Buz gibi olan ifadesini koruyarak yanlarından tüm sessizliğiyle uzaklaştı. Reva'nın seslendiğini duyar gibi oldu ama aldırmadı, barın çıkışına yürümeye devam etti.

Eğer Efranla ilişkileri varsa zaten genç adam Reva'ya, onun da herkes gibi tanıdığı "babasının biricik oğlu Kuzey Karayev" olarak anlatacaktı kendisini. Ve kız da ondan nefret edecek, peşine düşmeyecekti. Böylesi en iyisiydi.

Kararlarının bu kadar çabuk değişmesi bile bu son kararının iyi olduğunu gösteriyordu.

-Kuzey! Dursana!" Arabasıyla arasında iki adım varken önüne geçti Reva. Onu takip etmiş, arkasından gelmişti. Üzerinde onu her zamankinden bile çekici gösteren bordo kısa bir elbise vardı. "Neden gidiyorsun?" Yeşillerini kaçırmadan kendisine diktiğinde dudakları bir an açılıp kapandı Kuzey'in.

Hala kızgın ya da huysuz değildi.

Onunla gurur duyuyordu. Bunu fark etti sadece.

Olduğu kadın için.

Şuan gözlerini hiç kaçırmadan diken kişi sadece kendisi olduğu için.

Her şeyi herkes gibi yanlış bilen aptal kuzeni Efranla öpüşmesi umrunda bile değildi o anda.

-Gelmemin anlamsız olduğuna karar verdim. Gidiyorum." Cümleleri o kadar direkt ve duygusuzdu ki bir an kaşları kıvrılan Reva onun kapıya doğru hamle yapmasına izin vermeden yeniden önüne geçti.

-Kuzey..." yeşillerinde bir şeyler geziniyordu, yakalanmış küçük bir kız gibiydi. Aslında bu şekilde görülmek istememişti Reva ama o anda kendine bir şeyi kanıtlıyordu ve buna Kuzey'in tanık olacağını hiç düşünememişti. Yoksa o öpücük çok anlamsız, basit bir temastı.

Onların kuzen çıkacağı asla aklının ucundan geçmezdi bile...

-Reva, saçma bir fikirdi. Bu kadar." Sonunda kızın kıskacından kurtulup arabaya binmek istediğinde kapı kolunu tutan eli aşağı indi, arkasını döndü ve kendini tutamayarak Reva'nın başının üzerine bir öpücük kondurdu.

Reva'yı şaşırtmıştı işte, aynı Acar'ın öptüğü gibi şefkatli bir dokunuştu bu.

Özenli, sıcak, sevgi dolu görünen bir dokunuş...

Arabaya binip saniyeler içinde gözden kayboldu ama Reva içeri girmek konusunda kararsız bir şekilde öylece kapıda dikildi.

-Karayev..." diye mırıldandı nefes verir gibi çabasız bir solukta. "Neler dönüyor senin kafanda?" Bunun cevabını bilmese de Karayev'i bilen biri vardı.

Efran.

Adımları bu yüzden içeri yöneldi.

•••

3 HAFTA SONRA

Evet, 3 koca hafta sonra...

Reva, kendisine yüzüncü kez aynı açıklamayı yapan kadını dinlerken gözlüğünü çıkardı ve sakladığı uykusuz, kızarık gözleri ortaya çıktı. İçini daraltan iki haftadan, Kuzeysiz geçen -o geceyi saymazsa- üç haftadan sonra buraya kadar gelmişti. Üstelik yalnız da değildi. Gelmesini sağlayan kararda etkili olan bir adet Eva Çiçekle birlikte.

Onu merak ediyordu.

Ve bu elinde değildi!

-Şey, lütfen en azından nerede olduğunu bize söyleseniz? Ev adresi ya da yemek yediği yer falan..." dedi Çiçek tiz ve nezaket dolu bir sesle. Ama sekreteri olan kadın yine kafasını sağa sola sallarken artık bıkkınlıkla sesini bir nebze yükseltmek zorunda kaldı.

-Bakın, tekrar söylüyorum küçük hanım! Kuzey Bey böyle şeyleri bizimle her zaman paylaşmaz. Kaldı ki patronumun nerede olduğunu bilsem bile bunu neden size söyleyeyim ki canım?!" Reva, Eva'nın geriye çekilip yerine sündüğünü görünce kaşlarını çatarak kadına döndü.

-Kimseye küçük büyük deme hakkınız olduğunu sanmıyorum. Ayrıca Kuzey'in kendisi kadar bağıran çalışanlara izin vereceğini de." İstemsizce huzursuz bir yüz ifadesi yüzünü kapladı çalışanın.

-Kusura bakmayın, efendim." Reva'nın göz ucuyla sarışına baktığını görünce ona dönerek ekledi. "Siz de." Eva, ablasının aksine büyük bir affedicilikle gülümsedi kadına.

-Önemli değil, siz de benim kusura bakmayın lütfen. Israr etmek istememiştim. Biz Kuzey ağabeyi çok merak etmiştik de..." Reva, sinirlenmeye başladığını hissederken asansöre doğru yürüdüğünde Çiçek de ona yetişmek için peşinden gidip panikle kadına el salladı. "İyi günler hanımefendiii!"

-Gördün mü? Görmek istemiyor kimseyi işte! Boşuna geldik. Sana söylemiştim." Eva'yı asansörü bekledikleri sırada bir güzel paylarken kız bakışlarını kaçırdı, ondan azar yemeyi sevmiyordu ama Kuzey'in kayıp olmasının ya da Efran denilen çocuğun -Rüzgar ona detay vermese de kurcalamaması için biraz bahsetmişti- geri dönmesinin Reva'ya iyi gelmediği de ortadaydı. Bir şeyler yapması gerekmişti. "Neyse, boşver şunu bunu, yemek yemek ister misin?"

Sarışın kafasını sallayınca onun bu sevimliliğine dayanamayarak kızı kolunun altına çekti Reva. Çiçek, hayatındaki en saf varlık olabilirdi, öyle hoştu ki, insan onun bu dünyadan soyutlanmış masum haline sinir olacağı yerde hayran kalıyordu. En ufak şeylerden bile çok keyif alan bir kızdı, cümlelerinden akan nezaket ve zariflik insana kendini kirli bile hissettiriyordu bazen. Özellikle o insan Revaysa...

Eva'nın Rüzgarla seks yapıp yapmadığını öylesine sorduğunda nasıl da kulaklarına kadar kızarmıştı...

(Bu zamanlarda yapmamışlardı gençler. Linç gelmeden gireyim araya.)

O yüzden onunla konuşurken mümkün olduğunca sansürleyerek konuşuyordu ama elinde olmayan kabalıkları da Reva'ya özgüydü bir kere... Kuzeyle geldikleri restorana girdiklerinde o zaman onlara servis yapan kız gülümsemiş manzaraya karşı hoş bir masa ayarlamıştı.

