Günün ilerleyen saatlerinde Minho için herşey çok ters ilerliyordu yinede morelini yüksek tutmaya çalışıyordu neticede yarın en yakın arkadaşı geliyordu değil mi? Soğuk bir inci gibi dizilmiş taşlı yüzüğünü çıkarıp masasına yerleştirdi düşünceler kafasında dönüp dolaşıp vuruyordu yüzüne izleri tokat gibi hissedilir.
Yaklaşık bir kaç saat önce Minho taht odasından ayrıldıktan sonra buz kesen nefesin kanında dolaştığı tek dişli kanca gibi damarlarını kesiyordu nefesi altından yaşam çabası gösteren Kralın sesi boğuk
"Şimdikinin kanı kim olacak?"
Soytarının boynunda atan damarı üzerinde kendine yuva kurmuş olan bir adet papaz kartı çelik gibi soğuk
"Her canlının 2 şansı olur majesteleri doğum ve ölüm buna şahitlik eder."
Nefes kesildi yutkunmak zordu esasında soytarının maskesi gerçek gibiydi, Kimliksiz yüz ölümüne şahitlik mi edecekti?
"Odanızın zincirleri titriyor soytarı Han."
"Kıymetli kafatanıza özenle bakacağım majesteleri!"
İnsan bekler ama kan damarlarında akıyor değilmi? Zehir gibi kesti boynunu papaz kartı fakat hala atıyordu kalbi.
"Belliki kafam hala kendi bedenime ait"
Yüksek bir kahkaha yükseldi soytarının kahkahasını odanın eski altin sarısı tuğlalar yuttu.
"Güzel Ay ilk ışıklarını odanıza verdiğininde başınız yerde ruhunuz gökte olacak majesteleri."
Kahkaha yine kulaklarını sağır etti bir sonraki saniye soytarının arkasında bıraktığı okyanusun tuzlu kokusu farklı bir aromada burnuna ulaştı.
°°°°°°°°°°°°
Minho boğazında kalan bir kaşık pirinç tanesi iler öksürürken sırtını sıvazlamaya başlayan elleri hissettiğinde omuzları gerildi ayağa fırladığında kızıl tutamlar mavi tutamlara iplik gibi bağlandı yakasından kavradığı Han ile burun buruna geldiğinde gözleri küçümser bakışlarla süzdü yüzünü(?)
"Sandık derken neyi kastediyorsun?"
Han bir kahkaha patlattı içten kahkaha doğru hissettiriyordu, ilk defa.
Omuzlarına tutunan ellerin ardından göğsüne yaslanan alın gözlerinin faltaşı gibi açılmasına sebep oldu
"Sandık derken sandıktan bahsediyorum Lord'um başka neyden bahsedebilirim!"
Kahkaha uzadığında sıcak nefesine karşı soğuk olan nefes yabancılık çekmiyordu, tutulan nutkuna mı şaşmalı açılmayan ağzına mı?
Açık avuçları arasına yerleştirilen metal anahtar sonunda kendisine gelmesine sebebiyet verdi gözlerini diktiğinde Han karşısında duruyordu
"Yerine göre dilin fazla uzun, sana düşmeyene yorum yapmak çeneni kırarmış."
Sözleri anlamsız kalıyordu soytarının bakışları altında, sahiden cennet misali kadar ılık mıydı gözlerinin altı?
"Nereye ait olduğunu bilip ulaşamamak diken üstünde yürütür insanı Lord'um."
Elleri anahtarın çıkıntısı üzerinde döndü kızıl tutamlar altında tekrar soytarıya döndü gözlerindeki sorgulayıcı bakış aksini iddia eden bir şey arıyordu, Minhonun gözleri şüpheli bir bakışla Han'a odaklandı
"Nasıl yani, bilmediğim bir yer mi"
Han'ın uğursuz gülümsemesi genişlemişti birşeyler anımsatıyordu krallığın boyu kadar büyük sanki. Bu Minhonun içindeki rahatsızlığı daha çok arttırdı bu sarayı ismi kadar iyi biliyordu her bir toz zerresinin nereye konduğuna kadar hakimdi. Yani en azından o öyle düşünüyordu.
