İçeriğe geç

PSİKOPAT ACIMASIZ MAFYA

Bölüm 19 · 11 dk okuma

PSİKOPAT ACIMASIZ MAFYA

Bölüm 19

[XV bölüm] ŞEYTAN’NIN ÇIRAĞI | 2 Güçleniyor muyum?

OYLAMAYU VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN!

iyi okumala

ŞEYTANIN ÇIRAĞI | 2 Güçleniyor muyum?

Sessizliğin içerisinde çığlıklarım duyulmuyordu. Sanki bir mağaranın içerisindeydim de, çığlığım sadece duvarlar arasında yankılanıp, tekrar beni buluyordu. Kimse yok, soğuk, sessiz, ve ürkütücü. Her kalbim acıdığında gece oluyordu. Her gece olduğunda kıyamet kopuyordu. Her kıyamet koptuğunda, göğüsümdeki sızı çoğalıyordu.

Hayat zor.

Hayat karanlık.

Hayat acımasız.

Bir gün bu cümlelerin tam tersini söyleyebilmeyi isterdim. Aynı şu şekil,

Hayat kolay.

Hayat aydınlık.

Hayat merhametli.

Ben kimim ki de bu hayat bana lütuf edilsin? Ne haddime?

Ben sadece karanlığın içine gömülmeye mahkumdum. Gömülürken yalnız olmayacaktım, yanımda onu da her ne olursa olsun sürükleyecektim.

Çağlar'ın dediği ile Matteo bunu söyleyeceğini tahmin edemediğinden afallamıştı. Parmağı ile beni işaret etmişti. "Onu mu koruyorsun?" Çağlar kafasını iki yana salladı. "Karım ile çeneni sallayarak konuşma."

Gevşek ağızlı ve küfürbazın tekiydi. Eğer onunla burada yalnız olsaydık eminim ki aynı eskisi gibi bana söylemeyeceği laf kalmazdı. Bana hakaret etmeyi severdi. Sonuçta insanların huyunu değiştiremezdim ve güçsüzsem katlanmam gerekirdi. Aynı Çağlar'ın manyaklığını değiştiremediğim gibi.

Kafasını bunalmışçasına belli belirsiz salladı ve az önce oturduğu koltuğun üzerinden ceketini aldı. "Her neyse işlerim var benim." Ceketi omzunun üzerine asıp Çağlar'ın hareketlerinden memnun olmamışçasına kaşlarını çatmıştı. O herifin şu an beni parçalara ayırmamasının tek sebebi Çağlar'ın burda olmasıydı. Ama yine de veya her ne olursa olsun ben Çağlar'a asla minnettar değildim.

Matteo yavaşça adımlarını yanımda ki kapıya ilerletirken o herifin hiç bir şey umrunda değilmiş gibi masanın karşısında ki koltukların bir diğerine oturmuştu. Matteo yanımdan geçerken 'daha sonra tekrar görüşeceğiz' der gibi bana bir bakış atıp geçip gidecekken onun sesiyle durdu.

"Akşama iki çanta getir."

Bir bacağını diğer bacağının üzerine atarak yayılmış bir vaziyette oturmaya devam ediyordu.

Matteo ona omzundan bir bakış atıp "Olur, getiririm." demişti. Bahsettikleri şey iki çanta uyuştur*cuydu. Tanıdığı birine verecekti sanırsam. Beni ilgilendirmediğinden üzerine fazla düşmedim. Yani umarım benle bir ilgisi yoktur. Hamile bir kadına uyu- her neyse. Olumsuz düşünmeyeceğim ve olmayacak.

Oda daha fazla oda da bulunmayıp kapıdan çıkıp gitmişti. Onun bile Çağlar'a tahammülü yoktu. Yada sadece Matteo gururuna çok düşkündü.

Kapıyı kapaması ardından Çağlar bana bakmadan, "Karşıma otur," demişti. O an gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Onu yap, şunu yap, artık cidden bunaltı gelmişti.

Sakince karşısında ki koltuğa oturdum. Ben oturduğumda o da duruşunu düzeltmiş ve bacağını diğer bacağının üzerinden almıştı.

Sırtımı koltuğa asla yaslamıyor dik bir şekilde otuyordum, çünkü sırtım alev alev yanıyordu. Fakat başım için aynısını söyleyemeyecektim. Yere zaferden mahrum bırakılmış gibi kafamı eğmiş ve ellerimi önümde birleştirmiştim. Yağmurlu havada ıslanmış bir kediden farksız değildim. Hâlâ buraya neden geldiğim hakkında bir fikrim yoktu.