-Kuzey Bey eşlik edecek mi efendim?" Diye sordu adama da servis açıp açmamak için. Eva, buraya onların birlikte geldiği gerçeğini kızdan duyunca istemsizce gülümsedi. Eh, Kuzey Karayev korkutucu duruyordu ama... Ablasıyla ikisini yakıştırmadan edememişti!

-Hayır etmeyecek, bugün kız kardeşimleyim." Garson kız Eva'ya tatlı bir şekilde gülümseyip arkadaşının getirdiği menüleri ikisine uzattı ve karar vermeleri için onları yalnız bıraktı. "Geçen geldiğimizde çok hoş bir et yemeği yemiştik, sen ne yemek istersin et mi tavuk mu?" Eva tam ağzını açtığı anda omzunda bir el hissetti.

-Bence Eva, tavuk insanıdır." Efrandı. Ve haklıydı. Reva, elindeki menüyü bırakıp ona tek kaşını kaldırarak bakarken gözlüğünü çıkarıp kızın yanına geldi ve yanağına bir öpücük kondurdu. "Nasılsın güzelim?" Eva, yerinde rahatsız bir şekilde kıpırdanıp ilgisini menüye verirken, Efran ablasının yanına oturmuştu.

-İyidir, ama bugün Evayla benim günümüz, yabancı kabulü yok." Dürüstlüğü ve terslemesi Efran'ı gülümsetti, eski Reva'dan eser bile yoktu artık... Nasıl da almıştı gücün tadını... Sanki o kız mezardaydı ve karşısındaki de o kızın ikiziydi, aynı görünen ama farklı davranan ikizi... Saçları artık sarıydı, o zamanki gibi siyah değil, eylemleri cesur, dikkat çekici ve aniydi, o zamanki gibi çekingen ve sessiz değil...

-Güzel bir siktir ediş." Diye tebrik etti onu Efran, ama yanındaki kitabı Reva'nın servis tabağının hemen yanına bıraktı. "Sana bunu vermek için bara gitmiştim ama burada karşılaştık." Yeşilleri kitaba doğru kaydı kızın. Gurur ve Önyargı... Efran onunla ilk tanıştıklarında ona 10 kitap vereceğini söylemişti. İlişkilerinin gelişme aşamasında her kitaptaki kız karakter Reva'ya bir şekilde kendiyle ilişkili olduğunu düşündürüyordu. Şimdi de lafını sakınmayan ve oldukça zeki olan Elizabeth'i veriyordu demek... Bu kitabı sırf Rüzgarla Tutku arasında geçen sohbette öğrendiği Darcy yüzünden okumayan Reva'ya, bu eseri layık görmüştü. Hem de yıllar sonra karşısına çıkarak.

-Gel benimle." Tıslamasından sonra menüye bakan kardeşine döndü. "Eva, bana geçen sefer yediğimden istediğimi söyle. Adını tam hatırlamıyorum, Kuzey istemişti. Sen de canın ne istiyorsa onu. İçecek olarak alkol harici istediğini alabilirsin ama ben kırmızı şarap istiyorum." Ayağa kalkıp kitabı da alarak masadan uzaklaşırken Efran tüm gerginliğine rağmen Eva'ya tatlı bir şekilde gülümseyip kızın omzuna nazikçe dokunarak uzaklaştı.

Sarışın, ablasının istediği siparişleri verdiğinde arkasını dönüp onlara bakmamaya çalışıyordu ama dayanamadı. Sonunda döndü ileride konuşan ikiliye.

Ablası sinirli görünüyordu. Bu fenaydı işte...

-Bu kitabı istemiyorum Efran." Kitabı genç adamın eline tutuşturup kollarını göğsünde kavuşturdu ve Efran kitaba canı sıkkın bir şekilde bakarken de merakla sordu. "Ne zaman dönüyorsun? Nereden geldiysen oraya yani..." kaşları daha da havalandı, Reva'nın böyle kaba davranacağını hiç düşünmemişti. Oldukça gergin,uykusuz ve tahammülsüz görünüyordu. Zaten bardaki o geceden sonra bir daha görüşmemişlerdi. Reva ondan köşe bucak kaçıyordu sanki...

-Bilmiyorum." Reva gözlerini devirince dayanamayıp kaşlarını çattı. "Kahretsin Reva, neyin var böyle? Niye tuhaf davranıyorsun?" Bunun cevabını kız da bilmiyordu, aslında o geldiği için başta sevinmişti bir yanı, ama Kuzey onları gördüğü andan beri Efran'ın onu terk ettiği gerçeği aklına gelip duruyordu.

Ve kendine hatırlatıyordu, o eski Reva değildi...

-Nasıl davranmamı bekliyorsun? Efran, tam sana her şeyimle güvenmişken, sana kendimi tamamen açmışken beni terk ettin." Alayla gülüp devam etti. "Bana hiçbir şeyden korkmamamı, yanımda olacağını söyleyip aniden gittin, beni korkularımla yalnız bıraktın. Üstelik bana bağlanamayacağını, böylesinin ikimiz için de iyi olacağını söyleyen aptal bir mektupla." Yeşillerini gençten çekmeden ona doğru bir adım attı. "Ben bana verdiğin 9 kitabı defalarca okudum, hatta çoğu pasajı ezberledim, sırf sen döndüğünde onuncu kitaba hazır olduğumu gör diye. Şimdi karşıma geçmiş dalga geçer gibi niye böyle olduğumu mu soruyorsun?" Onu bırakıp gidecekken kolunu tuttu Efran. Pişman olduğu yüzünden belliydi ama 3 sene... Pişmanlık için uzun bir süreydi, iş işten geçmişti.

-Hayır Reva, sorun mesafen değil... Yarışta karşılaştığımızda da öylece çekip gittin. Ama sonra konuştuk, eskisi gibi çocuk değiliz, ikimiz de değiştik. Bu yüzden aramızın eskisi kadar olmasa bile iyi olabileceğini düşündüm. Çünkü birbirimizi çok özledik, sen de bunu biliyorsun... Ama sen Kuzey geldiği anda değiştin." Reva kafasını sağa sola sallayarak son dediğini reddederken tüm olgunluğuyla güldü Efran. "Yapma Reva, huyun değişse de gözlerin aynı. Onları okuyabiliyorum. Kuzey geldiği anda benimle olmaktan pişman oldun, aranızda neler geçti bilmiyorum, burada birlikte yemek yemeniz dışında, ama onun yanında olmak istedin."

