Toruzza -1715-
Çift kanatlı ahşap kapının etrafında bir hareketlilik peyda oldu. Bilek hizasındaki krem rengi yüksek bel eteklerinin üstüne farklı renkte kazak giyen iki düzen sağlayıcı, telaşlı adımlarla koridoru kat ediyordu. At kuyruğu yaptıkları yine farklı renkteki saçlarını kırmızı kurdeleyle bağlamışlardı; Kraliçe'nin özel hizmetçilerine sunulan nişaneydi bu. Kadınların taktığı kurdele ve erkeklerin yakalarına iliştirdiği tüyün rengi, onların statüsünü gösterirdi.
İki kadın fısıldaşarak akşap kapıdan içeri girdiğinde, henüz yedi yaşında olan sıska çocuk saklandığı yere iyice sokuldu. Önünü kapatan metal zırhın kolu yana açılarak parmakları arasına devasa bir kılıç yerleştirilmiş ve sivri uç, kaynak yapılarak yere sabitlenmişti. Zırhın bel kısmını tutarak kolun altına girdi; şimdi bu yapay muhafızı sırtlanmış gibi görünüyordu.
Zeka pırıltısıyla dolup taşan gözleriyle koridorun iki ucunu da sakince taradı, herkes büyük salonda tertiplenen kutlamalara katılmış gibiydi. Güvenlik zaafiyeti karşısında yüzünü buruşturarak son kez etrafı kolaçan etti. Kutlamaların sebebi olan bebeği deli gibi merak ediyordu.
Süregelen sessizlik tatmin edici boyuta ulaşınca zırhtan ayrıldı, kirli çizmelerinin tabanında yerin ısısını hissedebiliyordu. Siyah renk iri cepli tulumu ve içine giydiği yün kazak annesinin eseriydi, söylediğine göre Falgun kazağı satıcı Melona'dan aldığı ısı korur ipliklerden örmüştü. Neredeyse kemikleri sayılan soluk tenli ve gösterişsiz sarı saçlı annesinin yanında tombul Melona, oldukça canlı görünüyordu. Yanaklarına tırmanan kan, iyi beslendiğini vurgularken fırfırlı giysileri de kazancını açıkça ortaya koyuyordu. Ülkeler arası ticaret yolunda büyük başarı kazanan merhum eşinin ardından devraldığı meslekte şaşırtıcı bir başarı grafiği sergileyen Melona küçük servetini ikiye katlamış, böylece halk arasında haklı bir saygınlık elde etmişti. Kibirli olmasına yeter bir özellikti bu.
Melona ve annesini zihninin tozlu rafına kaldıran çocuk, turuncu hareler yayan kazağın kollarını aşağı çekiştirdi ve ahşap kapıya iyice sokuldu. Annesi gibi beyaz olan teninde giysisi adeta alevi andırıyordu. Kahve saçını eliyle dağıtarak çilli yüzünü aralık kalan kısımdan içeri uzattı; meraklı bir tilki gibi göründüğünü düşündü muzipçe. Hizmetçi kızların fısıltısının sona ermediğini fark edince ise keyfi gözle görülür bir hızla kaçıverdi. Bu denli önemli ne olmuş olabilirdi? Arı kovanı misali çalışan beyni buna tatmin edici bir cevap bulamayınca hüsran içinde yatağa doğru emekledi. Taş zeminin sıcaklığı avuç içini kuşatmıştı.
Yer katmanı soğuk, beyaz örtüyle kaplı Toruzza'nın altından sıcaklığı hiç azalmayan kaynar sular akardı. Basınçlı bir düzenekle evin duvarlarını kat eden bu su, koruyucu bir tabaka işlevi görürdü. Demircide çalışan iri yapılı babası aşırı terlediği bir gün, oğluna bu sistemden bahsederek birkaç okkalı küfür savurmuştu. Ona göre kış canlıları, bu aşırı sıcakları hak etmiyordu.
Şimdi tam tersi bir düşünce içinde olan çocuk, erimiş çikolatayı hatırlatan sıcaklığa minnet ederek tüllerle çevrili yatağın kenarına yaslandı. Giysi dolaplarının açılıp kapanışı ve aynaların kaliteli bir bezle silinirken çıkardığı vıjt sesi kulaklarını doldururken sabırsızlandı. Bu bebek neden ağlamıyordu?
Yatağın uç kısmına gelerek yandan kafasını uzattı ve bir süre, işlerine odaklanmış görünen düzen sağlayıcıları izledi. Biri sarışın diğeri esmer iki kız, gösterişli vücutlara sahipti. Kıvrımlı hatları babasının deyimiyle muazzam orantıyı yansıtıyordu. Çocuk bunu hiç anlayamamıştı, bir kadının büyük kalçalı olması koltuklarda fazla yer kaplaması dışında ona ne fayda sağlardı ki? Boş vererek kafasını salladı.
Derken beyaz örtülü beşik çocuğun gözüne ilişti; sarışın kız kıkırdamıştı. "Ah Larel o kadar güzel bakıyor ki, sanki içimdeki tüm organlar hoplayıp yer değiştiriyor."
Şimdi kanepenin şişkin yastıklarını havalandıran diğeri hoşnutsuz bir ifadeyle iş arkadaşına baktı. "Daguna buna bir son vermelisin, o bir şarii bunun farkındasın değil mi?"