"Kafanı kaldır." Suratı aynı sertliği koruyor ve hiç değişmiyordu, aksine kaşlarını daha da çatıyordu. Bir elim ağrıyan boynuma gitmiş ve ağrının geçmesini umarak ovuşturmuştu.

Gözlerimin dolmasına izin vermemek için güçlüce ovuşturmuştum.

"Biliyor muydun?" Dedim dudaklarımı zorla aralayıp. "Ondan çaldığımı."

Matteo ona iflas edeceğinden bahsettiğinde biliyormuş gibi davranıyordu ve onun neredeyse iflas etmesinin sebebi bendim. Bunu bilmesini istemedim, çünkü yaptığım şeyi gülünç buluyordum. Tekrar beni aşağılayabileceği bir konu olsun istemedim.

"Her batacağı zaman gelip benden borç alırdı, bilmemek mümkün mü?"

Gözlerimi üzerine diktim verdiği cevapla. Zaman durdu benim için. Yine bir açığımı öğrenmişti. Yine, yine ve yine.

Utancımdan dolayı yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum. Zorla kafamı anladım dercesine salladım. "Niye çaldın?" Sormasını asla istemediğim soruyu sormasıyla dumura uğradım. Babam için demek istemedim, zaten onu basit biri olarak görüyordu. Gözünde daha da küçümsemek istemedim.

Derin bir nefes aldım. "Söylemeye lüzum yok." Dedim kafamı cam tarafına çevirip.

Yavaştan kaşınmaya başlayan yaralarıma gitti ellerim. Zaman geçtikçe tatlı kaşınmaya başlıyordular. Yumruğumu sıktım dokunmamak için, biliyordum canım acıyacaktı. Kaşıdıkça, kaşınıp kanların süzülmesine sebep olup acıyacaktı.

Tam dudaklarını aralayıp bir şey diyecekken kapı tıklatıldı. Birini mi bekliyorduk?

Çağlar sıkılmış bir vaziyette, "Gir," dedi.

Kapı ilk aralandığında karşımda cilası tam olan bir ayakkabı görmüştüm. İçeriye takım elbiseyle girmiş ve kafasını bizden tarafa çevirdiğinde ağzım açık kalmıştı.

Babam.., o buradaydı. Beni yoksulluktan bu herife satan adam karşımda takım elbiselerin içinde duruyordu. Saçı taranmış, ve kullandığı aksesuarları değişmişti. Hani bu adamın parası yoktu?! Hani?

Sinirden ellerim titremeye başlamıştı.

Onun yüzünden bu adam beni hep aşağılamış ve ezmişti. Onun yüzünden ne çok zulüm çekmiştim.

O burada ne arıyordu? Ne işi vardı burada?!

Gitsin burdan, şimdiye kadar bana ne olduğunu bilmeyen bir babaya ihtiyacım yok benim.

Çağlar ayağa kalkmış ve sanki çok samimilermiş gibi sarılmıştılar. Hâlâ şok içerisinde onları izliyordum.

Onlar bir olup beni çıldırtmak mı istiyordular?!

"Ne işin var senin burada?" Dedim sesimin sertçe çıkmasını sağlayarak.

"Oğlunu öldüren adama nasıl sarılırsın sen?!" Tüm sinir patlamalarımı yaşamaya başlamıştım. "Vicdanın yok mu senin?" Bu cümlemden sonra sesimin titremesinden korkarak devam edememiştim.

"Süprizimi beğenmedin mi?" Çağlar dudaklarını büzerek konuşmuştu. "Alındım ama." Yüzünde sinsi bir gülüş hakim olmuştu.

Tekrar bakışlarımı babama çevirdiğimde gözlerimden yaşların süzülmesine engel olamadım. Bizim karşısında oturduğumuz masanın baş koltuğuna geçti. Çağlar mı besledi onu?! Oda mı onun kölesi olmuştu?!!

"Asena dinle beni." Diye o herif konuya girmişti. "Açıklık getireyim sana."

Yanaklarımdan yaşlar teker teker süzülüyordu. "O benim abimi öldürdü!" Dedim tiksinerek onu gösterip. "Senin oğlunu öldürdü!" Çağlar bakışlarını üzerimden bir saniye bile çekmiyordu. "Neden bir şey yapmıyorsun? Nasıl bir babasın sen?!" Bir tepki vermemesi üzerine tekrar bağırdım.

"Bana yapmadığı bir şey kalmadı baba!"

Dedim çığlıklarım oda da yankılanırken. Çok doluydum. Sırtımda taze kemer izleri var demek istedim fakat kendimde daha fazla bu gücü bulamadım. Çenem titriyordu.