-Kuzey geldiği anda pişman olmadım, sadece onu görmek bana şuanda ve aslında kim olduğumu hatırlattı." Diyerek bir itirafta bulundu Reva. "Efran, sen benim için değerlisin, hayatımda çok önemli bir rol oynadın." Genç adamın elini tuttuğunda, istemsizce gülümsedi Efran. "Ama bitti, oynadığın rol bitti. Şimdi sadece güzel bir anısın." Omuzlarını kaldırıp indirerek bu gerçeği değiştiremeyeceğini anlattığında kafa salladı Efran, o anda içindeki öfkeyi çıkarıp çirkinleşirse Reva'yı kaybedeceğini biliyordu çünkü.

-Kuzeyle olman doğru değil Rev." Dedi tüm dürüstlüğüyle. "Seninle işi bittiğinde eskisinden de daha kötü bir halde olursun. Söylediğime güven, lütfen." Kız, oldukça içten bir şekilde gülümsedi.

-Kimseye güvenmemeyi öğretmiştin, Karayev sorun olmaz." Kafasını çevirdiği an onlara bakarken yakalanan Evayla göz göze gelirken son kez Efran'a döndü. "Ben Eva'nın yanına döneyim, sıkılmıştır. Sonra görüşürüz."

-Gitmeden seni görebilecek miyim?" Alt dudağını bükerek kıvırıp kaşlarını kaldırdı Reva, böyle yapınca çok sevimli durmuştu. Eski günlerdeki gibi...

-Bakacağız." Eva'nın yanına döndüğünde -Efran da iştahı kaçtığından olsa gerek restorandan çıkıp gitmişti- onun saçını hafifçe çekip yerine geçti. "Gözetliyordun, gördüm seni." Dedi sesine yalandan kızgın bir ton yerleştirirken. Sarışın hemen kızarmış, su yeşili gözlerini kaçırmıştı.

-Özür dilerim, ben nerede kaldın diye bakmıştım..." Reva'nın dudak kıvırdığını görünce rahatladı, o kadar kızmamıştı neyse ki... "Abla, sence Kuzey ağabey kötü bir şey mi yaşadı?" En son annesi Lale Hanım gelecekti ve böyle ortadan kaybolması da hiç hayra alamet değildi.

Yemekleri geldiğinde onların şarabı doldurmasını da bekledi ve garson uzaklaşırken etini kesip umursamaz görünerek söylendi.

-Bilmiyorum." Ama Çiçek onun gibi umursamaz görünemiyor, umursamaz da olamıyordu. Bu yüzden panikle konuşmaya başladı tavuğuna çatal saplarken.

-Ama nerede olabilir ki? Ya başına bir şey geldiyse? Ya biri bir şey yaptıysa?" Onun sorduğu masum sorulara kaş çatsa da aynı şeyleri Reva da düşünmeye başlamıştı. Ama öyle olsaydı çalışanlar bu kadar rahat durmazdı, demek ki bu Kuzey'in bazen yaptığı bir şeydi. Ortadan kaybolmak.

Efranla akraba olmalarına şaşmamalıydı.

-Sanmıyorum. Kuzey kendini koruyabilen bir adam, başına bir şey gelmemiştir." Bu kendini rahatlatmak için söylediği bir şeydi. Aslında onu merak ediyordu ama birine değer verdiğini bariz olarak göstermek pek Revalık değildi işte..

-Reva Hanım!" Duyduğu sesle başını arkasına çevirirken kendisi kadar uykusuz ve bitkin görünen bir Ercanla karşı karşıya kaldı. Kader yine yollarını Karayevle kesiştiriyordu. Çiçek ablasının yüz ifadesinden onu tanıdığını anladı. "Merhaba." Ercan'ın yüzünde garip bir ifade vardı bakışlarını kaçırıp duruyordu ama buna aldırmadı Reva. Gözleri istemsizce arkayı yokladı ama Kuzey görünürde yoktu.

-Neden buradasın? Kuzey, o, nerede?" Genç adam ne diyeceğini bilemeyerek bir süre duraksadı, etrafına bakındı, hatta birkaç tanıdık garsona ve işletmeciye başıyla selam verdi, sonunda Reva'ya döndü.

-Ben bir iş yemeğini iptal etmek için gelmiştim de. O...Reva Hanım..." kızın resmiyetine kaş kaldırması üzerine düzeltti hitabını. "Reva, o, yani Kuzey Bey pek iyi değil." Bunu söylemesi zor olmuştu çünkü patronu bu söylediğini öğrendiğinde sonuçları ağır olacaktı...

-Ya...Ne oldu?" Eva'nın üzüntü dolu sesiyle başı kim olduğunu sorgularcasına kıza dönerken Reva sıkıntılı bir sesle konuştu.

-Kız kardeşim, Eva. Eva, Ercan." Adam baş selamı vererek onunla tanışmış olurken Reva, eti ağzına atarak çiğnedi. Önemsememeye çalışıyordu ama lokma bile ağzında büyümüştü, zar zor yuttu. Öğrenmezse içi rahat etmeyecekti anlaşılan. "Onu görebilir miyim? Beni...Yanına götürür müsün?" Ercan'ın kararsız kaldığını gördü.

Sanki Kuzey'in emriyle onun iyiliği arasında sıkışıp kalmıştı. Sonunda adamın iyiliği baskın çıktı.

-Götürebilirim. Yalnız öncesinde birkaç şey var şirkette halletmem gereken, sizi bir iki saat sonra alsam olur mu?" Reva, tam bugünü Çiçekle geçireceğini söyleyecekti ki sarışın cıvıldadı.

-Olur! Tabii olur, bizim yemeğimiz de anca o zamana biter zaten!" Reva yeşillerini kendisine dikse de aldırmadan sırıtınca Ercan kız kardeşinin Reva'ya ne kadar tezat olduğunu gördü.

Aslında başka kız kardeşi olduğunu bile bilmiyordu. Sadece Adenle Tutku'dan haberdardı araştırmaları sayesinde ama gözlerine, ufak detaylara bakınca benzerlikleri bile Evayla kardeş olduğunun doğruluğunu gösteriyordu. Ablasının yaşadığı o kötü tecrübeyi yaşamadığından olsa gerek, Eva bu kadar farklıydı belki de...

-Tamam Ercan, sen numaranı ver ben seni arayınca müsaitsen gelip alırsın." Bir numara alışverişi sonucunda adam uzaklaşırken yemeklerini yemeye devam ettiler. Reva, Eva'ya istediği üniversite ve bölüm hakkında sorular sorarak konuyu değiştirip bu sene mezun olacak kendisi için ne giyeceğini soran kardeşine de -önemsemediği bir durum olsa da- aklındaki birkaç elbiseyi söylemişti.

Kuzeyle yediği yemekten o zamanki kadar tat almamıştı, hastayken yediği için miydi yoksa aklı Kuzeyle dolu olduğu için mi bilinmez... "Yesene bak tadına." Eva'ya tabağını ittirirken kız ablasının kestiği et parçasını sebzelere dolayarak ağzına attı. Oldukça lezzetliydi, kendisi de tavuğundan ona ikram ederken lokması bitince gülümsedi.

