İçeriğe geç

Pulse- Minsung

Bölüm 6 · 5 dk okuma

Pulse- Minsung

Bölüm 6

Kapalı Sandık

Saat acımasızca ilerliyor vakit nefes kadar zamansız ışık kadra hızlıydı Minho odasında yarın sabah gideceği seyahat için küçük bir bez çanta hazırlıyordu, kuzeyin krallığı asma yaprak ta önemli bir anlaşma için gidiyordu. İçindeki şey onu biraz huzursuz ediyordu nedensizce, zaten kafasında birikmiş üzerinde ağırlıkl binmiş bitmeyen sorular döngü içerisindeyken bu görev onun için bir ihanetti küçük beyaz bez çantayı baş ucuna koydu sade ama düzenli odasının asma kilidini kısık bir tık sesiyle açtı ve odadan çıktı boş uzun Koridor boyu yürüdü kraliçe Anna ölmeden önce bu soğuk duvarlar sıcak bazen boğucuydu.

Aksaklık olmadan altın sarısı işlenmiş tuğlalar arasındaki uzun süren adımlar sonunda ipek işlenmiş kırmızı halıları birer birer indi Lord'un kızıl saçları özenle taranmış duruyordu vakitsiz gelen misafirler bencillik yapıp saatlerce oturup işleri aksatırken büyük gölgeler düşüren kapıdan içeri girdi dikkatler kızıl Lord'un arkasında esinti gibi dalgalanıyor her adımında ona eşlik ediyordu

Sandalyesini çekti fakat her an kalacakmış gibi uca oturdu ister istemez gözleri misafirlerin şımarık çocuklarıyla ilgilenen Han'a takılıp duruyordu içindeki anlamsız olan belkide yabancı daha önce hiç fark etmediği hislerle yerinden kalktı soytarıya ilerledi uzun adımlar mesafeyi hızla kat ediyordu elleri soytarının bileğinden tutmuş bağıran şımarık çocukları umursamadan uzun boş genelde sessiz belkide sarayın çatı katından sonra en az kullanılan yeriydi. Kısık kendinden emin sesi fısıltıdan ibaret olmasına rağmen kendinden gür sesi özgürce duvarların arasında bağırdı.
"Kitabı senin aldığını biliyorum soytarı. Yalan söyleme." Soytarının lanetini sürüklediği asılsız gülümseme karşılığında cevap anlamsız.
"Belki başkası belki ben bilen bilmeyen sorgular seni."

Kıkırdama koşulsuz gözler sahtekar. Yalan peşinde yalan gerçeğin gizlediği toprak altı.
"İnkar et veya etme, şüpheli davranışların ard arda, dün akşam ormanın patikasında benden kaçıyordun şimdiyse kitap yok. Han bıkmadın mı artık?" nefesi sıcaktı karşısındaki soğuk bedenden zıt ceset gibi olan teninden sanki kıvılcım çakıyordu yaz yavaş yavaş sonbahara yaklaşıyordu fakat yakınlardaki denizin dalgaları sert kokusu sarayın arka tarafını dolduruyordu.
"Kaçmam saklanmam gün yüzü yakar beni ama küllerim hep burada."

Minho derin bir nefes aldı belli ki bu soytarıdan ümit yoktu sözcükler davranışları inkar ediyordu
"Yarın sabah kısa bir yere gidip geleceğim yokum fakat gözüm üzerinde haberin olsun" Sesi tehditkar değildi sadece uyarıcıydı uzaklaştı soytarıdan soğuk beden yabancı sıcaklığının yokluğu boşluk hissettirdi misafirlerin yanına geri döndü
Sohbet devamlı sürüyor bitmek bilmiyor.
Akşam üstüne doğru sonunda misafirler kalkma kararı almıştı

Odasına doğru ilerleyen Minho peşindeki kuyruktan kurtulmaya çalışıyordu
"Ve sonra bir baktım kuş yok!" Sabrı yoktu arkasını döndü gözleri av gibi soytarının üzerinde dolaştı, yüz tiksinç bakışlar yabancı şefkat arıyordu.
"Hırsız bir yalancı maskenin gevezeliklerini duymaya ihtiyacım yok defol git başımdan." Sesi öfke barındırır ama hırıltı fazla.
"Schhh! Bu ne aceledir efendim, 3 gün sonra gelecek kevran dostunuzu taşır siz hâlâ benim gevezeliğimin derdindesiniz olmadıki böyle!" Her bir tını neşeyle kutsanmış yolunu çevirip yandan geçen Felix'e sarmış olan Han Minho'nun yanından esintiyle geçti.

Gün batıyor kızıl ışıklar arka bahçenin ilerisindeki denize vuruyor güneşin alevleri dalgalara yansıyor dans ediyordu, kimin canı yandı bu akşam?

Ten sıcak ruh buz gibi yarına hazırlanan beden bugünün ağırlığıyla yatağına çöktü akşam yemeğine inemeyecekti en azından bugünlük. Yorgundu ama bu yorgunluk bedenden değil kalpten geliyordu içinde ilerisi için olan huzursuzluk fırtına öncesi sessizlik.
Gözler kapandı nefes yavaşladı düşüncelerin yerini rüyalar aldı.