"Öyleyse ne olmuş? Toruzza'da aşka değer verilir; statü hiçbir zaman evlenmeye mani olmamıştır." Düz saçı, çocuğun ev penceresinden sarkan ipleri andıran Daguna dolabı sertçe kapattı, varaklı mobilya çarpmanın etkisiyle bir süre titredi.
Larel son yastığı da havalandırdığı için hızla beşiğe gitti; sesin bebeği uyandırmasından korkmuş olmalıydı. "Onu uyandıracaksın, biraz sakin ol." Minik yatağı gıcırdatarak sallarken tekrar Daguna'ya baktı. "Statüden bahseden kim. Şariiler sanatsal olur, bunu sen de en az benim kadar iyi biliyorsun."
Daguna bu cevap karşısında diyecek bir şey bulamayarak bir süre suskun kaldı, sonra hırsla Larel'e baktı. "Ayrıca uyanacak olması zerre umrumda değil." Gözleriyle bebeği işaret etmişti. "O bir canavar, annesinin tüm göğsünü morartmış; Liderra'ya yıkanmasında yardım ederken fark ettim."
Bu sefer de ninni mırıldanan Larel sessiz kaldı; tüm bu morlukları fark eden tek kişi Daguna değildi anlaşılan. "Öyle bile olsa bu bir bebek..." dedi sonunda Larel, kıvırcık saçları altındaki zeytin gözleri hüzün içeriyordu. "Onu suçlayamayız." Daguna tekrar söz almayınca oda mutlak sessizliğe gömüldü; bebek hala ağlamamıştı.
Sırtını yatağa yaslayan çocuk, iki şeyi düşünürken buldu kendini: Gizemli morluklar ve şariilik. Babası onu dökümhaneye çağırıp kılıç ve zırh yapımının inceliklerini öğretmek istemişti ancak bu eğitim sadece iki hafta sürebilmişti. Ter ve isten tiksindiğini fark eden bu sıska oğlan diğer hafta boyunca, babası fark etmeden gün ağarırken evden çıkmış ve ancak akşam alacasında eve dönmüştü. Tüm bu süreç boyunca ne yaptığını kendisi dışında bir tek yavru bir kar tilkisi fark etmişti: Yerleşkenin dışındaki terk edilmiş metruk bir evin duvarını boyamak.
Şariiler düzen sağlayıcı kızın belirttiği gibi sanatçı kişilerden oluşmaktaydı ve bu grup, estetikten anlayan çocukların doğması için evliliği belli şartlara tabii tutmuştu. Kadim büyülerle mühürlenen taş anıtın iki ayrı bölgesi, her ay dönümünde berrak yüzeyine dönerdi. Böylece kağıt pürüzsüzlüğüne ulaşan ve altın kumların ışıltısıyla parlayan anıt, yeni bir törene şahitlik etmek üzere hazır olurdu; evlilik yeminine.
Evlenme kararı alan herhangi iki genç, çift bölmesi arasında hafif aralık bulunan anıtın kendi tarafındaki yüzeyine o anki hislerini resmederdi. Sevdiği kişiye duyduğu aşkı, onun gözünde nasıl göründüğü ve bu birleşmeyi ne kadar istediğini fırça darbesiyle dile getirirdi. Çalışma sonunda yarım saat gözlenen anıt sessizlikle çevrelenebilirdi; ne büyük hüsran. Eğer aralık, ağır bir sükunetle kapanır ve resimler kaynaşırsa da evlilik kesinleşmiş ve iki ruh birleşmiş olurdu.
Her statünün kendine özgü tasarlanan evlilik yemini arasından en dikkat çekici olanı hiç kuşkusuz şariilerinkiydi. Saman kağıtlarını meyve özleriyle boyayan çocuk buna bir anda karar vermişti. Daguna'nın aşkla bahsettiği adamı merak ederek zihnindeki diğer konuya geçiş yaptı: Morluklar. Kraliçe Liderra'nın belliki canı yanmıştı; kızağından sertçe düştüğü bir seferinde çocuğun feci derecede moraran dizi empati kurmasını sağlamıştı. Peki bir bebek buna nasıl sebep olabilirdi? Bir an bebeğin yüzünü hiç görmediğini fark etti; canavar olabilir miydi? Belki de sivri dişleriyle onu emzirmeye çalışan şefkatli annesinin göğsünü parçalamaya çalışmıştı.
Merakı artık had safhaya ulaşmıştı ki, bir anda düzen sağlayıcılar geldiklerinin tersi bir sakinlikle odadan dışarı çıktı. Çocuk şaşkınlıkla durumu idrak etmeye çalıştı; şatafatlı yatak odasında şimdi tamamen yalnızdı. Yatağın ucuna kadar emekledi ve dokuma kilimin sert kılları bacaklarını acıtınca yarı yolda ayağa kalktı. Beşik kendisini sinsice çağıran bir gize benziyordu şimdi; çevresindeki her şeyi sönükleştiren ve ihtişamıyla parlayan bir gize. Yutkundu ve elleri iki yanına sarkık halde bir süre odanın ortasında bekledi. Sonra canavar bebeğin çağrısına daha fazla kayıtsız kalamayarak yavaş adımlarla ilerledi. Üstüne tül gerdirilen beşiğe ulaşınca dikkatle örtüyü açtı. Gördüğü şey karşısında istemsizce nefesini tuttu. Sonunda kendisine geldiğinde gözlerini kırpıştırarak beşiği hafifçe salladı. "Merhaba ufaklık, ben Kitha." Tuhaf bir huzurla gülümsemişti. "Görünen o ki seninle bundan sonra sık sık görüşeceğiz."