-Yemek zevki iyiymiş Kuzey ağabeyin." İltifatına karşın Reva sadece dudak kıvırıp şarabını içti.

-Öyle."

Yemekleri sessizlik içinde ve birkaç önemsiz soruyla daha devam etti. Eva,tavuğunu nihayet bitirip -çiğnemesi uzun sürüyordu, öyle ki Reva dalgın olmasa onu beklemek zorunda kalırdı- ağzını silerken Reva'yı izliyordu, çenesini daha fazla tutmak istemediğini fark etti. En kötü kızardı, ama böylelikle içinde hiçbir şey kalmazdı.

-Abla..." Reva'nın kafası bitirdiği tabağından ona doğru kalktığında, alt dudağını ısırmayı bırakıp sordu. "Kuzey ağabeyin veda ettiğini söyledin ya yalıdayken, o gittiğinde ne hissetmiştin?" O anı hatırlarken tatlı bir tebessüm oluştu Reva'da, dudakları kapalıyken dilini ön dişlerinde gezdirip derin bir iç çekti.

-En sevdiğim aynayı uzaklara yolluyormuşum gibi." Yeşillerde karmaşa görünce daha net açıkladı. "Yüzümü değil ruhumu gören bir aynadan bahsediyorum." Yaptığı itiraf çok büyüktü, öyle ki Eva'nın kaşları havalanmış, ağzı açık kalmıştı. "Kuzeyle biz benziyoruz. Yani onunla zıtlaştığımız şeyler çok fazla aslında ama onda beni kendine çeken bir şey var." Çiçek, ablasının kendisiyle özelini paylaşması heyecanıyla şaşkınlığını atıp gülümseyerek masada ona doğru eğildi ilgiyle, sanki masal dinleyen bir çocuk gibi mutluydu. "Benim gibi kapalı kutu takılmayı seviyor, ben de gizemi zoru severim bilirsin. Yani en azından beni o kadar tanımışsındır."

-Tabii ki. Zaten o da kimseyi yanına yaklaştırmayan birine benziyor. Ama..." Eva söyleyip söylememekte kararsız kalsa da devamını getirmek istedi. "Seni önemsiyor bence. Yalıdayken sana bakışı..." dudaklarını ıslattı. "Böyle gözbebekleri ışıldıyor, tuhaf bir hayranlık duyuyor gibi... Hoş sana hayranlık duymamak da imkansız ama..." Reva saçlarını omuzlarından geriye ittirip güldü.

-Eh, herhalde Çiçek. Reva var karşısında." Öyle kendinden emin bir biçimde söylemişti ki Çiçek de istemsizce gülümsedi hayranlıkla. Ablasını her geçen gün daha çok seviyordu ve gün başında Rüzgar'a bugünün gerginliği yüzünden ettiği sözleri hatırlıyordu da... Aslında hiç gerek yoktu, çünkü kan çekti mi derlerdi yoksa başka bir şey mi bilmiyordu ama Revayla çok iyi kaynaşmış, anlaşmışlardı.

-Annesi babası nasıllar acaba? Kuzey ağabey otoriter duruyor ya ondan merak ettim."

Kız alt dudağını ısırıp garsonun kirli tabakları götürmesini bekledi, bu merakına cevap vermedi Çiçek'in, duysa çok üzülürdü çünkü. Hoş bir tatlı söylemek istedi yemeğin üzerine ama Çiçek tıka basa doyduğunu söyleyince en azından bir tane isteyip bölüşmelerini teklif etmişti. Sonunda masaları boş kaldığında, sarışın suyunu içerken yeşillerini manzaraya çevirip konuşmaya başladı.

-Sence gitmeli miyim?" Sorusu aniydi. Kararsızlığının onu nasıl bir ikilemde bıraktığını görüyordu Eva, her nasıl oluyorsa. "Yani bir yanım gitmemi söylüyor ama içimde kötü bir his var." Sarışın tüm içtenliğiyle gülümsedi.

-Bence gitmelisin!" Öyle hevesliydi ki sesi ablasının zümrüt rengi gözleri manzaradan kendisine dönmüştü. "Kesinlikle git! En kötü ne olabilir ki? Hem o senin yanında olmuştu hastanedeyken, sen de onun yanında olursan ödeşirsiniz." Reva, elini uzatıp onun ufak burnunu sıktı baş parmağı ve işaret parmağıyla.

-Huyumu öğreniyorsun güzel, evet durumu eşitleyelim. Kimseye borçlu kalmak istemem." İç çekerek omuzlarını kaldırdı. "N'apalım, Karayev'i ziyaret edeceğiz, elimiz mecbur."

•••

Kuzey, önündeki darta bir oku daha fırlattı ve yine 12'den vurdu. Üç ok da orada birikip kırmızı noktayı kapattığı için iç çekerek ilerleyip hepsinin uçlarından tutup çıkardı ve yeniden eski yerine gitti ama kapı çaldığında bakmadan içeri girmeleri için söylendi.

Annesiydi.

Oku atan eli havada asılı kalırken, birkaç saniye duraksamıştı.

-Bir sorun mu var Lale Hanım?" İçki şişelerine, onun dağınık görünen haline ve masanın üzerindeki fotoğraflara baktı Lale. Aynı anda ucu keskin ok fırlayıp darta çakılınca irkilerek başını yeniden ona çevirdi.

-Yemeğe inmiyorsun." Aslında inmeyeli bir hafta oluyordu ama şimdi soruyordu. Üstelik sesinde sitem vardı. "Beni buraya yalnız yemek yiyeyim diye mi getirttin?" Kuzey, umursamaz bir şekilde omuz silkti.

-İstersen Azerbaycan'a geri dönebilirsin. Seni zorla tutmuyorum ki." Öyle sakin ve normal konuşmuştu ki Lale afalladı, kirpiklerini kırpıştırırken koyu gözleri odada gezindi.

-O zaman şey..." boğazını temizleyerek Kuzey'in gözlerini üzerine çekti yeniden. "Ben yarın dönmek istiyorum." Genç adam kafasını salladı.

-Nasıl istersen." Hiç böyle yapmamıştı, normalde yanında olduğu her anı değerlendirirdi, yemeklerde asla onu yalnız bırakmazdı. Öyle ki küçükken bile sırf annesiyle aynı kahvaltı sofrasına oturabilmek için 39 derece ateşle masaya gelmişti. Onunla yan yana olmak bile yetiyordu, kalması için ısrar da ederdi ama şimdi gitmesi çok umrunda değilmiş gibiydi. Sessizce çıktığında Kuzey iç çekerek içkisine ilerledi ve bardağa doldurup ağzına boşalttı. Öyle çok içmişti ki son zamanlarda, artık tadını bile almıyordu, su içiyor gibiydi.

