OYLAMAYI VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN!
keyifli okumalar dilerim…🍷

ŞEYTANIN ÇIRAĞI | 1
Bedenimin acılardan ibaret olması titrememe neden oluyordu. Sırtımdaki o sızının her dinmesini beklediğimde dumura uğruyordum. Gözlerimi hala sıkıca kapamış ve açmamak adına yemin etmek üzereydim. Onları kapatmak sanki her şeyin geçtiğini söylüyor ve beni huzur içerisinde bırakıyordu. Yani öncedendi.
Artık hiç bir şey eskisi gibi değildi. Artık gözlerimi kapadığımda karşımda karanlık vardı ve o ürkütücü karanlığın içinde yaşamış olduğum işkeneceler saklıydı.
Korkudan veya acıdan, neden olduğunu bilmediğim bir sebepten dolayı yumruklarımı sıkıyordum. Sanki tırnaklarımı etlerime geçirirsem iyi olacakmışım gibiydi.
O yanımdaydı. Onun nefes seslerini duyabiliyordum. O katil benden uzakta değildi hatta aramızda bir koltuktan daha yakın bir mesafe vardı. Benden tarafa bakmadığını hissedebiliyordum.
"Daha bilmiyor."
Dediğinde ilk kısa süreli bir telaşa kapıldım. Uyandığımı düşünüp benimle konuştuğunu sanmıştım. Fakat daha çok benim hakkımda başka birisiyle konuşuyormuş gibiydi. Telefon görüşmesi yapıyor olmalıydı ki karşı taraftan gelen cümlelere karşı olumlu mırıltılar çıkarıp dikkatle dinleyip ses çıkarmıyordu.
"Sen söyle istedim, senden duymak daha çok canını yakacaktır."
Neyi bilip bilmediğimden söz ediyor olabilirdi ki? Daha neyi öğrenecektim? Beni daha ne batırabilirdi? Daha canımı ne yakabilirdi? Yeterince zulüm etmemiş miydi bana?!
Gözlerimi zorla açıp camdan dışarıya dikmiştim. Kasıklarımı giren keskin bir ağrıdan dolayı gözümden usulca bir yaş süzülüvermişti.
Araba hala hareket halinde olunca çok uyumadığımı düşündüm. Her sırtıma yaslanarak oturduğum vakit ölüm gibi geçiyordu. O yaralara katlanabilmek çok acıtıyordu. O kumaş parçası sırtıma her değdiğinde yakıyordu ve ardına güçlü bir sızı bırakıyordu.
Araba çok soğuktu. Nedenini bilmiyordum ama onlara sahip olduğumu öğrendikten sonra daha çok donuyordum. Isınmak istiyordum ama bu hiç bir şekilde gerçekleşemiyordu. Üşümeye ve donmaya mahkumdum.
Dakikalar sonra hapşırmam ile bakışlarının bana döndüğünü ve üzerime saplamak istercesine baktığını gördüm.
Seslice gülmesi beynimde yankılanırken hala gözlerim dolu bir vaziyette dışarıya bakıyordum.
"Araba o kadarda soğuk değil." Dedi dalga geçer bir ses tonuyla. Ona aldırmadım.
Elini elime değdirdiğinde hızla elimi kendime çektim. "Buz gibisin." Dedi tekrar sertçe. Nasıl olduğum onu ilgilendirmiyordu.
Sigara tabakasından bir dal alıp ucunu yakmıştı. Camanı açtırıp sigarasında soluduğu dumanını dışarıya üflüyordu.
"Kabanını çıkar ve yaralarını göster."
Yüzü varmış gibi bana yaralarımı göstermemi söylüyordu. Hepsi zaten onun yüzünden olmamış mıydı? Başardığı çizikleri mi görmek istiyordu?
"Dediğimi ikiletme."
Sertçe ve tehditkarca çıkan sesine tepki vermedim. Yaralarımı sarmaya kalkışmayacaktı değil mi?
Ani atakla bana yaklaşacakken dudaklarımı araladım. "İstemiyorum."
Bana o kanlı elleriyle dokunsun istemedim.
"Burada senin değil benim dediğim olur prenses, şimdi arkanı dön."
Kabanımı kendime daha da sararak güvendeymişim gibi hissiyat vermeye çalıştım. Ama onun yanında asla güvende olamazdım.
"ŞU LANET KABANINI ÇIKART DEDİM SANA!"
Karşımda sinirle kükremiş ve beni parçalayacak gibi bakmaya başlamıştı. Ensemden yakalamış ve kendisini bana yakınlaştırmıştı. Endişeli ve dolu gözlerle ona baktığımda dudakları kenara kıvrılmıştı. "Şimdi yap dediğimi."
Beni sanki bir kapanın içine sıkıştırmış ve o ne derse yapmam gerekiyormuş gibi davranıyordu. Bulunduğu her hareketinden daha da fazla iğreniyordum.
"Hadi!" Dedi dişleri arasından tıslayarak.