Çağlar hiç bir şey demeyip sanki komik bir şey anlatıyormuşum gibi gülüyordu. Bu herif manyaktı!

Elini masaya vurdu ve ayağa kalktı.

"Bana baba deme! Ben senin baban değilim!" Beynimde şimşekler çaktı. O ne demek istiyordu? Anlamıyordum.

Yanaklarımdan süzülen yaşları silmeye başladım. "Ne demek istiyorsun?" Kaşlarımı çattım.

"Senin baban öldü! Öldürdüm!" Dediği hiç bir şeyi anlamıyordum. "Annen seni neden diğer çocuklarından ayırt etti sanıyorsun?!" Bilmiyordum. Beni severdi.

Ama yeter Çağlar'ın yanında daha fazla konuşmasın! O herif benimle sonra dalga geçecekti.

"Sus." Dedim daha fazla konuşmasını istemeyerek. Tekrar kurduğu cümleye inanmak istemedim. "Senin babanı ben öldürdüm."

Çığlıklar atıp geri kaçmaya başladım. "Sizi katiller! Düşün yakamdan!" Kafayı yemek üzereydim. Duran göz yaşlarım tekrar akmaya başlamıştı.

"Yerde kanlar içersinde yatıyordu."

Daralıyordum burda. Beynime bir bulut çekiliyormuş gibiydi. Nefes alamayınca öksürmeye başladım. Kötüleştiğimi gören Çağlar bana doğru gelmeye başlayınca hemen oda da ki kapıdan çıktım. O peşimden koşarken gözlerimin aradığı tek şey çıkış kapısıydı. Arkamdan bağırdı.

"Tutun onu!"

Sanki bu cümleyi kurmasını bekliyorlarmış gibi biraz ilerde tüm adamları yolumu bariyer gibi kapatmıştı. Kaçabileceğim bir yer kalmadığını anladığımda omuzlarım yenilgiyle düşmüş ve attığım hızlı adımlar sonlanmıştı. Yavaşça ilerliyorken kolumdan yakalayıp beni kendisine çevirdi. Bana dokunmasından tiksindiğimde ağlamaktan başka seçeneğim yokmuş gibiydi. Yinede,

Ağlamayacaktım.

En azından onun gözünün önünde! Kolumu ondan kurtarmaya çalışırken, "Lavaboya gideceğim." demiştim. Az önce bulunduğumuz oda da lavabo vardı. Bunu oda ve ben de biliyorduk. Fakat ben kaçmak için bahane arıyor, en saçma şeyi bile kullanıyordum.

Malum bu kadar insan içinde kaçamayacağım yeterince belli oluyorken bir şey demeyip kolumu bırakmıştı.

"Acele et, konuşmamız daha bitmedi."

"Dinlemek istemiyorum."

Kollarımı göğüsümde birleştirmiş yere bakıyordum.

Bana yakınlaşmasıyla ürkmeden edemedim. Kulağıma doğru eğilip fısıldamaya başlamadan önce kabanımın üzerinden belimi okşamaya başlamıştı.

"Yenilerine ihtiyaç duyduğunu düşünmüyorum."

Aynı acı duygusunu hissettiğimde gözlerim dolmaya başlamıştı.

"Uslu bir kadın ol."

Kafama önceden takmış olduğu şapkamı düzeltirken gözlerimi üzerinden ayırmıyordum. Bana dokunmasın istiyordum ama bir şekilde başaramıyordum.

Uslu bir kadın ol.

Etrafı dikizlerken kimsenin dikkatinin üzerimde olmamasına kalbimi kırdı. Kimse benden taraf değildi. Herkes bana karşıydı.

Bir görevli gelip beni lavaboya yönlendirdiğinde aceleyle peşinden gidiyordum. İçeriye girdiğimde ağrıyan göğüslerimi ellerimle sıkıca kavradım ve gerektiğince sıktım. Bebekler büyüdükçe göğüslerim şişiyor ve dayanılmaz bir acı veriyordu. Böyle elim yanlışlıkla değse kopacakmış gibiydi.

Kapının arkasında ki görevlinin beni beklediğinde bile içeriyi can kulağıyla dinleyeceğini bildiğimden ses çıkarmamaya çalışıyordum. Ağladığımı, sızlandığımı duysa gidip o herife yetiştirecekti.

Tüm her şeyi içimde sakladım ve dışarıya hiç bir şey yansıtmamayı denedim. O yumruları boğazımdan geçirip yutmayı önemsedim. Sanki her yutkunduğumda daha çok acı çekiyordum.