Nedeni fotoğraflardaki o baş belası kızdı.

Reva.

Onun bu kendinde yer edinen varlığı da, vicdan azabı da rahatsız ediyordu. İlk bir hafta kendini işe vermişti ama ufak şeyler bile ona Reva'yı hatırlatıyordu! Abur cuburlar, bahsettiği o tavuk dönerciler, kulüpler, yeşil gözler hatta içkiler bile!

İkinci hafta kendini spora vermişti. İyi de gidiyordu gitmesine... Ama bu sefer de orada Tutkuyla karşılaşmıştı, kız da Reva'nın ufak kopyası gibi olduğu için yine Reva'nın esintileri karşısındaydı!

Üçüncü hafta. Şimdi de onun yaşadıklarını düşünüp içme safhasındaydı. Eskiden yaşadığı eve gitmişti. Odasındaki toz ve örümcek ağı kaplamış aynaya bakmıştı, oldukça kıytırık görünen dolabına, annesinin işinin ona etiket gibi yapışmamasını istediğinden dolayı olsa gerek giydiği muhafazakar kıyafetlerine, ucuz nemlendirici ruja, küpelere, defterlerine, kitaplarına...

Hepsi öylece duruyordu.

Tecavüze uğradığı gece çıkardığı pijama takımı bile.

Fotoğrafın yanındaki bir çift halka küpede işaret parmağını gezdirdi. Tozlar etine yapışırken küpe temizlenerek karanlıkta parladı. Reva da Efranla aynı yerde tedavi görmüştü, bunu artık biliyordu çünkü kuzeniyle başka tanışabileceği yer olacağını sanmadığından araştırmış, haklı da çıkmıştı.

Acaba kendisi eski Revayla tanışsa nasıl olurdu? Efran'ın yerinde kendisi olsa...

Bunu düşünürken gözleri boşluğa daldı. O zamanki Reva'ya hayran olur muydu? Acaba tüm ihanetleri unutup eski Kuzey'e dönecek kadar değişir miydi onun saflığı karşısında? Eski Reva nasıldı? Nasıl konuşuyordu? Gözlerini kaçırıyor muydu? Nasıl gülüyordu?

Gülüyor muydu?

Bunların hepsinin Efran'ın bilmesi can sıkıcıydı. Küçüklükten beri Efranla hiç anlaşamazlardı. Efran her zaman çevresindekilerin bilincinde olan kurnaz bir çocuktu, babası çocuklarına sahip çıkamayan sünepenin tekiyse de annesi onu çok sevmişti, evet çok otoriter kadındı ama çocuklarının aşı gününe bile gelirdi.

Efran kimseye güvenmez zaten kimseyle de kolay kolay anlaşamazdı, annesi ona türlü imkanlar sağlasa bile ruhu özgürdü, onu dört duvar arasında tutmak imkansızdı. Sevgi, Efran'ı bağlamaya yetmezdi. Asla.

O gezmeli, dolaşmalı, görmeli ve eğlenmeliydi. Sırf annesi ve kardeşi var diye onlarla tıkılıp hayatını onlarla geçirecek değildi!

Kuzey ise... O bambaşkaydı. İkisinin çocuklukta tek ortak noktaları kitaplara olan aşklarıydı. Kuzey, çok sessiz bir çocuk olarak büyümüştü. Düşündüğünü söylemezdi, yalnız kalmayı severdi, çok güzel kara kalem çizimleri vardı, tek dostu kitapları, oyuncaklarıydı, kimliği ve babası yüzünden okulda bile arkadaşı olmamıştı, annesi onunla ilgilensin diye türlü şeyler yapmıştı ve sonradan hayatında ihanetleri tatsa da dört duvar arasında onu sevmeyen annesiyle sonsuza kadar bile yaşardı.

Sevdiklerine bağlıydı, birine söz verdiğinde o söz mutlaka tutuldu sayılırdı. Kuzey'den aksi hiç beklenemezdi.

Efran çok neşeli ve beklenmedikti, Kuzey ciddi ve planlı.

Bu gündüz ve gece kadar zıt ikilinin tek ortak yönü aynı gökyüzünde olmalarıydı.

Efran gündüzdü, Kuzey, o güneşi gördü diye kıskanıyordu şimdi. Eski Reva'yı...

Kendisi ise geceydi, dolunayı görüyordu, yeni Reva'yı.

Ve Efran'ın da kendisini kıskandığından habersizdi.

-Karayev!" Aniden odanın kapısını açarak içeri dalan Reva'yı asla beklemiyordu. Arkasında görünen Ercan ona tedirgin bir şekilde bakarken aniden yerinden kalktı ama kapıyı kapatan kız onun Ercan'ı gözleriyle öldürme ihtimalini ortadan kaldırmıştı. "Ortalarda yoksun." Sesi yumuşak bir tondaydı. Yoksa o şefkat miydi? "Bir sorun mu v..."

Yeşilleri cam masaya kaydığında kalakaldı.

Bir an. Tek bir an bile kırpmadı gözünü.

Öyle ki gözüne doluşan yaşlar gördüklerini idrak ettiği için değil de uzun süre odaklanıp baktığı için oluşmuştu sanki.

-Sen..." Kuzey, hiçbir şey söylemedi. Sessizce bekledi, çünkü en nefret ettiği şey olanı inkar eden ya da açıklamak için çırpınan insanlardı. Reva'yı dinledi. "Sen, bunları nereden..." masanın yanına gidip fotoğraflara ve yanındaki küpelerine baktı. Parmak uçları küpelerin, fotoğrafların üzerinde gezerken yeşilleri öfkeyle Kuzey'e döndü. "Günlüğü okuduğum için intikamını benden böyle mi aldın?" Yanına gidip onu göğsünden ittirdiğinde durdurmak için bir şey yapmadı delikanlı. "Öğrendiklerinden tatmin oldun mu?! Ne kadarını biliyorsun?" Kuzey, eliyle burun kökünü sıktığında korkuyla geriledi Reva.

Biliyordu.

Tecavüze uğradığını biliyordu...

Yanaklarının kızarma nedeni utanç değil, aniden çırılçıplak kalmanın getirdiği savunmasızlığın öfkesiydi.

-Reva, ne öğrendiğimin bir önemi yok. Sadece seni ormana bağladığım için..." Reva yeniden dibine girip onun yüzüne okkalı bir tokat attı. Kuzey'in yanağı sağa çevrilse de durmadı bir tokat daha atmak için eli kalktı ama bileğini saran parmaklar izin vermemişti.

