"Kralım, prensimize bakmak için uygun bir omega bulduk. Park Jimin, henüz genç bir omega ama daha önce krallığımızın anaokullarında çalışmış. Birçok kişiye sorduk hakkında kötü bir şey diyen çıkmadı. İzninizle kapıda. Onay için görüşmeniz gerekiyor." Jungkook dikkatle karşısındaki adamı dinledikten sonra başını salladı. "Gelsin." Karşısındaki adam doksan derece eğilip hızlıca kapıyı açtı ve birkaç bir şey söyledikten sonra içeriye bir omega girdi.
Açık kahverengi saçları, yeşil gözleri ve şık giyinimiyle girdi içeri omega olan. Yüzünde bir gülümseme vardı ve bu hali oldukça tatlı gözüküyordu. Jimin belli bir noktaya geldikten sonra durdu ve ayakta durmaya devam etti. Sonuç olarak o otur demedikçe oturamazdı. Karşısındaki alfanın ise onu oturtturmak gibi bir niyeti yoktu anlaşılan.
"Uzun zamandır oğluma bakması için biri arıyorduk. Bu yüzden lafı uzatmayacağım. Seni karşıma getirdilerse demek ki doğru kişisin." Jimin alfanın dediği cümlelere karşı gülümsedi. Çocuklarla ilgilenmeyi her zaman sevmişti. Üstelik bir prens ile ilgilecek olması kariyeri açısından çok önemliydi. Üstelik krallığın hiçbir anaokulunda almadığı maaşı alabilirdi! Bu başına talih kuşu konduğunun bir şeyiydi.
"Sarayda çoğu kişi alfa bu senin için bir sorun mu?" Dedi alfa olan. Jimin başını iki yana salladı. "Sorun değil efendim." Jungkook hoşnut bir gülümseme verdi. Oğluna bakıcı bulma işini epey süre geciktirmişti. "Bir de kızım var biliyorsun ki. Kızım sakindir onunla ilgilenen bir omega daha var zaten ama yine de arada ona da bakman gerekebilir." dediğinde bunu da onayladı omega olan.
"Kapıda seni Hoseok bekliyor. Sana ilk zamanlar o destek olacak. Alfamla tanışmaya gidebilirsin." Diyerek son sözlerini söyledi kral. Omega olan daha fazla beklemeden odadan çıktığında içindeki başarmışlık duygusuyla göğsünü dikleştirdi.
Jimin'in gözünden: (açıkcası yazar bakış açısıyla yazacaktım bu fici ama Chase yüzünden aşırı Jimin'in ağzındana dönüyor yazımım. Çok fazla düzeltme yaptığımdan Jimin'e döndüm. Umarım bu şeklini de seversiniz.)
Hoseok hanginiz diye sormamla birkaç yüz bana döndü. Bazıları beni baştan aşağı gözleriyle tararken içlerinden biri hafifçe elini kaldırıp "Benim." Dedi. Sonra aralarından çıktı ve önüme geldi. Alfa benden bir ya da iki santim olmalıydı. "Sen Minjun'a bakmak için alınmıştın değil mi?" Diye sordu gülümseyen bir yüzle.
"Evet, tanışabilir miyim?" Başını aşağı yukarı salladıktan sonra "Beni takip et." Dedi ve önden yürümeye başladı. "Minjun akıllı bir çocuk. Bizi her gün şaşırtıyor. Başta biraz ısınamazsa sana üzülme. Biraz zaman geçince alışır." Biraz öğüt niteliğinde konuştu.
Mavi bir kapının önünde durduğumuzda hemen karşı kapı da rengarenkti. "Bu oda prensesin. Neden kapı böyle diye sormak istersen de renkler arasında seçim yapamadı hepsi çok güzelmiş." Dediğinde güldük. "Çok tatlı." daha görmeden ısınmıştım minik omegaya.
Mavi kapıyı tıklattığında içeriden gelen sesleri duyabiliyordum. Kapıyı açıp benim görmem için kenara çekildi. Minjun elindeki tahta kılıçla şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Tahta kılıcı yukarı doğruydu. Anlaşılan tam oyun oynarken basmıştık onu ve o da oynadığı şekilde kalmıştı.
Elini indirip tahta kılıcını yere bıraktı ve eğilip selam verdiğinde şaşkınca ona baktım. O bir prensti benim karşımda eğilmemeliydi. Hemen eğildiğim sırada Hoseok "Minjun bak." Beni sırtımdan biraz ittirdi. Bu sayede kısmen odanın içine girmiştim. O ise dikkatli bir şekilde beni izliyordu.