Sırtım alevler içerisinde olsa da yüreğimde ki ağrıyı geçemezdi. Ne gibi şeylere bulaştım ben böyle? Biri abimi öldürür. Diğeri ise babam olmadığını ve can ciğer olan babamı öldürdüğünü söyler. Bunların yükü ve karnımdaki ikizler, hepsi beni bitiriyordu. Bunları yaşamak için daha küçük değil miydim?

Ne olur ben de o kaza da ölseydim?! Ne olur annem benide yanında götürseydi?!

Bu hayat çok acımasız!

Hayat beni bataklığa batırmaktan çekinmiyordu. Üzerime toprak atmaktan utanmıyordu!

Ya o bana benim abimin etini yedirdi! Çıldıracağım! Midem oldukça kasılırken kendimi ne kadar tutmak istesemde başaramadım. Klozete koşup içimde olan şeyleri çıkarmaya başladım fakat uzun süredir bir şey yemediğimden dolayı su haricinde bir şey çıkarmamıştım.

Güçsüzce yere düştüm. Elimle temiz olan ağızımı pis hissettiğimden ötürü silmeye başlamıştım. Öğürmelerimi duyan görevli hemen içeri dalmıştı. Yalnız değildi, yanında beyaz kıyafetleri olan bir adam getirmesini görmemle ayağa kalktım.

"Efendim dinlenmelisiniz."

"Bir şeyim yok, iyiyim ben." Kollarımı yapışan doktoru tüm gücümle kenara ittim ve adımları oradan uzaklaştırdım. Hemen çıktığımda onlar peşimden geliyordu ama ben karşımda Çağlar'ı görmem ile durdum.

"Ama efendim.."

Hala arkamdan seslenen doktorları umursamayıp merdivenlere ilerledim.

"Bir serum taksınlar."

Arkamdan bu sefer o çağırmıştı. Topuklarım ses yaparken sinirle cevap verdim. "İyiyim ben."

Biraz daha ilerlediğimde topuklardan dolayı ayağımı burktum. Daha onu bile önemseyecek halde olmadığımda bir şey olmamış gibi devam ilerledim.

Merdivenlerden çıkarken birden başımın dönmesiyle duvara tutundum ve tekrar onun adım seslerini duymamla hızla yukarı çıkmaya devam ettim. Kendimi salamazdım, bırakamazdım. En son böyle olduğunda başım belaya girmişti.

Açlıktan halsizdim. Ama ondan asla bir şey yemezdim. Ne olur ne olmaz! Herif yamyamdı!

Sadece düz yürüyebilmek için ayaklarımı baktığımda biriyle sertçe çarpıştım. Kim diye kafamı kaldırdığımda Tuna'yı görmem ile gözlerine boş bakıp yoluma devam ettim. Eski anılarım canlanıyordu gözümde onu görünce. Oda beni sırtımdan bıçaklamıştı. Ve hala Çağlar'ın köpeği olarak etrafında dolanıyordu.

Yine aynı odanın kapısının karşısında dikilirken kararsızdım. İçeriye girip daha bilmediğim gerçeklerle yüzleşecek kadar güçlü müydüm?

Başıma saplanan ani ağrıyla kendimi büktüm. Bazı eski şeyleri hatırlıyor ve kafamda oturtmayı deniyordum.

.

Bir yatağın üzerindeyim. Etraf karanlık, sadece kafamın az üzerinde asılan kırmızı bir ışık var. Görüntüler bulanık, hiç bir şey net değil.

Titriyorum ama nedeni belli değil, üşüyor muyum yoksa korkuyor muyum, veya bu başka ne olabilirdi?

Yatakta kollarımdan destek alarak oturuyorum. Zihnim sağlam değil ve yaşadığı şeyleri idrak etmiyor. Etraf sessiz, nefes sesleri haricinde. Biri, derin nefes alıp soluklanıyordu. İlk önce bana doğru eğilen bir beden hissetim ve sonrasında ise dudaklarım arasına konulan parmağı.

İstemiyorum ama zihnim bir parmağımı hareket ettiremeyecek kadar kapalı. Nasıl konulduysam, öyle duruyorum. Beden bana yakınlaştıkça geriye kaçmak istiyorum ama vücudum bana ihanet edip hiç bir yere hareket etmiyor.

Biri kollarıma tutunuyor ve boynuma yöneliyor. Başımda olan sıcaklık yavaşça ağırlaşmaya başlamasıyla boynumu hafifçe geriye attım. O sıcak nefes her kime aitse benden uzaklaşmalıydı yoksa buharla yok olacaktım. Geriye ittirdim bedenimi yavaşça. Kaçmaya çalışıyordum.

Zorla gözlerim aralanmıştı ve karşımda terler içinde olan onu görmüştüm. Cani!