-SEN KİMSİN DE BANA ACIYORSUN?! BANA...NASIL? NASIL ACIRSIN?! APTAL HERİF!" Bileğini ondan kurtarır kurtarmaz Kuzey'in göğsüne yeniden vurdu elleriyle. "Sen kimsin ya kimsin?! Nasıl hayatımı kurcalarsın? Nasıl sırf bana acıdığın için bu hale gelirsin?!" Öyle öfkeliydi ki eğilip aldığı viski şişesini duvara fırlattı ve dartı da beraberinde parçalarken ikisi de gürültüyle yere düştü. "Ormana bağladığı için üzgünmüş! Şu işe bak!" Aslında buraya geldiği için gergindi ama şimdi öyle öfkeliydi ki, ormandaki bir evde olduklarını unutmuştu bile. "Allah kahretsin!" Eline geçen başka bir aksesuarı duvarda parçalarken Kuzey onu durdurmadı. "Ben sana bir şey oldu sanmıştım!" Hırsını eşyalardan alamayınca adamın yakasına yapıştı. "Keşke sana bir şey olsaydı! Pislik!"

Kuzey, onun bileklerini kavrayarak kızı çevirdi ve sırtı duvara yaslanırken gözlerinin içine baktı.

-Reva, öğrenmeyi istememiştim." Hızlı hızlı alıp verdiği nefesler yüzüne düşen bir tutam sarı saçı havalandırıp indirirken, Kuzey başparmaklarıyla onun bilek içlerini okşadı. "Sana asla acımıyorum. Sadece..." küfür mırıldandı sessizce. "Seni ormana götürerek o zamanları tetiklettim." Aniden kızın bileklerini bırakıp koltuğuna çöktü. "Babam kadar kötü biriyim..."

Reva istemsizce gerileyerek yutkundu, Kuzey asla babası gibi olamazdı ki...

Çünkü Asaf Karayev gibi bir adam bir kadının eski anılarını tetikledi diye pişmanlık duymazdı. O eski, kötü anıları yaratırdı. Asaf Karayev, kendini bu kadar suçlayıp üzmezdi. Asaf Karayev, zalimlerden biriydi, Reva'ya dokunan türdeki kötü kalpli zalimlerden... Kuzey öyle olamazdı.

Onun yanında olmakla onu parçalamak arasında kaldı Reva. Hem ona bağırıp çağırmak istiyordu, hem de böyle suçlu hissettiği için sinir bozucu derecede susmak...

-Sen bana acıyamazsın." sesi birkaç dakikanın ardından bu sefer sakindi, Kuzey, başını ona doğru kaldırarak bıkkın bir nefes verdi. Yüzünün bir yanı ay ışığıyla aydınlanıyor diğer tarafı karanlıkta kalıyordu.

-Kahretsin Reva..." eliyle ensesini sıvazlarken çene kasları kasılmıştı. "Sana acıdığım falan yok." Ayağa kalkıp kızın hala öfkeli olan yeşillerine baktı, yeşillerin ortasındaki siyahlık öyle büyümüştü ki, Kuzey'in göz rengine yaklaşmıştı gözleri. Ya nefretten olmalıydı ya.... "Saçmalıyorsun, ayrıca bunu öğrenmeyi ben istemedim. Evet eski mahallene gittim ama o olayı kendim..."

Reva, onun ensesine tırnaklarını geçirerek dudaklarını dudaklarına yasladı. Bütün öfkesi açlığa dönüşüp ağzına akarken, Kuzey'in şaşkınlığını atmasına izin vermeden dudaklarını kıpırdattı. Genç adam ikilemdeydi, onu ittirmekle ona karşılık vermek arasında...

3 saniye. Bu ikilemi sonlandırmıştı.

Ellerini kızın beline yerleştirirken öpüşüne karşılık verdi ama Reva dilleri buluşmadan bitirdi bu durumu, geri çekildiklerinde yeşilleri huysuz bir ifadeyle kaplanmıştı.

-Eskisi gibi öpmüyorsun bile! Şefkatini al kıymetline sok Karayev!" Yerdeki çantasını alıp kapıdan çıkmadan önce bağırdı. "Senden nefret ediyorum!" Kapı hızla çarpıldığında Kuzey bir küfür mırıldandı. Birkaç saniye gözlerini kapatarak aklını toparlarken, onun öpüşüne şefkatli bir karşılık verdiği için kendine lanet okuyordu. Dilini dudakları üzerinde gezdirip onun tadını alırken kendini tutamayarak arkasından çıktı. Merdivenleri çabucak inerken Vural da onunla karşılaştığı anda hemen kenara çekilmiş adama yol vermişti.

-Reva!" İsmi kapıdan çıkan Kuzey'in sesiyle ormanda yankılanırken kız bahçe diye ayrılıp düzenlenen tarafın dışına çıkmış olmalıydı. Telefonunu çıkarıp kapı önündeki Ercan'ı ararken -adam onu mutlaka görüp getirdiği gibi evine bırakmaya da ikna edecekti- duyduğu sesle kafası telefondan kalktı.

-Kuzey Bey! Tanrı misafiri kabulün mü?" Efrandı. Bir bu eksikti! Onun burada ne işi olduğunu düşünürken kaşları çatıldı, Ercan'ı aramayı sonlandırıp telefonu cebine atarken, rahat bir tavırla ellerini kalçasına oturan ve onu oldukça çekici gösteren kumaş pantolonunun ceplerine soktu. Saçları biraz dağınık, gözleri kızarıktı, siyah gömleğinin üzerinde ceketi yoktu, birkaç düğmesi açıktı ama bu halde bile gece kadar güzeldi... "Ah sen ve senin burada ne işin var bakışın..."

-Uzatma Efran, niye geldin?" Kuzey, Reva'dan kalan duygu kırıntılarını yüzünden uzaklaştırıp buz gibi bir tavırla dikildi onun karşısına. Efran, iyi görünmüyordu. Gözü genç adamın koluna kaydığında gördüğü izlere ve morluklara baktı. Anlaşılan paralar döktüğü tedaviler onu hala uyuşturucu batağından kurtaramamıştı.

-Mal istiyorum, sende vardır. Ne de olsa babacığının da koca bir hazinesi var." Öyle rahat bir tavırla sipariş ediyordu ki gören de istediği su ve Kuzey garson sanardı. Alaylı bir gülüşle dudak büktü genç.

-Ben satıcı değilim, patronum. Kullanmadığımı biliyorsun Efran, sana tavsiyem kendine iyilik yap ve bu pisliği bırak. Senin için bile fazla uçuk, aynı zamanda zavallıca." Arkasını dönüp aldırmadan evine girecekken Efran'ın gülme krizine girmesiyle duraksadı.

Bu esnada onları dinleyen Ercan ve Reva vardı demir kapının önünde. Basamakların en üstünde durmuştu Reva. Aslında gideceklerdi ama Efran'ın silüetini görünce dinlemeden edememişti, Ercan'ı da suç ortağı yapmaya alışmıştı zaten. İkisi de onların konuşacağı şeyi merak ediyordu, kızla Ercan aralarında basamak farkı vardı, o kendisinden daha az duyuyor olmalıydı.