Elindeki anahtarı sıkıca kavrarken soğuk metak etrafında avuç içlerinin terlediğini hissetti
"Bilinmezlik kaçınılmazdır Lord'um, seni heryerde bulur." alaycı laflar havada ceset gibi asılı kaldı. Ağır ortamı dağıtan kapıya tıklayan Felix'in sesiydi her gün olduğu gibi soyluların odasına gidip bir ihtiyaç olup olmadığını soruyordu sadece bugün bu isi Felix üstlenmişti Bayan Sarah bugün rahatsızdı.
Han Felix'in sesini duyduğunda hoplaya zıplaya kapıdan dışarı fırlamış arkadaşının üstüne atlamıştı
"Dur boğuluyorum!"
Sıcak bir gülümseme ne iç açıcı değil mi? Soytarı Felix'in boynuna dolanmış duruyordu odanın içinde soğuk bakışlarla süzüyordu Minho gözlerini ağrıtan sahneyi tek bir laf bile etmeden den kapıyı yüzlerine kapadı.
Ani ses Felix'in kapiya bakmasına neden oldu ama şuanda sırtına çıkmaya çalışan oğlandan dikkati dağılmış görünüyordu
Minho masasına oturmuş derin nefes alıp veriyordu özellikle o dahneden rahatsız olmuşa benziyordu ama bunj kendisi bile kabul etmek istemiyordu, elindeki anahtarı masaya koydu sanki bir tür dikenmiş gibi tekrar eline aldı inceledi yavaşça. Bilmediği nerenin olabilirdiki bu anahtar? Bilmediği tek yer soytarının odasıydı orasıda zincirler ile kapatılmıştı ayrıca bir anahtar girişi olduğunuda hatırlamıyordu o zaman nereye aitti bu kahrolası anahtar?
Belkide bir demirciye sorabilirdi?
Hızlıca ayaga firladi uzun adımları soğuk koridorlarda ilerleyerek sarayın kapısından dışarı adım attı öğlen saatleri olduğundan güneş tepedeydi ama yaz çoktan bitiyordu bu yüzden hava yavaş yavaş soğumaya başlıyordu.
Sonunda en çok mal satan demircinin kapısından içeri girdi.
"İyi günler Bay Changbin."
Demir işleyen adam terli yüzünü Minhoya döndü ilk başta gördüğü kişiye inanmadı sonrasında bu kişinin Lord olduğu kafasına dank edince sırtını dikleştirip kendine çeki düzen verdi
"Woah! Yani eh- sizi görmek yani burda görmek biraz beni şaşırttıda her neyse işte! Sizi buraua getiren nedir Lord Minho?"
Beceriksiz heycanlı tavırlar, Minho elindeki anahtarı gösterdi
"Bu anahtarı sen mi yaptın?"
Changbin anahtari Minhinun elinden alıp kaşları yukarı kalkmış bir şekilde inceledi, anahtar eskiydi epey bir eskiydi hafif paslanmış gözüküyordu fakat bj kendi malı değildi anahtarı Minhoya geri uzattı
"Hayır"
Diye cevap verdi basitçe Minhonun kaşları umutsuzca çatıldı
"Eminsin değil mi?" Changbin başını evet manasında salladı
"Evet eğer ben yapsaydım mutlaka üzerine bir işaret bırakırdım."
Minho homurdandı aldığı cevaptan tamin olmadığı kesindi başını salladı ve her zamanki soğuk bakışlarıyla oradan ayrıldı.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Bacakları kopmuş gibi hissediyordu neredeyse tüm demircilere sormasına rağmen bu kahrolası anahtar hiç birinin elinden değildi.