Omuzlarımdan kabanı aşağı indirip sonra kollarımdan süzülmesini sağladım. Elbisem hala aynıydı. Üzerinde kanlar var ve o anlarla gizliydi. Önceden açmış olduğu düğmeyi bir daha bağlamaya mecalim kalmadığından hala açık bir vaziyette duruyordu.
"Temizlenmezse yakında mikrop kapacak."
Ona neydi ki? Acıyı ben çekecektim. Yaparken düşünmüş müydü? Hiç bir şey onu ilgilendirmezdi.
Parmakları hafifçe yaralarımın üzerinde gezinmiş ve birinin üzerinde durmuştu. Sadece o parmağını değdirmesi bile canımı yakmış, kendimi öne çekmemi sağlamıştı.
"Rahat dur."
Diye beni uyarmasıyla ne dediğini o an anlamamıştım taa ki bir yarama sigarasının ucunu değdirene kadar. Daha kabuk bile bağlamamış olan yaramın üzerine o alevi tekrar dokundurduğunda tız bir çığlık attım.
"Acıyor!"
O yaralar daha tazeyken yenilerini gerek yoktu. Çığlıklarımı durdurmaya çalışıyordum ama o her bastırdığında canım daha çok yanıyordu. Kurtulmak için öne doğru sendeleyerek kaçmaya çalışıyordum. Tüm acımı ve öfkemi ayaklarımı yere vurarak çıkarmaya çalışıyorken bu sefer saçlarımı diğer eliyle kavradı ve tüm gücüyle çekiştirdi.
"Sözümü dinlemiyorsun."
"Yeter dur." Dedim çığlıklarımın arasından. İlk defa ona yalvardım. "Lütfen."
Saçımı bıraktığında zorla elleri arasından kurtuldum. Yüzümü buruşturup sırtımdan usulca süzülen kanlara baktım. Elbisemin olduğu yere kanlar süzülmeye devam ederken belime bir peçete yasladı.
"Bir süprizim var sana."
Dedi yavaşça peçeteyi kanattığı yerleri değdirirken. "Dokunma." Dedim ve kendimi öne doğru itmeye kalkıştığımda omuzumdan baskı uygulayıp bulunduğum yerde kalmamı sağladı.
Parmakları arasındaki sigarasının dumanı yüzüme doğru vuruyordu. "Hoşuna gider mi bilemiyorum." Elbisemin tek olan düğmesini ilikliyordu. "Eskileri hatırlamak kalbini kırmaz umarım." Gözlerinde alay belirdi. Beni böyle kafası karışmış bir şekilde görmek dudaklarının kıvrılmasına sebep oldu.
Hazırladığı şeylere karşı hiç bir ilgim yoktu. Sadece tekrar başımın belada olmamasını ve rahatlamayı diledim. Malum eskiler deyince pekte iyi şeylerden bahsettiğini sanmıyorum. Eskiler şimdi olduğu gibi güzel değildi. Aklı hala beni incitmekte, kırmaktaydı. Kalbime mızrak saplayıp, koparıp kanatmaktan çekinmiyordu.
"Çok sessizsin."
Dediğiyle ona kısa bir bakış atıp tekrar önüme döndüm. Her canımı yaktığında attığım çığlıklarda beni anlamayıp devam ettikten, bağırıp çağırıp beni aşağıladıktan sonra daha boş yere çene yormazdım.
Önemsemiyordu sonuçta.
Ama içimde olan ona karşı nefret beni her seferinde dürtüyordu. Böyle elim kolum bağlı katilin yanında durmak beni kendimden utandırıyordu.
"Bir katille konuşmayacağım."
Dedim soğuk kanlılığımı koruyorken çünkü biliyordum ki diğer türlü ağlamaktan başka bir şey yapmayacaktım.
Elini tekrar enseme sardı ve kafamı kendisine doğru çevirdi. Yüzünde gülümsemesi genişlemiş ve aramızda neredeyse hiç alan bırakmayacak kadar yakınlaşmıştı. Yanında durmaya katlanamıyorken bu kadar yakınlığa tahammül edemiyordum. Onu göğüsünden ittirip kendimi geriye çekmeye kalkıştığımda kollarını etrafıma sarıp haddinden fazla sıkmaya başlamıştı. Çok daha yakınıma geldiğinde nefes almam zorlaşmaya başlamıştı. O kadar yakınımdaydı ki nefes alacak boşluğu bile bulamıyordum.
"Korkuyor musun? Bir katilinin kolları arasındasın ve o her an nefesini kesebilir."
Dudakları arasından çıkan cümleleri dudaklarımın üzerine üflemiş ve verecek olduğum cevap için gözlerini gözlerimden ayırmıyordu.
Ben ondan korkuyor muydum? Açıkçası evet. Yaptığı onca şeyden sonra yanında bulunmak tüylerimi ürperiyordu. Fakat bana yaşattığı acılardan olsa gerek öldürmekten başka yapabilecek bir şeyi olmaması beni cesaretlendiriyordu da. Birde az önce beni asla bırakmayacağını söyleyen o, şimdi öldüreceğini sanmıyordum.
"Hayır."
