Koluna kelepçe takıldı. Herkes ona bakıyordu. Korku dolu gözlerle etrafı incelerken karanlık bir yüz gördü. Ay onu aydınlatacak kadar ışık yaymıyordu. İşaret parmağını dudağına götüren dudakları kımıldamasada gözlerinde memnun tavrı olan biri. Akgün ona dik dik bakıyordu. Gözleri doluydu ama ağlamıyordu. Hayata teslim olma düşüncesiyle kendini uçuruma giden kadere bıraktı. Polisler onu ifade odasına götürdü. Daha genç bir kız olduğu için işleri ağırdan halledeceklerdi." İlkgünü sen mi bıçakladın?" Gözlerinin altı mosmor olmuş Akgün " bu onun ölümünü değiştirecek mi?" Polislerin düşüncesi Akgünün kardeşini bıçaklamasıydı kardeşide ablasının kendini öldürme suçundan hapse girmesin diye balkondan atlayarak intihar etmesiydi. Şu an onlara en mantıklı gelen buydu.
Peki neden kardeşini bıçaklamıştı?
Aralarındaki meseleyi ölüme götüren neydi?
Ne zamandır bu tür şiddet eğilimi içinde?
Onu bu duruma getiren ne yaşamıştı?
Daha milyonlarca soru vardı kafasında ama kız susmuş sorduğu sorulara cevap vermiyordu. Durum böyle olunca hakim onu suçlu buldu ve çocuk hapishanesine gönderme kararına varıldı.
_ _ _
Gerçeği biliyordu ama söylemiyordu. Korktuğundan değil nahapacağını bilmemesindendi . Anlattıktan sonra karanlık aydınlanacak mıydı? Ama ona kim inanırdı. İnsanlar doğruya inanabilir mi? Yalan , kendin suçluysan doğru kabul edilir. Doğru ise kanıt olsa bile insanlar her zaman şüphe eder...
_ _ _
Ana giriş kapısından geçtim. Metal dedektörleri üstümde gezdirdiler. Her köşede 360 dereceli kameralar vardı. Sonra durduk. Burası büyük ihtimalle güvenlik kontrol yeri olmalıydı. Kimlik doğrulama yaptılar. Güvenlik personelleri vardı. Sanırım bir sorun çıkmasına karşın buradaydılar.
Uzun bir koridora çıkıyordu. Sorun çıkmasına karşın Bu kapıları güvenlik personelleri kontrol ediyordu.
Bölüm kapılarına vardık. Eğitim, sağlık , sosyal alanlar ve bunun gibi çokça kapı vardı.
En sonu da beni bir odaya götürdüler. Kare biçimde küçük ve bireysel bir odaydı. İki veya üç kişilik odalarında bulunduğunu duymuştum. Ama burada tektim. Yatak, masa , sandalye gibi temel mobilyaların donatılmıştır. Kapım çeliktendi ve otomatik kilitleniyordu. Odamda keskin herhangi bir eşya yoktu. Pencerelerde demir parmaklıklar vardı iç ve dış tarafta. Yatağım duvara monte edilmişti. İşaret parmağımla mobilyaların tıklatım. Baya dayanıklıydı. Bir çekmecem vardı. Üstünde kilit vardı ve anahtarı üzerindeydi. Kişisel eşyalarımı için böyle bir alan yapılması çok hoştu. Banyo yoktu odamda büyük ihtimalle ortak kullanımdı. Sade bir odaydı. Her yer beyaza boyanmıştı. Büyük ihtimalle poskolojik olarak olumlu etkilenebileceğimiz düşünülmüştü. Ama tam tersine bu beyazlık benim sinirimi bozuyordu. Abla bana odamı gösterdikten sonra odamdan ayrıldı. Hemen arkasından kapı kilitlendi.
_ _ _
Yaklaşık 25 dakika sonra bütün odaların kapıları açıldı. Herkes aşağiya iniyordu. Yemek vakti olmalıydı. Bu kadar suçlu çocuğun bir arada olması nasıl sorun olmuyordu? Çocuklar diye küçümsüyorlar mıydı? Diğerleri gibi sıraya girdim. Elimde boş , 4 çukuru bulunan plastik tabak vardı. Yemek bölümünde çalışanlar tabağı kepçeyle dolduruyordu. Yemekte patates püresi , mercimek çorbası , salata ve 1 tane tulumba vardı. Daha kötülerini yemiştim. Köşede dibinde bir masaya yerleştim. Yemeğimi bitirip odama geçmek için hazırlanırken karşıma biri oturdu. Gözlerime dik dik bakıyordu. Sırıttı. Plastik bıçağı aldı ve masanın üzerinden atlayarak yere yığdı beni.Gözü gözüme çok yakındı. Nefes alamıyordum. Çocuk kulağıma eğildi ve bana bu sözcükleri sıraladı.
" Eminim beni anlıyorsundur... seni öldürme hazzı... Bir kaç yıl daha burada kalmama değer."
