İçeriğe geç

PSİKOPAT

Bölüm 1 · 11 dk okuma

PSİKOPAT

Bölüm 1

FISILTILARDAN AKAN KAN

"Sağ mı, sol mu?"

"Arka taraf."

Omuz silktim. "O da bir seçenek tabii."

Arkasında olduğum yıkık duvarın sağına geçtim. Kendimi hafif dışarıya çıkartarak birkaç el ateş ettim ve duvarın arkasına tekrar geçtim.

"Ama sana sunduğum seçenekler arasında değil abi."

Miraç yere çökmüş ve silahı arkamdaki ormanlık alana doğrultmuştu. Kafasını bana doğru yan bir şekilde çevirdi. "Seçenekler" dedi ve gülümsedi. "Eğer önüme çıkan tercihlere sadık kalsaydım..." Dedi ve sol tarafıma geçen Deniz'e imayla baktı. "Sevgili ikizimin kurduğu örgütte sağ kolu olmazdım." Deniz silahı aşağıya doğru tuttu ve Miraç'a minnettar gözlerle baktı.

"Ee ben ne zaman lider oluyorum?" Dedim ikisenede bakarak. Miraç kaşlarını çattı.

"Sence de 16 yaş lider olmak için birazcık küçük değil mi Maysa?" Dedi eliyle azıcık işareti yaparak. Elimdeki silahı göstererek gülümsedim. "Sizede 16 yaşındaki bir kızın 4 yıldır silah kullanması ve dövüşüyor olması anormal geliyor mu, yoksa siz normal misiniz?" Dedim alayla.

Miraç ve Deniz birbirine bakıp ikiside çevap vermemek için hemen önlerine döndüler. "Ne! Ne oldu?!" Dedim gülerek. Gözlerimi devirip bende ateş etmek için hazırlandım.

Miraç'ın kolladığı yer ormanlık alandı ve Kanrıça örgütü ormana dağılmıştı. Oradan karşı örgütten birinin gelmesi imkansızdı fakat ne olursa olsun örgütün asıl liderinin korunması bir numaralı kuraldı. Bu yüzden Miraç arka taraftan gözünü ayırmıyordu. Ben ve Deniz karşı örgütte ki adamlara ateş ederken çalılıkların arasından koşma sesi geldi. Merakla arkamı döndüm.

"Abi kim geliyor?"

"Bilmiyorum, hazırda dur!"

Çalılıkların arasındaki ses artıyordu. Elimi tetiğe yerleştirdim.

Bir müddet bekledikten sonra çalılıkların arasından Damla elleriyle dur işareti yaparak geldi. Miraç'a seslendi."Hey, ateş etme sevgilim benim!"

Miraç Damla'nın sesini duyunca silahını hemen aşağıya indirdi. Aralarındaki ilişkiyi sadece biz biliyorduk çünkü örgütte duygular yasaktı. Deniz, sadece Miraç'a tolerans gösteriyordu çünkü Miraç herşeyin de Deniz'e destek olmuştu.

"Adamlar gittikçe çoğalıyor, belgeleri almalıyız." Dedi Damla soluk soluğa.

"Yerimiz çok tehlikeli, en ufak hatada tahtalı köyü boylarız." Dedi endişeyle Miraç.

"Damla doğru söylüyor,gittikçe artıyorlar, elimizi çabuk tutsak iyi olur." Dedi Deniz.

"Kim alacak peki?" Diye sordu Damla.

"Ben alırım" dedim ateş ettiğim yerden sırtımı duvara yaslayarak. Ayıp olmasın diye itiraz edeceklerine emindim.

"Olmaz sen gitme" dedi Deniz.

"Binaya nereden girmem gerekiyor?"

Deniz elindeki krokiyi önüne açtı ve arka girişe nereden ulaşabileceğimi gösterdi.

Ne demiştim size :)

"Tamam, halledebilirim." Eğildiğim yerden ayağa kalktım ve silahı kontrol ettim. Deniz kulaklığına dokundu. "Maysa binaya giriş yapacak! Koruyun."

