Dedektif Mert, dosyayı kapatmamıştı. Çünkü dosya aslında hiç “bitmemişti.”
Şehirdeki olaylar durmamış, sadece şekil değiştirmişti. Artık cesetler ya da açık şiddet yoktu… ama insanlar garipleşiyordu. Komşular birbirine güvenmemeye başlamıştı. Bazıları geceleri aynı şeyi görüyordu: karanlıkta birinin onları izlediğini.
Mert, hayatta kalan tanığın ifadesini tekrar dinledi.
“Onu görmedim,” diyordu adam. “Ama sanki zihnimin içine girdi. Düşüncelerimi benden önce biliyordu.”
Mert bu cümlede takılı kaldı.
Bir insan nasıl “düşünceden önce” hareket edebilirdi?
O gece Mert, olayların geçtiği bölgede tek başına dolaştı. Kamera kayıtlarında hep aynı boşluk vardı: 03.17 ile 03.19 arasında görüntüler kesiliyordu.
Ama ses kayıtlarında bir şey vardı.
Çok hafif… neredeyse fısıltı gibi.
“Beni arıyorsun…”
Mert aniden durdu.
Arkasını döndü.
Boş sokak.
Ama içindeki his değişmedi. Artık bu bir soruşturma değil, bir oyun gibiydi. Ve o oyunda kuralları belirleyen kendisi değildi.
Tam o sırada telefonuna bir mesaj geldi.
Numara gizliydi.
Sadece tek bir cümle yazıyordu:
“Bir adım daha atarsan, seni de hikâyeye eklerim.”
Mert telefonu kapattı ama artık iş işten geçmişti.
Çünkü ilk kez fark etti:
O sadece bir cinayet dosyasını takip etmiyordu.
O, birinin dikkatini çekmişti.
MESAJ
Ertesi gün Mert, teknik ekibe gitti.
“Bu numarayı bulabilir misiniz?” dedi.
Ekip birkaç saat uğraştı ama sonuç hep aynıydı: numara yoktu. Sanki mesaj hiç gönderilmemişti.
Ama Mert biliyordu. O mesaj gerçekti.
Dosyayı incelerken yeni bir detay fark etti. Tüm olayların olduğu bölgelerde ortak bir nokta vardı: eski bir psikiyatri araştırma merkezi.
Yıllar önce kapatılmıştı.
Sebep açıklanmamıştı.
Mert o binaya gitmeye karar verdi.
Binaya girdiğinde hava soğuktu. Duvarlar sanki nefes alıyordu. İçerideki odalarda eski dosyalar vardı… ama hepsi yanmıştı. Sadece bir oda farklıydı.
Kapısı kilitli değildi.
İçeri girdiğinde masanın üzerinde tek bir dosya duruyordu.
Üzerinde isim yoktu.
Sadece bir sembol vardı: yarım bir gülümseme gibi çizilmiş bir yüz.
Mert dosyayı açtı.
İçinde kendi adını gördü.
Ve altında tek bir not:
“Sen beni bulmadın. Ben seni seçtim.”
O an binanın içindeki ışıklar söndü.
Ve Mert ilk kez şunu düşündü:
“Belki de bu kişi dışarıda değil… ve ben zaten onun hikâyesindeyim.”