Dedim gözlerinden başka bir yere odaklanmıyorken. Daha cümlemi tamamlayamadan nefesini enseme üflemeye başlamıştı. Tenime değen nefesi gıdıklanmamı sağlarken geri kaçmaya çalıştım. Devam üflediğinde parmakları belime tırmanıp kolumun biraz altında durup yavaştan hareket etmeye başlamıştı. Fazlasıyla huylanmamın ardından kahkaha atmaya başladım.
"Yapma şunu!" Diye çıkıştım omuzlarından sarsarak. Belki dışarıdan çok mutlu gözüküyordum ama gerçek öyle değildi. Az daha beni gıdıklamaya devam ederse gerçekten krize girebilirdim. Ve elbet o bunu beni güldürmek, eğlendirmek için değil bana kendinin tehlikeli olduğunu ispat etme gibi bir ihtiyaçı vardı. Öfkesini ve hırsından söz etmiyorum bile.
"Yeter!"
Dedim nefes nefes kalıp. Nefes almak istediğimde tekrar gıdıklıyor ve ciğerlerimi havasız bırakıyordu. Bu adam beni öldürmek istiyordu.
"Nefes alamıyorum!"
Ben bu halde karşısında nefessiz kalırken o keyfinden gülümsüyordu. Kenara doğru kaçmaya çalıştığımda beni durdurmadı ve gitmeme izin verdi. Ellerimi dizlerimi dayadım güç almak istercesine. Her nefes aldığımda dizlerimi sıkıyordum. Nefessizlikten titreyen ellerim zamanla, derin nefesler aldığımda durmaya yakındılar.
Kafamı onun tarafına çevirdim.
"Kafayı mı yedin öldürecektin beni!"
Aslında daha önce yapmadığı bir şey değildi. Ve eğer öleceksem kafama sıksındı.
"Bir kanadı kırık kuş gibi savunmasızsın ama bana karşı gelmekten de çekinmiyorsun."
Söylediği cümle sonrasında gülmüş ve aşağılayıcı bakışlarını üzerimde gezdirdi.
"Pislik herif!"
Dedim bu zamana kadar yaptığı her şeye gönderme yaparak. Söylediğim şeylere sadece gözlerini devirip duran arabada kapısının açılmasını bekliyordu. Kapısı korumaları tarafından açılınca saçlarımdan tutup bedenimi dışarı savurdu. Korumlardan biri düşmemi engellerken tekrar dengemi korudum.
Çenesinde ki kaslardan biri seğirdi. "Bayılıyorum sana."
Büyük bir ihtimalle aptal cesaretim nedeniydi.
"Aptal hareketler sergileme, aksi taktirde kemiklerini etinden oyarım."
Tenimde bir ürperti hissetim. Ölmek istiyordum ama bu şekilde değil.
Bir adım gerilemek istediğimde beni kolumdan çekip önüne ittirdi. Karşımda büyük bir şirket varken ben nereye gideceğimi bilmiyordum.
Kulağımı eğilip fısıldadı.
"Korumayı takip et."
Adımlarımı korumanın arkasından ilerlettiğimde oda benim peşimden geliyordu. Etrafa meraklı gözlerle bakmak istemiyordum ama bu şatafatlı şirket ilgimi çekiyordu. Daha önemli ben niye burdaydım? İş yerlerine kendisi gidebilirdi. İlla da beni peşine takmasına gerek yoktu. Zaten bayılmıyorum ona. Nefret ediyorum ondan. O hayatımda tanıdığım en acımasız ve duygusuz insan.
Biraz daha ilerledikten sonra bir kapının önünde durduk. Koruma kapıyı yavaşça açınca görüş açıma Matteo girdi. Arkası dönüktü. Onu görmem ile ayaklarım yere çivilenmişti. Ondan en son zorla kaçarken şimdi karşısında olmak beni geriyordu. O beni parçalara ayırırdı.
Matteo uyuştur*cu kaçakçılığı yapıyordu. Kamyonlarca uyuştur*cu satıyor ve kullanıyordu. Bir çok kez ondan uyuştur*cu çaldım. Benim için değildi, hepsi beni zorlayan babam yüzündendi. Sayısını hatırlamadığım kadar ondan çalmıştım.
Turuncu saçlı, çilli bir adamdı. Dıştan sevimli gözükse de o her türlü tehlikeliydi. Kafasını kapının sesine çevirdiğinde bizi gördü. Hala dikiliyorken Çağlar arkamdan ittirdi ve korumada kapıyı arkamızdan kapattı. Hemen ayaklandı ve gözlerini benden ayırmadan Çağları ile tokalaştı. Birbirlerini tanıdıklarını bilmiyordum.
"Bunun burda ne işi var?! Onun yüzünden iflas ediyordum biliyorsun!"
Gözleriyle beni işaret etmiş sinirle konuşuyordu. Üzerime doğru gelirken Çağlar önüme geçti ve onun adımlarının durmasını sağladı.
"Sesini alçalt Matteo, karımla konuşurken haddini bil."
___
Ruh halinizi ve düşüncelerinizi alayım…
kendinize iyi bakınnn♥️