O yine yakınımdaydı. O buradaydı. Tam karşımdaydı, bir santim uzaklığında.

.

O şiddetli ağrı birdenbire yok olmuştu. Bu hatırladığım da neyin nesiydi?

Evet bu, o geceydi. Çağların bana dokunduğu gece. İsteksiz olduğumu hatırlıyorum fakat az öncesinden fazlasını hatırlamıyordum. Zihnime zorluyor yaşanan olaya dahil bir parça arıyordum ama maalesef hiç bir ayrıntı yoktu. Küçük bir kırıntı bile. Her şey silinmiş!

Çağlar zihnimde olan her şeyi silmiş! Eskiye dayanan her şeyi! O benim zihnim ile bile oynamıştı! O tam bir canavar! İnsan bedenine sahip bir canavar!

O bir şeytan ve ben de onun çırağıyım!

Beni kendine benzetmeye çalışıyordu! Beni bir canavar yapacaktı.

Ben de o gibi olacaktım! Onun gibi insan öldürecektim. Buna müsade edemem diyecektim ama artık çok geçti. Ben çoktan birini öldürmeye kalkıştım. Hatta birini değil birden fazlasını! Ben ona benzemiştim.

B...b-ben...ben

Bebeklerimi,

Öldürmek istemiştim.

Bebeklerimi öldürmeye kalkışmıştım!

Ne haddime?! Ne cüret?! Nasıl yapabildim?! Onlara kıymaya nasıl cesaret edebildim?! Ben onların annesiydim.

Ne kadar çocuk olsamda onlara kıymayı göze almamalıydım. Ama onlar o adamın çocuklarıydı. Güvenemezdim.

Onları doğurmamam gerekirdi. Yapmamalıydım.

Kapının kulpunu kendime çektim ve ne kadar ezilsemde içeriye girdim, saçmalıklarını, işkencelerini dinlemeye hazırdım.

O herif hiç kıpırdamadan aynı şekilde oturuyordu. Gevşek ağızını araladı ve arkamda duran Çağlar'a döndü bakışları ardından yine bana.

"Küçük prenses cesaretini mi toplamış?"

Emin olmalı.

"Ne söyleyecektin?"

Dedim odanın içerisine bir adım atıp.

Etrafımı kolaçan etti ve söze girdi.

"Otur şöyle."

O kapının kapanış sesi tekrar kulaklarımda yankılandı. Tekrar o 'güm' sesini işittim.

Karşısında ki masanın sandalyesinin önüne oturdum. O canavar ise benim tam karşıma oturmuştu.

Nasıl bu kadar sakin kalabildiğimi ben de bilmiyordum. Belki de kaçamayacağımı, kurtulamayacağını bildiğim içindir? Ne belli?

"Sen Furkan Karahan'nın kızısın." Diye cümlesine başladı. "Ölmüş bir babanın kızı."

Dedikleriyle derin nefes aldım ve isteksizce boynumu eğip kaşımaya başladım.

"Seni büyüttüm."

Ellerini çenesine, dirseklerini de masaya dayamıştı. Zorla yutkundum. "Yapmasaydın." Dedim bir hışımla.

Koltuğunda geri yaslandı.

"Aynı annen gibisin, tavırların bile." Durdu ve devam etti. "Annenin hatırına evde kalmana izin verdim."

Sinirle yerimde doğuruldum.

"Konuya geç."

"Furkan zengin bir adam, zengin bir adamın kızısın." Bakışlarını ona, Çağlar'a çevirdi. Bir onay bekliyormuş gibiydi. Çağlar kafasını olumlu anlamda sallayınca oda devam etti. "Çok kârlısın, tek çocuksun." Bunun neresi iyiydi? Tek çocuk olmak can sıkıcı olmalıydı. Gerçi ben tek çocuk olarak büyümemiştim sadece beş yaşıma kadar kıdemliydim. Sonrası kara bir yalnızlık.

Tekrar Çağlar'a baktı. Artık ne mühimse söylesin ve ben eve gideyim. Ev neresi? Doğrusu benim evim neresi? Ev neresi? Ev güvenli hissettiğin yerdir. Bazen ev insanlar olabilir fakat bu bana geçerli değildi. Kimse benim evim olmayı hak etmiyordu.

"Babanın olan her şey senin üzerine geçiş yapacak. Bütün varlığı ve mirası."

Sırıtarak bakıyordu.

Önüme gerekli olan belgeleri ve imzalamam için bir kalem uzattı.

İmzalamalı mıydım?

"Ama..." Diye devam etti.

________

Oylamayı unutmayın ballar💗

Görüşmek üzere💋

Bölüm sonu

6 yorum