Ve Reva Efran'ı ilk kez bu pencereden görüyordu.

Hayranlık duyduğu, tapılası derecede gözünde büyüttüğü bir adamın acizliğini görmek onu şaşırtmıştı. Hala uyuşturucu mu kullanıyordu yani?

-Canım kuzenim! Neredeyse beni sevdiğini düşüneceğim! Tıpkı güzel yürekli babanın Lale yengemi sevdiği gibi!" Reva'nın her yeri buz kesti, Efran'ın sesindeki imalı ve bilmiş ton...

Kahretsin, tecavüz olayını biliyordu. Efran'ı bu sesindeki imaları anlayacak kadar iyi tanıyordu. Elleri titremeye başlarken yumruk yaparak bunu Ercan'dan gizledi kız.

-Sana ayıracak vaktim yok." Dedi Kuzey, omzu üzerinden ona bakarken. Efran, camda gördüğü kadını gözlerini kısarak çıkarmaya çalışırken kim olduğunu anladığı anda ona el salladı.

-Lale Karayev! Nasılsınız?" Oldukça sevecen bir şekilde sormuştu, balkonun cam kapısını kapısını açan kadın ona tuhaf tuhaf bakarken tüm içtenliğiyle kadına gülümsedi. "İyisinizdir umarım, kapı gibi oğlunuz var sonuçta! Canınızdan bile çok sevdiğiniz(!)" Kuzey, dişlerini sıkmaktan artık çenesini acıtırken hızla arkasını dönüp gözlerini kaçırmadan Efran'a doğru yürüdü ve annesine bakmadan bağırdı.

-Lale Hanım kapıyı kapatın!" Öyle bir bağırmıştı ki ormandaki birkaç karga bile uçuşarak uzaklaştı. Lale kapıyı kapattığı anda tıslayarak konuştu Efranla neredeyse burun buruna gelirken. "Amacın ne senin? O sikik mal için bu kadar aciz olma!"

-Acizlik mi? Sen mi acizlikten bahsediyorsun?! Sırf annen seni sevsin diye ağaçtan atlayıp kolunu kıran, özellikle hasta olan zavallı sen!" Kuzey, söyledikleri canını hiç acıtmıyormuş gibi gülümsedi.

-Kendini benim 6 yaşımla kıyaslaman ne hoş." Efran da öfkeliydi, kuduz bir köpek gibi görünüyordu. Uyuşturucu kullanan çok kişi görmüştü Kuzey, kimi böyle görse bir nebze acırdı hallerine ama içlerinde en acıdığı Efrandı. Çünkü normalde böyle konuşan biri değildi Efran, onu tanıyordu, ince ruhluydu ama kullandığı şey öyle pisti ki insanın benliğini değiştiriyor, ruhunu bir avuç toz için şeytana sattırıyordu.

-Ama senin hiçbir şeyin işe yaramadı değil mi? Lale teyze seni asla sevmedi! Niye sevsin ki, kim..." Reva yanlarında belirdiğinde Efran'ın kolunu tutmuştu, Kuzey onun varlığıyla Efran'ın söylediklerine olan ilgisini kaybeder gibi oldu bir anlık. Yeşillerde gördüğü de neydi? Endişe mi? İşte şimdi şaşırmıştı. Gerçekten. Niye geri dönmüştü ki? Doğru ya, Efran için olsa gerekti. "Reva...Senin ne işin var burada?"

-Yürü hadi, iyi değilsin." Onu çekiştirmeye çalışan kızın elinden kurtuldu ve sanki bir tuzağa götürülmeye çalışılıyormuş gibi hırçın tavrıyla geriledi. İki elini kaldırıp başparmaklarını içe büktü ve işaret parmaklarını birbirine değdirdi.

-Siz ikiniz.. nesiniz ya bana bi' söylesenize..." Kuzey göz devirirken -ikidir erkekler Reva yüzünden evine kadar gelip aralarındaki ilişkiyi(?) sorgulayarak ona posta koymaya çalışıyorlardı- Reva Efran'ın yeniden kolunu tutmak istediğinde delikanlı tahammülsüz bir şekilde çekip yeniden geri adım attı. "Neden çekiyorsun Revacığım? Zavallı arkadaşın(!) Kuzey Bey'in gerçekleri bilmeye hakkı var!" Elleri zangır zangır titriyordu, yoksunluk çektiğini anlamak zor değildi, o an bir saat daha uyuşturucu almazsa yere düşüp soğuk soğuk titremesi an meselesiydi.

-Efran, içeri gel. Doktor çağıracağım." Bunu söyleyerek arkasını dönen Kuzey bir adım attığında Reva alt dudağını dişledi çünkü bu hareketi Efran'ı...

-Sen bana acıyıp evine mi alıyorsun? Asıl burada acınacak tek zavallı sensin! Lale teyzemin seni sevmemesine hiç şaşırmamalı!" Kuzey artık sinirlerinin taştığını hissedip öfkeyle ona döndüğünde Efran dilindeki zehri ona tüm kinini akıtır gibi ağır ağır kelimelerine döktü. "Kim kendisine tecavüz eden bir adamdan olan çocuğu sever ki?" Sesi fısıltı, sözleri alevdi.

Reva şaşkınlık nidası çıkararak elini dudaklarına götürürken -şuan kendinde değilse de böylece söyleyeceğini düşünmemişti- Kuzey gece karası gözlerini Efran'ın gözlerine sapladı.

-Ne dedin sen?" Sesi öyle sakin ve güçsüzdü ki Reva istemsizce gözlerini kırpıştırdı, hiç iyi görünmüyordu. Sanki her an çökebilecekmiş gibiydi... Efran'ın attığı bombanın yıktığı duvarları, oracıkta yere serilecekti adeta... "NE DEDİN SEN?!" Efran'a yumruğunu öyle bir geçirdi ki genç adam savrulup sırt üstü yere düştü.

Kuzey, yıllar sonra ilk kez birine yumruk atmıştı.

Kendini savunmayı biliyordu ama barbar davranışlar onluk değildi, zaten parasının gücü her yerde yetiyordu ne diye kendini yoracaktı ki? Ne diye mahalle çocuğu gibi birilerine saldıracaktı? Değmezdi bile.

O anda öfke tüm zerresini ele geçirmişti ama... Hapishanedeki adamlar, bugüne kadar uğraştığı bütün suçlular, Asaf Karayev... Hepsi gözünün önünde belirirken Efran'a yumruğunu bir kez daha geçirdi. Adamın bir arka dişi ağzından fırlarken, Ercan, Reva ve Vural Kuzey'i güç bela onun üstünden kaldırdı.

Öyle iri, öyle kuvvetliydi ki sanki istese kendini tutan bu üç bedeni de demir kapıya fırlatacakmış gibi hissettiriyordu. Hiçbiri onu böyle sinirli görmemişti.