Vurulmam an meselesiydi fakat gözlemlediğim kadarıyla karşı örgüt binadan uzaktı ama etrafa dağılmışlardı ve önüme birinin çıkması ihtimal dahilindeydi. Saklandığım yıkıntı duvardan hızlıca çıktım ve üstüne sarmaşıkların dolandığı binaya doğru koşmaya başladım. Örgüt beni her ne kadar korusada mermilerin net hedefi bendim. Damla tarafından önüme atılan sis bombası görmemi engellesede vurulmamam için bana 5-6 saniye kazandırdı. Binanın arka tarafına yaklaştığımda tekrar bir yıkıntının arkasına geçtim. Arka kapıyı tutan 2 tane koruma vardı. Biraz soluklandıktan sonra ani bir hareketle iki adamada isabet ettim ve kapıya doğru koştum. Silahı kapıya doğrulttuktan sonra demir kapıya sert bir tekme atarak içeriye girdim. Kulaklığıma dokunup içeride olduğumu bildirdikten sonra ilerlemeye devam ettim.

Bina 4 katlıydı ve merdivenlere koruma koyduklarına emindim. Merdivenlerin olduğu kısımdan çıkarken sırtımı duvara verdim ve silahı yukarıya doğrultarak ilerledim. İlk kat merdivenlerini tırmandığımda beklediğim gibi iki adamla karşılaştım. Sanki dışarısı günlük gülistanlıkmış gibi sohbet ediyorlardı. O kadar dalmışlardı ki beni bile fark etmemişlerdi.

"Siz devam edin lütfen ben hemen belgeleri alıp çıkacağım."dedim sakin bir ses tonuyla. Bana bakmadan eliyle geç işareti yaptı ve konuşmaya devam ettiler. Umursamadan arkamı dönüp yanlarından geçip gittim. Tam 1. Kata doğru ilerliyordumki arkamda olanların farkına varmış iki adamın sesini duydum. "Ne oluyor lan!?" Demelerine kalmadı arkamı dönüp ikisine de ateş ettim. Onlar yere yığılırken ben hızla oradan ayrıldım.

Belgelerin toplantı odasında olduğunu biliyordum ama toplantı odasının yerini bilmiyordum. Yerini sormam için uygun bir yer bulmam gerekiyordu. İlk katta dolaşmaya başladım ve WC önüne geldiğimde içeriye girip kapıyı kapattım. Kapalı kapıya silahı doğrultup kendimi arkamdaki duvara yasladım ve kulaklığıma dokundum. "Toplantı odası kaçıncı katta? Daha fazla gezmeye devam edersem öleceğim."

Kulaklıktan bir anda bomba ve silah sesleri gelmeye başladı. "Bana bir dakika ver, şunu da indirip krokiye bakacağım." Dedi ve bir kaç silah patlama sesi geldi. "Üçüncü katta, acele et." Kafamı sallayıp kapıya doğru yöneldiğim sırada kafamın döndüğünü ve vücudumun tutmadığını hissettim. Elimdeki silah bir anda yere düştü. Zihnimin içinde öyle bir çınlama vardı ki sanki beynimi dağıtacak güçteydi. Düşmemek adına ayna ve muslukların olduğu yere iki elimle tutundum. Ayakta durmakta zorlanıyordum. Gözlerimi kapatıp elimi kafama doğru götürdüm. Kafamı kaldırıp gözlerimi açtığımda aynada ki benle karşılaştım. Gözlerimden, burnumdan ve ağzımdan kanlar geliyordu. Elimi bu sefer aynaya götürdüğümde ayna bir anda yüzüme patladı. Korkuyla kendimi geriye attığımda duvara çarpıp yere düştüm.

Duvarlardan kanlar akmaya başladı. Musluklar kendi kendine açıldı ve tüm musluklardan kırmızı bir sıvı akmaya başladı. Bacaklarımı karnıma doğru çektim. Sol elimi yanıma attığımda elimde bir ıslaklık hissettim. İrkilerek baktığımda elime de kan bulaşmıştı. Kendimi toparlamak amacıyla sağ elimi destek almak için yana attiğimda yere düşürdüğüm silaha çarptım. Silah kan gölünün üzerinde durur vaziyetteydi.

Duvarlardan fısıltılar gelmeye başladı. Anlamsızmıydı yoksa birşeymi anlatmaya çalışıyordu bilmiyordum. Ama duyduğum fısıltılar canımı çok yakıyordu ve beni delirtiyordu.

"Kendini öldür"

"Kendini öldür"

"Kendini öldür"

Sonra adımı fısıldamaya başladılar.

"Maysa"

"Maysa"

"MAYSA"

Ellerimle kulaklarımı kapattım ama sesler azalmıyordu. Gözlerimden yaşlar geliyordu ve bir anda ağzımdan hayır kelimesi çıktı.

"Hayır"

"Hayır"

Artık sadece fısıldamıyordum. Bağırıyordum.

"HAYIR" diye çığlık attım istemsizce.

"Ölmek istemiyorum hayır" diye ağlamaya başladım.

