Toruzza - 12 mart 1736 -
Hissizleşmiş bedeni karlar içinde bata çıka ilerlerken Prusis'in kalbindeki boşluk burun direğini sızlattı. Dışarıdaki soğuğu eritip yok edecek şiddette bir ateş vardı kalbinde, belki de onu üşüten bir yalnızlık. Bilemiyordu... Ne hissettiğini hiçbir zaman bilemeyeceğinden korkuyordu. Herkese ben ölümün temsilcisiyim diye haykırmak istiyordu sadece. Çıplak ayaklarını oynatarak yumuşak dokusuyla mest olduğu karın, parmakları arasında gezinmesine izin verdi. Hissizlik sadece ruhuna özgü değildi, soğuğun o metalden elleri asla tenine değememişti. Beyaz renk tül elbisesinin karlar üzerinde süzülüşünü seyrederken zihnine düşen görüntüyle sendeledi.
'Seni seviyorum Sisi. Aramızdaki bu engeli kaldırman gerekiyor.'
Kafasının içini dolduran sesi bastırabilmek için iki elini sertçe kulaklarına dayadı. Başını deli gibi iki yana sallıyordu. "Hayır, hayır, hayır... Bu sesi daha önce de duymadım, şimdi de duymuyorum. Gerçek değilsin." diyerek dizlerinin üstüne çöktü.
'Saçların, Sisi. Kar beyazı gibi, çok güzeller.' Kitha, Prusis'in yüzüne dokunmak için hareketlendiğinde kız, eldivenler içine gizlenmiş elleriyle bu hareketi engelledi.
Gerçekten engellemiş miydi? O zaman neden bu kadar hüzünlüydü. Gözlerinden sessiz yaşlar akmaya başlarken ismini defalarca zikretti. Prusis... Toruzza'nın yüz karasıydı. Derin bir iç çekişin ardından soğukluğunu hissedemediği karı avuçladı. Sonuçta kar canlı değildi ve Prusis ona zarar veremezdi. Sonra kendisine ait bu sonsuz kar yatağına bedenini yayıp nasıl bu hale geldiğini düşünmeye başladı. Toruzza'nın prensesi olarak dünyaya geldiğinde herkes bu haberi coşkuyla karşılamıştı. İsimlerin insan üzerinde etkili olduğu bu beyaz ülkede kral kızına bademden türeyen Prusis adını koymuştu. Baharı müjdeleyen badem ağacı gibi, çevresini canlandırsın, canlanışın habercisi olsun istemişti. Olmuştu da ama bu isim en kötü şekilde etkisini göstermişti. Bu ağacın aslında kışın bitişinin de habercisi olduğunu unutmuşlardı. Baharın gelebilmesi için kış ölmeliydi.
'Seni öpmeme izin ver. Bu arzu beni öldürüyor.' Kitha eldivenlerini tuttuğunda Prusis nefesinin kesildiğini hissetti. Çıplak elle dokunduğu çiçeklerin kuruduğunu biliyordu, hiçbir hayvanı da eldivenleri olmadan sevmemişti. Belki de ailesi yanılıyordu. Belki de küçükken dokunduğu o insanlar ağır hastalıktan mustarip oldukları için ölmüştü. Tereddüt ederek belirsizce kafasını salladı ve sağ elindeki kadife kumaşı temkinli bir hareketle çıkardı.
Anısıyla eş zamanlı çıkardığı eldivenleri başının yanına koyup çıplaklaşan uzvunu havaya kaldırdı. Parmakları özgürlüğüne kavuşan mahkumlar gibi kıpırtılıydı. Tekrar ağlamaya başladığında "Aptalsın." diyerek gökyüzüne bağırdı. Aptaldı, çünkü ailesi yanılmıyordu. Prusis baharın müjdecisiydi ve dokunduğu her kış canlısı, ölerek bahara zemin hazırlıyordu. O, kışın temsilcisi olan ülkesi Toruzza'yı yok ediyordu.
'Ölümün temsilcisiyim, tenimin değdiği her canlıyı kurutuyorum. Ben... Ben sana da zarar vermek istemiyorum.' Kumaştan kurtulmuş ellerini arkaya saklamıştı.
Kitha gülümseyerek başını sallayıp kızı kendine çekti. 'Sen bana zarar veremezsin. Çünkü beni seviyorsun.' Gülüşü muzipleşmişti. 'Üstelik ortada büyük bir çelişki var. Sen canlanışın habercisiyken nasıl oluyor da aynı zamanda ölümü temsil edebiliyorsun.'
Prusis yerdeki kardelen çiçeğini kopartıp teniyle temas etmesini sağladı. Çiçek üzerine sanki asit dökülmüş gibi solup hızlı bir çürüme evresine geçiş yapmıştı. 'Toruzza'dayız Kitha, kışın hiç bitmediği, karların sonsuz bir döngüyle biriktiği beyaz ülkede. Bahar gelirse yok oluruz. Toruzza'daki her canlı, kışın bir parçası ve kış bitip bahar geldiğinde onların da yok olması gerekiyor.'
Kitha başını iki yana salladı. 'Bu saçmalık. Birilerinin ölümüne sebep olduğunu bile annenler söyledi, nedenini kesin olarak bilemezler. O günden beri hiçbir insanla temas etmedin. Denemeni istiyorum, lütfen... Öp beni.' Kitha her zaman dediğini yaptıran biri olmuştu. Söyledikleriyle cesaretlenen Prusis çekingen bir temasla çocuğun dolgun dudaklarını öptü.
Anısının coşkulu bölümünde Prusis de hareketlenip ismine ilham olan ağacın önüne gelmişti. Çıplak dallarındaki çiçek tomurcukları göze çarpıyordu. Doğduğu yıl ağaç tomurcuklanmıştı ve sanki zaman durmuş gibi o günden beri değişmeden duruyordu. Tomurcuklarını patlatmaya korkuyor gibiydi. Zamanı geldi, diye düşündü kararlılıkla. Bu çılgınlığı bitirmek zorundaydı. Ağaçla temas ettiğinde çiçekler kuruyacak ve ortada baharı müjdeleyen hiçbir şey kalmayacaktı. Böylece Toruzza'yı kurtarmış olacaktı.
Kitha'nın dolgun dudaklarındaki değişikliği hissedebiliyordu. Ters giden bir şeyler vardı. Geri çekilmeye çalışırken Kitha'nın ağır gövdesi bedenine yüklendi. Kız ağırlığa fazla dayanamayıp yere düştüğünde Kitha'nın yan dönmüş bedenini gördü ve çığlık attı. Cansız kütle mumyalaşmış cesetler gibi kurumuştu. İçeri çökmüş yanakları ve kahverenginin bozuk bir rengine dönmüş teniyle korkunç görünüyordu. Şehir efsanesi gerçekti, Prusis kendini bir canavar gibi hissediyordu.
Anılar, diye düşündü büyük bir sükunetle. Kör bıçak misali nasıl da can yakabiliyorlar.
Sonra derin bir nefes aldı. "Canavar yok edilmeli." diyerek elini uzattı. Ağacın gövdesiyle temas ettiği an güçlü bir patlama oldu. Gözü kör eden ışıklar ve kulakları sağır eden gürlemeler... Özdeş iki ruhun kavuşmasıydı bu. Prusis, hücreleri birbirinden ayrışırken zihninin karıştığını ve akıl sağlığının yok olduğunu hissetti. Çevresi dönmeye başladığında midesi bulandı ve hücreleri bağımsızlığını ilan etti.
Beyazlara bürünen ülkesinden bir böcek gibi kovulduğu o an için tek gerçekti.