Akşam üstüydü güneş iki çizgi arasında kızıl ışıklarını her bir yöne veriyordu insanlar yine sokağa dökülmüş kimisi seyyar satıcıların önünde yemek yiyor kimisi yürüyüş yapıyordu Minho ise bitkin bir şekilde saraya geri dönüyordu en azından yarın arkadaşı geliyordu değil mi? Mutlu olmalıydı.
Zaman dursaydı keşke diyorlar bazen.
Ama vakit birer halüsinasyon.
Sonunda sakinliğe erdiğini sanan Minho Ay ışığını saraya vurduğu an koridorlarda koşuşturma sesleriyle ayıldı, apar topar odasından çıktı ve en yakınında duran bir gardiyana doğru ilerledi
"Bu ayaklanmada neyin nesi?" Sesi hafif şaşkın hafif sorgulayıcıydı fakat gardiyan tam tersine aceleci görünüyordu
"Kral.. Kral odasında başsız halde bulundu."
Sanki bir an zaman gerçekten durmuş gibiydi, kral gerçekten ölmüş müydü kapısının önündeki 5 muhafıza rağmen ölmüş müydü? Bu imkansızdı. Minho bir an evvel Kralın odasına koştu hemen hemen herkes buradaydı Leydi Anna arka tarafta istifra ediyor Lord Bulat ise emirler yağdırıyordu
Minhonun gözleri odayı taradı, hiç bir yer dağılmamış kan beyaz çarşafları kefen haline getirmişti fakat ortada Kralın başı yoktu. Minho midesinin bulandığını hissetti sonrasında ensesinde nefes
"Ne üzücü değil mi? Koskaca kraliyetin başı artık yok, gerçek manada başı yok."
Siniri başında toplanan Lord arkasını dönüp soytarının yüzüne bir tokat geçirdi
"Hala dalga geçiyorsun! Ne biçim bir yaratıksın lan sen?!" Fakat Han etkilenmemiş gözüküyordu sert vurmasına rağmen soytarının yüzü hala daha leke göstermiyordu bir anlığına orada bulunan herkes ani yüksekliğe başını çevirdi fakat şuan tüm ilgi yatakta başsız duran Kralin cesedindeydi.
"Bağırıp çağırmak bir şey anlam ifade etmiyor sevgili Lord'um olan oldu artık benim görevim bu."
"Sen sadece insanları rahatsız eden hain bir herifin tekisin!"
Han muzipce gülümsedi Minhonun göğsüne bastırdığı kart yere düşmeden Lord'un ellerine düştü bir sonraki saniye soytarı arkasını dönmüş gidiyordu (ilk defa kaybolmadan) Minho kartı çevirip ön yüzüne baktı
Papaz kartı.
Bir şeyler anlam ifade ettiği kesindi ama şuan dikkati burada değildi.
.
.
.
.
.
.
.
.
Sonunda ceset temiz bir kefene sarılmıştı yarın sabah erken saatlerde bir tören ile yakılacaktı bütün saray halkı (Han hariç) ve bir kaç kişi daha kralın ölümünden sorumlu olan kişiyi arıyordu fakat hiç bir iz yoktu
Minhonun kafası karışıktı her şeyi bir arada toplamaya çalışırken bir ara Han ile karşılaştıları gölün başında oturuyordu saf ve temiz su bugün gördüğü kan gölü ile zıttı yanına çöken hafif bir esinti duydu kafasını yanına cevirdiginde mavi tutamlar soytarının yüzünü gizliyordu.
Konuşamadı, yüzünü tekrar yere çevirdi
Sessizlik ne çok anlam ifade ediyor değil mi? Sessiz bucaksız bir ormanda cesette bulabilirsin altında, ama kaybolan değil bulunan ilgi çeker esasında.
°°°°°°°°°°°°°
MEBA MEBA MEBA EVET YINE BEN VE YENI BOLIM BU COM IGLINC BILIYORUM NEYS EISYE BURAYA KADARDA SIKILMADAN OKIDUYSANKZ TESEKKUURR EDEIRM BI SORNAKK BPLJMDE GURUSMEK UZERE BBBBBB🌞🌞🌞🌞🌞