-O...saçmalıyor, o..." cümlesinin devamını getirmesine bir şey engel oldu. Revayla göz göze gelmişti ve...

Kız ilk kez,

yeşillerini ondan kaçırdı.

Kuzey, bu gerçeği fark ettiğinde beyninden vurulmuşa dönüp aniden güçten kesilirken, Ercanla Vural hızla Efran'a doğru koştu ve yerden kaldırmaya çalıştı. Kuzey ise iki yanına indirdiği elleriyle aniden Reva'nın kollarını tuttu.

-Reva..." kız dolan gözlerini ondan gizlemek için başını önüne eğerken, Kuzey ona doğru yaklaşarak yüzünü görmeye çalıştı. "Reva, Efran yalan söylüyor değil mi?" Ellerinden biriyle kızın çenesini kavrayıp zorla kendisine kaldırırken, kendini tutamadı ve iki gözünden yaşlar çenesine süzüldü Reva'nın.

-Kuzey..." fısıltısı hıçkırıktan önce dudaklarından çok acı bir şekilde dökülmüştü. Genç adam sanki Reva onu yakıp yok edecekmiş bir yaygınmışçasına hızla ellerini çekip geriledi.

-Hayır..." inkarı o kadar masumdu ki Reva'nın gözleri yeniden doldu. "Hayır, bu olamaz." Siyah gözbebekleri yeniden Efran'a kayarken, genç adamın doğruyu söylediği artık kesinleşmişti. Hızla eve ilerlemeden önce ani bir kararın getireceği zararlardan korumak için Ercan'a döndü. "Lale Hanım'ı evden çıkarın." Sesi titredi Lale derken, gözlerini çimlerde gezdirdi. "HEMEN!" Bağırışı tüm adamları harekete geçirip ondan önce içeri gitmelerini sağladığında zaten gürültüden dolayı aşağı inen kadını bahçeye çıkarmaları uzun sürmedi.

Reva, her şeyden habersiz duran kadınla göz göze geldiğinde istemsizce nefesi kesildi. Üzerinde şarap rengi bir saten gecelik vardı. Yerlere kadar uzanan etekleri, üzerindeki aynı renk sabahlıkla örtülmüştü. Saçları sıkıca ensesinde bir çubuk yardımıyla toplanmıştı, siyah gözleri, uzun kirpikleri...

Kuzey gerçekten de annesinden çok fazla şey almıştı. O da tıpkı Kuzey gibi girdiği ortamda herkesi büyüleyecek kadar asil ve ilgi çekici görünüyordu.

-Reva Hanım, sizi de evinize bırakayım." Ercan'ın söylediği cümleyle gözü uzaklaştırılan Efran ve Lale'ye kayarken onlar demir kapıdan çıkar çıkmaz evden gelen gürültüye çevirdi başını. Camla kaplanan salonu görüyordu, cam masa paramparça olmuştu. Çoktan içeri giren Kuzey tarafından...

-Hayır Ercan, sen...Git." Islak yeşilleri tüm kararlılığıyla Ercan'a çevrildi. "Ben içeri gireceğim." Sarı saçları at kuyruğu yapılmıştı ama geldiğinden beri öyle şeyler olmuştu ki, orman havasıyla bu kavga birleşince yer yer teller çıkmıştı, üzerindeki metalci grubun olduğu siyah yarım kollu tişörtünden gözüken çıplak kollarındaki sarı ufak seyrek tüyler diken diken olmuştu. Uzun bacaklarını gösteren yüksek belli şortu, spor ayakkabıları... Kim derdi ki bu sarışın şu konumda içeri girmek isteyecek kadar cesur olan tek kişi diye?

-Reva Hanım..." Ercan kolunu ölüme giden birini döndürmek ister gibi panikle tuttuğunda tüm içtenliğiyle kafasını sağa sola salladı. "Yapmayın. Şuan hiç iyi bir zaman değil. Çok tehlikeli bu yaptığınız. Kuzey Bey, nasıl olur şuan ben bile hiç bilmiyorum. Sizi evinize bırakayım, lütfen." Eşyalar kırılmaya devam ediyordu. Beraberinde silahından çıkan acımasız kurşun camı komple yere indirirken Reva ellerinin tersiyle yaşlarını sildi ve daha kararlı bir biçimde baktı Ercan'a.

-Hayır Ercan, içeri giriyorum. Onu yalnız bırakmayacağım. Merak etme, sen güven bana."

Başka bir şey söylemeden eve ilerlerken ateşe yürüdüğünü biliyordu Reva.

Ama gram umrunda değildi, o ateşe dalmaktan çekinmezdi, yanmaktan da... O ateşte Karayevle yanmak da vardı onunla birlikte çıkmak da... Ve Reva, ikisinin ihtimalinden de zerre korkmuyordu.

Kırık salon camından girdiği anda Kuzey'in silahından çıkan kurşun onun tam yanından geçip arkasındaki diğer camı da indirdiğinde, eğilmek yerine doğrudan ona baktı, siyaha çalan gözler yeşillerini buldu. Tahmin ettiği gibi, yangın yeriydi.

Reva, ateşe doğru yürüdü.

•✦ ✧PUSULA - Bölüm Sonu ✦ ✧•

•Woah be! Amma uzun tutturdunuz bana Kuzrev! 4 bölüm uzunluğu yazdım resmen.

•Kuzey'im kaldırabileceğinden fazlasını yüklenebilecek misin?

Bu ikisine A-ŞI-ĞIM!

Efran'dan nefret etmeyin, ben onu seviyorum. Hehe.

Ama Kuzey şu ara Rüzle yarışıyor benim için, iradesini, asaletini ve gücünü çok benimsedim, çok hoşuma gidiyor. Karakterinde gelişim göstermesi gereken yerler var ama onun nasıl bir ortamda büyüdüğünü ve neler yaşadığını unutmayın.

Çocukluktan beri aldığı yaralar çok fazla, o yüzden kabalıkları ya da her insana olan sert duruşunu anlamaya çalışın.

•Bu arada asansör bölümüne bahsettiği pozisyonun görselini ekledim. O pozisyon yaşanır diyenler bu pasaja: 🌚 koysun.

Bu bölüme yıldızlar yağdırmayan da ne bileyim... 💫

Gelecek bölüm beklentileriniz ne acaba... Kuzey ve Reva aynı evde...

Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM; tutkudevran

•Reva Devran'ın instagram hesabı> @revadevran

•Kuzey Karayev'in instagram hesabı>

@kuzeykarayev

600 yıldız&yorum var bi hayalimiz... (SHB için zaman kazanmaya çalışıyor idi.)

"SHB DUBLEDE GÖRÜŞÜRÜZ!"

Sevin,sevilin. ❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.