"Kendini öldür Maysa. Aynı onu öldürdüğün gibi..."

"Aklını kaybetme Maysa, aklına mukayyet ol, hayır." Artık sadece ağlıyordum. Kafamı dizlerime gömdüm ve ağlamaya devam ettim. Hayır, acı çektiğim için ağlamıyordum ve istemsizce yapıyordum. Sonra sesler giderek azaldı ve en sonunda hepsi yok oldu. Dizlerim karnımda ellerim kulaklarımda uzun süre bekledim. Kendimi iyice sakinleştirdikten sonra kafamı yavaşça kaldırdım ve etrafa baktım. Herşey eskisi gibiydi. Kanlar yoktu, musluklar kapalıydı.

Dizlerimin üzerinde sürünerek lavaboya kadar gittim ve tutunarak ayağa kalktım. Korkarak aynaya baktım ama aynada tek parçaydı. Yüzümde tek bir kan izi bile yoktu.

Titreyen ellerimle gözyaşlarımı sildim. Bir anda kulağımda silah ve bomba sesi yankılandı. "Maysa ses ver, şerefsizler tepemize çıkmak üzere!" Ne kadar süredir buradaydım bilmiyorum ama örgütü sinirlendirecek kadar oyalandığımdan emindim. Titreyen elimle kulaklığıma dokundum. Gözlerim aynadaki yansımama takılı kalmıştı. "B-ben" diyebildim sadece. "Ne sen Maysa! Acele et yoksa kayıp vereceğiz."dedi Deniz. Gözlerimi aynadan ayırıp yerdeki silahı aldım ve tekrardan karşıya doğrultup tuvaletten çıktım.

Tekrar merdivenlere gittim ve üçüncü kata çıkmak için tırmanmaya başladım. Bu sefer merdivenlerde kimse yoktu. Muhtemelen çoğu koruma dışarıya destek için gitmişti.

Toplantı odası merdivenlerin sağındaydı. Merdiven duvarının arkasına saklanıp hafifçe etrafa baktım. Toplantı odasının tam önünde bekleyen iki adam vardı. Onları almamda sorun yoktu fakat içeride de birkaç adam olabilirdi. Ayrıca her ateş ettiğimde fazlasıyla ses çıkarıyordum fakat dışarıda sürekli patlayan bombalar ve silah sesleri bana şans tanıyordu.

Tekrardan duvarın arkasına geçip derin bir nefes aldım. Silahı ateş etmeye hazır hale getirip kendimi duvardan dışarıya attım. Kapının önündeki iki adamada kolayca isabet ettikten sonra hızlıca kapıya yaklaştım. Kapıya doğru silahı doğrulttuktan sonra yavaşca kapının kolunu açtım ve içeriye girdim. Gördüğüm ilk üç korumaya ateş ettikten sonra dördüncü korumaya silahı çevirdim. Tam belinden silahını alıp bana doğru uzatmıştı ki, eline ateş etmemle yere düşürdü. Elinin acısıyla bağırmaya başladı ve yere çöktü.

O elini tutarken bende silahı alnına dayadım ve korumanın düşürdüğü silahı ayağımla adamdan uzaklaştırdım.

"Ölümle burun burunasın. Bak bana, bende öyle. İkimizide fazla zorlama belgeler nerede?" Dedim sakin bir ses tonuyla. Aradığım belgeler karşı örgütün yurt dışından ithal ettiği son derece pahalı silahların listesini ve konumlarını içeriyordu. "S-sen" dedi acıyla. Silahı alnına daha çok bastırdım. "Seni öldürdüğümde de kim olduğum seni ilgilendirecek mi?"

Kafasını kaldırıp gülümsedi. "Beni öldüremezsin."

Benimde yüzüme bir gülümseme yerleşti. Geriye iki adım attım ve silahımı sağ bacağına doğrulttum. "Ben eğer yapmak istersem..." Dedim ve bacağına ateş ettim. "Sen onu zaten yaptım say." Bu sefer bacağını tutarak bağırmaya başladı. "Belgeler sandığın içinde." Dedi ve titreyen eliyle cebinden anahtar çıkarıp verdi. Elinden almak için uzandığımda anahtarı kendine geri çekti. "Sıra bana geldiğinde pişman olacaksın."

Gözlerimi devirip anahtarı elinden sertçe aldım ve oval, büyük toplantı masasının üzerindeki tahtadan yapılmış, süslü sandığa yöneldim. Kilidini açıp içindeki kağıtları aldım ve kapıya doğru yöneldim. Kapıdan sadece bir adım atmıştım ki arkada bıraktığım adamın sitem seslerini duydum. "Beni burada bıraktığına inanamıyorum, şu hale bak!"