"Jimin'e merhaba de. Bundan sonra seninle o ilgilenecek. Kralımız onu üzmemen gerektiğini söyledi." Minjun onu dinledikten sonra başını salladı ve bana yaklaşıp küçük elini bana uzattı. "Ben Minjun. Beş yaşındayım." Diğer eliyle beş parmağını gösterdi. Bu tatlılığına karşılık yanaklarını ısırma isteğim arttı.
"Bende Jimin." Hoseok bu esnada odanın kapısını kapatıp çıkmıştı. Anlaşılan burada onunla yalnız kalıp birbirimize alışmamızı istiyordu. Minjun elimi bırakıp tahta kılıcını çekmeceye koyduğunda "Hey neden kaldırdın? Beraber oynayalım." Dedim. O ise başını iki yana salladı. "Sen omegasın ama. Babam omegalar çok narin dikkatli olmalısın diyor." Dediğinde kalbim eriyecek gibi hissettim.
———
Alfa ile birçok oyun oynamıştık şimdi de onu yatmaya hazırlıyordum. Kapı çaldığında alfa heyecanla kapı hizasına gelip "Gel." Dedi. Onu bu kadar heyecanlandıran ne merak etmiştim. İçeri kral girdiğinde şaşkınlıkla ona baktım. Odaya girmeden kapıyı çalan kral mıydı?
Minjun koşarak ona sarıldığında bende olduğum yerde kalmaya devam ettim. "Baba, ben Jimin'i çok sevdim!" Jungkook oğlundan aldığı dönütle bana döndü. "Anlaşabilmenize sevindim." Dediğinde alfayı kucağına aldı büyük beden. "Kardeşine bakalım mı?" Minjun keyifle başını salladığında kral bana döndü.
"Sende gel. Diğer omega ile tanışmanı istiyorum." Demesiyle hemen onu onayladım. Rengarenk kapının önüne geldiğimizde onu da çaldı. İçeri girdiğimizde makyaj masasının önünde oturmuş bir prenses ve onun saçlarını ören bir omega karşıladı bizi.
"Hana biz geldik!" Minjun kralın kucağından indi ve koşarak kardeşine ulaştı. Omega hyungunu gördüğünde çabucak mutlu olduğunu belli eden bir şekilde feromonlarını yaydı. Kokusu gerçekten çok güzeldi.
Ona yardımcı olarak seçilmiş omega yanımıza geldi. "Ben Taehyung." Elini uzattığında uzattığı elini sıktım. "Jimin." Jungkook ise biz tanışırken çocuklarının yanına oturmuştu. "Baba sana da ruj sürelim mi?" Duyduğum şeyle onlara döndüm.
Hana elinde tuttuğu kırmızı ruju babasına doğru uzatmıştı. Jungkook başını iki yana salladı ve alfa oğlunu dizlerinin üzerine oturttu. "Ona yapmaya ne dersin?" Minjun duyduğu şeyle gözlerini dehşetle açtı. Küçük kız ise babasına sinsice gülümserken ruju açtı. Minjun kaçmaya çalışırken Jungkook onu tutuyordu.
Nihayet kaçmayı başaran alfa hemen yanıma geldi ve bacağıma sarıldı. Elimi saçlarında gezdirdim. "Hadi uyuyalım Jimin!" Jungkook duyduğu hitapla kaşlarını çattı. "Saygı göstermelisin Minjun. Ona adıyla hitap edemezsin." Minjun somurttu ve beni elimden çekip odadan çıkaracakken Jungkook "Sana dedim." Dediğinde kısaca "Tamam baba." Diye mırıldandı.
——
Minjun'u uyutmuş bana verilen küçük odama geçmiştim. Tabiki de büyük bir oda beklemiyordum bu yüzden sorun yoktu. En azından yatağı rahattı. Aniden açılan kapıyla yerimde doğruldum. Beni gören alfa korkuyla sıçradı. "Hassiktir!" Elleriyle gözünü kapattığında onun bu haline güldüm.
"Bakabilirsin sorun yok." Dememle elini çekti ve kararsızlıkla bana baktı. "Çok özür dilerim." Dediğinde omuz silktim. "Biraz korktum ama sorun yok." Dediğimde gülümsedi. "Namjoon ben. Ben seni tanıyorum da sen beni tanımıyorsun tabi. Bu odayı sana verdiklerini bilmiyordum." Dediğinde kaşlarımı çattım.
