İçeriğe geç

Protector of the Prince

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Protector of the Prince

Bölüm 2

2. Bölüm

Minjun aşırı tatlı değil mi🥺🥺🥺🥺🥺

Sizi çok seviyorum. Kendinize dikkat edin ve her zaman önceliğiniz kendiniz olsun. Hayatınızda var olan insanlara çok dikkat edin. Bazıları sizi yükseltmek yerine düşürmeye çalışacaktır. Bunu fark ettiğiniz an uzaklaşın onlardan. Çevreniz ne kadar iyi olursa o kadar gelişirsiniz fikrimce.

Yorum sınırı: 100

————————

"Minjun hadi!" Hala banyoda dişlerini fırçalayan bedene seslendim. Alfa gülümseyerek yanıma geldiğinde gülümsedim. "Hazır mısın?" Başını salladığında odadan çıktık. Hemen önümüzde Hana ve Taehyung vardı.

Odadan çıkan kralla Hana ve Taehyung durdu bizde yanlarına yaklaştığımızda durduk. "Minjun benimle gel." Minjun onun ne istediğini anlamış gibi ellerini sevinçle çırptı. Minjun yanımdan geçip gidecekken olduğum yerde kaldım. Babasının elini tuttuktan sonra çattığı kaşlarıyla bana döndü. "Hadi Jimin." Elimi çektiğinde bende onlarla ilerlemeye başladım. Taehyung'un hoşnut olmayan bakışlarını hissediyordum.

Minjun ellerimizi bırakıp hızla önümüzdeki kapıyı açtı. Koşarak içeri girdi ve içeride koşmaya başladı. Anlaşılan burada olmayı seviyordu. Yanda gördüğüm demirden ince çubuklarda gözümü gezdirdim.

"Sen orada oturabilirsin." Dedi kral köşedeki tekli koltuğu gösterip. Minjun koşmayı bırakıp bizim yanımızda durdu. "Beni izle Jimin! Babamı yeneceğim." Jungkook derin bir nefes aldı. "İsimle hitap etmek yok Minjun." Minjun omuz silkti ve koşarak çubuklara ulaştı. Bende bu esnada koltuğa oturmuştum.

İkili aldığı çubuklarla orta tarafa geçmişti. Jungkook bilerek kötü oynuyor Minjun'un vücuduna değebileceği her an başka tarafa yöneliyordu. Minjun ise nefes nefese var gücüyle çubuğu kralın vücuduna değdirmek için çabalıyordu. Jungkook en sonunda bu oyuna son vermiş onun karnına çubuğun ucunu değdirmişti. Minjun nefes nefese kollarını göğsünde bağladı. Hem yorulmuş hem kazanamamıştı. Bana geldi ve kucağıma oturup soluklanmaya başladı.

"Baba Jiminle de oyna." Minjun'un dediğiyle gözlerimi kocaman açtım. Kral dikkatle bana bakıyordu. Minjun kucağımdan kalktı. "Hadi Jimin! Taehyung hep oynuyor onunla. Sende oyna." Demek Taehyung oynuyordu. O zaman benimde oynamamda bir sorun yoktu. Ayağa kalktım ve Minjun'un bana uzattığı çubuğu aldım.

Vücuduma çubuğu değdireceği her an uzaklaşmayı başarıyordum. Minjun ise heyecanlı bir şekilde etrafımızda konuşuyordu. Arkama adım attığım anda Minjun'un orada olduğunu görmedim. Üstüne düşeceğim esnada belime sarılan el ve beni kendine çeken bedenle olası felaketin önüne geçmiştik.

Dudaklarımız birbirine çok yakınken gözlerimi kırpıştırdım. Birden bu hale nasıl gelmiştik? Beni temkinli bir şekilde bırakıp boğazını temizledi. "Minjun." Oğluna seslendiğinde Minjun gözlerini ikimizin arasında gezdirmeyi bırakıp ona döndü. "Efendim baba." Jungkook benim elimden çubuğu alıp kendininkiyle beraber kaldırırken "Sağlık kontrolün var." Demesiyle Minjun yere çöktü. "Gitmek istemiyorum!" Anlaşılan doktorlardan hoşlanmıyordu.

Kral alfasını kucağına aldığında ise yapabileceği bir şey kalmamıştı.

—-

Jungkook ile saraydaki doktorun odasında bekliyorduk. Minjun ve doktor ise yan odada kontroldeydi. "Minjun annesinin ölümünden sonra alfasıyla iletişim kurmakta zorlanıyor." Dediğinde üzüntüyle baktım alfaya. "Küçük biri için zor olmalı." Dediğimde başını salladı. "Hana annesi öldüğünde daha çok küçüktü. Zaten hemen Taehyung'u bulduk ama Minjun her şeyi farkındaydı ve birini istemedi." Anlaşılan bunca zaman hala birinin alınmamış olması bu yüzdendi.

"Ne olacak peki? Hep böyle mi devam edecek?" Başını olumsuz anlamda salladı büyük olan. "Hayır, bugünlerde baya iyi. Gittikçe iyi oluyor. Umarım sende ona çok iyi geleceksin." Dediğinde gülümsedim.

"Minjun göründüğünün aksine duygusal bir çocuk. Şimdiden aramız ısındı." Dediğimde kaşlarını çattı. "O bir alfa, duygusallığı aklının önüne geçemez. Onun yanında olduğun sürede buna çok dikkat et Jimin. Günü geldiğinde o bu krallığın alfası olacak." Dediğinde yüzüm düştü. Onu duygularından uzak yetiştirmek çok yanlıştı ama şu anlık sesimi çıkarmayacaktım. İlk günden kovulmak gibi bir niyetim yoktu.