Ona doğru döndüm. "Ne var?! Senide mi alayım yanıma?" Onu duyduğumu bilmiyordu. Yüzünü şaşırmış gibi bana çevirdi.

"Hadi beni bıraktın, sen nasıl çıkacaksın?" Doğru söylüyordu. Omuz silktim. "İyi sende benimle geliyorsun, rehinem olarak." Önce mutlu bir ifadeyle toparlanmaya çalıştı ama cümlemin sonunu duyunca afalladı. "Ne!" Diye bağırdı bana doğru.

"Ne demek ne? Buradan çıkamayacağımı söylemedin mi? Ya benimle gelirsin yada burada kalırsın. Burada kaldığında şanslıysan biri seni erkenden bulur, yaşarsın. Bulamazsa kan kaybından beyaz ışıkla selamlaşırsın. Şimdi geliyor musun benimle?"

Yüzünü buruşturmuş anlamaya çalışır gibi bakıyordu. Tipi çok komikti ve gülmemek için zor duruyordum. "Sen bilirsin" dedim ve kapıya doğru dönüp ilerledim. "Bekle" diye seslendi arkamdan. Ona döndüm ve imayla kaş işareti yaptım. "Beni esir aldığında seni vurmayacaklarını nereden biliyorsun?"

"Sandığın anahtarını sana verdiklerine göre ve aslında olmayan cesaretinle beni tehdit ettiğine göre sadece bir korumadan ibaret olmamalısın. Beni vurmayacaklar, vuramazlar." Ağzı açık ve yüzü buruşuk yine suratıma mal gibi bakıyordu.

"E hadi acele et." Dedim. Yanındaki sandalyeye tutunarak kalkmaya çalıştı fakat bacağındaki ve elindeki yara bunu engelliyordu.

"Hızlı olsana biraz, sabaha kadar seni mi bekleyeceğiz burada?" Dedim alayla. Ayağa yarım kalkabilmiş ve soluk soluğa yüzüme sinirle baktı." Kusura bakma senin vurduğun bacakla ancak bu kadar oluyor Elizabeth Maysa!"

Gözlerimi devirip yanına gittim ve kalkabilmesi için destekledim. Toplantı odasından çıktıktan sonra merdivenlere geldik. "Demirlere tutun aşağıya düşersen panda yavrusu gibi yuvarlanıp gidersin, benden söylemesi." Dedim dalga geçerek. Çok sinirleniyordu ama elinden birşey gelmiyordu. Gözlerini devirdi ve merdiven demirlerine tutundu.

"Şu belgeleri al ve cebine sakla, silah kullanmamı engelliyor." Dedim kağıtları uzatarak. Önce kağıtlara sonrada bana baktı. Yüzüme ayıp birşey söylemişim gibi gözlerini kısarak bakıyordu. "Mal mıyım ben kağıtları tutacağım! Sen kağıtları tut silahı ben kullanırım." Dedi ve belgeleri eliyle ittirdi. "Elin yaralı, üstüne birde yürüyemiyorsun bile. Ayrıca rehinelerin silah kullandığını nerede gördün?" Dedim sinirle. Oflayarak kağıtları sağlam eliyle geri aldı ve katlayarak cebine koydu.

Merdivenleri yavaşca indikten sonra bina çıkışına geldik. Girişte kimse yoktu. Kulaklığıma dokundum. "Belgeleri aldım, binadan çıkıyorum." Dedim ve korumaya döndüm.

"Hadi çıkıyo-" "Maysa kusacağım şimdi." Demesiyle arkasını dönüp kusması bir oldu. Öksürerek bana döndüğünde ona yüzümü buruşturarak bakıyordum. "Hayır yani az daha dayanamadın mı? Kusulacak zaman mı şimdi?" Tekrar sinirli bir yüz ifadesiyle bana baktı.

"Doğru elinde ve bacağındaki deliğe kim kusar ki! Benim hatam." Kahkaha atmamak için zor duruyordum. "Tamam neyse, eğilmen gerekiyor saygıdeğer rehinem"

gözlerini devirdi ve istemeye istemeye arkasını dönüp eğildi. Bacağındaki yaradan dolayı zaten tam olarak doğrulamıyordu. Boynuna kolumu geçirdim ve silahı alnına dayadım.

