İçeriğe geç

Pucca

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Pucca

Bölüm 8

Küçük Kararlar

Üçüncü kişi anlatımından...

.

.

.

Günler geçtikçe üç kızın arasındaki bağ kuvvetleniyor, aralarına kimseyi almamayı hedefliyorlardı.

Bu hikâye, aynı kampüs yollarında yürüyen üç genç yavrucağın fark etmeden birbirlerinin hayatına temas edişinin günlüğüydü.

Duru, içten konuşmayı öğrenmişti. İnsanların cümle aralarında bıraktığı boşlukları, kendi iç sesiyle doldururdu. Dışarıdan bakıldığında dost canlısı fakat bir o kadar da mesefeli görünürdü; oysa içinde sürekli büyüyen bir sorgu vardı. Hayatın ondan ne istediğini değil, onun hayattan ne beklediğini anlamaya çalışıyordu.

Dora, hayata karşı daha cesurdu. Düşünmeden gülen, aniden karar veren, bazen fazla hızlı yaşayan… Ama o hızın ardında, durup bakmaya cesaret edemediği duygular gizliydi. Güçlü görünmek onun için bir tercih değil, bir zorunluluktu.

Ela ise dengeydi. İki uç arasında kalan, herkesin yükünü biraz olsun hafifletmeye çalışan kişi. Kendi kırılganlığını çoğu zaman ikinci plana atar, "idare ederim" diyerek devam ederdi. Oysa bazı yaralar, sessizce de olsa iz bırakırdı.

Bu üç kız; aynı sıralarda oturup farklı hayaller kurdular, aynı kahveleri içip bambaşka yalnızlıklar yaşadılar. Üniversite, onlar için sadece bir eğitim değil; büyümenin, eksilmenin ve yeniden kendini bulmanın adı oldu. Bu kısa zaman içerisinde bir sürü şey yaşamış, birkaç şey öğrenmişlerdi.

Saf kalplilerdi, en ufak şeye umutlanıyorlardı çünkü hayatta o kadar yol kat etmemişlerdi. Daha küçük ve toylardı.

Dora özellikle aralarındaki en akıllanmayan kişiydi. Sinirli bakışlarla karşısındaki Ömer'in konuştuğu kızları izliyordu. "Ne hakla?" dedi içinden. "Kıskanmaya hakkım yok, çocuğa bir selam vermekten bile muzdaripim." Halbuki konuşsa ve kendini göz önünde bulundursa belki de çocuğun aklına gidecek, hislerinin karşılığını alacaktı. Böyle şeylerin sadece bakışla olmayacağını anlamamıştı henüz.

Ama Dora, beklemenin de bir tercih olduğunu bilmiyordu. Sessiz kalmayı seçtikçe, içindeki cümleler daha da büyüyor; büyüdükçe ağırlaşıyordu. Ömer’in gülüşünü uzaktan izlemek kolaydı, fakat o gülüşün başka birine dönük olduğunu görmek içini tarif edemediği bir huzursuzlukla dolduruyordu. Ömer yakışıklı çocuktu. Esmer ama hafif beyaza kaçan güzel bir teni vardı. Saçı sakalı yerindeydi, gülünce elmacık kemikleri belli oluyor içinizi ısıtacak şekilde yanakları ara sıra kızarıyordu. Sempatik ve karizmatikti.

Ömer ise olanlardan habersizdi. Ya da belki de habersiz görünmeyi tercih ediyordu. Bazen erkekler, kendilerine yönelen bakışları fark eder ama adım atmazlardı. Bu, onların kararsızlığı mıydı yoksa rahatlığı mı, kimse tam olarak bilemezdi. Ama bazen de erkekler asla anlamazdı. Mâlum... Kadınlar pazar yolu gibiydi, erkekler de dümdüz otobandı. Kadınlar çok düşünürdü, erkekler dümdüzdü. Dora onun hiçbir bok anlamadığını biliyordu.

Derin bir nefes verdi. Üniversite'de her şey çok hızlı gelişiyordu, buna ayak uydurması birkaç ayını almıştı. Hatta şu son olaylardan sonra yanındaki iki kızdan başka kimseyle samimi olmamayı hedeflemişti.

Dora, o akşam ilk kez kendine itiraf etti: Kıskançlık, sevginin gölgesiydi. Ve gölge varsa, ortada mutlaka bir ışık vardı. Sorun, o ışığa doğru yürümeye cesaret edip edemeyeceğiydi.

Duru, yatağında tavana bakarken hayatın aceleye gelmeyeceğini düşündü. İnsanlar değişir, duygular yön değiştirir, zaman bazı şeyleri törpülerdi. Belki de üniversite, derslerden çok bunu öğretmeye gelmişti onlara.

Ela ise iki arkadaşına baktığında şunu fark etti: Herkes büyürken biraz eksiliyordu. Saflık gidiyor, yerine tecrübe geliyordu. Ama dostluk kalıyordu.

Ve üçü de henüz bilmiyordu; bu küçük kıskançlık, bu sessiz bakışmalar ve söylenemeyen cümleler, ileride anlatacakları anıların en masum kısmı olacaktı.

Çünkü asıl kırılmalar daha başlamamıştı. Ne Baha, ne Ömer, ne Baran.. Onlar sadece büyümelerine yardımcı olan küçük unsurlardı.

.

.

.

Dora'nın Ağzından...

İlk temas sandığım gibi olmadı. Ne film sahnesi gibiydi ne de aklımda yüz kere prova ettiğim o "tesadüf".

Kantin kalabalıktı. Gürültü vardı, kahkahalar vardı, herkes bir yerlere yetişme derdindeydi. Ben sıradaydım, kafam yine bin parçaydı. Arkadan biri omzuma hafifçe çarptı.

"Pardon."

Ömer.

"Bir şeyin yok değil mi?"dedi. Başımı salladım. "Yok." Beni bir baştan aşağı kontrol etti ve o da başını salladı.

Sonra arkasına baktı. Arkadaşları masada onu bekliyordu. Benim de önümde hâlâ sıra vardı.

"Görüşürüz," dedi.

"Görüşürüz." dedim.

İşte bu kadardı. Bir de bununla aynı sınıfta olmak var. Hayır iki okul heyecanlı geçsin diye platonik olduk, bari icraata dök değil mi? İcraata da dökemezsin ki. Bir şey yapsan ve terslese aynı sınıftasın. Kaçamıyorsun, görmezden de gelemiyorsun.

Birini uzaktan sevmek kolaydı.

Yanında olup, görmezden gelinmek daha zordu.

Ve ben artık kendimi zorlayacak yerde durmak istemiyordum. Sanırım artık bir adım atmanın vakti gelmişti.

.

.

.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.