"Peki efendim." Minjun somurtmuş bir şekilde odaya girdiğinde doktor hemen arkasındaydı. "Siz gidebilirsiniz." Dedi kral bana dönüp. Ayağa kalkıp küçük alfayı elinden tutup dışarı çıkardım. "Nasıl geçti bebeğim?" Omuz silkti ve benimle konuşmadığında olduğum yerde durdum. "Minjun küstük mü?" Eğilip onun boyuyla aynı hizaya geldim.

Boynuma sarılıp ağlamaya başlamasını beklemiyordum. Hüngür hüngür ağlayan bedeni kucağıma aldım ve odaya doğru yürümeye başladım. Bir yandan da sırtını sıvazlıyordum. "Neden ağlıyorsun?" Doktor ona kötü bir şey yapmış olabilir miydi?

"Her gitmemde bana annemi soruyor!" Dedi öfkeyle. Onun bu öfkesine anlam verememiştim. Yatağına oturduğumuzda gözlerimi onun yüzünde gezdirdim. "Sormasını istemiyor musun?" Başını iki yana salladı. "İstemiyorum." Yanağını okşarken bir soru daha sordum. "Neden peki?" Burnunu çekti ve çattığı kaşları ile birlikte sinirli çıkan sesiyle "Çünkü onu sevmiyorum." Dedi. Dediğini şeyle gözlerimi kocaman açtım. "Kimi? Doktoru mu?" Dediğimde kesin bir şekilde başını iki yana salladı.

"Annemi."

Tanrı aşkına bu da ne demekti?

———

"Minjun ile annesinin arası nasıldı?" Hoseok iç çekti. Bir yandan yemeğini yiyordu. "Kraliçe, Minjun'u çok severdi. Hem ilk çocuk hem de alfa bir oğlan olduğu için çok fazla ilgilenirdi onunla." Duyduğum şey ile kaşlarımı çattım. Gerçekten Minjun'a ilgi göstermesinin sebebi bu muydu?

"Başka?" Dediğimde kısa bir an düşündü. "Hana'ya hamileyken Minjun ile pek ilgilenemedi. O dönemler Minjun biraz annesi hakkında kötü düşünmeye başlamıştı." Minjun'un gözlerinde gördüğüm öfke aklıma geldiğinde kafamda bir sürü soru işareti oluştu. Bir çocuğu bu kadar öfkelendirecek şey ilgisizlik olamazdı. Bunun altında muhakkak bir şey olmalıydı.

Koridordan gelen bağırışlarla kaşlarımı çattım. Kral epey yüksek bir sesle birine bağırıyordu. Minjun'un sesini duyduğunda ayağa kalktım.

"Bir daha annen hakkında böyle konuşmayacaksın alfa!" Jungkook karşısına aldığı küçücük çocuğu azarlarken içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Minjun ise elinden geldiğince güçlü dursa da yaşından ötürü hemen ağlayacak gibiydi. Hana ve Taehyung ise onu hemen köşede izliyordu.

Hemen Minjun'un önüne geçtim. "Onunla bu şekilde konuşmanız doğru değil." Dediğimde kaşlarını çattı büyük olan. Oldukça yakınıma geldiğinde yüzlerimiz arasındaki mesafe yok denecek kadar azdı. "Oğlumla arama mı giriyorsun omega?" Minjun'un bacağımı çektiğini hissetsem de geri adım atmadım.

"Bana onu emanet ettiniz ve bende emanetime sahip çıkıyorum." Dediğimde gözlerime bakmaya devam etti. Sessizlik içinde birbirimize bakarken daha fazla dayanamadım ve Minjun'un elinden tutup "Odamıza geçelim." Diyip bizi o noktadan çıkardım.

——

Yemek saati geldiğinde normalde yemek salonuna geçmem gerekiyordu ama Minjun'u tek başına gönderip bende mutfaktaki yardımcıların sofrasına oturmuştum.

En son onlarla kahvaltı yapmak için oturduğumda hoş şeyler olmamıştı. Onlarla orada olmaktansa burada olmayı tercih ediyordum. Minjun'u her ne kadar tek bırakmak istemesem de mecbur olarak bırakmıştım.

Annesiyle ilgili daha dikkatli olmasını söylesem de beni dinlemiyordu. Bu konudaki sınırları anlaşılan çok keskindi. Bu sınırlar ilgisizlikten oluşmuş olamazdı.

İçeri beklenmeyen biri girdiğinde herkes şaşkınlıkla baktı. Onlardan duyduğum üzere Taehyung buraya uğramaz buradakilere üstten bakardı. "Kralımız seni sofraya çağırıyor." Dedi gözlerime bakarak. Bu sefer herkesin gözü bana dönmüştü. "Burada yiyeceğim." Dediğimde herkes bana endişeyle baktı. Neticede yaptığım kralın dediğini yerine getirmemekti. Taehyung ise bundan büyük bir zevk almış gibiydi. Omzunu silkti ve gitti.

Zaten en kısa zamanda bir daha o sofrada yemek yemeyeceğimi krala bizzat söyleyecektim. Aradan birkaç dakika geçtiğinde içeri giren bedenle herkes ayağa kalktı. Bende kalktığında koyu kahverengi gözleriyle bana baktı.

"Odama gel." Dedi kısa ve öz bir şekilde.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.