Bir anda sanki onu gerçekten öldürüyormuşum gibi çırpınmaya başladı. Serbest bıraktığımda kendini geriye attı. "Daha bir adım bile atmadık be psikopat, napıyorsun sen?" Dedim sinirle. Kaşlarını çatmış bana bakıyordu "Ben kendime güvenmiyorum sana mı güveneceğim? Ya yanlışlıkla tetiğe basarsan! Bok yoluna ölmek istemiyorum." Kaşlarımı çattım ve silahtaki mermileri yere boşalttım.

"Oldu mu? Artık gidebilir miyiz?" Tekrar sırtını döndü ve zar zor eğildi. Boynuna kolumu geçirip silahı alnına dayadım ve ilerlemeye başladık.

"Eğilsene biraz uzun geliyorsun!" Dedim sesli bir şekilde fısıldayarak. "Nasıl eğileyim? Bacağım açıyor. Zaten elimi vurdun neden birde bacağımı vurup şov yapıyorsun ki sen?!" Dedi o da sesli bir şekilde fısıldayarak. Bu sefer kendimi tutamayarak güldüm.

Biraz ilerledikten sonra karşı örgütün görüş alanına girdik. Birkaç mermi ateş edildi ama neyseki isabet etmedi. "Patron! Zaferi rehin almış" diye bağırdı bir ses.

"Zaferin içeride olması gerekmiyor mu? Ne demek rehin almış. Kim almış? Sakın ateş etmeyin, Zafer'in kılına zarar gelmeyecek." Diye emir verdi tanıdık ses.

"Hadisene!" Diye fısıldadım Zafer'in kulağına.

"Ne var! Rehineyken bari rahat bırak be kızım."

"Ulan niye gülümsüyorsun, seni vurduğumu belli etsene!"

"Aa doğru diyorsun bekle"

Yalandan birkaç kıvranma hareketi yaptı. Abilerimin yanına gidene kadar idare etse yeterdi. Tekrardan ilerlemeye devam ettik. Kimse ateş edemiyordu ve biz Kanrıça örgütüne doğru ilerliyorduk. Örgütün yanına vardığımızda Zafer'i ormanlık alanda bıraktım. Eğer onu götürsem beni dinlemeden öldürürlerdi.

"Kaçmaya çalışırsan bu yarayla fazla ileriye gidemezsin. Yarı yolda ya canlı yada kan kaybından ölü bulurum seni, bekle burada." Zafer'den belgeleri alıp örgüte doğru yürümeye başladım.

Acıyla inleme sesleri geliyordu. Kayıp vermemiştik fakat çoğu kişi yaralıydı. Denizi gördüğümde seslendim. "Abi buradayım!" Deniz ve Miraç yere çökmüş çaresizce bekliyordu. Beni görünce endişeli yüz ifadesiyle bana baktılar. Miraç bir anda ayağa kalktı ve Deniz'e kalkması için yardım etti. Deniz'in eline kan bulaşmıştı ve kolunu tutuyordu. Yanlarına hızlıca gittim.

"Maysa neredeydin sen, bir türlü naptıysak sana ulaşamadık." Dedi Miraç korkuyla.

"İyiyim ben, bazı aksilikler çıktı ama hallettim."

Deniz'e doğru döndüm ve endişeyle gözlerine baktım. "Abi sen iyi misin?" Acıyla kıvranıyordu.

"İyiyim, ufak bir sıyrık sadece. Halledebildin mi?"

"Evet, işte burada." dedim elimdeki kağıtları eline verirken. "Ben hemen geliyorum bana biraz izin verin." Dedim ve ormanlık alana koşarak geri döndüm. Zaferi ağaçların arasında bırakmıştım fakat burada yoktu. Karanlıkta tam görünmesede toprakta kan izleri olduğu belli oluyordu. Eğilip yerde ki kan izlerine dokundum. Yarasına rağmen ormanlık alana doğru kaçması büyük cesaretti. Ayağa kalkıp örgüte doğru yürümeye devam ettim. Kafamda tonlarca düşünce vardı. Adının Zafer olduğunu öğrenmiştim ama kim olduğunu bilmiyordum.

"Birşey mi oldu?" Daldığım düşüncelerden sıyrılıp sesin geldiği yöne baktım. Nilüfer meraklı gözlerle bana bakıyordu.

"Ne oldu? Yaralandın mı? Birşey mi var"

"Hayır. Ben iyiyim ama..."

"Ama ne?" Dedi

imayla. Kafamı Deniz'in elindeki belgelere çevirdim sonra da binaya baktım.

"Belgeler sahte!" Örgüte dönüp tüm sesimle bağırdım.

"BİNADA TUZAK VAR, EĞİLİN!"

Bölüm sonu

3 yorum