"Yoksa senin odan mıydı?" Ellerini iki yana salladı. "Yok yok! Burası boştu. Ben-ben burayı kaçmak için kullanıyorum." Diyerek itirafta bulundu. "Nasıl yani? Nereden kaçmak için." Güldü ve "Komutandan. Bay Min gerçekten bir saniye dinlenmemize izin vermiyor. Gördüğü an iş veriyor. Bir insan nasıl bu kadar iş verebilir ya?!" Dediğinde güldüm. Elimle yeri gösterdim. Odada oturabileceği bir yer yoktu. Yatağıma da kokusunun sinmesini istemezdim.
"Biraz dinlenebilirsin." Derin bir oh çektikten sonra yere oturdu. "Çok teşekkür ederim. Tüm gün ayaktayız, ayaklarım o kadar ağrıyor ki!" On beş dakika kadar Bay Min'e olan kötü duygularını dile getirdikten sonra o gitmişti bende uyumuştum.
——-
"Çok yakışıklı oldunuz alfam." Minjun ile kahvaltıya gitmeden önce onun kıyafetlerini giymesine yardımcı olmuştum. "Teşekkür ederim hyung." Dediğinde artık ismimle hitap etmiyor oluşuna dudak büktüm. Oysaki adımı çok tatlı söylüyordu.
"Hadi bakalım." Önden koşmaya başladığında bende hızlı yürüyerek ona yetişmeye çalıştım. Yemek salonuna girdiğimizde Hana, Taehyung ve Jungkook'un çoktan gelmiş olduğunu gördüm.
Minjun hemen oturduğunda bende yerime yerleştim. Jungkook'un başlamasıyla yemeğe başladığımızda kocaman yemek salonunda sessizlik hakimdi. Değişik bir peynir gördüğümde tadını merak etmiştim. Tabağıma alacağım sırada Hana yüksek sesiyle "Alamazsın." Demesiyle geri çekildim. "O Taehyung'un." Diyip tabağı onun önüne koydu.
Bu yaptığı küçük bir çocuk olsa da beni üzmüştü. Minjun çatılmış kaşlarıyla kardeşine baktı. "Jimin'de yiyebilir! Sanane!" Kral sahte bir şekilde öksürüp dikkatleri üzerine çekti. "Onu Taehyung için özel olarak getirtiyoruz oğlum." Dediğinde Minjun kaşlarını çattı. "Paylaşmamız gerektiğini sen öğrettin." Diyip cesur bir şekilde konuştu minik alfa. Şimdiden beni koruması ağlamama bile sebep olabilirdi.
"Benimle düzgün konuş alfa. Ses tonuna dikkat et ve kendi yemeğine odaklan." Diyip kestirip attı konuyu kral. Anlaşılan Taehyung onun için özel bir konumdaydı. Kısa bir an karşımda oturan omegaya baktıktan sonra tabağıma koymuş olduğum şeyleri bitirdim.
Jungkook'un göz ucuyla bana baktığını fark edebiliyordum. Muhtemelen bir dilim ekmek, üç zeytin ve iki dilim domates yemiş olmam garibine gitmişti. "Biraz daha ye." Dediğinde bunu belli etti. Başımı iki yana salladım. "Doydum." Dediğinde kararlı bakışlarına karşılık bende kararlılıkla baktım. Önüne döndü ve iç çektikten sonra yemeye devam etti.
Yalan söylemiştim. Kurt gibi açtım ama Hana'nın hareketi ve kralın dediklerinden sonra keyfim kaçmış yiyecek yüzü bulamamıştım kendimde.
——-
Ellerimi yıkayıp Minjun'un odasına döndüğümde hemen elimden tutup beni çekti ve odanın arka tarafına getirdi. Dolabını karıştırıp içinden bir kap çıkardığında kaşlarımı çattım. Kapağını açtığında gördüğüm pişi, zeytin, salatalık dilimleri, biraz patates kızartmasıyla şaşkınlıkla baktım alfaya.
"Açtın niye yalan söyledin?" Dedi elinde tuttuğu kapla bana bakarken. Bu tatlı hareketi karşısında büyülendiğimi hissettim. Kabı elime verdi ve yere bağdaş kurup oturdu. Bende onun gibi yere oturup saçlarını okşadım.
"Sen çok iyi bir alfasın Minjun."
Biraz az Jikook vardı bu bölüm maalesef ama olsun be... ilkin günahı olmaz.
ÖPÜLDÜNÜZ