Lord'un uykusunda devam eden saatler Han'ın çerçevesinde geçti. Soytarı meydanda dolaşırken sağdan soldan fırlayıp elindeki gülleri hanımefendilere bazen çocuklara cömertçe dağıtıyordu günün son saatleri insanlar dağılıyor tezgahlar kapanıyor esnaflar son konuşmalarını yapıyordu. Han'ın yerden yüksek ayakları topuklarını yere vura vura saray koridorunda Lord'un kapısının önünde sustu ziller elindeki tek kalan çiçeği kapının önüne koydu kırmızı gül tıpkı Lord'un saçları gibi soluk kızıldı. Güzel kokusu sokmayacak kadar yapay dikenleri kadar gerçekti.

Soytarı uyumuyordu sırtı bahçenin çardağınsa soğuk tahtalara dayanmış oturuyordu ağzı gülüyor gözler susuyordu soluk ay gölgelerinde bazen düşünüyordu soytarı dalgalı mavi saçları yüzüne düştüğünde maske çatlar düşer peki ya sonra ölecek miydi? Kartlar cebine battığını hissetti vakit ne zamandan beri yolcu almaz oldu.

Şafak vaktiydi Lord her zaman erkenden kalkmış çoktan hazırdı kapısını açtığında beklenmedik soluk gül dibindeydi eğilip aldı kimden geldiği belirsiz gülü masanın üstüne koydu ve odadan çıktı. Niyetsiz ifade krallıktan uzaklaşırken içindeki çok yakın ama yabancı olan hissiyatı bir türlü yediremiyordu kendine yokluk mu, neyin yokluğu? Dünyaya olan hissiyat mı soytarının soğuk nefesi mi?

°°°°°°°°

Soytarı Minho'nun gidişinden sonra pek de mutlu görünmüyordu gün boyu yanında dolaşıp gevezelik ettiği kisilerden biriydi Felix'e de yapıyordu fakat en çok Lord'un dibindeydi homurdandı etrafta hoplaya zıplaya dolaşırken aklındaki fikri krala iletmek için neşeyle taht odasına daldı
"Günaydınlar majesteleri! Nasılsınız umarım iyisinizdir!" Kralın ak sakalları arasındaki gülümseme iyi gününde olduğuna işaretti
"Günaydın soytarı, umarım yine izin istemeye gelmedin bir daha akşam vakti çıkmak yok." Soytarı kahkaha attı saygısız hareketleri göze batmıyor yada görmezden geliniyordu
"Sadeceeee bir şey rica etmeye geldim! Sarayda sıkılıyorum veee yakın zamanda sirktw işim falanda yok ziyafetler haftaya ve benim en çok uğraştığım Lord başka bir yerde bu resmen bi felaket!" gözleri kısılan kral soytarıyı süzdü eleştirisel yapı aşağılayıcı.
"Lord'un yanına mı gitmek istiyorsun?"
Hevesle salladı başını soytarı tereddüt etti kral fakat yakın zamanda gelecek veya beklenen herhangi bir misafirleri veya düzenleme yoktu
"Uslu durup bizi rezil etmezsen bir sorun yok soytarı." Kelimeler yerine onaylayan bir homurtu çıkardı soytarı
"3 saatte hazır ol bekleme yok."

Taht odasından neşeyle ayrılan soytarı toplanacak bir eşyası olmadığı için Felix'e maydanoz oldu uzun sohbetler dakikalarca aktı geçti gitti

Esintiler sonunda soğuk kuzeyi bulduğunda Lord'un kaldığı yerin önüne postalanmış mektup gibi duruyordu dik sırtı eldivenli elleri muzipce kapıyı 3 kez tıklattı kapıyı açan Minho karşısında soytarıyı gördüğünde gözleri fal taşı gibi açıldı
"Ne! Nasıl, neden, Niye buradasın lan sen?!" Soytarı gülümsedi odadan içeri sızdı gözleri odayı taradı.
"Sevgili Lord'um beni bırakıp geldi ve ben tek kaldim, bu yüzden buraya dadanma kararı aldım!" Hoşnut görünmeyen Lord gözlerini soytarıya dikmişken kafasını toparlamaya tanınmayan yabancı duyguyu unutmaya çalışırken soytarının varlığı iç karmaşasına odun atmış gibiydi alevler büyüyor içine yakıyordu belkide kızıl saçlarına bedeli buydu fakat gece mavisi saçlar kendisinden zıt soğuk bedeni tanınmazlıkla ısınmış içini dolduruyor kayıp parçayı kazıyordu

°°°°°

MEBA MEBA MEBAA NASIKLSSINZ UMARIMM COKKKK IYISINIZZZDIEEEE BURAYA KADAT OKUDUYSANIZ COCOCOXOXKKX TESEKJUURR EDERIM YANI SIKILMADIYSANKZZZZZZ OYLAMAYI UNITMAYIN HEBNJZI OBDUM BASKA BI BOLUMDE GORUSUSZ BABABAAIIIII🌞 🌞 🌞 🌞 🌞

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.